Tgrt Haber

Bülent Kavaklı Yazıları

Bülent Kavaklı

Bülent Kavaklı

bk@valentura.com
Yatırım Tavsiyesi Değildir

Blockchain ve Teknoloji Dünyasında espirili Bir Yolculuk yapalım.
Blockchain teknolojisi, kripto paralar, inovasyonlar ve bunların yarattığı baş döndürücü fırsatlar... Hayatımızın her alanına sızmayı başaran bu yenilikler, kimilerinin zengin olma hayallerini süslerken, kimilerinin ise kabusu oldu ve olmaya devam ediyor. Ancak unutmayın ki, bu yazı yatırım tavsiyesi değildir! Sizi biraz güldürmek, biraz düşündürmek ve en önemlisi blockchain dünyasında komik bir yolculuğa çıkarmak istiyorum.

Blockchain, kelime anlamı olarak blok zinciri demektir. Basitçe ifade etmek gerekirse, dijital verilerin güvenli ve değiştirilemez bir şekilde kaydedildiği bir defterdir. Hani şu muhasebecilerin her sayfasını dikkatle doldurduğu defterler var ya, işte onun dijital hali! Ama bu defterin özelliği, her sayfasının birbiriyle kilitli olması ve kimsenin sayfaları yırtıp değiştiremiyor olmasıdır. 

Bitcoin, Ethereum, Dogecoin, Navvigo gibi isimler size tanıdık geliyorsa, siz de blockchain dünyasına adım atmışsınız demektir. Bitcoin, 2009 yılında Satoshi Nakamoto adlı gizemli bir figür tarafından yaratıldı. Figür diyorum zira kişi mi topluluk mu hala gizemini korumaya devam ediyor. O günden bu yana da dijital altın olarak anılmaya başladı. Dogecoin nedir diye soracak olursanız, o da bir şaka olarak başlayıp milyonlarca dolar değere ulaşan bir kripto paradır. Evet, doğru duydunuz yada okudunuz, bir şaka!

Dogecoin'in hikayesi, 2013 yılında bir internet meme'inden esinlenerek yaratılmış olmasıdır. Doge adlı bir Shiba Inu köpeğinin sevimli ve şaşkın bakışları, milyar dolarlık bir kripto paraya dönüştü. İşte teknoloji dünyasının ne kadar öngörülemez olduğunun kanıtı!

Kripto paraların değerindeki dalgalanmalar, yatırımcıları bir rollercoaster yolculuğuna çıkaracak kadar baş döndürücü olabiliyor. Bir gün bir kripto paranın değeri tavan yaparken, ertesi gün dibi görebilir. İşte bu yüzden, YTD yani yatırım tavsiyesi değildir demek, belki de en önemli uyarıdır. Ancak yine de, insanlar bu dijital dünyada zengin olma hayallerinden vazgeçmez.

Tabi biraz da NFT den bahsetmeden olmaz; yani Non-Fungible Token, bir dönem blockchain dünyasının en yeni çılgınlıklarından biri oldu. NFT'ler, dijital varlıkların benzersiz olduğunu kanıtlayan ve onları koleksiyon değeri taşıyan varlıklar haline getiren tokenlar olarak tanımlanabilir. Bir dijital sanat eserinin ya da bir tweet'in NFT'sini satabilirsiniz. Evet, doğru duydunuz, bir tweet!

2021 yılında, Twitter'ın kurucusu Jack Dorsey, ilk tweet'ini NFT olarak sattı ve 2.9 milyon dolara alıcı buldu. Bu tweet'te ne mi yazıyordu? "just setting up my twttr" Yani, "Twitter'ımı kuruyorum". İşte bu kadar basit bir şey, dijital dünyada milyonlarca dolar değerinde olabilir.

Ya metaverse'e ne demeli; Sanal ve artırılmış gerçeklik teknolojileri kullanılarak oluşturulan dijital dünyaların birleşimidir. Bir nevi, Matrix filmindeki gibi bir dünya düşünün, ama bu sefer Neo'nun rolünde siz varsınız! Metaverse içinde, iş toplantılarından alışverişe, eğlenceden eğitime kadar her şeyi yapabilirsiniz. Ancak unutmayın, Metaverse'teki bir arsa satın almak gerçek dünyadaki kadar pahalı olabilir. Arazi, ev, arsa, konut konularından bir türlü vazgeçemeyen bir millet olarak çok da hızlı ayak uydurduğumuz bir dönem yaşadık bu alanda. Arsa nerede olursa olsun iyi bir yatırımdır diye düşünen bir çok insan metaversede de olsa bir çok arsa satın aldı. Ki bu da bir yatırım tavsiyesi değildir :)

Teknoloji ve inovasyon, her geçen gün daha da hızlanarak ilerliyor. Blockchain ve kripto paralar, bu ilerlemenin sadece bir parçası. Yapay zeka, otonom araçlar, kuantum bilgisayarlar... Bu yenilikler, geleceğimizi şekillendirmeye devam edecek olduğu ise çok açık. Ancak, her yeni teknolojinin beraberinde getirdiği riskleri de unutmamak gerekir. İşte bu yüzden, yatırım yaparken dikkatli olmak ve asla tüm yumurtaları aynı sepete koymamak önemlidir.

Blockchain ve teknoloji dünyasında yaptığımız bu kısa yolculukta, sizlere yatırım tavsiyesi vermemeye çalıştım. Kripto paralar, NFT'ler ve Metaverse gibi yenilikler, hayatımızı değiştirmeye devam ediyor. Ancak unutmayın, bu yazı yatırım tavsiyesi değildir! Teknoloji dünyasında her şey mümkün ve her an her şey değişebilir. Bu yüzden, yeniliklere açık olun, ama dikkatli ve bilinçli hareket edin. Ve en önemlisi, bu dijital dünyada eğlenmeyi unutmayın!

Finalde şunları söylemek isterim ki; blockchain ve teknoloji dünyasında her an her şey olabilir. Bir gün milyoner olup ertesi gün beş parasız kalabilirsiniz. Ancak, bu dünyanın sunduğu fırsatları ve riskleri doğru değerlendirmek, sizi bu yolculukta bir adım öne çıkaracaktır. Ve unutmayın, yatırım tavsiyesi değildir! Yalnızca eğlenceli ve düşündürücü bir bakış açısı ile belki de en iyi yatırımınızı yapmış olabilirsiniz. Keyifli yatırımlar ve bol kazançlar dilesem de işin aslı olan teknolojisini ve insanlara olan fayda kısmına odaklanmanızı önemle rica ediyorum. Geleceğin, sürdürülebilir teknolojinin ve dünyanın iyiliğinin doğru yatırımlar içerdiğini görmenizi, hiç kimsenin yatırım tavsiyesine ihtiyacınız olmadığını da unutmamanızı dilerim.

Bu arada; yatırım tavsiyesi değildir!

6 Haziran 2024
Sevgili Günlük!

Günlerdir zihnimde bir fikir dönüp duruyor; eski günlere dönmek, o saf, o masum çocukluk zamanlarına... Hani şu ortasında çizgili defterlerimize kalemle yazılar yazdığımız, hatırladın mı? Evet, sevgili günlük, seni yazdığımız günlerden bahsediyorum. Gel, hep birlikte o günlere geri dönelim ve bugüne kadar teknolojinin nasıl bir evrim geçirdiğini inceleyelim.

Önce o naif günlere gidelim. Hatırlıyorum da, o zamanlar defterlerimiz vardı, kapaklarına en sevdiğimiz çizgi film karakterlerinin çıkartmalarını yapıştırırdık. İçi sayfalarla dolu, basit ama bir o kadar da değerli defterler... Kalemlerimizle yazarken yaptığımız her hatayı silgilerle düzeltmeye çalışırdık. Bazen silgimiz kağıdı yırtar, bazen de sadece daha büyük bir leke yapardı.

Günlüklerimize yazdığımızda kimse bilmezdi, sırlarımızı güvenle saklardık. En yakın arkadaşımızın sırrını saklamakla görevliydik ve bu görev, NASA'da çalışmak kadar ciddiydi. O küçük kalplerimizi döktüğümüz, minik sırdaşlarımız... Ne kadar masumdu o günler. Tek derdimiz, annemizin günlüklerimizi bulup okumamasıydı. "Aman, sakın annem bulmasın!" diye yatağın altına sakladığımız günleri hatırlıyorum.

Sonra bir gün, teknoloji denen o büyülü varlık hayatımıza girdi. Önce bilgisayarlar geldi, tabii o zamanlar büyük bir lükstü. Ekranları bile tüplü, ağır mı ağırdı. İnternetin "cıs" olduğu, bağlantının "ııııııııı" diye ses çıkartarak kurulduğu zamanlardı. O dönemde "Chat" odalarıyla tanıştık. Günlük yazmayı bıraktık, çünkü sanal günlükler daha havalıydı! "Merhaba, nasılsın?" yazmak bile bir devrimdi o yıllarda.

Derken akıllı telefonlar çıktı. Parmaklarımızla ekrana dokunmak, sanki bir sihirbaz gibi hissettiriyordu. O zamanlar messenger gibi uygulamalar, anılarımızı paylaşmanın yeni yolları oldu. Günlükler yerini sosyal medya hesaplarına bıraktı. Artık tüm dünya bizim günlüklerimizi okuyabilirdi. Gizlilik mi? Ah, kim takardı ki artık gizliliği! Like almak, beğeni toplamak önemliydi. Herkesin görebileceği bir günlük tutmak ne kadar eğlenceliydi, değil mi?

