Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
İngiltere, 23 Haziran 2016’da yapılan referandumda Avrupa Birliği’nden ayrılmayı seçti. O gün sandıktan yüzde 51,9 “ayrılalım”, yüzde 48,1 ise “kalalım” oyu çıktı. Kıl payı alınan bu karar, ülkenin hem siyasetinde hem de ekonomisinde yıllarca sürecek sarsıntının başlangıcı oldu.
Aradan geçen 10 yılda Brexit’in etkileri hâlâ hissediliyor. Siyasi belirsizlik, hükümet krizleri, ticarette artan bürokrasi ve zayıflayan yatırım iştahı... İngiltere’nin önündeki tablo pek parlak değil.
Bugün iktidardaki İşçi Partisi’nin yaşadığı liderlik belirsizliği de birçok kişiye göre Brexit sonrası oluşan siyasi kırılmanın yeni bir yansıması. Ekonomik tarafta ise tartışma daha da sert.
Brexit öncesi yapılan en karamsar tahminlerin bazıları gerçekleşmedi. İngiltere’de referandumun hemen ardından büyük bir resesyon yaşanmadı, konut piyasası da çökmedi. Ancak ekonomistler, AB’den ayrılmanın ülkenin büyüme potansiyelini aşağı çektiği konusunda büyük ölçüde hemfikir.
Tahminler farklılık gösterse de, Brexit nedeniyle kaybedilen ekonomik üretimin yüzde 2 ile yüzde 8 arasında olduğu düşünülüyor. Elbette bu etkiyi tek başına Brexit’e bağlamak kolay değil. Pandemi, Ukrayna savaşı sonrası yaşanan enerji krizi ve küresel ekonomik dalgalanmalar da tabloyu ağırlaştırdı.
Yine de sonuç değişmiyor: Brexit, iş yatırımlarını zayıflattı, verimliliği düşürdü ve yaşam standartları üzerinde baskı yarattı.
Oxford Economics’in kıdemli danışmanı ve eski İngiltere Merkez Bankası yetkilisi Michael Saunders, Brexit’in ekonomiye sürekli yük bindirdiğini söylüyor. Saunders’a göre ayrılık, İngiltere’nin normal şartlarda ulaşabileceği gayrisafi yurt içi hasıla seviyesini aşağı çekiyor. Bu da devletin vergi gelirlerini azaltırken, vergi artışları ve harcama kesintileri baskısını artırıyor.
Brexit yanlısı bağımsız ekonomist Julian Jessop bile ayrılığın ilk etkilerinin “açıkça olumsuz” olduğunu kabul ediyor. Ancak Jessop, maliyetlerin beklenenden daha sınırlı kaldığını ve zamanla etkisinin azalacağını savunuyor.
Brexit kampanyasında daha az düzenleme, daha düşük göç, daha güçlü kamu hizmetleri ve yeni ticaret anlaşmaları vaat edilmişti. Fakat 10 yıl sonra bu vaatlerin ne kadarının hayata geçtiği tartışmalı.
İngiltere’nin Avustralya, Yeni Zelanda, Hindistan ve Japonya gibi ülkelerle yaptığı ticaret anlaşmaları, AB ile yürütülen dev ticaret hacmiyle kıyaslandığında oldukça sınırlı kalıyor. Resmi verilere göre İngiltere ile AB arasındaki ticaretin değeri geçen yıl 856 milyar sterline ulaştı.
Göç konusu ise Brexit’in en çok tartışılan başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Brexit sonrası göç sistemi 2021’de devreye girdi. Buna rağmen İngiltere’ye net göç, 2010’lu yıllardaki yıllık 250 bin seviyesinden 550 bin ortalamasına yükseldi.
2023 yılında net göç 950 bine yaklaşarak tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı. AB dışından gelen göçmen sayısındaki artış bu tabloda etkili oldu. Sonrasında yeni politikalarla rakamlar sert şekilde geriledi, ancak Brexit’in göçü azaltacağı yönündeki vaatler ciddi biçimde sorgulanmaya başladı.
YouGov’un bu ay yayımladığı ankete göre İngilizlerin 10’da 6’sı Brexit’i başarısızlık olarak görüyor.
İngiltere’nin West Midlands bölgesinde yaşayan yazılım geliştiricisi Geraint de 2016’da Brexit lehine oy kullananlardan biri. O dönemde artan göçün sağlık sistemi ve kamu hizmetleri üzerindeki baskıyı artırdığını düşündüğünü söylüyor.
Ancak bugün aynı tercihi yapmayacağını belirtiyor. Geraint, ikinci bir şansı olsa yüzde 100 AB’de kalma yönünde oy kullanacağını ifade ediyor. Özellikle iş fırsatlarının azalmasından şikâyet eden Geraint, ülke olarak daha iyi durumda olunacağının söylendiğini ancak bunun gerçekleşmediğini düşünüyor.
2016 referandumu aslında yalnızca başlangıçtı. İngiltere ile Avrupa Birliği arasındaki yeni ticaret ilişkisinin nasıl şekilleneceği yıllarca belirsiz kaldı.
İngiltere, AB’den resmi olarak Ocak 2020’de ayrıldı. Ticaret anlaşması ise aynı yılın sonunda imzalandı. Asıl zorluklar da bundan sonra başladı.
