Tgrt Haber

Alper Altun Yazıları

Çözen kazanır: Doğal mı, yapay mı?

Bugünkü yazımın başlığı birbiriyle bağlantılı iki ayrı konu ile ilgili. Doğal mı, Yapay mı diye sorarken tahmin ettiğiniz üzere her geçen gün popülaritesi daha da artan yapay zekayı kastediyorum. Çözen Kazanır derken de yeni bir projeden bahsetmek istiyorum. 

İlk olarak projeye değinelim. Bugünden itibaren hafta içi her gün saat 21:00’de TGRT EU ekranlarında Çözen Kazanır isimli bilgi yarışmamız başlıyor. Son derece eğlenceli ve keyifli bir formata sahip bir bilgi yarışması. 

İzlerken hem bilgi dağarcığınızı artıracak hem de oturduğunuz yerden yarışmacı olarak katılım sağlayıp çok büyük bir keyif alacaksınız. 

10 adet bilgi sorusunun her birinde 4 şıktan doğru olanı bulup seçerken final sorusunda ise tahmin gücünüzü kullanarak büyük ödüle ulaşabileceksiniz. 

Soruları görmek için yarışma saatinde televizyonunuzun karşısında olmanız gerekirken, cevapları vermek için ise telefon, tablet ya da bilgisayar ekranınızın açık olması gerekecek. 

Katılmak son derece basit. Telefon ya da tabletinizle yarışma boyunca TV ekranında göreceğiniz QR kodu okutabilir ya da bu adresten yani Tgrthaber.com ‘dan yarışma bağlantı linkine tıklayabilirsiniz. 

Tanıtım videosunu çekerken şunu fark ettim; ödül kazanma heyecanı kadar belki de daha fazla heyecan veren şey, kendinizi geliştirme duygusu. 

Dijital Varlıklar Genel Müdürü Volkan Ormanlı ve Yazılım ekibimizin başındaki isim Ahmet Temur’un oluşturduğu bu sıra dışı formatta, yarışma sonunda kaç puan kazandığınızı ekranınızda göreceksiniz.  

Böylece her gün kazandığınız puanı artırmaya çalışarak kendiniz ile yarışabilir ya da aile bireyleriyle aranızda tatlı bir rekabetle yarışma sonunda daha fazla puan kazanarak birbirinizi geçmeye çalışabilirsiniz. 

Çözen Kazanır yarışmamızı kısa bir süre içerisinde TGRT Haber ekranlarında da görürseniz şaşırmayın. Ben, dijital medya ve dijital ekranlar ile geleneksel medya yani televizyonu bir araya getirip harmanlayan ve genel kültürümüzü, bilgi seviyemizi artırırken aynı zamanda eğlendiren bu yarışmanın kısa süre içerisinde çok popüler hale geleceğinden eminim. 

O yüzden bu harika projeye emek veren tüm ekip arkadaşlarıma teşekkür ederken, projenin kalitesini yılların medya birikimi ve tecrübesi ile anında fark edip gereken önemi veren Sayın Mücahid Ören ve kıymetli eşi Aslıhan Ören’i de kutluyor ve şükranlarımı sunuyorum.

Çünkü kendileri aynı zamanda bu gelecek vaat eden yarışmanın sunumu için de pek çok isim arasından beni layık gördüler.

Bu yüzden sizleri her akşam ekranlarınızın başında bekliyor olacağım. Birlikte çok keyifli ve verimli bir zaman geçireceğiz. . 

Gelelim yazının başlığının ikinci bölümüne!

Doğal mı, Yapay mı diye sormuştum. Malumunuz Yapay Zeka; üreticileri de dahil olmak üzere kimsenin tam olarak kestiremediği bir sonuca doğru şimşek hızıyla ilerliyor. Open Ai başta olmak üzere Silikon Vadisinin en büyük şirketleri ve dünyanın dört bir tarafından binlerce şirket Chat GPT benzeri veya daha farklı amaçlara hizmet eden binlerce yapay zeka uygulaması geliştiriyor. 