Teknoloji hızla gelişmeye devam etti. Sosyal medya krallığı büyüdü, günlüklerimiz Instagram hikayelerine, Twitter gönderilerine ve Facebook paylaşımlarına dönüştü. Eskiden yatak altına saklanan günlükler, şimdi herkesin cebinde taşınıyor, anında paylaşılabiliyordu. Bir fotoğrafın altına yazılan bir cümle, binlerce insan tarafından görülüp yorumlanabiliyordu. Ne günlerdi o günler!

Ama sevgili günlük, değişmeyen bir şey vardı; insanların içten gelen yazma ihtiyacı. O yüzden şimdi, tam da bu noktada, geleceğe bir pencere açalım. Gelecekte günlükler nasıl olacak dersin? İzin ver, hayal gücümü serbest bırakayım...

Sevgili Günlük! 2050 Yılı

Merhaba sevgili günlük, yine buradayım. Bu sabah holografik ekranımı açtım ve seninle konuşmaya karar verdim. Yazmak mı? Hayır, artık konuşarak günlük tutuyorum. Sesimle yazılar oluşuyor, duygularımın tonunu bile algılayabiliyorsun. Ne kadar harika, değil mi?

Bugün, sanal gerçeklik gözlüğümü taktım ve arkadaşlarımla dijital parkta buluştum. Her şey o kadar gerçekçi ki, sanırsın gerçekten oradayız. Arkadaşım Davut ile birlikte Mars'a kısa bir yolculuk bile yaptık. Tabii, bu sadece bir simülasyondu, ama hissi inanılmazdı.

Holografik projeksiyonlar sayesinde evdeki kedimle bile konuşabiliyorum artık. Evet, yanlış duymadın. Kedim Hera, benimle konuşabiliyor. Tabii ki onun konuşması biraz robotik, ama yine de çok eğlenceli. Gün boyunca ona sırlarımı anlatıyorum, o da bana tavsiyeler veriyor. Gerçek hayatta çok iyi geçinemesek bile burada her şey çok güzel. 

Bu arada, bugün yemek yaparken bir tarif unuttum ve sadece Hey, günlük! Bana o ünlü İtalyan makarna tarifini hatırlatır mısın? dedim. Anında tarif karşımda belirdi. Teknoloji sayesinde her şey ne kadar da kolaylaştı. Halbuki o makarna tarifini bırakın unutmayı, bilmiyordum bile. Günlük, sen olmasan ne yapardım, bilmiyorum. 

Yarın ise bir tatile çıkmayı düşünüyorum. Evet, sanal tatil! O kadar gerçekçi ki, denizin tuzlu kokusunu bile alabiliyorum. Teknoloji, hayatımızı nasıl da güzelleştiriyor, değil mi?

Sevgili günlük, seni yazmak ve teknolojiyle iç içe olduğum bu zamanları paylaşmak bana büyük bir mutluluk veriyor. Eskiden defterlere yazarken hissettiğim masumiyet ve heyecan, şimdi teknolojinin sunduğu imkanlarla birleşerek bambaşka bir boyuta taşındı. Belki bir gün, bugünün çocukları da holografik günlüklere yazdıkları anılarını hatırlayacak ve gülümseyecekler.

Günlükler değişse de, yazma ihtiyacı ve anılarımızı saklama isteği hiç değişmiyor. Teknolojinin bize sunduğu bu harika imkanlarla, gelecekte de anılarımızı paylaşmaya ve saklamaya devam edeceğiz. İşte böyle, sevgili günlük. Bugünden geçmişe, oradan da geleceğe bir yolculuk yaptık. Ve anladık ki, en önemlisi anılarımızı her zaman en güzel şekilde saklamak ve paylaşmak.

Sevgilerle,

Teknoloji Tutkunu Bir Günlük Yazarı

30 Mayıs 2024
Geleceğin yolu, merkeziyetsiz navigasyon

Günümüzde teknoloji ve dijitalleşme hızla ilerlerken, navigasyon sistemleri de bu gelişmelerden nasibini alıyor. Geleneksel navigasyon sistemleri, merkezi yapıları ve verilerin tek bir noktada toplanmasıyla bilinirken, merkeziyetsiz navigasyon kavramı, bu durumu tamamen değiştirerek, kullanıcıların daha güvenli, verimli ve özgür bir şekilde seyahat etmelerini sağlamayı hedefliyor. Mahremiyetin bu kadar ön plana çıktığı bugünlerde bu yazı ile dikkatinizi çekmeyi planlıyorum. Bu makalede, merkeziyetsiz navigasyonun ne olduğu, nasıl çalıştığı, avantajları ve dezavantajları ile gelecekteki potansiyel etkilerini ele almaya çalışacağım. Aslında çaktırmadan da üzerinde hali hazırda çalıştığımız projemiz ile ilgili de göz kırpmış olacağım.

Merkeziyetsiz navigasyon, verilerin ve hizmetlerin merkezi bir otorite veya sunucu yerine, dağıtık bir ağ üzerinde paylaşıldığı ve yönetildiği bir sistemdir. Bu yaklaşım, blockchain teknolojisi ve diğer dağıtık defter teknolojileri kullanılarak gerçekleştirilir. Merkeziyetsiz navigasyon sistemleri, kullanıcıların konum verilerini ve yol tariflerini merkezi bir sunucuya bağımlı olmadan paylaşmalarına ve erişmelerine olanak tanır.

Merkeziyetsiz sistemlerinin temelini, sanılanın aksine sadece Bitcoin olarak bildiğiniz, duyduğunuz para biriminin ağ teknolojisi olan blockchain teknolojisi oluşturur. Blockchain, verilerin şifrelenerek bloklar halinde zincirleme bir yapıda saklandığı ve tüm ağ katılımcıları tarafından doğrulanan bir defterdir. Bu sayede, merkezi bir otoritenin kontrolüne ihtiyaç duyulmadan, verilerin güvenli bir şekilde paylaşılması ve doğrulanması mümkün olur.

Bir merkeziyetsiz navigasyon sistemi, kullanıcıların cihazlarından (örneğin, akıllı telefonlar veya araç içi sistemler) gelen verileri toplayarak, bu verileri blockchain ağı üzerinde işler. Her kullanıcı, ağın bir parçası olarak verilerin doğrulanmasına katkıda bulunur ve aynı zamanda ağdaki diğer kullanıcıların verilerine erişebilir. 

Kullanıcıların konum, hız, rota ve trafik verileri cihazları aracılığıyla toplanır. Toplanan veriler, blockchain teknolojisi kullanılarak şifrelenir ve bloklar halinde zincirlenir. Şifrelenmiş veriler, ağdaki diğer kullanıcılarla paylaşılır ve doğrulama sürecine dahil edilir. Ağdaki kullanıcılar, verilerin doğruluğunu ve bütünlüğünü doğrular. Doğrulanan veriler kullanılarak, en uygun rota ve trafik bilgileri hesaplanır ve kullanıcılara sunulur. İşleyişi aşağı yukarı bu şekilde özetlemek mümkün olabilir.

Merkeziyetsiz navigasyon sistemlerinin en büyük avantajlarından biri, güvenlik ve gizlilik konusundaki üstün performansıdır. Verilerin şifrelenerek saklanması ve merkezi bir otoritenin kontrolüne ihtiyaç duyulmaması, kullanıcıların konum ve seyahat bilgilerinin daha güvenli bir şekilde korunmasını sağlar. Ayrıca, kullanıcıların verileri üzerinde tam kontrol sahibi olmaları, gizlilik endişelerini de büyük ölçüde azaltır.

Verimlilik ve Güncellik bakımından da bir çok avantaj sağlar. Ağdaki tüm kullanıcıların verilerine anlık olarak erişebilir ve bu verileri güncel tutar. Bu sayede, trafik durumu, yol çalışmaları ve diğer seyahat bilgileri her zaman en güncel haliyle kullanıcılara sunulur. Ayrıca, merkeziyetsiz yapı, ağdaki yoğunluğu ve veri işleme yükünü dağıtarak, daha hızlı ve verimli bir navigasyon deneyimi sağlar.

Merkezi bir sunucunun çökmesi veya saldırıya uğraması gibi risklere karşı daha dayanıklıdır. Verilerin dağıtık bir ağ üzerinde saklanması ve yönetilmesi, herhangi bir noktanın çökmesi durumunda bile sistemin çalışmaya devam etmesini sağlar. Bu da, kullanıcıların her zaman kesintisiz bir navigasyon hizmeti almasını garanti eder.

Merkeziyetsiz navigasyon sistemlerinin yaygınlaşması, kullanıcıların ve hizmet sağlayıcıların bu yeni teknolojiye uyum sağlamasını gerektirir. Geleneksel merkezi sistemlere alışmış kullanıcılar için, merkeziyetsiz yapıya geçiş bir öğrenme süreci ve alışma dönemi gerektirebilir. Ayrıca, mevcut altyapının merkeziyetsiz sistemlerle uyumlu hale getirilmesinde zaman alabilir.İşte tam da bu sebepten web2 kullanıcılarını yani hali hazırda sizleri de bu yeni modele alıştırmak için bazı planlar içindeyiz. Buraya kadar merkeziyetsiz yapıyı anlatmış olsam da kullanıcılar olmadan bu tarz bir projenin hayat bulması zor olacak, ya da zaman alacaktır. Bu sebeple çalışmalarımızı burjuvai bir hava ile kısıtlı kullanıcılara sunmak yerine daha barışık ve öğretici bir model ile kolaylaştırıcı çözümlerimiz eşliğinde sizlerle buluşturmak niyetindeyiz. Vizyonu merkeziyetsiz bir navigasyon olan proje sayesinde; kullandığınız ve sizden izin alınmadan alınan, kullanılan verilerinizin sadece sizin onayınız ile ve karşılığında bir ödeme aldığınız yöntemi düşünün. Sizi iyi bir şoför olmaya teşvik eden, yeşil rotaları tercih ederseniz karbon ayak izinizi sıfırlamanıza yardımcı araçlar barındıran, belki yol üzeri görevler sayesinde ek kazançlar sunan bir app düşünün. Bakırköy'den Taksime kadar katettiğiniz 15km'lik gps izinizi bize satar mısınız teklifidir aslında işin Türkçesi. 

