Tgrt Haber

Yazarlar

Tümü
Meşgul olmanın yüceliği yanılgısı

Günümüzün hızlı tempolu dünyasında, meşgul olmak adeta bir başarı simgesi haline gelmiş durumda. Çoğumuz, günün her saatini bir şeylerle doldurmanın, sürekli olarak üretken olmanın ve durmaksızın çalışmanın övüldüğü bir kültürde yaşıyoruz. Ancak bu "MEŞGULİYET YÜCELTMESİ” hem fiziksel ve zihinsel sağlığımızı olumsuz etkiliyor hem de yaşamın gerçek anlamını göz ardı etmemize neden oluyor.

Meşgul olmanın yüceltilmesi, verimlilik ve başarı ile özdeşleştiriliyor. Sosyal medya platformlarında, sürekli olarak dolu ajandalar ve uzun yapılacaklar listeleri paylaşan insanları görmek olağan hale geldi. Ancak bu sürekli meşgul olma hali, aslında derin bir huzursuzluk ve tatminsizlik kaynağı olabilir. Zira sürekli bir şeylerle meşgul olmak, anı yaşamayı ve gerçekten önemli olan şeylere odaklanmayı engeller.

Meşguliyetin övüldüğü bu kültürel bakış açısı, çocukların hayatına da yansıyor ve onların da sürekli meşgul tutulması gerektiği düşünülüyor. Ebeveynler ve eğitimciler, çocukları her anını planlanan aktivitelerle doldurarak onların daima üretken olmasını teşvik ediyor. Ancak, çocukların da dinlenmeye, oyun oynamaya ve hayal güçlerini serbest bırakmaya ihtiyacı vardır. Oysa aşırı programlanmış yaşam tarzı, çocukların stres seviyelerini artırabilir ve doğal gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebilir. Çocuklara da sakinleşmeyi ve anı yaşamayı öğretmek, onların sağlıklı ve mutlu bireyler olarak büyümelerine katkı sağlar.

Meşgul olmanın parlatıldığı bu dönemde sakinleşmek ve anı yaşamak, modern hayatın karmaşasında kaybolan değerler haline geldi. Oysa ki, sakinleşmek, stres düzeylerini azaltmanın ve genel iyilik halini artırmanın anahtarıdır. Zihni ve bedeni dinlendirmek, oluşturuculuğu artırır ve karar verme yetisini güçlendirir. Meşguliyetin sürekli olarak yüceltilmesi ise zamanla tükenmişlik, enerji kaybı, umutsuzluk ve motivasyon eksikliği şikayetlerine yol açar. Bu duruma düşmemek için, kendimize dinlenme ve yenilenme zamanı ayırmak esastır. Zaman yönetimi stratejilerini kullanarak, iş ve kişisel yaşam arasındaki dengeyi sağlamak mümkündür. Özellikle "hayır" demeyi öğrenmek, gereksiz yükümlülüklerden kaçınarak daha anlamlı işlere odaklanmamıza yardımcı olur.

Sakinleşmek ve hayatın tadını çıkarmak, sadece bireysel düzeyde değil, toplumsal düzeyde de faydalıdır. Gerçek başarı, meşguliyetin miktarıyla değil, yaşanan anların kalitesiyle ölçülür. Hayatın hızına kapılmak yerine, durup nefes almak, kendimizi dinlemek ve gerçekten önemli olan şeylere odaklanmak, huzurlu ve dengeli bir yaşamın anahtarıdır.

Pelin Öztaş

16 Mayıs 2024
Girişimcinin terlikle mücadelesi

İyisiyle kötüsüyle çoğunlukla seçemediğimiz ailelere sahibiz. Aile derken içim bazen cız ediyor, zira; annesini, babasını kim bilir belki genç yaşta abla, abi yada kardeşini kaybedenler için üzgünüm, yaranızı deşmek değil amacım. Ancak hayat acımasız ve bazen adaletsiz gibi gelir insana. Neyse tatsız konuları bırakalım ve aile derken yakın çevremizde bizlerin yetişmesine katkıda bulunan ya da köstek olan insanlardan biraz bahsedelim. 

Hangimiz anne terliğinin tadına bakmadık ki! Bir hayalinizi, ya da saçma bir düşüncenizi dile getirdiğiniz zaman evdeyseniz annenizin menzilinde olmamanız gerekir. Çünkü her an terlikle burun buruna gelebilir ve girişimci ruhunuza ilk darbeyi alabilirsiniz ki bu konuda çok yeteneklidirler, isabet oranları da oldukça iyidir. Yaptığınızın yanlış olduğu düşüncesiyle can havliyle salondan uzaklaşırken, mutfak girişinde kurtuldunuz sandığınız anda o terlik mutlaka sizi yakalar ve kendinize getirir :) Şaka yollu olsa da aykırı düşüncelerin genelde maruz kaldığı bir durumdur bu. Kimi zaman abiniz ya da ablanızın kimi zaman evin reisi babanızın söylemleri ile artık saçmalıklarınızı kendinize saklar olursunuz. Şimdilerde kutunun dışında düşün diye naralar atılan girişimcilik sohbetlerinden çok uzakta ama gerçekliğin ta kendisiyle yüzleşirsiniz. Tabi her zaman durum bu şekilde olmayabilir.

Girişimcilik, bir fikri hayata geçirme ve yeni çözümler üretme sürecidir. Bu yolculukta en büyük destekçiler genellikle en yakınımızdaki insanlar olur: Ailemiz. Aile, girişimcilik ruhunu besleyen bir laboratuvar gibidir. En saçma fikirlerinizi yüksek sesle konuşmaya başladığınız ve kafalarını ilk şişirdiğimiz insanlardır. Size sabır gösteren, yol gösteren, deneyim kazandıran yer de orasıdır. Girişimcilik serüvenine atılan birçok kişi için aile, ilk fikirlerin paylaşıldığı, ilk geri bildirimlerin alındığı ve cesaretin toplandığı yerdir. Aile fertleri, özellikle de ebeveynler, çocuklarını risk almaya teşvik edebilir, onların yaratıcılıklarını destekleyebilir ve bağımsız düşünmelerini sağlayabilir. Bu destek, çocukların özgüveninin artmasına ve problem çözme becerilerinin gelişmesine yardımcı olur.

Maalesef herkes bu kadar şanslı olamayabiliyor. Anlayışsız insanlar arasında yaşıyorsanız her hareketiniz, tavrınız her geçen gün törpülenir. Anlayışsız biraz ağır oldu biliyorum, kastettiğim; yeni fikirlere açık olamayan daha kötüsü ön yargılarından bir türlü kurtulamayan insanlar aslında. Öyle zordur ki hayallerine gem vurulan bir ortamda nefes almak; tek rakibiniz sigortalı işi olan komşunun ya da akrabanın çocuğudur. Hayat boyu peşinizi bırakmayacak bir kabus gibidir. Ne yapsanız ne deneseniz başarılı olsanız dahi, hep iyi bir seçenekmiş gibi sinsice bekler başarısız olacağınız anı.


Oysa birçok girişimci için ilk yatırımcı da ailesidir. Aile bireyleri, hem maddi hem de manevi destek sağlayarak girişimcinin yolculuğunda önemli bir rol oynar. Bu destek, girişimcinin iş fikrini test etmesine ve pazar yerinde kendini kanıtlamasına olanak tanır. Ancak, aile içindeki maddi destek dengeli bir şekilde yönetilmelidir. Aşırı maddi destek, girişimcinin gerçek dünya şartlarında ayakta kalma yeteneğini zayıflatabilir. Her ne kadar aile büyük bir destek sağlasa da, aşırı koruyuculuk veya yüksek beklentiler girişimcinin üzerinde baskı oluşturabilir. Aile bireyleri arasında iş ve kişisel ilişkilerin iç içe geçmesi, profesyonellikten ödün verilmesine ve kararların objektif olmaktan çıkmasına neden olabilir. Bu durum, işin büyümesini ve gelişmesini engelleyebilir.

Girişimcilik ve aile ilişkileri arasındaki dengeyi bulmak, sürdürülebilir başarı için kritik öneme sahiptir. Aile bireylerinin girişimciye destek olurken aynı zamanda bağımsız bir yapıyı teşvik etmeleri gerekir. Sanırım ülkemizde en zorlanılan kısım burası.. Hiç ortamız yok, ya köstek oluyoruz, ya da o kadar çok verici davranıyoruz ki, girişimci olabilecek aile ferdini tembelleştirebiliyor ve gerçek hayattan uzaklaştırıyoruz.

Aile, girişimciliğin en değerli ve en zorlu merkezlerinden biridir. Doğru destekle aile, girişimcilik ruhunu ateşleyen ve sürdürülen başarılara zemin hazırlayan bir temel olabilir. Ancak, bu destek dengeli ve stratejik bir şekilde sunulmalıdır. Girişimcilik yolculuğunda aile desteği ile birlikte bağımsız kararlar almak ve profesyonel yardım almak, uzun vadede başarıya ulaşmanın anahtarlarından biridir.

Bir çok girişimcilik merkezi açıldı, çok başarılı olanlar da var, popüler bir nedenle açılmaya devam edenler de var. Dört duvar 3 masa 5 sandalye ile bu işlerin olamayacağını vurgulamak için sizlerle düşüncelerimi paylaşmak istedim aslında. Ya da ben acımasız davrandım belki! Tamam sizin istediğiniz olsun son teknoloji araç gereçlerle donatılmış bir girişimcilik merkezini ele alalım; içinde girişimci ruhu olmadan o merkez ne işe yarar ki. Bu durumu şimdilerde maalesef yaşıyoruz. O kadar çok girişimcilik merkezi var ki, bizim ülkede o kadar girişimci yok. İmkanlar bu kadar fazla değilken, merkez yok, eğitim yok diyorduk şimdilerde ise yenilikçi girişimci bulmakta zorlanıyoruz. Yani demem o ki güzel güzel binalar merkezler yapmak yerine bu işin ruhuna odaklanalım, deneyime dayalı işler planlayalım, tohumun ekilmesinden itibaren sulamasını düzgün yapalım. Ve bunu önce en yakınımızdan başlayarak yapalım. Komşunun tavuğu kaz görünmesin, evinizin içindeki çirkin ördek yavrusuna, farklı düşünen çocuğa kulak verelim. Belki o kadar oyuncağı kırmasının nedeni sadece içindeki mekanizmayı merak etmesidir. Onu hiperaktivite ilaçları ile sanki bir hayvanı sakinleştirmeye çalışırcasına davranmak yerine yanına oturup anlamaya çalışmanız eminim hepinize katkı sağlayacaktır. Sözüm meclisten dışarı tabi :) 

Siz her konforu sağlasanız da zihnen hala; bir masa üç sandalye olan insanları nasıl girişimci yapacaksınız. Onlara ne ara cesaret verecek, deneyim kazandıracak hatta motive edeceksiniz. Aynı; okulları hapishane gibi demir parmaklıklar ile inşa edip, zorla içeride tutmaya çalışan bir kafa gibi davranarak onlara nasıl uçmayı, uzayı öğreteceksiniz, özgürlükten bahsedeceksiniz. 