Chat GPT’nin son versiyonu 4o şimdiden simültane tercümanların, özel ders veren öğretmenlerin yerini aldı bile. Hatta bu gidişle kısa bir süre sonra sohbet ettiğimiz, dostlarımızın, arkadaşlarımızın yerini dahi alacak gibi gözüküyor. Sonu kestirilemeyen en ürpertici yönlerinden biri de bu gibi duruyor. 

Sonraki yazılarımızda daha detaylı olarak bu konu üzerinde kafa yormaya devam ederiz. Yapayını sonraki yazılara bırakırken zekanın doğalına değinelim biraz da. 

Yani insan zekasına. 

Dünyanın en büyük şirketleri zekanın yapayını geliştirirken, biz doğal zekamızı nasıl geliştiririz?

Cevap olarak “Çözen Kazanır”ı izleyerek dersem eminim komiğinize gidecek. Ama şakayla karışık bu söylediğimde şöyle bir gerçeklik payı var. 

Bilgi seviyemizi artırmak zekamızı olumlu etkiliyor. Araştırma sonuçları bunu kanıtlıyor. 

4 kısa başlıla bunu açmaya çalışayım.

1- Bilgi seviyemizi artırmak “Beyin bağlatılarımızı güçlendiriyor”. Yeni bilgiler öğrenmek, beyinde yeni sinir bağlantıları oluşturuyor ve mevcut olanları güçlendiriyor. Bu, daha iyi düşünme, problem çözme ve hafıza gibi bilişsel işlevlere katkıda bulunuyor. 

2- Bilgi yarışmaları, daha iyi performans gösterme ve yaşlanmayla ilişkili bilişsel gerilemeyi geciktirme gibi faydalar sağlıyor. 

3-Daha fazla bilgiye sahip olmak, daha iyi kararlar vermemize, problemleri farklı açılardan görmemize ve daha hayal gücü geniş ve üretken olmamıza yardım edebilir. 

4- Bilgi yarışmaları, bizi öğrenmeye daha istekli hale getirir. Daha fazla öğrenmeye teşvik edici olabilir. Zekamızı daha da geliştirmemize yardımcı olabilir.  

Tabii doğal olanını. 

Son olarak Tgrthaber.com’da tamamen yapay zeka tarafından hazırlanan sorular ve her soru için göreceğiniz 4 şıktan oluşan ”Kültür Meydanı” isimli bir bilgi yarışmamız da yayında. Ana sayfamızda görebiliyorsunuz. Gündemde ne var ne yok diye öğrenmek için girdiğiniz haber sitemizde bir yandan da doğal zekanızı daha da artırmak için bu meydanda hoş vakit geçirebilirsiniz. 

Akşam 21:00’de TGRT EU’da görüşmek üzere.

20 Mayıs 2024
One minute Miçotakis

Uzun yıllardır devam eden Türkiye - Yunanistan geriliminde tansiyon düşmüşe benziyor.

Nitekim 5 ay gibi kısa denilebilecek bir aradan yani Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Atina ziyaretinden sonra bu kez Yunan lider Miçotakis Türkiye’ye geldi. 

Hatırlarsınız şurada daha 1-2 sene öncesine kadar acaba Türkiye ve Yunanistan arasında bir savaş mı başlayacak endişesi taşıyordu Ege’nin 2 yakasındaki halklar. 

 O yüzden bugünkü manzara Türkler ve Yunanları memnun edecek bir aşamaya gelmiş durumda. 

Erdoğan ve Miçotakis önce baş başa sonra heyetler arasında görüşüp basın toplantısında gazetecilerin karşısına çıktılar.

Miçotakis’in bu toplantıda Hamas’ı terör örgütü olarak nitelendirmesi Erdoğan’ın Davos’ta İsrailli lider Peres’e sert çıkışı kadar olmasa da yine de unutulmayacak “One Minute” itirazını anımsatır bir karşı çıkış sergilemesine sebep oldu. 