Bu yapı gelecekte seyahat ve ulaşım alışkanlıklarımızı kökten değiştirebilir. 
Akıllı Şehirler ve Ulaşım Sistemlerinin yoğunlukla konuşulduğu düşünülürse; merkeziyetsiz navigasyon sistemleri, akıllı şehirler ve entegre ulaşım sistemlerinin gelişimine katkıda bulunabilir. Trafik yönetimi, toplu taşıma entegrasyonu ve acil durum müdahaleleri gibi alanlarda daha verimli ve güvenli çözümler sunabilir.

Otonom araçlar, merkeziyetsiz navigasyon sistemleri sayesinde daha güvenli ve etkili bir şekilde çalışabilir. Anlık veri paylaşımı ve doğrulama süreçleri, otonom araçların çevreleriyle daha iyi etkileşimde bulunmasını ve daha güvenli seyahat etmelerini sağlayabilir.

Kullanıcıların seyahat tercihlerini ve alışkanlıklarını daha iyi analiz ederek, daha kişiselleştirilmiş seyahat deneyimleri sunabilir. Bu sayede, kullanıcılar en uygun ve hızlı rotaları seçebilir, seyahat sürelerini ve maliyetlerini optimize edebilirler.

Merkeziyetsiz navigasyon, geleceğin seyahat ve ulaşım dünyasında devrim niteliğinde bir değişim vaat ediyor. Blockchain teknolojisi ve dağıtık defter sistemleri sayesinde, daha güvenli, verimli ve kullanıcı dostu navigasyon hizmetleri sunulması mümkün hale geliyor. Ancak, bu teknolojinin tam anlamıyla benimsenmesi ve yaygınlaşması için teknik zorlukların aşılması ve kullanıcıların adaptasyon sürecinin desteklenmesi gerekiyor. Merkeziyetsiz navigasyonun potansiyel etkileri, gelecekteki seyahat deneyimlerimizi daha güvenli, verimli ve kişiselleştirilmiş hale getirebilir.

Kim bilir belki bu sayede hepimizin verdiği emekler ve yatırımları ile ortaya çıkacak bir navigasyonun ortakları olabilir, gelişimine, büyümesine, yayılmasına hep birlikte katkıda bulunabilir, yollarda kelimenin tam anlamıyla biri bizi gözetlemeden dolaşmanın keyfine varabiliriz.

23 Mayıs 2024
Girişimcinin terlikle mücadelesi

İyisiyle kötüsüyle çoğunlukla seçemediğimiz ailelere sahibiz. Aile derken içim bazen cız ediyor, zira; annesini, babasını kim bilir belki genç yaşta abla, abi yada kardeşini kaybedenler için üzgünüm, yaranızı deşmek değil amacım. Ancak hayat acımasız ve bazen adaletsiz gibi gelir insana. Neyse tatsız konuları bırakalım ve aile derken yakın çevremizde bizlerin yetişmesine katkıda bulunan ya da köstek olan insanlardan biraz bahsedelim. 

Hangimiz anne terliğinin tadına bakmadık ki! Bir hayalinizi, ya da saçma bir düşüncenizi dile getirdiğiniz zaman evdeyseniz annenizin menzilinde olmamanız gerekir. Çünkü her an terlikle burun buruna gelebilir ve girişimci ruhunuza ilk darbeyi alabilirsiniz ki bu konuda çok yeteneklidirler, isabet oranları da oldukça iyidir. Yaptığınızın yanlış olduğu düşüncesiyle can havliyle salondan uzaklaşırken, mutfak girişinde kurtuldunuz sandığınız anda o terlik mutlaka sizi yakalar ve kendinize getirir :) Şaka yollu olsa da aykırı düşüncelerin genelde maruz kaldığı bir durumdur bu. Kimi zaman abiniz ya da ablanızın kimi zaman evin reisi babanızın söylemleri ile artık saçmalıklarınızı kendinize saklar olursunuz. Şimdilerde kutunun dışında düşün diye naralar atılan girişimcilik sohbetlerinden çok uzakta ama gerçekliğin ta kendisiyle yüzleşirsiniz. Tabi her zaman durum bu şekilde olmayabilir.

Girişimcilik, bir fikri hayata geçirme ve yeni çözümler üretme sürecidir. Bu yolculukta en büyük destekçiler genellikle en yakınımızdaki insanlar olur: Ailemiz. Aile, girişimcilik ruhunu besleyen bir laboratuvar gibidir. En saçma fikirlerinizi yüksek sesle konuşmaya başladığınız ve kafalarını ilk şişirdiğimiz insanlardır. Size sabır gösteren, yol gösteren, deneyim kazandıran yer de orasıdır. Girişimcilik serüvenine atılan birçok kişi için aile, ilk fikirlerin paylaşıldığı, ilk geri bildirimlerin alındığı ve cesaretin toplandığı yerdir. Aile fertleri, özellikle de ebeveynler, çocuklarını risk almaya teşvik edebilir, onların yaratıcılıklarını destekleyebilir ve bağımsız düşünmelerini sağlayabilir. Bu destek, çocukların özgüveninin artmasına ve problem çözme becerilerinin gelişmesine yardımcı olur.

Maalesef herkes bu kadar şanslı olamayabiliyor. Anlayışsız insanlar arasında yaşıyorsanız her hareketiniz, tavrınız her geçen gün törpülenir. Anlayışsız biraz ağır oldu biliyorum, kastettiğim; yeni fikirlere açık olamayan daha kötüsü ön yargılarından bir türlü kurtulamayan insanlar aslında. Öyle zordur ki hayallerine gem vurulan bir ortamda nefes almak; tek rakibiniz sigortalı işi olan komşunun ya da akrabanın çocuğudur. Hayat boyu peşinizi bırakmayacak bir kabus gibidir. Ne yapsanız ne deneseniz başarılı olsanız dahi, hep iyi bir seçenekmiş gibi sinsice bekler başarısız olacağınız anı.


Oysa birçok girişimci için ilk yatırımcı da ailesidir. Aile bireyleri, hem maddi hem de manevi destek sağlayarak girişimcinin yolculuğunda önemli bir rol oynar. Bu destek, girişimcinin iş fikrini test etmesine ve pazar yerinde kendini kanıtlamasına olanak tanır. Ancak, aile içindeki maddi destek dengeli bir şekilde yönetilmelidir. Aşırı maddi destek, girişimcinin gerçek dünya şartlarında ayakta kalma yeteneğini zayıflatabilir. Her ne kadar aile büyük bir destek sağlasa da, aşırı koruyuculuk veya yüksek beklentiler girişimcinin üzerinde baskı oluşturabilir. Aile bireyleri arasında iş ve kişisel ilişkilerin iç içe geçmesi, profesyonellikten ödün verilmesine ve kararların objektif olmaktan çıkmasına neden olabilir. Bu durum, işin büyümesini ve gelişmesini engelleyebilir.

Girişimcilik ve aile ilişkileri arasındaki dengeyi bulmak, sürdürülebilir başarı için kritik öneme sahiptir. Aile bireylerinin girişimciye destek olurken aynı zamanda bağımsız bir yapıyı teşvik etmeleri gerekir. Sanırım ülkemizde en zorlanılan kısım burası.. Hiç ortamız yok, ya köstek oluyoruz, ya da o kadar çok verici davranıyoruz ki, girişimci olabilecek aile ferdini tembelleştirebiliyor ve gerçek hayattan uzaklaştırıyoruz.

Aile, girişimciliğin en değerli ve en zorlu merkezlerinden biridir. Doğru destekle aile, girişimcilik ruhunu ateşleyen ve sürdürülen başarılara zemin hazırlayan bir temel olabilir. Ancak, bu destek dengeli ve stratejik bir şekilde sunulmalıdır. Girişimcilik yolculuğunda aile desteği ile birlikte bağımsız kararlar almak ve profesyonel yardım almak, uzun vadede başarıya ulaşmanın anahtarlarından biridir.

Bir çok girişimcilik merkezi açıldı, çok başarılı olanlar da var, popüler bir nedenle açılmaya devam edenler de var. Dört duvar 3 masa 5 sandalye ile bu işlerin olamayacağını vurgulamak için sizlerle düşüncelerimi paylaşmak istedim aslında. Ya da ben acımasız davrandım belki! Tamam sizin istediğiniz olsun son teknoloji araç gereçlerle donatılmış bir girişimcilik merkezini ele alalım; içinde girişimci ruhu olmadan o merkez ne işe yarar ki. Bu durumu şimdilerde maalesef yaşıyoruz. O kadar çok girişimcilik merkezi var ki, bizim ülkede o kadar girişimci yok. İmkanlar bu kadar fazla değilken, merkez yok, eğitim yok diyorduk şimdilerde ise yenilikçi girişimci bulmakta zorlanıyoruz. Yani demem o ki güzel güzel binalar merkezler yapmak yerine bu işin ruhuna odaklanalım, deneyime dayalı işler planlayalım, tohumun ekilmesinden itibaren sulamasını düzgün yapalım. Ve bunu önce en yakınımızdan başlayarak yapalım. Komşunun tavuğu kaz görünmesin, evinizin içindeki çirkin ördek yavrusuna, farklı düşünen çocuğa kulak verelim. Belki o kadar oyuncağı kırmasının nedeni sadece içindeki mekanizmayı merak etmesidir. Onu hiperaktivite ilaçları ile sanki bir hayvanı sakinleştirmeye çalışırcasına davranmak yerine yanına oturup anlamaya çalışmanız eminim hepinize katkı sağlayacaktır. Sözüm meclisten dışarı tabi :) 

Siz her konforu sağlasanız da zihnen hala; bir masa üç sandalye olan insanları nasıl girişimci yapacaksınız. Onlara ne ara cesaret verecek, deneyim kazandıracak hatta motive edeceksiniz. Aynı; okulları hapishane gibi demir parmaklıklar ile inşa edip, zorla içeride tutmaya çalışan bir kafa gibi davranarak onlara nasıl uçmayı, uzayı öğreteceksiniz, özgürlükten bahsedeceksiniz. 