Önce çekirdek aileden başlayarak, deneyerek, başarısız olarak fakat aynı zamanda hep aynı cesarete sahip olan girişimci ruhlu insanlar yetiştirmedikçe, kültür aşılamadıkça, hep bir eksik olacak bu hikaye. Binlerce okul yapıp, betonarme bloklar, yapılar arasında sizi anlayacak kimseyi bulamamak gibi.
Betonarme yapıların, devasa işletmelerin, okulların yapılmasına rağmen kültür şokunun yaşanması, eğitim düzeyinin niteliğinin her geçen gün azalmış olması bunun en iyi belirtisi değil mi? 

Oysa girişimcilik, bir meslek mi yoksa yaşam biçimi mi olduğu sürekli tartışılan bir konudur. Zorluklar mı bizi girişimci yapar, fırsatlar mı? Yoksa zorluklar aslında birer fırsat mıdır, adaletsizlik midir? Bu kargaşa içinde yine de mikro düzeyde en iyi girişimcilik merkezi şimdilik aile değilse de aile olmalıdır.

Çünkü girişimcilik bir kültürdür ve bu kültürün oluşması kolay değildir, uzun zaman alır. Eğer en aykırı düşüncelerinize, gelecek planlarınıza, hayal dünyanıza saygı duyan ve sizi anlamaya çalışan insanlarla birlikte olursanız, onların desteğini alırsanız, başarısız olduğunuzda öğrenmenizi sağlayacak insanlardan oluşan bir aileniz olursa her şey daha kolay ve güzel olurdu.

Son olarak genç girişimci arkadaşlarıma tavsiyem şudur: Ailemiz bizi anlamıyor demek yerine, onların anlaması için hiç adım attınız mı? Mesela yeni bir teknoloji çıktığında "Sen ne anlarsın?" demek yerine, dokuz ay seni karnında taşımış, yıllarca seni yetiştirmiş annen, evi geçindirmek için uykusuz kalmış baban, ya da bir diğer aile ferdinin seni anlaması için sen ne yaptın? Şimdi senin sıran.
Eğer o evin içinde bir şeylerin değişmesini istiyorsan, ilk girişimcilik hikayen başlıyor.
Bazen kendi gideceğin yolun asfaltını kendin dökmen, o kaldırım taşlarını kendin döşemen gerekir.

 

 

16 Mayıs 2024
Mazeret yok

Bu sezon Beşiktaş için işler hiç ama hiç iyi gitmedi. İnanılmaz kötü bir sezonda, Serdar Topraktepe’nin 2. defa gelişini de göz önünde bulundurarak 6. teknik adam, 2. başkan ile buralara kadar geldik. Lider ile puan farkı konusuna hiç girmeye bile gerek yok ama bu şartlarda önümüzde kupa şansının olması da bataklıkta açan bir çiçek misali önümüzde duruyor.

Türkiye Kupası yarı final 2. maçında, Ankaragü’nü evimizde belki de son zamanlarda pek alışık olmadığımız şekilde müthiş taraftar desteği ile zor da olsa mağlup etmesini bildik. Oyun çok iyi değildi ama taraftar, gücünü bu sefer çok iyi hissettirdi.

Alanya deplasmanında ise yine çok da yabancılık çekmediğimiz durumla yani birçok eksikle oynamak zorunda kaldığımız bir mücadeleye çıkmak zorunda kaldık. Kötü bir oyun ve yine kaybedilen puanlar.

İşte tam da burada söyleyeceklerimiz var, itirazımız var, isyanımız var. Bu kadar ligden koptuğumuz bir sezon da bile ısrarla penaltılarımız verilmemeye devam ediyor, skandal hakem hataları devam ediyor. Alanya deplasmanında Alanyaspor’a kaybedilen puan karşısında isyan eden bir yönetimimiz oldu mu? Ben görmedim, duymadım. Duyan varsa lütfen bize de iletsin. Böyle olmaz, böyle Beşiktaş’ın hakkı savunulmaz.

Sayın Hasan Arat ve yönetimi geldiğinden beri çok güzel şeyler yaptılar. Söz verip henüz yapamadıkları da çok şey var. Bu konuda zaman verilmesini fazlası ile hak ediyorlar ama Beşiktaş’ın hakkının yenilmesinin önüne geçememelerini ben kabul etmiyorum.

Bataklıkta açacak olan kupaya uzanmak için Trabzonspor engelini aşmalıyız. Final maçında en ufak hakem hatasını kabul etmiyorum. Sahaya her iki takım da çıkar, o gün güçlü olan, iyi oynayan ve şanslı olan kazanır. Ama o maçın sonucuna hakem etki edemez. Bu konuda Beşiktaş yönetimi her türlü tedbiri almakla mesuldür. Böyle bir hakem hatası ile kaybedilecek bir kupanın hesabını kimse veremez. Şimdiden bizler gerekeni söylemiş olalım.

16 Mayıs 2024
Florya’ya ses geçirmez duvar

Şu tarihi bir kenara not alın 19.05.2024. Bu anlamlı tarihte Galatasaray, Fenerbahçe’den 1 puan alması durumda 2023-2024 sezonun en büyüğü olacak. Geçen sene olduğu gibi şampiyonluğa kavuşacak. Bu sezonun farkı ise kupalar… Galatasaray yönetimi, Süper Kupa, Kadın futbol takımının şampiyonluk kupası ve Süper Lig kupasını aynı anda havaya kaldırmanın planlarına yapıyor. Sarı-kırmızılı takım, TFF ile bu 3 kupayı aynı anda almak için resmi yazışmalara başladı bile.

Kendini takıma adadı

Şimdi Galatasaray taraftarı diyecek ki; konsantrasyon elden bırakılmamalı. İşte orada iş Okan Hoca’dan geçiyor. Bu sezon kırdığı rekorlarla tarih yazan Okan Hoca, Florya’ya adeta ses geçirmez duvar ördü. Yönetim işin prosedür yanıyla uğraşırken, hoca oyuncularını sezon boyunca olduğu gibi saha içerisinde tutarak tam konsantre şekilde hazırlıyor. 25 Mayıs’ta seçime gidecek olan Galatasaray’da başkan adaylarının birbirleriyle atışmaları bile Florya’ya etkilemiyor. Bu kime artı yazar diyecek olursanız tabi ki de; Okan Buruk’a. Hoca kendisini tamamen takıma, şampiyonluğa ve rekorlara adamış durumda. Unutmayın iyiler mutlaka kazanır…

Fener’e aynı tarife hesabı

Derbiye gelecek olursak. Karagümrük mücadelesinin ardından takıma 2 gün izin veren Okan Hoca, bugün öğrenicilerini Florya’da toplayacak. Hocanın tek düşüncesi ise geçen sezonki tarifeyi Fenerbahçe’ye uygulamak. Yani şampiyonluk için 1 puan yetiyor, beraberliğe oynayalım düşüncesi asla yok. Florya’da kazanmak için sahaya çıkmanın planları yapılıyor. Eskiden takımlar büyük maçlarda tesislerinde kampa girerlerdi. Şimdi ise idman biter oyuncular evinin yolunu tutar fakat 1 kişi hariç. O kişi de Okan Hoca. Ne zaman büyük maç oynayacak olsa en iyi şekilde kendisini hazırlar. Sabahlara kadar rakip takımı analiz eder ve kağıt üzerinde en güçlü oyuncularına forma verir. Bu derbi hoca için tam anlamıyla final. Noktayı koyup işi Konya’ya bırakmak istemeyecektir. Fenerbahçe derbisinden sonraki hafta son maçına Konya deplasmanında çıkacak olan Galatasaray’da hesaplar 105 puan ile rekor kırarak şampiyonluk yaşamak...

15 Mayıs 2024
Kamuda tasarruf paketinden 300 milyar TL gelebilir, Peki ama nasıl?

Günlerdir konuştuğumuz Kamuda Tasarruf Paketi dün açıklandı. Paketin ekonomiye ve bütçeye yansımalarını birçok kişi farklı farklı yorumlarla dile getirdiler. 

Biz de TGRTHABER ekonomi servisi olarak, konunun önde gelen isimleriyle konuştuk.TGRT Haber Ekonomi Müdürü Celal Toprak, TGRT Haber Ankara Haber Koordinatörü Ahmet Sözcan ve Ekonomist Prof. Dr. Sefer Şener dünkü programın konuklarıydı.

Açık söyleyeyim bu yazının manşetini Ekonomist Prof. Dr. Sefer Şener attı. Şener yayında pakete uyulması halinde 300 milyar tasarruf sağlanacağını söyledi.

BU PAKET DİĞERLERİNDEN FARKLI DİYEN Şener, paketin denetiminin direkt Hazine ve Maliye Bakanlığında olmasının ve yaptırım yetkisinin bulunmasının çok anlamlı olduğunu belirtti. Paketin kapsamının geniş olduğunu söyleyen Şener, titiz bir uygulamayla tasarruf oranının beklentilerin üzerine çıkacağını söyledi. Şener'e göre; denetim, raporlama ve cezalar bu programın bel kemiği olacak.
 
 
Tgrthaber Ekonomi Müdürü Celal Toprak ise, paketin 3 yıl boyunca geçerli olacağının altını çizerek bu sürenin yeterli olmadığını Yapısal reformlarla birlikte tasarrufun başta kamuda olmak üzere toplumsal bir alışkanlık olması gerektiğini vurguladı ki bence de yayının en can alıcı yorumlarından biriydi. 
 
Ankara kulislerinin vazgeçilmez ismi Tgrthaber Ankara Haber Koordinatörü Ahmet Sözcan ise; tüm bu konuşulanlara ek olarak bugüne kadar tasarruf yapmak zorunda kalan vatandaşlar için bu paketin psikolojik rahatlama oluşturucağını söyledi. Aynı zamanda bunun ilk paket olduğuna dikkat çekerek, yakında açıklanacak ek pakette mutlaka ihalelerde reform yapılması gerektiğini ve vergi sisteminde de adil bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Üç farklı isimden talep ve değerlendirmeler böyleydi. Bana göre ise; taşıt sayısının azaltılmasından, kamuda istihdama, enerji verimliliğinden, yurt içi ve yurtdışı eğitimlere ayrılan bütçe ve hatta yazışmaların digital ortama taşınmasına kadar çok geniş bir yelpazede hazırlanan paketin kağıt üzerinde kalmaması çok önemli. Ve tabii denetim ve raporların kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşılması. 

14 Mayıs 2024
One minute Miçotakis

Uzun yıllardır devam eden Türkiye - Yunanistan geriliminde tansiyon düşmüşe benziyor.

Nitekim 5 ay gibi kısa denilebilecek bir aradan yani Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Atina ziyaretinden sonra bu kez Yunan lider Miçotakis Türkiye’ye geldi. 

Hatırlarsınız şurada daha 1-2 sene öncesine kadar acaba Türkiye ve Yunanistan arasında bir savaş mı başlayacak endişesi taşıyordu Ege’nin 2 yakasındaki halklar. 

 O yüzden bugünkü manzara Türkler ve Yunanları memnun edecek bir aşamaya gelmiş durumda. 

Erdoğan ve Miçotakis önce baş başa sonra heyetler arasında görüşüp basın toplantısında gazetecilerin karşısına çıktılar.

Miçotakis’in bu toplantıda Hamas’ı terör örgütü olarak nitelendirmesi Erdoğan’ın Davos’ta İsrailli lider Peres’e sert çıkışı kadar olmasa da yine de unutulmayacak “One Minute” itirazını anımsatır bir karşı çıkış sergilemesine sebep oldu. 