Brexit öncesinde İngiltere, AB gümrük birliği ve tek pazarının içindeydi. Mallar, insanlar ve sermaye serbestçe hareket edebiliyordu. İngiltere’nin güneydoğusundaki bir çiftçi, kamyon dolusu patatesi Paris’e neredeyse Londra’ya gönderir gibi ulaştırabiliyordu.
Şimdi ise aynı patatesler Fransa’ya geçmeden önce gümrük kontrollerinden ve sağlık denetimlerinden geçmek zorunda. Küçük gibi görünen bu işlemler, özellikle ihracat yapan şirketler için ciddi maliyet ve zaman kaybı anlamına geliyor.
Alman mühendislik şirketi Bosch’un İngiltere birimi, Brexit öncesinde yılda yalnızca 40 ithalat işlemi yürütürken bugün bu sayı 10 bine ulaşmış durumda. Şirket, bu idari yükü yönetebilmek için yaklaşık 12 çalışanını özel bir departmanda görevlendirdi.
Bosch, İngiltere’yi hâlâ iş yapmak için cazip bir pazar olarak görüyor. Ancak küçük şirketler için durum daha zor. Binlerce işletmenin AB ile ticareti tamamen bıraktığı, daha fazlasının ise bunu değerlendirdiği belirtiliyor.
İngiliz Ticaret Odaları’nın 2021’den bu yana yaptığı yıllık araştırmalar da şirketlerin çoğunun İngiltere-AB ticaret anlaşmasının satışlarını artırmalarına yardımcı olmadığını düşündüğünü gösteriyor. Kurumun ticaret politikası başkanı William Bain, anlaşmanın ticaretin önünde sürekli bir engel oluşturduğunu söylüyor.
Veriler de bu görüşü destekliyor. İngiltere’nin mal ihracatı, 2016’dan bu yana diğer büyük ekonomilere kıyasla geriledi. Düşüşün sadece AB ile sınırlı kalmaması ise daha dikkat çekici. Capital Economics’in baş İngiltere ekonomisti Paul Dales’e göre bu durum, Brexit’in genel olarak İngiltere’nin mal ticaretine olan ilgisini zayıflatmış olabileceğine işaret ediyor.
Mal ticaretinde yaşanan kayıplara rağmen hizmet ihracatı büyümeyi sürdürüyor. İngiltere, ABD’nin ardından dünyanın en büyük ikinci hizmet ihracatçısı konumunda. Finansal hizmetlerde ise dünyanın en büyük net ihracatçısı olmayı sürdürüyor.
Finans ve buna bağlı profesyonel hizmetler, geçen yıl İngiltere ekonomisinin yüzde 11’ini oluşturdu. Sektörde 2,5 milyon kişi çalışıyor ve bu istihdamın üçte ikisi Londra dışında bulunuyor.
Brexit sonrası Londra’nın finans merkezi olma gücünü Paris, Frankfurt ya da başka Avrupa kentlerine kaptıracağı yönündeki tahminler ise gerçekleşmedi. İngiltere, finansal hizmetlere yönelik doğrudan yabancı yatırımlarda Avrupa’nın en önemli adresi olmaya devam ediyor.
EY verilerine göre İngiltere, 2015 ile 2025 arasında finansal hizmetler alanında 949 doğrudan yabancı yatırım projesi çekti. Bu sayı Fransa ve Almanya’nın toplamından daha fazla.
EY ortağı Andrew Pilgrim, İngiltere’nin finans merkezi olarak genel bir gerileme yaşamadığını düşünüyor. Pilgrim’e göre Londra ve İngiltere, bölgedeki küresel finans merkezi konumunu koruyor.
İngiltere ekonomisinin güçlü tarafları olsa da, yaklaşık yarım milyar tüketiciye sahip AB pazarına eskisi gibi engelsiz erişimin yerini doldurmak kolay görünmüyor.
Buna rağmen ne siyasetçiler ne de iş dünyasının büyük bölümü Brexit’i tersine çevirip yeniden AB’ye katılmayı açıkça savunuyor. Çünkü konu hâlâ son derece bölücü.
İngiliz Sanayi Konfederasyonu yöneticilerinden Sean McGuire’a göre yeniden üyelik, yeni bir belirsizlik dalgası yaratabilir. Şirketler mevcut ticaret düzenine henüz alışmaya başlamışken, yeni bir değişim süreci iş dünyasını yeniden zorlayabilir.
İşçi Partisi’nin 2024’te iktidara gelmesinin ardından İngiltere ile AB arasındaki ilişkilerde daha yakın bir dönem başladı. Başbakan Keir Starmer, ilişkileri “yeniden başlatma” sözü verdi. Güvenlik ve savunma alanlarında bağlar güçlenirken, gıda ürünleri gibi başlıklarda yeni anlaşmalar için de umut var.
Yine de bu adımların ekonomik büyümeyi ne kadar artıracağı konusunda şüpheler sürüyor. Çünkü AB pazarına daha geniş erişim sağlamak, İngiltere’nin kendi kurallarını belirleme özgürlüğünden bazı tavizler vermesini gerektirebilir. Bu da Brexit tartışmasının en hassas noktalarından biri.
Julian Jessop ise İngiltere’nin AB kurallarından ayrılmasının sağladığı alanı daha iyi kullanması gerektiğini savunuyor. Ona göre ülke, AB ile yakınlaşmaya odaklanmak yerine imar kuralları, konut üretimi ve iş gücü piyasasındaki düzenlemeler gibi kendi ekonomik sorunlarını çözmeye yönelmeli.