Önce çekirdek aileden başlayarak, deneyerek, başarısız olarak fakat aynı zamanda hep aynı cesarete sahip olan girişimci ruhlu insanlar yetiştirmedikçe, kültür aşılamadıkça, hep bir eksik olacak bu hikaye. Binlerce okul yapıp, betonarme bloklar, yapılar arasında sizi anlayacak kimseyi bulamamak gibi.
Betonarme yapıların, devasa işletmelerin, okulların yapılmasına rağmen kültür şokunun yaşanması, eğitim düzeyinin niteliğinin her geçen gün azalmış olması bunun en iyi belirtisi değil mi? 

Oysa girişimcilik, bir meslek mi yoksa yaşam biçimi mi olduğu sürekli tartışılan bir konudur. Zorluklar mı bizi girişimci yapar, fırsatlar mı? Yoksa zorluklar aslında birer fırsat mıdır, adaletsizlik midir? Bu kargaşa içinde yine de mikro düzeyde en iyi girişimcilik merkezi şimdilik aile değilse de aile olmalıdır.

Çünkü girişimcilik bir kültürdür ve bu kültürün oluşması kolay değildir, uzun zaman alır. Eğer en aykırı düşüncelerinize, gelecek planlarınıza, hayal dünyanıza saygı duyan ve sizi anlamaya çalışan insanlarla birlikte olursanız, onların desteğini alırsanız, başarısız olduğunuzda öğrenmenizi sağlayacak insanlardan oluşan bir aileniz olursa her şey daha kolay ve güzel olurdu.

Son olarak genç girişimci arkadaşlarıma tavsiyem şudur: Ailemiz bizi anlamıyor demek yerine, onların anlaması için hiç adım attınız mı? Mesela yeni bir teknoloji çıktığında "Sen ne anlarsın?" demek yerine, dokuz ay seni karnında taşımış, yıllarca seni yetiştirmiş annen, evi geçindirmek için uykusuz kalmış baban, ya da bir diğer aile ferdinin seni anlaması için sen ne yaptın? Şimdi senin sıran.
Eğer o evin içinde bir şeylerin değişmesini istiyorsan, ilk girişimcilik hikayen başlıyor.
Bazen kendi gideceğin yolun asfaltını kendin dökmen, o kaldırım taşlarını kendin döşemen gerekir.

 

 

16 Mayıs 2024
Atasözleri ile Girişimcilik

Girişimcilik, çeşitli aşamaları ve zorlukları olan karmaşık bir süreç. Atasözleri, bu yolculuğun farklı aşamalarını açıklamak ve ilham vermek için zaman zaman imdadıma yetişiyor. Sanırım 300'den fazla kez sahne aldığım süreçte bir çok kez atasözlerinden faydalandım. Türk atasözleri doğal olarak daha fazla aklımdaydı. Büyüklerimizden yada okuduklarımızdan, sıklıkla ise deneyimlerimizden öğrendiğim bazı atasözleri ile girişimcilik yolculuğuna bakış atmak istiyorum.

"Eldeki buzağıdan öküz olmaz" bu atasözü genelde elimizdeki, yanımızdaki değerli şeylerin, insanların değerini bilmemekle ilgili mesajlar veriyor. Aileniz, arkadaşlarınız sizin bir başarı ile tescil edilmiş bir hayatınız olana ve görünene kadar size gerekli ilgiyi göstermiyor ne yazık ki! Çok elinizin altındaki insanların başarı göstermesini neden beklemiyoruz yada neden onlara gereken önemi vermek yerine başkalarını daha başarılı buluyoruz bilemiyorum. Umarım bu durum değişir ve yabancı hayranlığının en çok yaşandığı topraklarda değişime yol açarız.

"Kervan yolda düzülür" atasözü bana ilk bakışta biraz MVP hatırlatıyor fakat bir girişim yapılacaksa plansız olması da beklenemez. Ancak bir şekilde yola çıkmak gerekliliği, ya da mükemmel ürün ortaya çıkmadan da işe başlanabileceği gibi yorumlamak daha çok işime geliyor. Gerçekten her şey mükemmel olmalı dürtüsü fazlasıyla zaman kaybettiriyor olmasının yanında hedef kitlenizin ihtiyaçlarını anlamadan analiz etmeden pazara hazırlık yaptığınız anlamına da gelebilir. Fazlasıyla karmaşık hale gelmeden ana ürünün oluşması ve pazarda denenmesi hem size hız kazandırır hem de gereksiz ayrıntıları elemenize de yardımcı olacaktır.

"Bir elin nesi var, iki elin sesi var." Bu atasözünü duyar duymaz tabi ki hepimizin aklına ekip geliyor zira ne kadar önemli olduğunu anlamak için kahin olmaya gerek yok. İşini büyütme aşamasında doğru ortaklar ve çalışanlar bulmak, sadece bizim için değil aynı zamanda yatırımcıların da ilgisini çekiyor. Takım çalışması ve iyi bir iş ortaklığı, başarıya ulaşmada daima büyük rol oynar. Bunları unutmamak ve biraz da paylaşımcı olarak bu konuda oldukça iyi sonuçlar almanız çok da zor değil.

"Taşıma suyla değirmen dönmez." Sürdürülebilirlik, her girişimcinin üzerinde durması gereken bir konu ve bu atasözü sanırım bu başlığa cuk oturuyor. Kısa vadeli çözümler yerine, uzun vadeli ve kendini yenileyebilen kaynaklar ve stratejiler geliştirmek girişimcilik dünyasının olmazsa olmazlarındandır. Sıklıkla sürdürülebilirlik konusu gündeme gelir ve en önemli madde olarak girişimcilikte ve hatta sosyal sorumluluk projelerinde de önemini korur.

"Ne ekersen onu biçersin." Girişimcinin yaptığı her iyi yada kötü hamle yatırımdır. Emek ve kaynaklar sonunda kendi kalitesini ve miktarını belirler. Kaliteli işler ve etik iş anlayışı, uzun vadede olumlu sonuçlar getirir. Aynı iyilik yapmak gibi; İyilik mükafatını mutlaka alır sadece bazen bu zaman biraz uzayabiliyor.

"İşleyen demir ışıldar." Bir girişimci olarak aktif ve sürekli çalışmak, becerilerinizi geliştirmenize ve fırsatları değerlendirmenize olanak tanır. Çalışkanlık ve sürekli öğrenme, başarıya giden yolda vazgeçilmezdir. Bazı atasözleri gerçekten hiç açıklamaya bile gerek bırakmıyor.

"Bir musibet bin nasihatten iyidir." Sanırım en sevdiğim kısım burası. Girişimcilik yolculuğunda karşılaşılan zorluklar ve başarısızlıklar, önemli dersler ve tecrübeler sunar. Bu zorluklardan öğrenmek ve adaptasyon sağlamak, girişimcinin ilerlemesi için kritiktir.
Bu atasözleri, girişimcilik yolculuğunun her adımını kavramak ve ilerlemek için pratik ve kültürel bir rehber sunar. Girişimci bu bilgeliklerle donanarak, zorlukların üstesinden gelmeye ve başarıya ulaşmaya daha hazırlıklı olabilir. Her ne kadar bir sürü başarısızlık hikayesi duysak da insan egolu bir varlık ve kendisinin o hataları yapmayacağını düşünür. Taa ki o hatayı yapıp gerçekten başına bir şey gelene kadar. 

Bir İngiliz atasözü; "Her karanlık bulutun arkasında bir gümüş kenar vardır" der.
Girişimcilikte karşılaşılan her zorluk, aslında yeni bir fırsatı da beraberinde getirir. Başlangıç aşamasındaki zorluklar, önemli öğrenme ve büyüme fırsatları sunabilir. Girişimcilik genel olarak fırsatları da iyi değerlendirmek gibi yorumlandığında, zorluklar ve kriz ortamlarında da sabırlı ve akıllı olmayı gerektirir.

"Taşın üstünde bile üç yıl" bu atasözü Japonlara ait. Bizim sabır ve azim konusunu iyi anlatıyor.
Sabır ve dayanıklılık, başarıya giden yolda kritik öneme sahiptir. Girişimciler, başarı için zaman ve sabır gerektiren zorlukları kabul etmelidir. Zaten zaman gibi bir konuda bile sabır gösteremeyen, bu konuda yatırımı olmayan kişinin başarıya ulaşması daima na mümkün görünüyor.

"Bin mil yolculuk, ayakların altından başlar" Büyük hedeflere ulaşmak, küçük ve somut adımlar atarak başlar. Girişimciler, büyük hedeflere ulaşmak için küçük adımlarla başlamalıdır temalı bir Çin atasözü. 

"Kuş yuvasını küçük küçük yapar" Girişimcilerin zamanla ve sabırla kendi işlerini kurmaları gerektiğini hatırlatır. Her küçük adım, büyük bir başarının temelini oluşturur olarak yorumlamak sanırım yanlış olmayacaktır.

Haraka haraka haina baraka :) Bu atasözü Afrika'da söylenmiş ve acele işe bereket gelmez anlamına geliyor.