Erdoğan, Hamas’ın 1947’den beri İsrail tarafından işgale uğrayan Filistin’i savunan bir direniş örgütü olduğunu hatırlattı. Miçotakis de bu konuda mutabık kalmadığımız konusunda mutabık kalabiliriz diyerek itiraza yumuşak bir cevap verdi. 

Bu arada Türkiye’de 1000’den fazla Hamaslının hastanelerde tedavi altında olduğunu da öğrenmiş olduk. 

Aynı zamanda iki lider arasında Kıbrıs, Kariye Camii, Trakya’daki Türkler konusunda fikir ayrılıkları ortaya bir kez daha çıkarken, uzlaşı sağlanan konuların ise önceki dönemlere nazaran daha fazla olduğu da aşikar.

Anlaşmazlıklara rağmen Ankara ve Atina arasında en çok ekonomik uzlaşı ağır bastı ve bundan sonra da diyalog masasında kalınacağı belirginleşti. 

Yakında New York ve Washington’da da bir araya gelecek iki liderin bu tutumu devam ederse umarım anlaşmazlıklar konusunda da “One Minute” denilip gerginliğe tamamen ara verilerek bir bahar havası esmeye başlar ve iki komşu ülke ilişkileri komşuluğa yakışır şekilde devam eder. 

Yıllar önce Atina’ya gittiğimde Türk olduğumu öğrenen Yunan vatandaşlarının ilk  tepkisi “Komsi, Komsi” şeklinde misafirperverce oluyordu. Halklar arasındaki aynı anlayışın siyasetçiler arasında da olması hepimiz için umut verici.

14 Mayıs 2024
Lezzet üreten ev aletleri

“Akıllı Mutfak robotları ile daha önce hiç yemek pişirmeyenler bile harika lezzetlere imza atan bir şefe dönüşecek” sözü kulağıma çalındığında, epey bir meraklandım.

Bu robotlar nasıl cihazlardı? Sıradan mutfak aletleri miydi, yoksa lezzetlerin gizemini çözmek için tasarlanmış bir sihirli değnek mi? 
 
Lezzetlerin gizemi, mutfağa devrim getiriyor

Hemen Michelin yıldızlı Neolokal ‘in şefi Maksut Aşkar'ın lezzetli yemekler hazırlayarak tanıttığı bu çok fonksiyonlu akıllı mutfak robotunu inceledim. İlk gözlemim, tek tuşla pişirme özelliği sunan bu cihaz, adeta mutfakta devrim yapacak bir potansiyele sahipti.

Ancak aklımda bir soru vardı: Artık evlerde lezzetli yemekler hazırlayan annelerimiz, eşlerimiz ve restoranlarda muhteşem tabaklara imza atan şefler bu akıllı cihazlar karşısında nasıl bir davranış sergileyecekti? 

Lezzetin ruhunu ve hayal gücünü bir makineye devretmek mümkün müydü?

Bu soruların cevabını bulmak için, işin uzmanıyla, ürünlerden birini geliştiren markanın ticaretten sorumlu Genel Müdürü Serhan Giray ile konuştum. 

Serhan Bey, sadece bir iş adamı değil, aynı zamanda Cunda adasında geçirdiği çocukluk yıllarından gelen lezzet deneyimi ve gençliğinden beri mutfakta gösterdiği ustalıkla tam bir gastronomi düşkünüydü. Uzun yıllar global bir firmada çalıştıktan sonra 2017 yılında bu markaya katılan Serhan Bey, şu an yönetimin ilk 3 kişisinden biriydi. Aynı zamanda şirketin halka arzı sırasında da aktif rol almıştı.

Serhan Bey, elektrikli ev aletleri pazarının hızla büyüdüğünü, 2023 yılında bir önceki yıla göre TL bazında %120'nin üzerinde, dolar bazında da %60'ın üzerinde bir büyüme gösterdiğini belirterek sektör hakkında kısa da bir bilgi verdi.Bu büyümenin arkasında ise, modern yaşam tarzının getirdiği zaman kısıtlılığı ve pratik çözümlere olan talep yattığını da belirtti.
 
Mutfakta öncü olan marka 

işte bu talebe cevap veren, evde lezzetli ve pratik yemekler hazırlamak isteyenler için ideal bir çözüm sunuyor. Akıllı Mutfak robotu ile farklı lezzetleri kusursuz bir şekilde pişirmek mümkün oluyordu.
Serhan Bey, ürünün sadece bir mutfak aleti olmadığını, aynı zamanda bir lezzet rehberi olduğunun da altını çiziyor. Cihazla birlikte verilen tarifler ve pişirme programları, kullanıcıların farklı mutfak kültürlerini keşfetmelerine ve yeni lezzetler denemelerine imkan tanıyordu.

Peki, bu akıllı mutfak robotları lezzetlerin ruhunu mu öldürüyordu? Serhan Bey'e göre hayır. Ürün, mutfakta hayal gücüne de yer bırakıyordu. Kullanıcılar, cihazın sunduğu temel pişirme programlarını kullanarak kendi lezzetlerini oluşturabilir, farklı baharatlar ve malzemelerle denemeler yapabilirlerdi. 

Aslında akıllı mutfak robotları ile mutfakta yeni bir çağ başlıyordu. Bu çağda, lezzetlerin gizemi bir makineye hapsedilmiyor, aksine kullanıcıların keşfetmesi ve yorumlaması için sunuluyordu. Serhan Bey'in de dediği gibi, "bu ürün ile mutfakta eğlenmek ve yeni lezzetler keşfetmek artık çok daha kolay."

Bu tür ürünler lezzetlerin gizemini çözmek ve mutfakta yeni ufuklar keşfetmek için bir anahtar niteliğindeydi. Bu anahtarın yardımıyla, herkes kendi damak tadına uygun, lezzetli ve pratik yemekleri rahatlıkla hazırlayabilirdi.
 
Lezzetin sihirli dokunuşu

Mutfakta inovasyona imza atan markalar, lezzetin sihirli dokunuşuyla evleri dönüştürüyor. Mutfak robotları, kahve makineleri ile başlayan bu yolculuk, Airfryer ile devam ederek geliştirilen bu yeni ürünlerle bambaşka bir boyuta erişiyor. 200'den fazla tarifle yemek pişirmeye imkan veren akıllı mutfak robotları, lezzetlerin kapılarını ardına kadar açan bir sihirli değnek gibi.

Mutfak robotu üretimi yapan markanın Genel Müdürü Serhan Bey'le sohbetimiz, bu sihirli değneğin gizemlerini keşfetmek üzerine kurulu., firmanın ürettiği cihazlara "akıllı cihazlar" diyor ve ekliyor: "Biz bu cihazlara yemek yapmayı öğretiyoruz."

Düşünün bir an, yeni evli bir genç kızın heyecanını. Evine bu çok fonksiyonlu akıllı mutfak robotunu aldığında, eşinin akşama biber dolması isteğine "Ben annemin evinde öğrenemedim" diye yanıt vermek zorunda kalmayacak. Ya da bir restoranda patron "ustam işi bıraktı" diye sızlanmayacak. Bu cihaz sayesinde herkes, usta bir şef gibi lezzetli yemekler hazırlayabilecek.

Serhan Bey, ürünün deneme aşamasında kendisi de biber dolması yapmış ve cihazdaki yönlendirmeleri takip ederek kusursuz bir sonuç elde etmiş. Bu da gösteriyor ki, mutfakta tecrübesi bir şef kadar olmayan bu ev aleti ile rahatlıkla lezzetli yemekler hazırlayabilir.

Mutfaktaki bir diğer yıldız ise kahve makineleri. Türk kahvesi tutkunlarının vazgeçilmezi olan bu makineler, evlere lezzetin ve keyfin tadını taşıyor. Artık canınız Türk kahvesi çektiğinde, kimseden yardım istemeye gerek kalmıyor. Kahve makinesi ile kendi lezzetinizi, kendi ellerinizle oluşturabiliyorsunuz. 

Serhan Bey, Türk kahvesinin kahve yapma makineleri sayesinde dünyadaki tercih edilme oranının arttığını da vurguluyor. Bu da gösteriyor ki, kahve makineleri sadece lezzet katmakla kalmıyor, aynı zamanda kahve kültürümüzü de dünyaya taşıyor.

Sohbetimiz boyunca Serhan Bey ile mutfak aletlerinin gastronomiye katkıları üzerine konuştuk. Mutfakta inovatif ürünler, evlerde lezzetin ve keyfin sınırlarını zorluyor ve lezzet deneyimini bambaşka bir boyuta taşıyor. Bu sihirli dokunuş her evi adeta bir lezzet atölyesine dönüştürüyor ve her insan usta bir şefe dönüşme şansı yakalıyor.

13 Mayıs 2024
“Sönmeden tüten on son ocak”

Türk Dünyası'nda "bozkurt" Türklüğü temsil eder. Bir insan, bozkurt işareti yapıyorsun “BEN TÜRKÜM” diyordur.

1960 yılların çalkantılı yıllarında Alparslan Türkeş'ın destekleriyle "Ülkü Ocakları" kuruldu. Günümüzde adı Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı’dır. Genel Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım’ı uzun yıllardır tanırım. Tam bir beyefendidir. Özü-sözü, bir tek derdi vatan ve turandır.

Anlatmak, yazmak lazım

Ülkücü gençlik mahzundur, efendidir, civanmerttir. Ocaklı çocuklar ellerinde kitabı yüreklerinden turan sevdasını düşürmezler. Suriye’ye gittiğimde Halep sokaklarında Selami Aynur olarak Türkmenlerle el ele karşıma çıktılar. Kerkük sokaklarında gezerken size “can diyen” Yusuf Ziya Arpaçık olurlar. Türkistan şehirlerinde gezerken Anadolu’dan gelen bir genç ağabey, diyerek sarar sizi. Avrupa’da her şehirde bir ocaklı vardır. Vefakar, cefakar, çilekeş bir davanın insanları. Dünyanın dört bir yanına yıldızlar gibi dağılmış bir nesil...

15 Temmuz'un en karanlık anlarında...

Yazmak, anlatmak lazım. 15 Temmuz’un en karanlık zamanında MHP Lideri Bahçeli’nin “MHP ve ÜLKÜCÜLER seçilmiş meşru hükümetin yanındadır” açıklamasından sonra cephe hattında şer ittifakına karşı bozkurt nöbetindedirler. Devletin başı Cumhurbaşkanı, İstanbul’a havaalanına indiğinde ülkücü gençlik en öndedir. Bu kareler ne kadar verilmese de onlar oradaydı. Onlar sessiz, derin duruşları ile vatan yürekli çocuklardır.

Şimdi onları, cuma akşamları Kur’an okurken, okullarda konaklama sorunu olan kardeşlerine kalacak yer ayarlarken, evi yananlara yardım ederken görürüz. Depremin ilk dakilarinda yollara revan olan bir gençlik. Reklam yapmazlar.

Şimdi durup dururken neden bu saldırılar, anlamak lazım. 90’lı ve 2000'li yıllarda "AB-D"den ülkücülere yönelik olumsuz açıklamalar gelmişti. AB-D’liler coğrafya üzerine sadece askeri-istihbarati operasyonlar yapmıyor, toplum sosyolojisini de okuyorlar. Dinamik ve ilkeleri olan bir gençlik AB-D planları önünde bir engel.

Şair boşuna dememiş: “SÖNMEDEN TÜTEN SON OCAK.”