Erdoğan, Hamas’ın 1947’den beri İsrail tarafından işgale uğrayan Filistin’i savunan bir direniş örgütü olduğunu hatırlattı. Miçotakis de bu konuda mutabık kalmadığımız konusunda mutabık kalabiliriz diyerek itiraza yumuşak bir cevap verdi. 

Bu arada Türkiye’de 1000’den fazla Hamaslının hastanelerde tedavi altında olduğunu da öğrenmiş olduk. 

Aynı zamanda iki lider arasında Kıbrıs, Kariye Camii, Trakya’daki Türkler konusunda fikir ayrılıkları ortaya bir kez daha çıkarken, uzlaşı sağlanan konuların ise önceki dönemlere nazaran daha fazla olduğu da aşikar.

Anlaşmazlıklara rağmen Ankara ve Atina arasında en çok ekonomik uzlaşı ağır bastı ve bundan sonra da diyalog masasında kalınacağı belirginleşti. 

Yakında New York ve Washington’da da bir araya gelecek iki liderin bu tutumu devam ederse umarım anlaşmazlıklar konusunda da “One Minute” denilip gerginliğe tamamen ara verilerek bir bahar havası esmeye başlar ve iki komşu ülke ilişkileri komşuluğa yakışır şekilde devam eder. 

Yıllar önce Atina’ya gittiğimde Türk olduğumu öğrenen Yunan vatandaşlarının ilk  tepkisi “Komsi, Komsi” şeklinde misafirperverce oluyordu. Halklar arasındaki aynı anlayışın siyasetçiler arasında da olması hepimiz için umut verici.

14 Mayıs 2024
Atanamayan öğretmenlerin mülakatla imtihanı

Uzunca bir zamandı atanamayan öğretmenler beklemede.

Cumhuriyetin 100. Yıldönümüne özel 100 bin atama yapılmasını bekliyorlardı olmadı.

68 bin atama olur diye beklediler o da olmadı. 

Artık atama olsun da ne kadar olursa olsun modunda bekliyorlar.

Ve beklenen an sonunda geldi. 

Bugün Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından atanacak öğretmenlerin sayısı kamuoyu ile paylaşıldı.

Aynı zamanda hangi branşa ne kadar öğretmen atanacağı da açıklandı.

Bana gelen bilgilere göre atanacak öğretmen sayısı maalesef beklendiği gibi 68 bin değil, dünkü yayınımda da söylediğim gibi 25 bin ile 30 bin arasındaydı.

Bakan Tekin ise az önce yaptığı açıklamada atama sayısının 20 bin olduğunu söyledi. 

10 yıldan fazla zamandır atanmayı bekleyen ama atanamayanlar var. Umarım en başta uzun zamandır atanamayan ve tabii çocuklarımıza en iyi şekilde eğitim verebilecek öğretmen adayları güzel haberi alır ve atanırlar. 

Uzun zamandır bekleyenler deyince mülakat meselesine de değinmeden olmaz.

Seçim öncesinde mülakatın kaldırılacağı vaadi hatırımızda.

Nasıl olmasın ki? Daha 1 ay geçti seçimin üzerinden ama mülakatın kaldırılmayacağı da ortaya çıktı.

Aslında benim kanaatime göre sınav ile bilgi seviyesi test edilen öğretmenlerden tabii ki en yüksek puanı elde edenler atanmalı.

Ama bilgi seviyesi yüksek de olsa; psikolojik durumu, iletişim kabiliyeti, beden dili, jest ve mimiklerinin nasıl olduğu, iyi bir İstanbul Türkçesine, hikaye anlatımı tekniklerine,  diksiyona, artikülasyona sahip olup olmadığı vb. gibi mülakat ile anlaşılabilecek pek çok durum da göz ardı edilmemeli.