İnsan ister istemez Acele işe şeytan karışır sözünü hatırlıyor.
İşleri aceleyle yapmak genellikle başarısızlıkla sonuçlanır. Girişimciler, dikkatlice ve özenle ilerlemeli, aceleci davranışlardan kaçınmalıdır uyarısını dikkate almak da gerekebilir.

"Aceleye gelirse, insanları güldürürsün" Acele kararlar ve hızlı harekrtler genellikle hatalı sonuçlar doğurabilir. Girişimcilerin planlı ve ölçülü hareket etmeleri önemlidir. Komik duruma düşme ile ilgili bir travmanın izlerini taşıyan bu atasözü sanırım herkesin korkulu rüyası olsa gerek.

"Erken kalkan kuş solucanı yakalar" Bu atasözünü ilk olarak İngilizce öğretmenimden duymuştum.
Girişimcilerin fırsatları değerlendirme ve başarılı olma şansını artırmak için proaktif ve tetikte olmaları gerektiğini vurgulayan bu cümle hala en sevdiği isim Şukufe olan İngilizce öğretmenimi anmama sebep oluyor.

"Kör ölür, badem gözlü olur" En sevdiklerimden olan bu atasözü ise, iyi bir girişim fikrini dinledikten sonra işe yaramaz, ya da var zaten bundan diyerek reddedip daha sonra başarıya ulaştığını sağdan soldan duyduğunuzda değere binmesini anlatır. Bizim ekosistemi de çok iyi anlatan bu atasözü, başarıya ulaşmış girişimi sonradan sahiplenerek, biz de şöyle destek olmuştuk, zaten biliyorduk diyerek öngörüsüz hallerinizi kapatmaya çalışma çabalarınızı anlatır.

Girişimci olup artık bu yola girdiysen, bir çok şeyi göze almış olmalısın ve zorlanacaksın. Bundan sürekli şikayet etmek, eski konforuna ah çekmek yerine, çalışmalarına hız vermeli, çok araştırmalı, az şikayet etmeli, çok çalışmalısın.

Eee ne demişler "Hamama giren terler"

 

 

9 Mayıs 2024
"Asdgjsdhksjdhsjk"

Yanlış okumuyorsunuz; gördüğünüz bu yazının başlığı "asddsfhsfhj" gibi bir şey. "Gibi bir şey" diyorum; çünkü rastgele bastığım klavye tuşlarının ürünü. Ve her seferinde aynılarını tutturamıyorum.

Ne yani, klavye tuşlarına gözüm kapalı isabet mi sağlamam gerekiyordu? Bu absürt başlık ile değinmek istediğim konu; teknolojinin iletişime, dillere olan etkisi. Zira bu başlık son dönemlerde özellikle "Z kuşağı" arasında, gülme krizine sokan, kim bilir belki de emoji dilinde başka bir anlamı olan bir mesaj olarak kullanılıyor.

Teknoloji, iletişim alışkanlıklarımızı baştan aşağı değiştirirken, Z kuşağı bu değişimin öncüsü haline geldi. Bu kuşak, teknolojiyle iç içe, adeta dijital bir dünyada gözlerini açmış bireylerden oluşuyor. Chat yaparken kullandıkları kısaltmalar, onların dilinin emoji ve giflerle süslü yeni bir lehçesi gibi. Kısaltmalar genellikle iletişimi hızlandırmanın ve mesajları daha kısa sürede iletmenin bir yolu olarak ortaya çıkıyor. Eğer başta bu duruma anlam veremiyorsanız, lütfen bir kez daha düşünün. Yani, Z kuşağıyla aynı dili konuşmak için Google Translate kullanmanız gerekmiyor, sadece biraz açık fikirlilik yeterli!

Z kuşağı, özellikle mobil cihazların ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla, kısaltmaları doğal bir dil biçimi olarak benimsiyor. Uzun cümleler yerine kısa ve öz mesajlar, metin karakter limitlerinin aşılması, hızlı yanıt verme ihtiyacı gibi faktörler, bu kısaltmaların popülerleşmesine yol açtı. Örneğin, "LOL" (Laugh Out Loud), "OMG" (Oh My God), "ok" (Tamam), "Kib" (Kendine iyi Bak), "SA" (Selamun Aleyküm) :) gibi kısaltmalar, günlük dilin bir parçası haline geldi. Hatta bazı kısaltmaları yanlış anlayarak gülünç duruma düşebilirsiniz; "BRB" (Be Right Back) mesajına "Başka biriyle mi yazıyorsun?" diye kıskançlık krizine giren ebeveynler olduğunu unutmayın.

Diğer kuşaklar, özellikle "Baby Boomer" ve "X kuşağı", bu değişikliklere başlangıçta şaşkınlıkla ve bazen de olumsuz bir yaklaşımla baktılar. Bu kuşaklar için yazılı dilin geleneksel biçimi, dilbilgisi kuralları ve tam kelimeler kullanmak önemliydi. Kısaltmaların artışı, dilin "bozulması" veya "tembelleşmesi" olarak görüldü.

Ancak zamanla, diğer kuşaklar da bu kısaltmalara uyum sağlamaya başladı. Sosyal medya ve mesajlaşma uygulamalarının yaygınlaşması, nesiller arası iletişimde bu tür kısaltmaların kabul edilmesini kolaylaştırdı. Hatta bazı ebeveynler, çocuklarıyla daha iyi iletişim kurabilmek için bu kısaltmaları öğrenmeye başladılar.

Z kuşağının chat yaparken kullandığı kısaltmalar, gelecekte de yaygın bir iletişim biçimi olmaya devam edecek gibi görünüyor. Teknolojinin gelişmesiyle, metin tabanlı iletişimde hız ve verimlilik arayışı, bu tür kısaltmaların normalleşmesini desteklemektedir. Bu, dilin yenilendiğini ve teknolojinin yeni iletişim biçimlerini şekillendirdiği anlamına da geliyor.

Buluş, inovasyon ve teknoloji tarih boyunca yaşamı, dünyayı şekillendirmekle birlikte olumlu yada olumsuz bir çok sonuç doğurmuştur. iletişim gibi bence en önemli konuda da şimdilik ufak dokunuşları yapmaya başladı. Ve bu dokunuşlar kendiliğinden oluşmaya başladı. Yaşanan değişimin basit kullanımlarını görsek te geniş yankıları insan yaşamına , dünya tarihinde yankıları ile devam edeceğe benziyor.

Gelecekte iletişimin nasıl olacağına yönelik birçok varsayımda bulunmak mümkün. Bunların içinde şimdilik kısaltmalardan bahsetsek de, belki de hiç iletişim kurmadan iletişim kuracağımız günler yakın olabilir. Cümle saçmalık barındırsa da, eğer konu yazarak ya da diğer yöntemlerle birbirimizi anlamak ise neden bir doğru olduğunu düşündüğümüz şeyin peşinden hipnotize olmuş gibi gidiyoruz. Hemen reddetmek yerine anlamaya çalışmak doğru iken, kendi yetiştirilme tarzımız ya da teknoloji kaynaklı deformasyon ya da gelişimimize uygun davranamıyoruz. Bu durum da doğal olarak iletişim kopukluğuna neden oluyor.

Sonuç olarak, dilin ve iletişimin evrimi teknolojiyle birlikte süratle devam ederken, bizler de bu sürekli değişim karşısında kendi adaptasyon yeteneklerimizi test ediyoruz. Z kuşağı bu dili emoji ve giflerle süslerken, geri kalanımız bu dijital partiye katılmak için son dakika davetiyesi arıyor gibi. Belki bir gün, tüm bu kısaltmaları ve dijital dili öğrenmek için bir "Dijital Dil 101" kursuna kaydolmak zorunda kalacağız. Kim bilir, gelecekte iletişim kurmak için kelimelere hiç ihtiyacımız kalmayabilir ve sadece zihin okuyan cihazlarla "konuşur" hale gelebiliriz. Yani, dil bilgisi derslerinizde uyurken yakalanmış olabilirsiniz ama umarım "LOL" ve "asfasfashsd" gibi ifadelerin ne anlama geldiğini biliyorsunuzdur, yoksa gelecekteki sohbetlerde biraz zorlanabilirsiniz! Şimdi, bu dijital dil yolculuğunda klavyenize sarılın, çünkü bu yeni çağın dilini öğrenmek, yeni bir dünya keşfetmek kadar heyecan verici olabilir.

Hangi tuşa basarsanız basın, unutmayın, sonunda hepimiz sadece anlaşılmak istiyoruz. LOL, değil mi?

2 Mayıs 2024
Merhaba, Dünya!

Yaşadığı coğrafyaya yabancılaşmış bir topluluğun selamıyla başlamak istiyorum. Bir canlı, evine bu kadar zarar verebilirdi ve nitekim verdi. Bu acı verici etkileri bizzat yaşarken, gelecek nesillere ne tür bir miras bırakıyoruz? Kötü bir miras, ne yazık ki

Üstelik paylaşım kavgalarının yerine, suçlamaların ağırlıkta olduğu bir miras kavgası önümüzdeki yıllarda baş gösterecek. Z kuşağının bu konudaki serzenişlerini duyuyoruz. Haklılar da. Ancak onların ne kadar bilinçli olduğu ayrı bir tartışma konusu.

Bugün, Dünya'yı kurtarmak için buradayız. Çünkü başka bir gezegenimiz yok ve Mars'ta henüz yaşamamızı sağlayacak bir kahve zinciri de bulunmuyor!