13 Mayıs 2024
Artan ihracat rakamları ne ifade ediyor?


Son yıllarda Türkiye'nin ihracat rakamlarında gözle görülür bir artış yaşanıyor. Özellikle Maliye Bakanı Sn. Mehmet Şimşek'in ekonomiyi kontrol etmeye başlaması  ile birçok alanda gözle görülür düzelmeler ortaya çıkmaya başladı. Ekonomik veriler de buna bağlı olarak pozitif yönde evrilmeye başladı. Artış sadece ekonomik bir başarı değil, aynı zamanda ülkenin geleceği için de önemli bir işaret taşıyor.

Öncelikle, artan ihracat rakamları Türkiye'nin ekonomik çeşitliliğini ve rekabet gücünü ortaya koyuyor. Farklı sektörlerdeki firmaların uluslararası pazarlarda başarılı olması, ülkenin ekonomik temellerinin sağlam olduğunu gösteriyor. Bu da Türkiye'nin sadece belirli bir sektöre bağımlı olmadığını ve çeşitli alanlarda rekabet edebilir durumda olduğunun açık bir göstergesi.

İhracattaki artış, Türkiye'nin uluslararası arenada daha fazla tanınmasına ve itibar kazanmasına da katkı sağlıyor. Dünya genelinde daha fazla ülkeye ürün ve hizmet sunmak, Türkiye'nin küresel bir oyuncu olarak konumunu güçlendiriyor ve uluslararası ilişkilerde daha etkili bir rol oynamasını da sağlıyor.

Ayrıca, artan ihracat Türkiye'nin ekonomik büyümesine de olumlu yansıyor. İhracattaki artış, üretim ve istihdamı arttırarak ekonominin canlanmasına katkı sağlıyor. Bu da iç talebi destekleyip, genel refah düzeyini yükseltiyor.

Ancak, artan ihracatın sürdürülebilir olması için uzun vadeli bir stratejiyle desteklenmesi gerekir. Maliye Bakanı Sn. Mehmet Şimşek'in kazandırdığı bu ivme desteklenebilirse Türkiye için son zamanlarda özellikle ekonomideki kötü gidişat olumluya ciddi bir şekilde evrilecek gibi görünüyor. Hükümetin özellikle dış ticaret konusunda kaliteli ürünlerin üretimi, pazar araştırmalarına dayalı stratejilerin belirlenmesi ve lojistik altyapının güçlendirilmesi gibi faktörleri göz önünde bulundurarak ihracatın sürekliliğini sağlamak adına adımlar atması önemlidir.

Yazımı toparlayacak olursam, Türkiye'nin artan ihracat rakamları ülkenin ekonomik büyümesi, uluslararası rekabet gücü ve küresel etkisinin artması açısından önemli bir gösterge olarak karşımıza çıkıyor. Ancak, bu başarının sürdürülebilir olması ve gelecek için daha da güçlenmesi için gerekli adımların atılması gerekmektedir. Bunun için Hükümetin son dönem politikalarına sıkı sıkıya bağlanması ve her koşulda başarıya ulaşmak için süreci devam ettirmesi gerekiyor. Bu konuda şu ana kadar oldukça başarılı olduğunu söylemeden de geçmek istemiyorum. 
Haftaya görüşmek dileğiyle....

13 Mayıs 2024
"Yiteeeer Büyükekşi, artık art niyet hissediyorum"

Galatasaray Kulübü açıklama yaparak Ali Koç’un sportif başarısızlıklarını TFF’ye yüklenerek örttüğünü söyledi. Böyle bir açıklama gelse garipser misiniz? Muhtemelen hayır…

Peki bu açıklamayı eylemleri ile sizin başarılı ya da başarısız olmanızı sağlayan TFF Başkanı yaparsa? Normal gelir mi? Bizde normalleşti...

Şanlıurfa’da daha 15 gün önce kendisine; 

"TOPLUMUN BÖLÜNMESİNE NEDEN OLAN


MEVKİSİNİ SAĞLAMA ALMAYA ÇALIŞAN


SOSYAL MEDYA TERÖRÜNE KARŞILIK SESSİZ KALAN


TÜRK FUTBOLUNU SORUNLAR YUMAĞI HALİNE GETİREN


TARİHİN EN KÖTÜ BAŞKANI MEHMET BÜYÜKEKŞİ"

açıklamasını yapan Dursun Özbek ile kendisine ait fabrikada gizli gizli görüşen, sonrasında Dursun Özbek’in 180 derece fikir değiştirmesiyle koltuğunda şimdilik oturan Mehmet Büyükekşi bu açıklama ile Ali Koç’a gönderme yaptı. Şaka gibi ama değil, gerçeküstü ama gerçek…

Halil Umut Meler yumruklandığında satır aralarında Ali Koç’a suçu atmaya çalışan, Riyad olayı patladığında Galatarasay yöneticisi Eray Yazgan gazeteci Nevzat Dindar’a “ İstiklal marşı krizi var. Maça çıkmayabiliriz” dediği ve bu yayınlanıp yalanlanmadığı halde tüm olayların Ali Koç tarafından organize edildiğini Ankara’ya iletecek kadar gözü dönen, Süper Kupa finali öncesi Fenerbahçe’ye Galatasaray maçının ertelenmesi için talepte bulunan ama “Galatasaray’dan izin alamadığı” için bu talebini bile yerine getiremeyen Mehmet Büyükekşi bir kulüp başkanı gibi Ali Koç aleyhine açıklama yapmış çok mu? 

Nasılsa Ali Koç ile ilgili her yanlış bilgi verdiğinde satın alacak ciddi bir kitle var. Bunun içinde siyasetçiler de var… Yalanın bini bir para…

Şimdi gitmesini isteyenleri neredeyse vatan hainliği ile suçlayacak…Avrupa Şampiyonası varmış…Sanki Mehmet Büyükekşi santrafor, İbrahim Burkay orta sahanın göbeği, Yusuf Günay sarkık libero oynayacak. Sanki  bu adamlar protokolde oturmayacak, sanki yeni TFF gelse milli takımı sahipsiz bıracak, sanki yeni TFF gelse çok başarısız olacak da Büyükekşi kalırsa her şey mükemmel gidecek…

Ülkemiz çok zorlu koşullardan geçti...3 Temmuz, askerlere kumpaslar, 17/25 Aralık kumpasları, 15 Temmuz darbe girişimi… Bunların hepsi hain FETÖ örgütü tarafından yapıldı. Şimdi futbolumuz yolu ile bölünmeye çalışılıyor… Futbolun direksiyonunda benim 2 telefonum var. Bir tanesi özel kalemimde duruyor. Onda Bylock yüklüydü. Sıkıntılı bir durum olsa zaten, ben o kurumlarda görev yapmaya devam edemezdim” sözlerini sarf eden ancak diğer telefonunda da Bylock çıktığı ortaya çıkan Mehmet Büyükekşi var.

Korkuyorum…Çekiniyorum…Art niyet olduğunu hissediyorum. Bizi bölmeye çalışıyorlar gibi geliyor…Ve artık yine Mehmet Büyükekşi’nin deyimiyle

“YİTEEER”

diyorum… Yiter….

5 Mayıs 2024
Artan ihracat rakamları ne ifade ediyor?


Son yıllarda Türkiye'nin ihracat rakamlarında gözle görülür bir artış yaşanıyor. Özellikle Maliye Bakanı Sn. Mehmet Şimşek'in ekonomiyi kontrol etmeye başlaması  ile birçok alanda gözle görülür düzelmeler ortaya çıkmaya başladı. Ekonomik veriler de buna bağlı olarak pozitif yönde evrilmeye başladı. Artış sadece ekonomik bir başarı değil, aynı zamanda ülkenin geleceği için de önemli bir işaret taşıyor.

Öncelikle, artan ihracat rakamları Türkiye'nin ekonomik çeşitliliğini ve rekabet gücünü ortaya koyuyor. Farklı sektörlerdeki firmaların uluslararası pazarlarda başarılı olması, ülkenin ekonomik temellerinin sağlam olduğunu gösteriyor. Bu da Türkiye'nin sadece belirli bir sektöre bağımlı olmadığını ve çeşitli alanlarda rekabet edebilir durumda olduğunun açık bir göstergesi.

İhracattaki artış, Türkiye'nin uluslararası arenada daha fazla tanınmasına ve itibar kazanmasına da katkı sağlıyor. Dünya genelinde daha fazla ülkeye ürün ve hizmet sunmak, Türkiye'nin küresel bir oyuncu olarak konumunu güçlendiriyor ve uluslararası ilişkilerde daha etkili bir rol oynamasını da sağlıyor.

Ayrıca, artan ihracat Türkiye'nin ekonomik büyümesine de olumlu yansıyor. İhracattaki artış, üretim ve istihdamı arttırarak ekonominin canlanmasına katkı sağlıyor. Bu da iç talebi destekleyip, genel refah düzeyini yükseltiyor.

Ancak, artan ihracatın sürdürülebilir olması için uzun vadeli bir stratejiyle desteklenmesi gerekir. Maliye Bakanı Sn. Mehmet Şimşek'in kazandırdığı bu ivme desteklenebilirse Türkiye için son zamanlarda özellikle ekonomideki kötü gidişat olumluya ciddi bir şekilde evrilecek gibi görünüyor. Hükümetin özellikle dış ticaret konusunda kaliteli ürünlerin üretimi, pazar araştırmalarına dayalı stratejilerin belirlenmesi ve lojistik altyapının güçlendirilmesi gibi faktörleri göz önünde bulundurarak ihracatın sürekliliğini sağlamak adına adımlar atması önemlidir.

Yazımı toparlayacak olursam, Türkiye'nin artan ihracat rakamları ülkenin ekonomik büyümesi, uluslararası rekabet gücü ve küresel etkisinin artması açısından önemli bir gösterge olarak karşımıza çıkıyor. Ancak, bu başarının sürdürülebilir olması ve gelecek için daha da güçlenmesi için gerekli adımların atılması gerekmektedir. Bunun için Hükümetin son dönem politikalarına sıkı sıkıya bağlanması ve her koşulda başarıya ulaşmak için süreci devam ettirmesi gerekiyor. Bu konuda şu ana kadar oldukça başarılı olduğunu söylemeden de geçmek istemiyorum. 
Haftaya görüşmek dileğiyle....

13 Mayıs 2024
“Sönmeden tüten on son ocak”

Türk Dünyası'nda "bozkurt" Türklüğü temsil eder. Bir insan, bozkurt işareti yapıyorsun “BEN TÜRKÜM” diyordur.

1960 yılların çalkantılı yıllarında Alparslan Türkeş'ın destekleriyle "Ülkü Ocakları" kuruldu. Günümüzde adı Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı’dır. Genel Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım’ı uzun yıllardır tanırım. Tam bir beyefendidir. Özü-sözü, bir tek derdi vatan ve turandır.

Anlatmak, yazmak lazım

Ülkücü gençlik mahzundur, efendidir, civanmerttir. Ocaklı çocuklar ellerinde kitabı yüreklerinden turan sevdasını düşürmezler. Suriye’ye gittiğimde Halep sokaklarında Selami Aynur olarak Türkmenlerle el ele karşıma çıktılar. Kerkük sokaklarında gezerken size “can diyen” Yusuf Ziya Arpaçık olurlar. Türkistan şehirlerinde gezerken Anadolu’dan gelen bir genç ağabey, diyerek sarar sizi. Avrupa’da her şehirde bir ocaklı vardır. Vefakar, cefakar, çilekeş bir davanın insanları. Dünyanın dört bir yanına yıldızlar gibi dağılmış bir nesil...

