Netflix’te yayımlanan The Art of Sarah kısa sürede dünya genelinde konuşulan dizilerden biri haline geldi. Lüks yaşam, statü hırsı ve sahte ihtişamın işlendiği hikaye izleyicilerin ilgisini çekmeyi başaran yapımlardan biri oldu. Bölümler ilerledikçe ortaya çıkan dolandırıcılık ağı ise sosyal medyada geniş çaplı tartışmalara yol açtı. İşte detaylar…
Dizide anlatılan hikayenin Güney Kore’de yaşanan gerçek bir skandala benzetilmesi dikkatleri çekti. İzleyiciler dizinin ardındaki gerçek hikâyeyi merak etmeye başladı. The Art of Sarah dizisi, lüks dünyasının arkasındaki sahte ihtişamı anlatıyor. Netflix’in dikkat çeken Kore yapımlarından The Art of Sarah, Sarah Kim adlı gizemli bir iş kadınının yükseliş hikayesini merkezine alıyor. Shin Hye-sun’un hayat verdiği karakter, Boudoir adlı çanta markasını kısa sürede elit çevrelerin gözdesi haline getiriyor. Marka yalnızca zengin müşterilere hitap eden, Avrupa kökenli ultra lüks bir moda evi olarak tanıtılıyor.

Dizinin ilerleyen bölümlerinde ortaya çıkan gerçek tablo ise oldukça farklı. Boudoir markasının ürünleri aslında Avrupa’da üretilmiyor. Çantalar düşük maliyetli malzemelerle Kore’de hazırlanıyor, ardından Avrupa üretimi gibi gösterilen belgelerle pazarlanıyor. Sarah Kim’in kurduğu sistem, statü ve prestij arzusunu kullanarak büyük kazanç elde etmeyi amaçlayan bir dolandırıcılık planına dönüşüyor.

The Art of Sarah resmi olarak kurgu kabul edilse de izleyicilerin aklına Güney Kore’de 2006 yılında patlak veren Vincent & Co. vakası geliyor. O dönemde piyasaya çıkan Vincent & Co. adlı saat markası, köklü İsviçre mirasına sahip elit bir saat üreticisi olarak tanıtılmıştı. Marka kendisini Avrupa kraliyet ailelerine saat üreten prestijli bir şirket gibi lanse ediyordu. Tanıtım kampanyaları da oldukça iddialıydı. Seul’ün lüks Cheongdam-dong bölgesinde gösterişli bir açılış etkinliği düzenlendi ve dönemin ünlü oyuncuları ile moda dünyasının tanınmış isimleri davet edildi.

Lee Jung-jae ve Choi Ji-woo gibi isimlerin etkinliğe katılması markanın güvenilirliğini hızla artırdı. Vincent & Co. saatleri piyasaya sürüldüğünde fiyatlar dikkat çekiyordu. Bazı modeller yaklaşık 100 milyon won seviyesinde satılıyordu. Ünlüler ve iş insanları tarafından kullanılmaya başlayan saatler kısa sürede statü sembolüne dönüştü. Marka satışlardan yüz milyonlarca won gelir elde etti, ayrıca distribütörlük ücretleri sayesinde büyük kazanç sağladı. Ancak şikayetler gelmeye başlayınca polis soruşturması başlatıldı. Yapılan incelemelerde saatlerin İsviçre üretimi olmadığı ortaya çıktı. Parçalar Hong Kong ve Çin’den getiriliyor, montaj ise Güney Kore’de gerçekleştiriliyordu. Daha sonra saatler İsviçre’ye götürülüp tekrar ithal edilerek sahte şekilde “İsviçre üretimi” algısı oluşturuluyordu.

Dolandırıcılık hikayesinin dizideki olayla paralel ilerlemesi, “gerçek hikayeye mi dayanıyor?” sorusunu gündeme getirdi. Soruşturma sonunda dolandırıcılık planının arkasındaki isim suçlu bulundu ve dört yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme kararında tüketicileri bilinçli şekilde yanıltma ve büyük çaplı maddi kazanç elde etme gerekçe gösterildi. İzleyicilerin Vincent & Co. vakasıyla benzerlik kurmasının nedeni de buradan kaynaklanıyor. Her iki hikayede de prestij algısı gerçeğin önüne geçiyor. Sahte hikayeler ve gösterişli pazarlama teknikleri geniş kitleleri etkileyebiliyor.

Netflix dizisi The Art of Sarah küresel izleyici kitlesine ulaştıkça eski skandal yeniden gündeme taşındı. Dizi yapımcıları gerçek olaydan doğrudan esinlenildiğini doğrulamasa da ortaya çıkan benzerlikler tartışmalara yol açmaya devam ediyor.