Yeşil ekonomiyi sıkça duyuyoruz. Genelde doğayı koruma üzerine çözümler düşünürken, yeşil ekonominin makroekonomik etkilerini göz ardı etmemek gerekiyor. Yeşil ekonomiye yönelik adımlar maliyet tasarrufu sağlamakla kalmaz, yeni iş imkanları da sağlar. Yeşil ekonomiler, sadece ağaçları değil, cebinizi de korur! Tasarruf etmek için doğayı sevin!

Geri dönüşüm alışkanlıklarımız, geçmiş nesillere göre oldukça azaldı. Hatta bazen bu, toplumda yoksulluk göstergesi gibi algılanıyor. Ancak moda, bir anda yamalı ve yırtık pantolonları trend yaptı ve bu ürünler satış rekorları kırdı. Keşke modaya bakmadan eski eşyaları yeniden kullanmayı teşvik edebilsek. Neyse ki bazı sosyal sorumluluk projeleri, eski ürünleri onarıp yeniden kullanarak sürdürülebilirliği destekliyor.

Geri dönüşüm yapmak, çöpü sanata dönüştürmek gibidir! Biraz boya ve hayal gücüyle her şey mümkün. Bunu hiç denediniz mi bilmiyorum, ancak satın almak yerine bir şeyi dönüştürmek bana ayrı bir haz veriyor. Cimri miyim, tasarruflu mu, yoksa sadece çevreyi mi önemsiyorum? Buna siz karar verin.

Tasarruf elde etmenin faydalarını anlattığımda, yine de sizin onayınıza başvurmak zorunda kalıyorum. İşte bu, toplum baskısının bir göstergesi. İnsanlar topluluklar kurarak yaşamak zorunda ve bu toplulukların kuralları var. Ancak bu topluluklar sürdürülebilirliğin önemine odaklanırsa, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek çok daha kolay olurdu. Avrupa'nın temiz sokaklarını övdüğünüzde, kendi şehrinizde aynı özeni göstermiyorsanız, bu kirli dünyanın bir parçasısınız demektir.

Oysa atıkları doğru değerlendirmek sadece çevreyi temiz tutmakla kalmaz, ekonomiye de katkı sağlar. Örneğin, İsveç'in enerji üretmek için çöp ithal ettiğini biliyor muydunuz? Bu kulağa komik gelebilir, ancak sürdürülebilir bir ekonomi için çok şey anlatıyor.

Sürdürülebilirlik, doğal yaşam alanlarının korunmasına ve biyoçeşitliliğin teşvik edilmesine yardımcı olur. Yeşil ekonomiler, yeni iş fırsatları yaratır. Avrupa'da yeşil ekonomi sektöründe çalışanların sayısı, 2010'dan 2018'e kadar yüzde 38 arttı. Geri dönüşüm, su ve enerji kaynaklarının verimli kullanımını sağlar.

Örneğin, bir ton kağıdın geri dönüştürülmesi, yaklaşık 7,000 galon su tasarrufu demektir. Alüminyum kutuların geri dönüştürülmesi, yeni alüminyum üretimine kıyasla yüzde 95 daha az enerji gerektirir. Her yıl dünya genelinde yaklaşık 2 milyar ton katı atık üretiliyor ve bunun küçük bir kısmı geri dönüştürülüyor. Geri dönüşüm, hammaddelerin korunmasına yardımcı olur.

Sürdürülebilir bir dünya için küçük adımlar atalım. Plastik poşet yerine bez çanta kullanın. Kendi kahve termosunuzu getirin. Ve en önemlisi, geri dönüştürmeyi unutmayın! Dünya bize teşekkür edecek... belki de bir gün sıcak bir kahve ikram eder. Bana gelince, ben çaycıyım!

25 Nisan 2024
"Yeşil Paradokslar! Enerji özgürlüğümüzü sınırlayan görünmez duvarlar"

Fosil yakıtların tükendiği ve çevresel etkilerinin giderek daha fazla farkına varıldığı bir dünyada, sürdürülebilir bir yaşam için hayati önem taşıyan konuyu nacizane yorumlamak istiyorum. Yenilenebilir enerji kaynakları, kullanım yöntemleri, teknolojinin bu alana olan katkıları ve entegrasyon süreçleri, yuvamız olan dünyanın geleceği için büyük bir öneme sahip olmakla beraber, o dünyanın misafiri olan bizler yani insanların zulmü ile karşı karşıya.

Güneş, rüzgar, hidroelektrik, biyokütle ve jeotermal gibi doğal süreçlerden elde edilen enerji kaynakları bu sınıfa giren enerji kaynakları olarak öne çıkar. Bu enerji türleri, çevreye zarar vermeden, sürekli ve sürdürülebilir bir şekilde enerji sağlarlar. Fosil yakıtların aksine, yenilenebilir enerji kaynakları sınırsızdır ve çevresel ayak izleri minimaldir. Küresel ısınma ve iklim değişikliği ile mücadelede yenilenebilir enerji, karbon emisyonlarını azaltmak ve hava kalitesini iyileştirmek için kritik bir rol oynar. Son zamanlarda sıklıkla duyduğunuz karbon ayak izi farkındalığı konusunun da izlerini taşır.

Yenilenebilir enerji kaynakları çeşitli şekillerde kullanılabilir. Güneş panelleri, güneşin ışınlarını doğrudan elektriğe çevirebilirken, rüzgar türbinleri kinetik rüzgar enerjisini elektrik enerjisine dönüştürür. Hidroelektrik santraller, suyun potansiyel enerjisini kullanarak elektrik üretir. Biyokütle, organik materyallerin yanmasıyla enerji üretirken, jeotermal enerji, yer kabuğunun altındaki sıcaklıktan yararlanır. Anlayacağınız; dünya, nimetlerinden hala bizi yararlandırmak için malzeme sağlarken, insaoğlu da bahanelerle meşguldür. Aslında bu şekilde söylediğime bakmayın, dünya ne kadar yardımcı olsa da, insan ne kadar istese de bu kaynakların hayatımıza dokunur hale gelmesi biraz zaman alabilir. Tam da bu sırada, hayatımızı teknoloji kolaylaştırır.

Teknoloji, yenilenebilir enerji kaynaklarının keşfedilmesi, kullanılması ve entegrasyonunda temel bir rol oynamaktadır. Özellikle, enerji depolama teknolojileri, yenilenebilir enerjinin en büyük zorluklarından biri olan arz ve talep arasındaki uyumsuzluğu çözmek için geliştirilmektedir. Akıllı şebekeler ve IoT cihazları, enerji tüketimini daha verimli hale getirerek, yenilenebilir enerji kaynaklarının daha etkin bir şekilde entegre edilmesine olanak tanır.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının mevcut enerji sistemlerine entegrasyonu, teknolojik, politik ve ekonomik zorlukları beraberinde getirmektedir. Ancak, bu entegrasyon, enerji güvenliğini artırarak ve enerji maliyetlerini düşürerek, uzun vadede faydalar sağlarlar. Ancak uzun vadeli her konuda olduğu gibi bazı zorluklar vardır ve başrol insan ya da insanlar topluluğunu idare eden yönetimsel sebepler olarak göze çarpar. 

Düşünsenize; Ekvator bölgesinde, sadece Türkiye yüz ölçümü kadar bir alanı güneş panelleri ile kaplasanız ki; tüm dünyada çok daha fazlası var; bu alan tüm dünyanın enerji ihtiyacını karşılayacak potansiyel barındırıyor. Buna karşın, tüm dünyada bir enerji krizi yaşanıyor ve üstelik adaletsiz bir dağılım da söz konusu. Bir çok insan ise elektriğin icadından onca senelerden sonra bile mahrum yaşamak zorunda kalabiliyor. 

Peki neler oluyor? Bu güç içimizde, evimizde varken neden faydalanamıyoruz) 



Tabi ki; Sınırlar. Ülkeleri olduğu kadar insanları da biribirinden ayıran bu sınırlar, insan topluluklarının yönetimi konusunda devletler, milletler, organizasyonlar için gerekli olsa da dünyanın asıl sahibi olan tüm canlıların, doğanın genel faydasına hizmet etmesine engel oluyor. 

Bunu bilmek çok üzücü olsa da, oturduğumuz yerden hayıflanmak yerine, üzerimize düşeni yapmak konusunda gayretli olmalı, önce kendi evimizin önünü süpürmesini öğrenmeliyiz. Oysa çok daha küçük adımlarla hayatımızı kolaylaştırmak mümkün. Bireyler olarak yenilenebilir enerji kullanımını artırmak ve sürdürülebilir bir yaşam sürdürebilmek için basit adımlar dahi önemli rol oynar.

Enerjiyi verimli kullanmak, gereksiz tüketimin önüne geçer. Mümkünse, enerji sağlayıcılarınızdan yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş yapın.

Toplu taşıma kullanımını artırmak veya alternatif enerjili araçlar gibi daha temiz alternatiflere yönelmek bile başlangıç olabilir. Sürdürülebilirlik hakkında daha fazla bilgi edinmek ve bu bilgileri çevrenizle paylaşmak da sosyal bir sorumluluk olduğu kadar belki de en önemli etkendir.

Yenilenebilir enerji, gezegenimizin geleceği için olmazsa olmaz bir yatırımdır. Hem bireysel hem de toplumsal düzeyde yapılan her küçük değişiklik, daha yaşanabilir bir dünya için büyük bir fark oluşturabilir. Bu nedenle, yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırımlar, sadece ekonomik değil, aynı zamanda ekolojik bir zorunluluktur. 