15 Temmuz'un en karanlık anlarında...

Yazmak, anlatmak lazım. 15 Temmuz’un en karanlık zamanında MHP Lideri Bahçeli’nin “MHP ve ÜLKÜCÜLER seçilmiş meşru hükümetin yanındadır” açıklamasından sonra cephe hattında şer ittifakına karşı bozkurt nöbetindedirler. Devletin başı Cumhurbaşkanı, İstanbul’a havaalanına indiğinde ülkücü gençlik en öndedir. Bu kareler ne kadar verilmese de onlar oradaydı. Onlar sessiz, derin duruşları ile vatan yürekli çocuklardır.

Şimdi onları, cuma akşamları Kur’an okurken, okullarda konaklama sorunu olan kardeşlerine kalacak yer ayarlarken, evi yananlara yardım ederken görürüz. Depremin ilk dakilarinda yollara revan olan bir gençlik. Reklam yapmazlar.

Şimdi durup dururken neden bu saldırılar, anlamak lazım. 90’lı ve 2000'li yıllarda "AB-D"den ülkücülere yönelik olumsuz açıklamalar gelmişti. AB-D’liler coğrafya üzerine sadece askeri-istihbarati operasyonlar yapmıyor, toplum sosyolojisini de okuyorlar. Dinamik ve ilkeleri olan bir gençlik AB-D planları önünde bir engel.

Şair boşuna dememiş: “SÖNMEDEN TÜTEN SON OCAK.”

13 Mayıs 2024
Meşgul olmanın yüceliği yanılgısı

Günümüzün hızlı tempolu dünyasında, meşgul olmak adeta bir başarı simgesi haline gelmiş durumda. Çoğumuz, günün her saatini bir şeylerle doldurmanın, sürekli olarak üretken olmanın ve durmaksızın çalışmanın övüldüğü bir kültürde yaşıyoruz. Ancak bu "MEŞGULİYET YÜCELTMESİ” hem fiziksel ve zihinsel sağlığımızı olumsuz etkiliyor hem de yaşamın gerçek anlamını göz ardı etmemize neden oluyor.

Meşgul olmanın yüceltilmesi, verimlilik ve başarı ile özdeşleştiriliyor. Sosyal medya platformlarında, sürekli olarak dolu ajandalar ve uzun yapılacaklar listeleri paylaşan insanları görmek olağan hale geldi. Ancak bu sürekli meşgul olma hali, aslında derin bir huzursuzluk ve tatminsizlik kaynağı olabilir. Zira sürekli bir şeylerle meşgul olmak, anı yaşamayı ve gerçekten önemli olan şeylere odaklanmayı engeller.

Meşguliyetin övüldüğü bu kültürel bakış açısı, çocukların hayatına da yansıyor ve onların da sürekli meşgul tutulması gerektiği düşünülüyor. Ebeveynler ve eğitimciler, çocukları her anını planlanan aktivitelerle doldurarak onların daima üretken olmasını teşvik ediyor. Ancak, çocukların da dinlenmeye, oyun oynamaya ve hayal güçlerini serbest bırakmaya ihtiyacı vardır. Oysa aşırı programlanmış yaşam tarzı, çocukların stres seviyelerini artırabilir ve doğal gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebilir. Çocuklara da sakinleşmeyi ve anı yaşamayı öğretmek, onların sağlıklı ve mutlu bireyler olarak büyümelerine katkı sağlar.

Meşgul olmanın parlatıldığı bu dönemde sakinleşmek ve anı yaşamak, modern hayatın karmaşasında kaybolan değerler haline geldi. Oysa ki, sakinleşmek, stres düzeylerini azaltmanın ve genel iyilik halini artırmanın anahtarıdır. Zihni ve bedeni dinlendirmek, oluşturuculuğu artırır ve karar verme yetisini güçlendirir. Meşguliyetin sürekli olarak yüceltilmesi ise zamanla tükenmişlik, enerji kaybı, umutsuzluk ve motivasyon eksikliği şikayetlerine yol açar. Bu duruma düşmemek için, kendimize dinlenme ve yenilenme zamanı ayırmak esastır. Zaman yönetimi stratejilerini kullanarak, iş ve kişisel yaşam arasındaki dengeyi sağlamak mümkündür. Özellikle "hayır" demeyi öğrenmek, gereksiz yükümlülüklerden kaçınarak daha anlamlı işlere odaklanmamıza yardımcı olur.

Sakinleşmek ve hayatın tadını çıkarmak, sadece bireysel düzeyde değil, toplumsal düzeyde de faydalıdır. Gerçek başarı, meşguliyetin miktarıyla değil, yaşanan anların kalitesiyle ölçülür. Hayatın hızına kapılmak yerine, durup nefes almak, kendimizi dinlemek ve gerçekten önemli olan şeylere odaklanmak, huzurlu ve dengeli bir yaşamın anahtarıdır.

Pelin Öztaş

16 Mayıs 2024
Girişimcinin terlikle mücadelesi

İyisiyle kötüsüyle çoğunlukla seçemediğimiz ailelere sahibiz. Aile derken içim bazen cız ediyor, zira; annesini, babasını kim bilir belki genç yaşta abla, abi yada kardeşini kaybedenler için üzgünüm, yaranızı deşmek değil amacım. Ancak hayat acımasız ve bazen adaletsiz gibi gelir insana. Neyse tatsız konuları bırakalım ve aile derken yakın çevremizde bizlerin yetişmesine katkıda bulunan ya da köstek olan insanlardan biraz bahsedelim. 

Hangimiz anne terliğinin tadına bakmadık ki! Bir hayalinizi, ya da saçma bir düşüncenizi dile getirdiğiniz zaman evdeyseniz annenizin menzilinde olmamanız gerekir. Çünkü her an terlikle burun buruna gelebilir ve girişimci ruhunuza ilk darbeyi alabilirsiniz ki bu konuda çok yeteneklidirler, isabet oranları da oldukça iyidir. Yaptığınızın yanlış olduğu düşüncesiyle can havliyle salondan uzaklaşırken, mutfak girişinde kurtuldunuz sandığınız anda o terlik mutlaka sizi yakalar ve kendinize getirir :) Şaka yollu olsa da aykırı düşüncelerin genelde maruz kaldığı bir durumdur bu. Kimi zaman abiniz ya da ablanızın kimi zaman evin reisi babanızın söylemleri ile artık saçmalıklarınızı kendinize saklar olursunuz. Şimdilerde kutunun dışında düşün diye naralar atılan girişimcilik sohbetlerinden çok uzakta ama gerçekliğin ta kendisiyle yüzleşirsiniz. Tabi her zaman durum bu şekilde olmayabilir.

Girişimcilik, bir fikri hayata geçirme ve yeni çözümler üretme sürecidir. Bu yolculukta en büyük destekçiler genellikle en yakınımızdaki insanlar olur: Ailemiz. Aile, girişimcilik ruhunu besleyen bir laboratuvar gibidir. En saçma fikirlerinizi yüksek sesle konuşmaya başladığınız ve kafalarını ilk şişirdiğimiz insanlardır. Size sabır gösteren, yol gösteren, deneyim kazandıran yer de orasıdır. Girişimcilik serüvenine atılan birçok kişi için aile, ilk fikirlerin paylaşıldığı, ilk geri bildirimlerin alındığı ve cesaretin toplandığı yerdir. Aile fertleri, özellikle de ebeveynler, çocuklarını risk almaya teşvik edebilir, onların yaratıcılıklarını destekleyebilir ve bağımsız düşünmelerini sağlayabilir. Bu destek, çocukların özgüveninin artmasına ve problem çözme becerilerinin gelişmesine yardımcı olur.

Maalesef herkes bu kadar şanslı olamayabiliyor. Anlayışsız insanlar arasında yaşıyorsanız her hareketiniz, tavrınız her geçen gün törpülenir. Anlayışsız biraz ağır oldu biliyorum, kastettiğim; yeni fikirlere açık olamayan daha kötüsü ön yargılarından bir türlü kurtulamayan insanlar aslında. Öyle zordur ki hayallerine gem vurulan bir ortamda nefes almak; tek rakibiniz sigortalı işi olan komşunun ya da akrabanın çocuğudur. Hayat boyu peşinizi bırakmayacak bir kabus gibidir. Ne yapsanız ne deneseniz başarılı olsanız dahi, hep iyi bir seçenekmiş gibi sinsice bekler başarısız olacağınız anı.


Oysa birçok girişimci için ilk yatırımcı da ailesidir. Aile bireyleri, hem maddi hem de manevi destek sağlayarak girişimcinin yolculuğunda önemli bir rol oynar. Bu destek, girişimcinin iş fikrini test etmesine ve pazar yerinde kendini kanıtlamasına olanak tanır. Ancak, aile içindeki maddi destek dengeli bir şekilde yönetilmelidir. Aşırı maddi destek, girişimcinin gerçek dünya şartlarında ayakta kalma yeteneğini zayıflatabilir. Her ne kadar aile büyük bir destek sağlasa da, aşırı koruyuculuk veya yüksek beklentiler girişimcinin üzerinde baskı oluşturabilir. Aile bireyleri arasında iş ve kişisel ilişkilerin iç içe geçmesi, profesyonellikten ödün verilmesine ve kararların objektif olmaktan çıkmasına neden olabilir. Bu durum, işin büyümesini ve gelişmesini engelleyebilir.

Girişimcilik ve aile ilişkileri arasındaki dengeyi bulmak, sürdürülebilir başarı için kritik öneme sahiptir. Aile bireylerinin girişimciye destek olurken aynı zamanda bağımsız bir yapıyı teşvik etmeleri gerekir. Sanırım ülkemizde en zorlanılan kısım burası.. Hiç ortamız yok, ya köstek oluyoruz, ya da o kadar çok verici davranıyoruz ki, girişimci olabilecek aile ferdini tembelleştirebiliyor ve gerçek hayattan uzaklaştırıyoruz.

Aile, girişimciliğin en değerli ve en zorlu merkezlerinden biridir. Doğru destekle aile, girişimcilik ruhunu ateşleyen ve sürdürülen başarılara zemin hazırlayan bir temel olabilir. Ancak, bu destek dengeli ve stratejik bir şekilde sunulmalıdır. Girişimcilik yolculuğunda aile desteği ile birlikte bağımsız kararlar almak ve profesyonel yardım almak, uzun vadede başarıya ulaşmanın anahtarlarından biridir.

