“Tehlikeli kadın” tanımı, ilk bakışta çarpıcı ve iddialı bir etki yapar. Ancak bu ifade çoğu zaman gerçeğin kendisinden çok, algıların ve anlatıların ürünüdür. Popüler kültür, tarih yazımı ve psikoloji literatürü, manipülasyon kavramını sıklıkla kadın figürleri üzerinden okumayı tercih eder. Oysa manipülasyon cinsiyetten bağımsız olarak güç, zeka ve ikna kabiliyetiyle ilgilidir. Buna rağmen medya ve sanat dünyası, bu görünmez gücü dramatik bir biçimde kadın karakterlere yüklemeye devam ediyor.
“Kanlı Mary” olarak da bilinen İngiltere Kraliçesi I. Mary, saltanatı boyunca ülkede Katolikliği yeniden tesis etmeye çalıştı. Bu süreçte yürürlüğe koyduğu sapkınlık yasaları nedeniyle 300’den fazla Protestan diri diri yakılarak idam edildi. Mary, bu eylemlerinden dolayı hiçbir zaman yargılanmadı. Ancak ölümünün ardından Katolikliğin yeniden kurulmasına yönelik tüm düzenlemeler geri alındı.

Aileen Wuornos, ABD’nin ilk kadın seri katili olarak kabul edilir. Otoyollarda fuhuş yapan Wuornos, 1980’lerin sonu ile 1990’ların başında Florida’da yedi erkeği öldürüp soydu. Cinayetleri meşru müdafaa kapsamında işlediğini öne sürse de altı cinayetten suçlu bulundu ve idam cezasına çarptırıldı. 2002 yılında zehirli iğneyle idam edildi. Hayatı, bir yıl sonra Oscar ödüllü Monster filmine konu oldu.

Myra Hindley, İngiliz suç tarihinin en kötü şöhretli kadınlarından biridir. Partneri Ian Brady ile birlikte 1960’larda “Moors Cinayetleri” olarak bilinen olayları gerçekleştirdi. Çift, beş çocuk ve genci kaçırarak cinsel işkenceye maruz bıraktı ve öldürdü.

Karla Homolka, Kanada’nın en kötü şöhretli kadın seri katillerinden biridir. Eşi Paul Bernardo’ya en az üç kadının cinsel istismara uğraması ve öldürülmesinde yardım etti. Kurbanlardan biri kendi kız kardeşiydi. Savcılıkla yaptığı anlaşma sayesinde yalnızca 12 yıl hapis cezası aldı.

Rosemary West, İngiltere’de işlediği vahşi suçlarla tanınır. Eşi Fred West ile birlikte çok sayıda genç kadına cinsel saldırıda bulunmuş, onları öldürmüş ve cesetlerini evlerinin bodrumuna gömmüştür. Kurbanlardan biri kendi kızları Heather’dı.

Amelia Dyer, tarihin en üretken seri katillerinden biri olarak kabul edilir. Viktorya döneminde yaklaşık 20 yıl boyunca 400’den fazla bebeği öldürdüğü tahmin edilmektedir.

Guinness Dünya Rekorları’na göre Kontes Elizabeth Báthory, tarihte en fazla cinayet işlediği iddia edilen kadın seri katildir. 1585–1610 yılları arasında yaklaşık 650 genç kadını işkence ederek öldürmekle suçlanmıştır. Hakkında ciddi kanıtlar bulunmasına rağmen, soylu ailesinin nüfuzu nedeniyle hiçbir zaman resmen yargılanmadı.

Tarih boyunca birçok kadın, siyasi zekâsı, diplomatik hamleleri ve stratejik kararlarıyla etkili roller üstlendi. Antik dönemlerden monarşilere uzanan bu süreçte, kadınların gücü çoğu zaman şüpheyle karşılandı. Erkek egemen tarih anlatısında, güçlü bir kadının attığı adımlar “entrika” ya da “manipülasyon” olarak yorumlanırken, benzer yöntemleri kullanan erkekler “usta siyasetçi” olarak tanımlandı. Bu yaklaşım, “tehlikeli kadın” algısının kökleşmesinde belirleyici oldu.

Manipülasyon yalnızca kurgu dünyasına ait değildir. İş yaşamında, siyasette ve sosyal ilişkilerde bu yöntemlerle sıkça karşılaşılır. Güçlü iletişim becerilerine sahip bazı kadın liderler, kitleleri etkileme ve yönlendirme konusunda oldukça başarılıdır. Ancak bu durum her zaman olumsuz bir anlam taşımaz. İkna yeteneği, etik sınırlar içinde kaldığı sürece liderliğin doğal bir parçası olarak kabul edilir. Sorun, bu gücün kişisel çıkarlar uğruna ve şeffaf olmayan biçimde kullanılmasıyla başlar.