Hayatımızda da aynı dünyadaki gibi bazı sınırlar vardır ki, kaderimizi etkiler. Coğrafya kaderdir yaklaşımı ile genelde girişimcilik konularında karşılaşsanızda, doğa ve enerji konularında barışık bir dünya için, kaderimizi kendimizin çizme vakti gelmiş de çoktan geçiyor. Geldim kaç yaşına beni etkilemez, çocuğum bile görmez dediğiniz felaketler, bir bakmışsınız aniden kapınızı çalıvermiş. Her şey bir yana zaten değişmesini istediğimiz şey tam da bu olabilir mi? Bana dokunmayan yılan bin yaşasın kafasından çıkamadığınız her durum, ama büyük ama küçük uyarılarla ile karşımıza çıkar, kaderimizi etkiler. Bizi diğer canlılardan ayıran şey keşke "iyi düşünmek" olsaydı. Zira görünüyor ki; sadece "düşünen" olmak sürdürülebilir bir yaşam için yeterli olamayacak kadar yakın.

18 Nisan 2024
"Hayallerinizi planlayın, planlarınızı hayalleyin"

"Girişimcilik dünyasının hayalperesti" olarak bu konuyu kaleme almamam kabul edilemezdi. Zira; her seminer, eğitim ve konferansımda konu ne olursa olsun, bu konunun önemine vurgu yaparak başlarım. Bu sebeple, çocukluğumda başıma bela olan bu kelimenin şimdilerde ne kadar önemli hale geldiğini görmek beni ziyadesiyle mutlu ediyor.

Hayal kurmak, içimizdeki umut kıvılcımlarını ateşleyen, yaratıcılığımızı besleyen ve bize sonsuz olanaklar sunan büyülü bir süreç. Peki ya, tüm bu mucizeleri yaşamımıza nasıl entegre edebiliriz? Bu sorunun cevabını bulmak için biraz zaman ayıralım ve hayal kurmanın derinliklerine dalalım.

Hayal kurma, çoğu zaman çocuklukla özdeşleştirilir; bir zamanlar hepimizin içinde var olan ve dünyayı meraklı gözlerle keşfetmemizi sağlayan bir yetenek. Çocukken, bir yaprak parçası bile, bize bir macera sunabilir; bir kum tanesi bütün bir evreni temsil edebilir. Ancak yaş ilerledikçe, bazen bu hayal gücünü kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırız. İstatistikler de bunu yansıtıyor: Çocuklar arasında yaratıcılık seviyesi neredeyse yüzde 90 iken, yetişkinlerde bu oran düşüş göstererek yüzde 2'ye varabiliyor. Türkiye'de ve dünyada yapılan araştırmalarda, insanların yalnızca küçük bir yüzdesinin yetişkin yaşamlarında aktif olarak hayal kurduğu görülmüştür.

Hayal kurmak, yalnızca çocuklara ait masum bir eğlence değil, aynı zamanda insanın yaratıcılığını ve yenilikçi düşünme yeteneğini geliştiren kritik bir süreçtir. Bu sürecin merkezinde "hayalperestlik" kelimesi yatar. Hayalperestlik, bireyin gerçeklerin ötesine geçip, daha önce var olmayanı düşleyebilme yetisidir. Bu özellik, insanın iç dünyasında yenilikçi fikirlerin ve çözümlerin doğmasına olanak tanır.

Hayalperest insanlar, toplumda genellikle değişimin ve ilerlemenin öncüleridir. Örneğin, tarihin en büyük bilim insanlarından ve düşünürlerinden biri olan Leonardo da Vinci, sadece bir ressam ve heykeltıraş değil, aynı zamanda bir hayalperestti. O, günümüzde bile hâlâ hayranlık uyandıran eserler yaratabilmek için hayal gücünü kullandı.

Hayalperestlik, bilim ve teknoloji alanında da önemli bir yer tutar. Thomas Edison'un ampulü icat etmeden önce binlerce deneme yapması, hayalperestliğinin ve azminin bir göstergesidir. Edison, başarısızlıkları, bir hedefe ulaşmak için geçilen yollar olarak görmüş ve her denemesiyle yeni bir şeyler öğrenmiştir. Bu, hayalperestliğin sadece hayal etmekle kalmayıp, aynı zamanda hayalleri gerçeğe dönüştürme azmine de işaret eder.

Eğitim sistemi içinde hayalperestliğe daha fazla yer verilmesi gerektiği genel bir kanaattir. Çocukların ve gençlerin hayal güçlerini kullanmaları teşvik edilmeli, çünkü bu, onların problem çözme becerilerini ve yenilikçi düşünme yeteneklerini geliştirir. Ancak ne yazık ki, pek çok eğitim sistemi hâlâ test skorları ve akademik başarıya odaklanmış durumdadır, bu da öğrencilerin hayalperest yönlerini göz ardı etmelerine neden olabilir. Ancak, hayalperestliği teşvik eden bir kültür ve eğitim sistemi oluşturarak, bu trendin tersine çevrilebileceği görülmektedir.

Hayalperestlik, toplumsal değişim ve ilerlemeyi de teşvik eder. Martin Luther King Jr. gibi liderler, daha adil ve eşit bir toplum hayal etmişler ve bu vizyonlarının peşinden milyonları sürüklemişlerdir. King'in ünlü "Bir Hayalim Var" konuşması, hayalperestliğin toplumsal düzeyde nasıl güçlü ve dönüştürücü bir etki yaratabileceğinin canlı bir örneğidir.

Umutsuzluğa kapılmayın! Her birimiz, hayal kurma yeteneğimizi yeniden canlandırabilir ve bu süreci yaşamımızın merkezine yerleştirebiliriz. Hayal kurmak, sadece zihinsel bir egzersiz değil, aynı zamanda ruhumuzu besleyen ve bizi motive eden bir süreçtir.

Hayalperestlik, insanın içsel ve dışsal dünyasını zenginleştiren, toplumsal ilerlemeye katkıda bulunan ve yaratıcılığı ateşleyen bir güçtür. Hayallerimizi ciddiye almak ve onları gerçeğe dönüştürmek için gereken çabayı göstermek, hayalperestliğin temelinde yatar. 

Hayal kurmak, aynı zamanda sorumluluk ister ve bu hayalleri gerçeğe dönüştürmek için çaba sarf etmek, yaratıcı bir yaşam sürmenin anahtarıdır. Planlar yaparak ve bu planları hayallerimizle süsleyerek, daha yaratıcı olabilir ve inovasyon yaratabiliriz. Bir fikrin tohumunu ekmek ve onu büyütmek için gereken çabayı göstermek, bu sürecin en önemli adımıdır. Ben bir hayalperest olarak, kurduğum hayallerin hep arkasında durdum ve o hayallere benim gibi inanan insanları ortak etmekten hiç çekinmedim. Uykusuz geceler, tempolu iş yaşamı bu işin yan etkisi olarak kişisel yaşamıma tabii ki yansıdı. Ancak hayallerinizin gerçeğe dönüştüğünü görmek, ilerlemesine tanık olmak sanırım paha biçilemez bir duygu olsa gerek.

Konunun önemine vurgu ve nazire yaptığım, bana ait bir dörtlük ile sonlandırmak istiyorum;

Zeka ve akıl arasındaki fark

Hayal ile rüya arasındaki farka ne kadar benziyor

Biri sen istemesen de var

Diğeri sen istesen de yok

11 Nisan 2024
Blockchain ve Katılımcı Demokrasi: Yönetimde Yeni Bir Ufuk

Ülkemiz geçtiğimiz günlerde bir seçim sürecinden geçti. Seçme ve seçilme hakkı her vatandaşın hakkıdır peki bu hak sadece dört veya beş senede bir mi gerçekleşmeli? Seçme hakkımızın gündelik hayatımızda ve karar verme süreçlerinde nasıl daha aktif bir hale getirebileceğimizi ele alalım. Teknolojinin bir çok dalını, özelliklerini ve yapısını sistemin içine entegre edebiliriz fakat bizim seçim gibi hassas bir konuda şeffaf ve daha güvenilir bir yapıyı içine dahil ederek, hem demokrasi hem de halkın seçimini korumamız elzemdir. Son zamanlarda karşımıza çokça çıkan Blockchain yani blokzinciri teknolojisi aslında şeffaflık, halkın kolay entegre olabilmesi ve güvenlik konusunda bizim tüm ihtiyaçlarımızı karşılar. 

Peki nedir bu blockchain teknolojisi? Ne işe yarar ve nasıl bu sistemi belediyeciliğe dahil edebiliriz biraz daha yakından inceleyelim. 

Blockchain teknolojisi, genellikle kripto para birimleriyle ilişkilendirilse de, demokratik yönetim ve vatandaş katılımını destekleme potansiyeli ile de dikkat çekiyor. Bu yenilikçi teknolojinin, toplumun her kesiminden insanların yönetim süreçlerine katılımını nasıl teşvik edebileceğini ve bu sürecin bireylerin yaşam kalitesini nasıl iyileştirebileceğini keşfetmek, gerçekten umut verici.

Yönetim süreçlerinde blockchain kullanımı, şeffaflığı ve erişilebilirliği artırarak vatandaşları güçlendirir. Bu teknoloji, her bireyin yerel karar alma süreçlerine aktif bir şekilde katılmasına imkan tanır. Örneğin, bir mahalle parkının yenilenmesi veya yerel bir okulun bütçe planlaması gibi konularda yapılan oylamalarda, blockchain tabanlı sistemler sayesinde herkesin sesi duyulabilir. Bu, vatandaşların kendi topluluklarına yönelik kararları doğrudan etkileme fırsatı bulmasını sağlar.

Blockchain'in sağladığı bu katılımcı yapı, insanların kendi toplulukları üzerinde daha fazla kontrol ve söz sahibi olmalarını mümkün kılarak, yönetim süreçlerine olan ilgilerini ve memnuniyetlerini artırır. Yönetimle ilgili kararların daha açık ve anlaşılır olması, insanları kendi toplumlarıyla daha fazla bağ kurmaya ve aktif rol almaya teşvik eder. Vatandaşların katılımı arttıkça, yönetim de toplumun ihtiyaç ve beklentilerine daha duyarlı hale gelir.