Bir çok girişimcilik merkezi açıldı, çok başarılı olanlar da var, popüler bir nedenle açılmaya devam edenler de var. Dört duvar 3 masa 5 sandalye ile bu işlerin olamayacağını vurgulamak için sizlerle düşüncelerimi paylaşmak istedim aslında. Ya da ben acımasız davrandım belki! Tamam sizin istediğiniz olsun son teknoloji araç gereçlerle donatılmış bir girişimcilik merkezini ele alalım; içinde girişimci ruhu olmadan o merkez ne işe yarar ki. Bu durumu şimdilerde maalesef yaşıyoruz. O kadar çok girişimcilik merkezi var ki, bizim ülkede o kadar girişimci yok. İmkanlar bu kadar fazla değilken, merkez yok, eğitim yok diyorduk şimdilerde ise yenilikçi girişimci bulmakta zorlanıyoruz. Yani demem o ki güzel güzel binalar merkezler yapmak yerine bu işin ruhuna odaklanalım, deneyime dayalı işler planlayalım, tohumun ekilmesinden itibaren sulamasını düzgün yapalım. Ve bunu önce en yakınımızdan başlayarak yapalım. Komşunun tavuğu kaz görünmesin, evinizin içindeki çirkin ördek yavrusuna, farklı düşünen çocuğa kulak verelim. Belki o kadar oyuncağı kırmasının nedeni sadece içindeki mekanizmayı merak etmesidir. Onu hiperaktivite ilaçları ile sanki bir hayvanı sakinleştirmeye çalışırcasına davranmak yerine yanına oturup anlamaya çalışmanız eminim hepinize katkı sağlayacaktır. Sözüm meclisten dışarı tabi :) 

Siz her konforu sağlasanız da zihnen hala; bir masa üç sandalye olan insanları nasıl girişimci yapacaksınız. Onlara ne ara cesaret verecek, deneyim kazandıracak hatta motive edeceksiniz. Aynı; okulları hapishane gibi demir parmaklıklar ile inşa edip, zorla içeride tutmaya çalışan bir kafa gibi davranarak onlara nasıl uçmayı, uzayı öğreteceksiniz, özgürlükten bahsedeceksiniz. 

Önce çekirdek aileden başlayarak, deneyerek, başarısız olarak fakat aynı zamanda hep aynı cesarete sahip olan girişimci ruhlu insanlar yetiştirmedikçe, kültür aşılamadıkça, hep bir eksik olacak bu hikaye. Binlerce okul yapıp, betonarme bloklar, yapılar arasında sizi anlayacak kimseyi bulamamak gibi.
Betonarme yapıların, devasa işletmelerin, okulların yapılmasına rağmen kültür şokunun yaşanması, eğitim düzeyinin niteliğinin her geçen gün azalmış olması bunun en iyi belirtisi değil mi? 

Oysa girişimcilik, bir meslek mi yoksa yaşam biçimi mi olduğu sürekli tartışılan bir konudur. Zorluklar mı bizi girişimci yapar, fırsatlar mı? Yoksa zorluklar aslında birer fırsat mıdır, adaletsizlik midir? Bu kargaşa içinde yine de mikro düzeyde en iyi girişimcilik merkezi şimdilik aile değilse de aile olmalıdır.

Çünkü girişimcilik bir kültürdür ve bu kültürün oluşması kolay değildir, uzun zaman alır. Eğer en aykırı düşüncelerinize, gelecek planlarınıza, hayal dünyanıza saygı duyan ve sizi anlamaya çalışan insanlarla birlikte olursanız, onların desteğini alırsanız, başarısız olduğunuzda öğrenmenizi sağlayacak insanlardan oluşan bir aileniz olursa her şey daha kolay ve güzel olurdu.

Son olarak genç girişimci arkadaşlarıma tavsiyem şudur: Ailemiz bizi anlamıyor demek yerine, onların anlaması için hiç adım attınız mı? Mesela yeni bir teknoloji çıktığında "Sen ne anlarsın?" demek yerine, dokuz ay seni karnında taşımış, yıllarca seni yetiştirmiş annen, evi geçindirmek için uykusuz kalmış baban, ya da bir diğer aile ferdinin seni anlaması için sen ne yaptın? Şimdi senin sıran.
Eğer o evin içinde bir şeylerin değişmesini istiyorsan, ilk girişimcilik hikayen başlıyor.
Bazen kendi gideceğin yolun asfaltını kendin dökmen, o kaldırım taşlarını kendin döşemen gerekir.

 

 

16 Mayıs 2024
Kiracının kirayı eksik zam ile ödemesi

Türk Borçlar Kanunu madde 344’de yer alan “Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır.” Hükmü ile kira sözleşmelerinde her kira döneminde uygulanacak kira artış oranı tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalama olarak belirlenmiştir. Kiraya veren ve kiracı arasında tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalamasının altına bir kira artış oranı belirlenebilecek ise de üstünde bir kira artış oranı belirlenemeyecektir.

KİRACI İLE KİRAYA VEREN ARASINDA YASAL KİRA ARTIŞ ORANINDAN DAHA FAZLA BİR ORAN BELİRLENMİŞ İ

SE

Belirlenen bu oran kanunen geçersiz olacağından kiracı kiraya verene yenilenen kira döneminde yasal oranına göre belirlenmiş yeni kira bedelini ödemekten sorumlu olacaktır. Yani kiracı yasal oranı aşan miktarda belirlenecek olan yeni kira bedelini ödemek ile sorumlu olmayacak yasal kira artış oranında belirlenmiş yeni kira bedelini kiraya verene ödemekle kira borcundan kurtulacaktır. Kiraya veren ise kendisine eksik kira ödendiğinden bahisle kiracıya karşı icra takibi yapamayacağı gibi kiracının tahliyesini de talep edemeyecek ve kiracıya yasal oranı geçen oranda yeni kira bedelini ödemesi gerektiği hususunda da baskı yapamayacaktır. Zira yasal kira artış oranını geçecek şekilde belirlenmiş olan kira artış oranı geçersiz bir kira artış oranı olacağı için kiracıyı bu oran bağlayacaktır.

TARAFLAR ARASINDA YASAL KİRA ARTIŞ ORANINDAN DAHA DÜŞÜK BİR KİRA ARTIŞ ORANI BELİRLENMİŞ İSE

Bu durumda daha düşük belirlenen kira artış oranı geçerli olacak ve bu durumda da kiraya veren yeni kira döneminde kiracıdan yasal kira artış oranında artış yaparak yeni kira döneminde kira ödemesi yapmasını talep edemeyecektir. Kiracı daha düşük oranda belirlenmiş olan kira bedelini kiraya verene ödemekle kira borcundan kurtulacaktır. Kira sözleşmesinde yasal kira artış oranından daha düşük oranda bir kira bedeli belirlenmiş ise bu bedel her iki taraf için de geçerli olacak ve kiracı bu bedel üzerinden belirlenmiş olan kirayı ödemekle kira borcundan kurtulacaktır. Kiraya veren ise kiranın eksik ödendiği yönünde bir itirazda bulunamayacaktır.

Somut uyuşmazlıklarda ise taraflar arasın da yasal kira artış oranının yanlış tespit edilmiş olduğu, kiraya verenin yasal oranı kontrol etmediği, yasal kira oranı ile yeni kira döneminde kiranın eksik hesaplanmış olduğu gibi durumlar ile karşılaşabilmekteyiz. Böyle bir durum ile karşılaştığımızda kiraya verenin geçmişe dönük olarak kiraya verenin kiracıdan geçmişe dönük kira alacak farklarını talep edip edemeyeceği sorusu gündeme gelecektir. 

YASAL KİRA ARTIŞANA GÖRE EKSİK KİRA ÖDEYEN KİRACIDAN KİRAYA VEREN GEÇMİŞE DÖNÜK OLARAK EKSİK ÖDENEN KİRA ARTIŞ FARKLARINI İSTEME HAKKINA SAHİPTİR

Yargıtay önceki kira yıllarında eksik kira artış oranları ile hesaplanarak kiraya verene eksik olarak ödenmiş olan kira alacaklarının kiraya veren tarafından geçmişe dönük 5 yıl süreyle sınırlı olarak kiracıdan talep edilebileceğini kararlarında açıkça belirtmiştir.

KİRACININ KİRA BORCUNU KİRA SÖZLEŞMESİNE UYGUN OLARAK YASAL KİRA ARTIŞ ORANI İLE ÖDEMEMESİ TAHLİYE SEBEBİDİR

Kiracı kira borcunu kira sözleşmesine uygun olarak yasal kira artış oranı ile arttırarak yeni kira döneminde ödememiş ise kiraya veren eksik ödenen kira alacaklarını ödemesi için kiracıdan talep edebilecektir. Kiraya verenin kiracıdan, eksik kira borcunu ödemesi için yazılı talebine rağmen 30 gün içerisinde kira borcunu ödemeyen kiracının artık kiralanandan tahliyesi talep edilebilecektir. Bu 30 günlük süre içerisinde kira borcunu ödemeyen kiracı daha sonrasında açılan tahliye davasında 30 gün içerisinde ödeme yaptığını ispat edemez ise tahliyeden kurtulamayacaktır. Kiracının aslı yükümü kira borcunu eksiksiz ödemek olup kiraya veren ile arasında ihtilaf çıkmasını istemeyen kiracı kira borcunu her zaman düzenli ve tam ödemek zorundadır. 

KİRA BORCUNU EKSİK ÖDEYEN KİRACIYA EKSİK KİRA BORCUNU ÖDEMESİ İÇİN VERİLEN 30 GÜNLÜK SÜRE İÇERİSİNDE KİRA BORCU ÖDENMEZ İSE ARTIK KİRACI ALEYHİNDE TAHLİYE KARARI VERİLMESİNİ ENGELLEYEMEYECEKTİR

Kiracı kira borcunu eksik ödemiş ise mal sahibi eksik ödenen kira borcu sebebiyle kiracısının derhal tahliyesini isteyemeyecektir. Kanunen kiraya verenin kiracısına ihtarda bulunarak eksik kira borcunu ödemesi için 30 günlük süre vermesi gerekmektedir. Kiracı ise bu 30 günlük sürede eksik kira borcunu tamamlamaz ise artık tahliye kaçınılmaz hale gelecektir. Kiracı için bu 30 günlük süre çok önemli olup kira borcunu yasal kira artış oranında arttırarak yeni kira döneminde ödememiş olan kiracı, kiraya veren tarafından kendisine verilen 30 günlük süre içerisinde bu eksikliği mutlaka tamamlamalıdır. Aksi halde tahliye eden kurtulamayacaktır.

21 Mart 2024
Mazeret yok

Bu sezon Beşiktaş için işler hiç ama hiç iyi gitmedi. İnanılmaz kötü bir sezonda, Serdar Topraktepe’nin 2. defa gelişini de göz önünde bulundurarak 6. teknik adam, 2. başkan ile buralara kadar geldik. Lider ile puan farkı konusuna hiç girmeye bile gerek yok ama bu şartlarda önümüzde kupa şansının olması da bataklıkta açan bir çiçek misali önümüzde duruyor.

Türkiye Kupası yarı final 2. maçında, Ankaragü’nü evimizde belki de son zamanlarda pek alışık olmadığımız şekilde müthiş taraftar desteği ile zor da olsa mağlup etmesini bildik. Oyun çok iyi değildi ama taraftar, gücünü bu sefer çok iyi hissettirdi.

Alanya deplasmanında ise yine çok da yabancılık çekmediğimiz durumla yani birçok eksikle oynamak zorunda kaldığımız bir mücadeleye çıkmak zorunda kaldık. Kötü bir oyun ve yine kaybedilen puanlar.

İşte tam da burada söyleyeceklerimiz var, itirazımız var, isyanımız var. Bu kadar ligden koptuğumuz bir sezon da bile ısrarla penaltılarımız verilmemeye devam ediyor, skandal hakem hataları devam ediyor. Alanya deplasmanında Alanyaspor’a kaybedilen puan karşısında isyan eden bir yönetimimiz oldu mu? Ben görmedim, duymadım. Duyan varsa lütfen bize de iletsin. Böyle olmaz, böyle Beşiktaş’ın hakkı savunulmaz.