Benim gibi tüm ebeveynler her alanda evlatlarını en başarılı öğretmenlere emanet etmek istiyor. En azından dersleri sıkmadan, başarılı bir şekilde anlatmalarını ve öğretmelerini bekliyor. 

Bu yüzden ben mülakatın olması gerektiğini düşünenlerdenim. 

Fakat yayınlarıma da konuk aldığım eğitim dünyasından bazı isimler de bu tarz nitel durumların tespit edilmesi için kullanılan mülakat yöntemlerinin istismara açık olduğunu hatta bu açığın yoğun bir şekilde kullanıldığı görüşünde. 

Zaten kamuoyunda mülakat konusunun bu kadar yoğun olarak tartışılmasının sebebi de bu değil mi?

Her ne kadar bakanlıktan bundan sonra mülakatların son derece şeffaf, kameralar tarafından kaydedilerek ve daha bir çok iyileştirme ile yapılacağı söylense de mülakata karşı toplumda çok ciddi bir güven zedelenmesi var.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, basın açıklamasında atamaların yapılmasında yüzde 50 KPSS puanı ve yüzde 50 mülakat puanı üzerinden bir değerlendirme yapılacağını aktardı. 

Mülakat konusu  her ne kadar şu an için netleşmiş olsa da daha uzun süre tartışılmaya devam edecek gibi görünüyor.

Ben de kimi zaman yazılarımda, kimi zaman da yayınlarımda eğitim dünyasının sorunlarını gündemde tutmaya devam edeceğim.

Bir sonraki yazımda ve programımda görüşmek üzere…

7 Mayıs 2024
Bu meclis, başka meclis

En son 2019 yılında toplanan bir Meclis’ten bahsediyorum. Toplumun büyük bir kesimini temsil edenler bu hafta 2 gün boyunca önemli meseleleri masaya yatıracaklar. 

Bugün ve yarın bu masada toplanacak olan Türk-İş, Hak-İş, DİSK, TİSK, Memur-Sen, Kamu-Sen, Türkiye Odalar ve Borsala Birliği ve TESK, 32 milyon çalışan ve 16 milyon emekliyi ilgilendiren pek çok güncel sorunu ve meseleyi tartışacak, çözüm arayacak ve sonuçta ortaya çıkacak önerileri rapor haline getirecekler. 

İş hayatını ilgilendiren o kadar çok mesele var ki…

Avrupa ülkelerinin bir kısmında başlayan haftada 3 gün izin yani 4 gün çalışma uygulamasının Türkiye’ye uyarlanıp uyarlanamayacağı. 

Bağlantılı olarak 45 saat olarak devam eden hatta biz basın mensuplarına 48 saat olarak sürdürülen haftalık çalışma saatlerinin 35-40 saatlere kadar çekilmesi. 

Pandemi sonrasında işverenin de maliyetlerini düşüren ve çalışanın motivasyonunu artıran, trafikten ve yol yorgunluğundan kurtaran evden ve esnek çalışma yönteminin yaygınlaştırılması. 

Her ne kadar Bakan Işıkhan tarafından bu yıl asgari ücrete ara zam yapılmayacak açıklaması yapılmış olsa da işçi temsilcilerinin bu konuda dikkat çekecekleri kritik noktalar ve öneriler. 

Asgari ücretin, yoksulluk sınırından daha aşağıya, yılın hiç bir ayında düşmeyecek şekilde belirlenmesi. 

Asgari ücretin bölgelere göre değişkenlik gösterecek şekilde ayarlanması. 

Memurların özellikle büyükşehirlerde yaşayanların kira desteği alabilmeleri. 

Yine işveren ve işçi temsilcilerinin bir türlü anlaşma sağlayamadığı ve yıllardır sürüncemede kalan kıdem tazminatı ve fonu meselesi. Çalışan kendisi de ayrılsa kıdem tazminatı alabilecek mi alamayacak mı sorusu ve sorununun çözülüp netleştirilmesi. 