Blockchain teknolojisinin getirdiği şeffaflık, vatandaşların yönetimde neyin, nasıl yapıldığını anlamalarına yardımcı olur. Bu durum, halkın yönetim kararlarına olan güvenini artırır ve kamu hizmetlerinin kalitesini iyileştirmek için daha fazla fırsat sunar. Ayrıca, blockchain tabanlı sistemler, her türlü geri bildirimin doğrudan ilgili makamlara ulaşmasını sağlayarak, sorunların çözümünde hız ve etkinlik kazandırır.

Daha mutlu bir toplum yolunda, blockchain teknolojisi, halkın ve yönetimin karşılıklı etkileşimini ve işbirliğini geliştirebilir. Yönetim süreçlerine daha fazla katılım, bireylerin toplum içinde daha güçlü ve anlamlı bir varlık hissetmelerine olanak tanır. İnsanlar kendi yaşam alanlarını şekillendirmede daha fazla söz sahibi olduğunda, toplumsal uyum ve memnuniyet artar.

Katılımcı bütçe tanımı ile dünya çapında toplamda yaklaşık 2000 belediyede, alt yapısında blokzinciri kullanılmadan bu yapı denenmiş hatta ülkemizde gerçekleşen ilk uygulamada görev alma ve dijital operasyonları yürütme şansı yakalamıştım. O günlerde blokzinciri kullanılmadan yapılan bu denli önemli bir uygulamanın ne kadar eksik kaldığını ve güven sorunu yarattığını anlamam çok zor olmadı. Blokzinciri alanındaki çalışmalarımız nedeni ile burada yaşanması muhtemel sorunları blokzincirinin çözeceğini görebiliyordum ve bu alanda çalışmalar yürütmeye başladım. Ekibim ile birlikte son aşamaya getirdiğimiz kararın halkta olduğu ve şeffaflığın ön planda olduğu ama daha önemlisi aktif vatandaş kurgusunun çalışmasına direkt etki edecek yapının kurulması için çabalarımız devam ediyor. 
Gün geldiğinde umarım tüm dünya yerel yönetimleri, şirketler, topluluklar için tamamen ücretsiz sadece oy potansiyeline yani bir nevi gücüne göre hizmet alabilecekleri bir yapıya çevirmiş olacağız. Bu denli kapsamlı bir çalışmayı yürütmemizin nedeni sahip olduğumuz teknolojik gücün farkında olan farklı düşüncelere ve geliştirmelere açık bir ekosistem kurmak. 

Sonuç olarak, blockchain teknolojisinin demokratik süreçlere entegrasyonu, sadece teknik bir ilerleme değil, aynı zamanda sosyal bir devrimdir. Bu teknoloji, yönetim süreçlerine daha geniş ve anlamlı bir katılım sağlayarak, hem bireylerin hem de toplumun daha mutlu ve tatmin edici bir yaşam sürmesine yardımcı olabilir. Böyle bir dünyada, halkın ve yönetimin birlikte çalışarak, daha adil, şeffaf ve katılımcı bir toplum inşa etmesi mümkün hale gelir. Blockchain teknolojisi, bu vizyonu gerçeğe dönüştürme gücüne sahiptir, böylece herkes için daha mutlu ve umutlu bir gelecek vaat eder.

4 Nisan 2024
Yapay zekada, devrimsel değişimin yankıları

Günümüz günceli ve en popüler konusu olarak teknoloji dünyasında şüphesiz en çarpıcı başlıklardan biri olan yapay zeka konusunu ele almak ve irdelemek istiyorum. Geçtiğimiz yıllarda, yapay zeka teknolojisi, basit otomasyon görevlerinden karmaşık karar verme süreçlerine kadar geniş bir yelpazede devrimsel değişimler yaşadı. Bu köşe yazısında, yapay zekanın değişimini, bu sürecin toplum üzerindeki etkilerini ve gelecekte bizi nelerin beklediğine biraz göz atalım.

1950'lerde basit algoritmalar ve makine öğrenimi modelleriyle hayatımıza girmeye çok uzak olsa da belirli ve dar kapsamlı görevleri yerine getirebiliyordu. Ancak zamanla, bilgisayar işlem gücündeki artış ve algoritma optimizasyonlarıyla birlikte, yapay zeka daha karmaşık görevleri yerine getirme kapasitesine kavuştu.

1990'lardan itibaren internetin yaygınlaşması ve veri depolama kapasitelerinin artması, yapay zeka araştırmalarını farklı bir boyuta taşıdı. Büyük veri setlerinin işlenmesi, makine öğrenimi modellerinin eğitilmesi için yeni fırsatlar yarattı. Bu dönem, yapay zekanın sadece teorik bir araştırma konusu olmaktan çıkıp, günlük hayatımızın bir parçası haline başladığı zamanlardı.

2010'lardan sonra ise yapay zeka, özellikle derin öğrenme tekniklerinin gelişimiyle sıçrama yaptı. Bu teknikler, bilgisayarların görüntüleri tanıma, doğal dil işleme ve hatta insan benzeri kararlar alma yeteneği kazanmasını sağladı. Bu gelişmeler, yapay zekanın sanayi, sağlık, eğitim ve finans gibi birçok alanda kullanımını mümkün kıldı.

Yapay zekanın bu devrimsel değişimi, etik ve sosyal sorunları da beraberinde getirdi. İşsizlik, veri gizliliği, etik yapay zeka kullanımı gibi konular, yapay zeka teknolojisinin toplum üzerindeki etkilerini tartışmaya açtı. Bu nedenle, teknolojik ilerlemenin yanı sıra, bu ilerlemenin toplumsal boyutlarının da dikkatle ele alınması gerekiyor.

Peki bizler duyduğumuz kaygıların yanında yapay zeka araçlarından şu günlerde ne gibi faydalar sağlıyoruz. İnsanoğlunun doğal güdüsü merak ile, yapay zeka ile tanışmaya çalışıyor, onu tanımaya çalışıyoruz. İnsanlığın potansiyel en büyük düşmanı olduğunu düşünenler de var, en büyük yardımcısı olan ve insan zekasının yansımasını düşünenler de. Bu ikilem doğal olduğu kadar çekişmeli de bir süreci yaşamamıza neden oluyor. 

Karşıt fikirler, karamsar bakış açıları ile harmanlanmış dürtülerimiz ile yüzde kaçını kullandığımızın sorgulandığı beyinlerimize rakip çıkıyor algısı bu endişenin ta kendisi. Belki de yapay zekadaki yapay kelimesinin suniliği çağrıştırması bizleri biraz olsun rahatlatsa ve bir ego canavarı insanın koltuklarını kabartsa da kontrolün yavaş yavaş elimizden gidecek olması kaygısı bu soruları, sorun haline getirme potansiyelini besliyor.

Şimdilerde sosyal medya paylaşımlarımız, ödevlerimiz, eğlencelik resim ve video içeriklerimizde sıklıkla yararlandığımızı gördüğümüz yapay zekanın bundan çok fazlası olduğunu fark etmemiz çok zaman almayacak. Yaşanan akıl dışı ilerleme ve her geçen gün yeni bir yapay zeka aracı duyurusu ile silkelendiğimiz bu günlerde insan kendi konumunu belirlemeye çalışıyor. Pragmatik bir yaklaşımla ticari çıkar ve girişimcilik fırsatlarına katkı sağladığı gibi,  bilim, buluş, inovasyon dünyasına hız verecek gelişmeleri de duymaya hazır olun. 

Geleceğe baktığımızda, yapay zekanın insan hayatının hemen her alanında daha etkin bir rol oynayacağı öngörülüyor. Öz yönetimli araçlardan akıllı şehir altyapılarına, kişiselleştirilmiş sağlık hizmetlerinden sürdürülebilir çevre yönetimine kadar pek çok alanda, yapay zeka devrimi şekillenmeye devam edecek gibi görünüyor.

Yapay zekanın ürkütücü tavrı, teknolojik ilerlemenin hızına ve bu ilerlemenin potansiyel sonuçlarına duyulan endişeyi yansıtıyor. Yapay zekanın değişimi, hayatımızın birçok alanında devrim yaratırken, aynı zamanda bazı riskler ve etik soruları da beraberinde getiriyor. 

Yapay zekanın devrimsel değişimi, sadece teknoloji dünyasında değil, aynı zamanda sosyal, ekonomik ve etik alanlarda da derin izler bırakmaya devam edecek gibi duruyor. Bu yüzden, bu teknolojik devrimin faydalarını maksimize etmek ve olası riskleri minimize etmek için, multidisipliner bir yaklaşım ve etik bir çerçevenin geliştirilmesi büyük önem taşıyor.

Kendi zekamızın bir ürünü olan yapay zeka ile dramatik bir şekilde karşı karşıya gelmek ve her yeni teknolojiye tarih boyunca tekerrür ettiği gibi savaş mı açacağız yoksa bu devrimin insanlık faydasına olan yararları üzerine daha fazla mı düşüneceğiz bunu zaman gösterecek.

Konu ne olursa olsun odak daima insandır. Teknolojik gelişmelerin önündeki engel de, onu iyi ve güzel bir dünya için değerlendirmek de sadece sizin elinizde. Zamanımızın azaldığını düşünmek yerine, zaman kavramının öneminin kalmayacağı bir geleceği düşünmek gibi absürt bir yaklaşımla yapay zekayı şaşırtmayı tercih ederim. Zira hayal gücü gibi insana has bir yeteneğin bu süreçte en etkili yöntemimiz hatta, silahımız olacağı kanısındayım. 

28 Mart 2024