Sayın Hasan Arat ve yönetimi geldiğinden beri çok güzel şeyler yaptılar. Söz verip henüz yapamadıkları da çok şey var. Bu konuda zaman verilmesini fazlası ile hak ediyorlar ama Beşiktaş’ın hakkının yenilmesinin önüne geçememelerini ben kabul etmiyorum.

Bataklıkta açacak olan kupaya uzanmak için Trabzonspor engelini aşmalıyız. Final maçında en ufak hakem hatasını kabul etmiyorum. Sahaya her iki takım da çıkar, o gün güçlü olan, iyi oynayan ve şanslı olan kazanır. Ama o maçın sonucuna hakem etki edemez. Bu konuda Beşiktaş yönetimi her türlü tedbiri almakla mesuldür. Böyle bir hakem hatası ile kaybedilecek bir kupanın hesabını kimse veremez. Şimdiden bizler gerekeni söylemiş olalım.

16 Mayıs 2024
One minute Miçotakis

Uzun yıllardır devam eden Türkiye - Yunanistan geriliminde tansiyon düşmüşe benziyor.

Nitekim 5 ay gibi kısa denilebilecek bir aradan yani Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Atina ziyaretinden sonra bu kez Yunan lider Miçotakis Türkiye’ye geldi. 

Hatırlarsınız şurada daha 1-2 sene öncesine kadar acaba Türkiye ve Yunanistan arasında bir savaş mı başlayacak endişesi taşıyordu Ege’nin 2 yakasındaki halklar. 

 O yüzden bugünkü manzara Türkler ve Yunanları memnun edecek bir aşamaya gelmiş durumda. 

Erdoğan ve Miçotakis önce baş başa sonra heyetler arasında görüşüp basın toplantısında gazetecilerin karşısına çıktılar.

Miçotakis’in bu toplantıda Hamas’ı terör örgütü olarak nitelendirmesi Erdoğan’ın Davos’ta İsrailli lider Peres’e sert çıkışı kadar olmasa da yine de unutulmayacak “One Minute” itirazını anımsatır bir karşı çıkış sergilemesine sebep oldu. 

Erdoğan, Hamas’ın 1947’den beri İsrail tarafından işgale uğrayan Filistin’i savunan bir direniş örgütü olduğunu hatırlattı. Miçotakis de bu konuda mutabık kalmadığımız konusunda mutabık kalabiliriz diyerek itiraza yumuşak bir cevap verdi. 

Bu arada Türkiye’de 1000’den fazla Hamaslının hastanelerde tedavi altında olduğunu da öğrenmiş olduk. 

Aynı zamanda iki lider arasında Kıbrıs, Kariye Camii, Trakya’daki Türkler konusunda fikir ayrılıkları ortaya bir kez daha çıkarken, uzlaşı sağlanan konuların ise önceki dönemlere nazaran daha fazla olduğu da aşikar.

Anlaşmazlıklara rağmen Ankara ve Atina arasında en çok ekonomik uzlaşı ağır bastı ve bundan sonra da diyalog masasında kalınacağı belirginleşti. 

Yakında New York ve Washington’da da bir araya gelecek iki liderin bu tutumu devam ederse umarım anlaşmazlıklar konusunda da “One Minute” denilip gerginliğe tamamen ara verilerek bir bahar havası esmeye başlar ve iki komşu ülke ilişkileri komşuluğa yakışır şekilde devam eder. 

Yıllar önce Atina’ya gittiğimde Türk olduğumu öğrenen Yunan vatandaşlarının ilk  tepkisi “Komsi, Komsi” şeklinde misafirperverce oluyordu. Halklar arasındaki aynı anlayışın siyasetçiler arasında da olması hepimiz için umut verici.

14 Mayıs 2024
Erdoğan’ın bayramda aldığı iki bomba karar!

Merhaba değerli okuyucum. Öncelikle Ramazan Bayramınızı kutluyorum. 

31 Mart seçimlerinin üzerinden henüz iki hafta bile geçmedi, ama sonuçları itibarıyla bazı partilerde beklenen revizyonlar için ilk adımlar atılmaya başlandı. Yerel seçimlerden ciddi bir yara alarak çıkan İYİ Parti’de, olağanüstü kongre kararı alındı. Meral Akşener’in de genel başkanlığa aday olmayacağı açıklandı. Türk siyaset tarihinde yeni bir sayfanın açılcağı bu karar konuşulurken, dün gece bomba bir kulis bilgisi aldım.

Evet Önümüzdeki günlerde siyaset sahnesinde bizleri yeni bir sayfa bekliyor…

Kulisimi köşemde sizinle paylaşmak için bugün de gün boyu bilgiyi teyid için uğraştım. Ve artık gönül rahatlığıyla sizinle paylaşabilirim.

Cumhurbaşkanı Erdoğan,  31 Mart yerel seçimlerinde alınan kötü sonuç sonrası harekete geçme kararı aldı. 

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN BAYRAMDA ÇALIŞTI

AK Parti kaynaklarından edindiğim bilgiye göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, bayramda parti ile ilgili önemli konuları çalıştı ve kararını verdi. Erdoğan, önümüzdeki günlerde AK Parti’yi olağanüstü kurultaya götürecek. Evet Mayıs ayının sonuna doğru AK Parti’de olağanüstü kurultay yapılması bekleniyor. Kurultayda ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tek başına aday olması bekleniyor. Kurultay kararı ile yeniden parti genel başkanı seçilmesi beklenen Erdoğan, bir nevi güvenoyu almayı hedefliyor. 

KABİNEDE REVİZYON

Kaynağımdan aldığım bir diğer kulis bilgisi ise kabinede ciddi değişiklikler olacağı yönünde. Geçtiğimiz günlerde basına da benzer iddiaların yansıdığını, hatta isimlerin bile zikredildiğini görmüştük. Bu konuda isim vermeden şunu söyleyebilirim ki; kabinede de değişikliğe gidileceği kesinleşmiş görünüyor. Kabinedeki değişiklikler de partideki olağanüstü kurultaydan hemen sonra gelebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu hamleleri ile hem partide yenilenme mesajı verecek hem de seçmene, 31 Mart seçimlerinde kendisine verilen mesajın alındığının geri bildirimini yapmış olacak.

İKİ HAMLE İLE ERKEN SEÇİM BEKLENTİLERİNİ SÖNDÜRECEK

31 Mart seçimleri sonrası AK Parti’de alınan beklenmedik sonuç sonrası, bir yandan da muhalefetin erken seçim çağrısında bulunabileceği konuşuluyordu. Bence Cumhurbaşkanı Erdoğan, yine bir taşla iki kuş vuracak. Partisini olağanüstü kongreye götürerek yeniden genel başkan seçilecek olan Erdoğan, kabinede yapacağı revizyon ile de muhalefete erken seçim kapılarını da tamamen kapatmış olacak. 

Kalın sağlıcakla…

 

12 Nisan 2024
Florya’ya ses geçirmez duvar

Şu tarihi bir kenara not alın 19.05.2024. Bu anlamlı tarihte Galatasaray, Fenerbahçe’den 1 puan alması durumda 2023-2024 sezonun en büyüğü olacak. Geçen sene olduğu gibi şampiyonluğa kavuşacak. Bu sezonun farkı ise kupalar… Galatasaray yönetimi, Süper Kupa, Kadın futbol takımının şampiyonluk kupası ve Süper Lig kupasını aynı anda havaya kaldırmanın planlarına yapıyor. Sarı-kırmızılı takım, TFF ile bu 3 kupayı aynı anda almak için resmi yazışmalara başladı bile.

Kendini takıma adadı

Şimdi Galatasaray taraftarı diyecek ki; konsantrasyon elden bırakılmamalı. İşte orada iş Okan Hoca’dan geçiyor. Bu sezon kırdığı rekorlarla tarih yazan Okan Hoca, Florya’ya adeta ses geçirmez duvar ördü. Yönetim işin prosedür yanıyla uğraşırken, hoca oyuncularını sezon boyunca olduğu gibi saha içerisinde tutarak tam konsantre şekilde hazırlıyor. 25 Mayıs’ta seçime gidecek olan Galatasaray’da başkan adaylarının birbirleriyle atışmaları bile Florya’ya etkilemiyor. Bu kime artı yazar diyecek olursanız tabi ki de; Okan Buruk’a. Hoca kendisini tamamen takıma, şampiyonluğa ve rekorlara adamış durumda. Unutmayın iyiler mutlaka kazanır…

Fener’e aynı tarife hesabı

Derbiye gelecek olursak. Karagümrük mücadelesinin ardından takıma 2 gün izin veren Okan Hoca, bugün öğrenicilerini Florya’da toplayacak. Hocanın tek düşüncesi ise geçen sezonki tarifeyi Fenerbahçe’ye uygulamak. Yani şampiyonluk için 1 puan yetiyor, beraberliğe oynayalım düşüncesi asla yok. Florya’da kazanmak için sahaya çıkmanın planları yapılıyor. Eskiden takımlar büyük maçlarda tesislerinde kampa girerlerdi. Şimdi ise idman biter oyuncular evinin yolunu tutar fakat 1 kişi hariç. O kişi de Okan Hoca. Ne zaman büyük maç oynayacak olsa en iyi şekilde kendisini hazırlar. Sabahlara kadar rakip takımı analiz eder ve kağıt üzerinde en güçlü oyuncularına forma verir. Bu derbi hoca için tam anlamıyla final. Noktayı koyup işi Konya’ya bırakmak istemeyecektir. Fenerbahçe derbisinden sonraki hafta son maçına Konya deplasmanında çıkacak olan Galatasaray’da hesaplar 105 puan ile rekor kırarak şampiyonluk yaşamak...

15 Mayıs 2024
Lezzet üreten ev aletleri

“Akıllı Mutfak robotları ile daha önce hiç yemek pişirmeyenler bile harika lezzetlere imza atan bir şefe dönüşecek” sözü kulağıma çalındığında, epey bir meraklandım.

Bu robotlar nasıl cihazlardı? Sıradan mutfak aletleri miydi, yoksa lezzetlerin gizemini çözmek için tasarlanmış bir sihirli değnek mi? 
 
Lezzetlerin gizemi, mutfağa devrim getiriyor

Hemen Michelin yıldızlı Neolokal ‘in şefi Maksut Aşkar'ın lezzetli yemekler hazırlayarak tanıttığı bu çok fonksiyonlu akıllı mutfak robotunu inceledim. İlk gözlemim, tek tuşla pişirme özelliği sunan bu cihaz, adeta mutfakta devrim yapacak bir potansiyele sahipti.

Ancak aklımda bir soru vardı: Artık evlerde lezzetli yemekler hazırlayan annelerimiz, eşlerimiz ve restoranlarda muhteşem tabaklara imza atan şefler bu akıllı cihazlar karşısında nasıl bir davranış sergileyecekti? 

Lezzetin ruhunu ve hayal gücünü bir makineye devretmek mümkün müydü?

Bu soruların cevabını bulmak için, işin uzmanıyla, ürünlerden birini geliştiren markanın ticaretten sorumlu Genel Müdürü Serhan Giray ile konuştum. 

Serhan Bey, sadece bir iş adamı değil, aynı zamanda Cunda adasında geçirdiği çocukluk yıllarından gelen lezzet deneyimi ve gençliğinden beri mutfakta gösterdiği ustalıkla tam bir gastronomi düşkünüydü. Uzun yıllar global bir firmada çalıştıktan sonra 2017 yılında bu markaya katılan Serhan Bey, şu an yönetimin ilk 3 kişisinden biriydi. Aynı zamanda şirketin halka arzı sırasında da aktif rol almıştı.

Serhan Bey, elektrikli ev aletleri pazarının hızla büyüdüğünü, 2023 yılında bir önceki yıla göre TL bazında %120'nin üzerinde, dolar bazında da %60'ın üzerinde bir büyüme gösterdiğini belirterek sektör hakkında kısa da bir bilgi verdi.Bu büyümenin arkasında ise, modern yaşam tarzının getirdiği zaman kısıtlılığı ve pratik çözümlere olan talep yattığını da belirtti.
 
Mutfakta öncü olan marka 

işte bu talebe cevap veren, evde lezzetli ve pratik yemekler hazırlamak isteyenler için ideal bir çözüm sunuyor. Akıllı Mutfak robotu ile farklı lezzetleri kusursuz bir şekilde pişirmek mümkün oluyordu.
Serhan Bey, ürünün sadece bir mutfak aleti olmadığını, aynı zamanda bir lezzet rehberi olduğunun da altını çiziyor. Cihazla birlikte verilen tarifler ve pişirme programları, kullanıcıların farklı mutfak kültürlerini keşfetmelerine ve yeni lezzetler denemelerine imkan tanıyordu.

Peki, bu akıllı mutfak robotları lezzetlerin ruhunu mu öldürüyordu? Serhan Bey'e göre hayır. Ürün, mutfakta hayal gücüne de yer bırakıyordu. Kullanıcılar, cihazın sunduğu temel pişirme programlarını kullanarak kendi lezzetlerini oluşturabilir, farklı baharatlar ve malzemelerle denemeler yapabilirlerdi. 

Aslında akıllı mutfak robotları ile mutfakta yeni bir çağ başlıyordu. Bu çağda, lezzetlerin gizemi bir makineye hapsedilmiyor, aksine kullanıcıların keşfetmesi ve yorumlaması için sunuluyordu. Serhan Bey'in de dediği gibi, "bu ürün ile mutfakta eğlenmek ve yeni lezzetler keşfetmek artık çok daha kolay."

Bu tür ürünler lezzetlerin gizemini çözmek ve mutfakta yeni ufuklar keşfetmek için bir anahtar niteliğindeydi. Bu anahtarın yardımıyla, herkes kendi damak tadına uygun, lezzetli ve pratik yemekleri rahatlıkla hazırlayabilirdi.
 
Lezzetin sihirli dokunuşu

Mutfakta inovasyona imza atan markalar, lezzetin sihirli dokunuşuyla evleri dönüştürüyor. Mutfak robotları, kahve makineleri ile başlayan bu yolculuk, Airfryer ile devam ederek geliştirilen bu yeni ürünlerle bambaşka bir boyuta erişiyor. 200'den fazla tarifle yemek pişirmeye imkan veren akıllı mutfak robotları, lezzetlerin kapılarını ardına kadar açan bir sihirli değnek gibi.

Mutfak robotu üretimi yapan markanın Genel Müdürü Serhan Bey'le sohbetimiz, bu sihirli değneğin gizemlerini keşfetmek üzerine kurulu., firmanın ürettiği cihazlara "akıllı cihazlar" diyor ve ekliyor: "Biz bu cihazlara yemek yapmayı öğretiyoruz."

Düşünün bir an, yeni evli bir genç kızın heyecanını. Evine bu çok fonksiyonlu akıllı mutfak robotunu aldığında, eşinin akşama biber dolması isteğine "Ben annemin evinde öğrenemedim" diye yanıt vermek zorunda kalmayacak. Ya da bir restoranda patron "ustam işi bıraktı" diye sızlanmayacak. Bu cihaz sayesinde herkes, usta bir şef gibi lezzetli yemekler hazırlayabilecek.

Serhan Bey, ürünün deneme aşamasında kendisi de biber dolması yapmış ve cihazdaki yönlendirmeleri takip ederek kusursuz bir sonuç elde etmiş. Bu da gösteriyor ki, mutfakta tecrübesi bir şef kadar olmayan bu ev aleti ile rahatlıkla lezzetli yemekler hazırlayabilir.

Mutfaktaki bir diğer yıldız ise kahve makineleri. Türk kahvesi tutkunlarının vazgeçilmezi olan bu makineler, evlere lezzetin ve keyfin tadını taşıyor. Artık canınız Türk kahvesi çektiğinde, kimseden yardım istemeye gerek kalmıyor. Kahve makinesi ile kendi lezzetinizi, kendi ellerinizle oluşturabiliyorsunuz. 

Serhan Bey, Türk kahvesinin kahve yapma makineleri sayesinde dünyadaki tercih edilme oranının arttığını da vurguluyor. Bu da gösteriyor ki, kahve makineleri sadece lezzet katmakla kalmıyor, aynı zamanda kahve kültürümüzü de dünyaya taşıyor.

Sohbetimiz boyunca Serhan Bey ile mutfak aletlerinin gastronomiye katkıları üzerine konuştuk. Mutfakta inovatif ürünler, evlerde lezzetin ve keyfin sınırlarını zorluyor ve lezzet deneyimini bambaşka bir boyuta taşıyor. Bu sihirli dokunuş her evi adeta bir lezzet atölyesine dönüştürüyor ve her insan usta bir şefe dönüşme şansı yakalıyor.

13 Mayıs 2024
Kamuda tasarruf paketinden 300 milyar TL gelebilir, Peki ama nasıl?

Günlerdir konuştuğumuz Kamuda Tasarruf Paketi dün açıklandı. Paketin ekonomiye ve bütçeye yansımalarını birçok kişi farklı farklı yorumlarla dile getirdiler. 

Biz de TGRTHABER ekonomi servisi olarak, konunun önde gelen isimleriyle konuştuk.TGRT Haber Ekonomi Müdürü Celal Toprak, TGRT Haber Ankara Haber Koordinatörü Ahmet Sözcan ve Ekonomist Prof. Dr. Sefer Şener dünkü programın konuklarıydı.

Açık söyleyeyim bu yazının manşetini Ekonomist Prof. Dr. Sefer Şener attı. Şener yayında pakete uyulması halinde 300 milyar tasarruf sağlanacağını söyledi.

BU PAKET DİĞERLERİNDEN FARKLI DİYEN Şener, paketin denetiminin direkt Hazine ve Maliye Bakanlığında olmasının ve yaptırım yetkisinin bulunmasının çok anlamlı olduğunu belirtti. Paketin kapsamının geniş olduğunu söyleyen Şener, titiz bir uygulamayla tasarruf oranının beklentilerin üzerine çıkacağını söyledi. Şener'e göre; denetim, raporlama ve cezalar bu programın bel kemiği olacak.
 
 
Tgrthaber Ekonomi Müdürü Celal Toprak ise, paketin 3 yıl boyunca geçerli olacağının altını çizerek bu sürenin yeterli olmadığını Yapısal reformlarla birlikte tasarrufun başta kamuda olmak üzere toplumsal bir alışkanlık olması gerektiğini vurguladı ki bence de yayının en can alıcı yorumlarından biriydi. 
 
Ankara kulislerinin vazgeçilmez ismi Tgrthaber Ankara Haber Koordinatörü Ahmet Sözcan ise; tüm bu konuşulanlara ek olarak bugüne kadar tasarruf yapmak zorunda kalan vatandaşlar için bu paketin psikolojik rahatlama oluşturucağını söyledi. Aynı zamanda bunun ilk paket olduğuna dikkat çekerek, yakında açıklanacak ek pakette mutlaka ihalelerde reform yapılması gerektiğini ve vergi sisteminde de adil bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Üç farklı isimden talep ve değerlendirmeler böyleydi. Bana göre ise; taşıt sayısının azaltılmasından, kamuda istihdama, enerji verimliliğinden, yurt içi ve yurtdışı eğitimlere ayrılan bütçe ve hatta yazışmaların digital ortama taşınmasına kadar çok geniş bir yelpazede hazırlanan paketin kağıt üzerinde kalmaması çok önemli. Ve tabii denetim ve raporların kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşılması. 

14 Mayıs 2024
İstanbul’da 79 yıl süren Bizans izleri de silindi!

Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul’un fethinden sonra Bizans izlerinin yer aldığı birçok kiliseyi uygunluk halinde camiye çevirerek “Kılıç Hakkını” kullandı. Ancak nadir olan yapılardan biri Kariye’ye dokunmadı. Fatih Sultan’ın buradaki asıl amacı aynı zamanda farklı dinlerin odak noktası olan İstanbul’daki çeşitli yapıları korumaktı. Savaş teknik ustası olan Sultan Mehmet’in aynı zamanda ticari ve manevi yönü de çok güçlüdür.

Stratejisinde de haklı çıktı. Kariye’yi özgün hali ile bırakan Sultan Mehmet, bu sayede İstanbul’a gelen ziyaretçi sayısını arttırmıştı. Osmanlı tüm görkemi ve gücüyle gövde gösterisi yaptığı yıllarda Bizans taraftarı olan bazı isimler sıklıkla suikast girişimlerinde bulundu. Bunu yapabilmelerindeki en kritik nokta ise ziyaret amaçlı geldikleri mabetler oldu.

Fetihten 58 yıl sonra tarihler II. Bayezid dönemini gösterirken sadrazam Atik Ali Paşa, bu durumu önlemek için Kariye’yi camiye dönüştürdü. Özgünlüğünü çok bozmadan çan kulesi yerine tek minare yaparak camiye çevrilen Kariye’den ezan sesleri yükseldi. Depremlerden hasar aldıkça onarılan Kariye’nin özgünlüğünün bozulmaması dikkatlerden kaçmadı. II. Abdülhamid’in titizlikle onarımını yaptırdığı Kariye Camii, 29 Ağustos 1945 yılına geldiğimizde ise o zamanki Bakanlar kurulu tarafından müzeye çevrildi.

Mozaikler ve kaplamalardan temizlenen Kariye 79 yıl boyunca Bizans ruhunu yansıttı. Peki onca yapı varken neden KARİYE Bizans ruhunu yansıtıyor? Çünkü yapı Hazreti İsa’dan sonra yapılan ilk mabetlerden biridir. Hasar alsa bile yeniden inşa edilen Kariye Camii, Bizans döneminde Ayasofya’dan sonra en çok ibadet yapılan mekan olarak tarih kitaplarında geçti. Bu da Kariye’nin üzerindeki Bizans algısını artırdı. Yeniden camiye çevrilmesi ise tam siyasi dönüşüm oldu.

Bunun kanıtı ise Kariye Camii’ye dönüştürülür dönüştürmez Yunanistan’dan gelen tepki ile kanıtlandı. Ayasofya’dan sonra Kariye’nin de Camii yapılması üstelik turistlere sınırlandırma getirilmesi bazılarının yarasını kanattı.

Gel gelelim camiye… Muhteşem bir din buluşmasını yansıtan figürlerle dolu Kariye Cami, İstanbul’un gözde semti Fatih’te yükseliyor. İçindeki alanlar sınırlandırılmadan ziyaretçilerine sunuluyor. Açıldığı ilk günden beri ziyaretçi akımı 3 katına çıkan Kariye Camii’ye özellikle semtte yaşayan vatandaşlar daha fazla ilgi gösterdi. 
Yolu Fatih’e düşen her vatandaşın görmesi gereken yapıtlardan biri olan Kariye Cami’nin manzarası ise Aziz İstanbul’la çerçeveleniyor.

11 Mayıs 2024