Öğretmen atamalarının mülakatlı mı yoksa mülakatsız mı yapılacağı, mülakata devam edilecekse, uygulamanın bir takım suistimallere şüphe bırakmayacak şekilde düzenlenmesi. 

Özel okullarda deneme adı altında aylarca öğretmenlerimizin asgari ücret altında çalıştırılmasının önlenmesi. 

Asker, polis ve tüm memurların askerlik borçlanması probleminin adil bir şekilde çözümü.

Taşeron olarak çalışanların uğradığı haksızlıkların giderilmesi. 

Ve daha pek çok sektörde, kamu ve özelde, çalışanların, işçilerin ve memurların yaşadığı sıkıntıların, mağduriyetlerin ortadan kaldırılması.

Ve emekliler…

Hayat boyu çalışırken maaşlarından kesilen emeklilik primlerinin “karşılığını” hak kaybına uğramadan almaları.

Prim günü sayısı düşük olanla fazla olanın aynı maaşı alması adaletsizliğinin giderilmesi.

Yüksek maaştan prim ödeyenle düşük maaştan prim ödeyenin aynı maaşı alması haksızlığının ortadan kaldırılması.

Kök maaş sorunun bir daha gündeme gelmeyecek şekilde bitirilmesi. 

Aylık Bağlama oranlarını artıracak düzenlemelerin yapılması.

Bir günle 17 yıl beklemek zorunda kalıp EYT’i kaçıran 2000-2008 arası başlangıcı olanlara kademeli emekliliğin getirilmesi. 

8 Eylül 1999 öncesi staj ve çırak olarak sigorta başlangıcı olup tüm şartları sağladıkları halde bekleyenlerin emekli edilmesi. 

Milletvekilleri emekli olunca ve aynı anda vekilliğe devam edince, emekli maaşlarını almaya devam ederken; aynı durumun memurlara sağlanmaması.  Emekliye ayrıldığı takdirde görevine devam edemeyecek ve maaşından olacak memurların, emekli olsalar dahi işlerine devam edebilmesi ve hem emekli hem de çalışma maaşlarını alabilmesi.

En düşük emekli aylığının güncel ekonomik duruma uygun hale getirilmesi. 

Bu başlıklar çalışma hayatına ilişkin gündemi yakından takip eden ve emeklilerin sorunlarını da gündemde tutmaya çalışan bir haberci olarak benim ilk aklıma gelenler. 

Kim bilir gündeme gelemeyen daha neler vardır neler?

Umarım A’dan Z’ye akla gelen gelmeyen tüm sorunlar değerlendirilir bu Meslis’te. 

Gerçi bu kadar soruna köklü çözümler bulmak için sadece iki gün ayırmak ne kadar yeterli? İşin o kısmı da kocaman bir soru işareti. 

Meclis sonunda ortaya çıkan tüm sorunlar ve çözümler rapor haline getirilip Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunulacak.

Yerel seçim sonrası nerede hata yapıldı sorusuna ciddi olarak cevap arayan ve bu yönde çalışmalar yaptıran Erdoğan, bu Meclis’ten çıkan raporları da dikkate alacaktır diye düşünüyorum.

Umarım yanılmam.

Meclis sonunda ortaya çıkan sonuçlar üzerine de yayınlarımda konuşacağız. 

Hepinize güzel bir hafta diliyorum.

29 Nisan 2024
"Fırsatçılara boykot" sorunu çözer mi?

Boykot; onlarca yıldır, zaman zaman çeşitli sebeplerle, bazı olaylara tepki göstermek ve sorun çıkartanları dize getirmek için gündeme gelen bir protesto türü. 

Son olarak, aylardır Gazze’de yaşananlara tepki göstermek için Türkiye’nin de konuşup, tartıştığı bir gündem maddesi haline gelmişti, boykot. 

Daha önceki yıllarda olduğu gibi işe yarar mı, yaramaz mı endişesinin ya da boşvermişliğinin ortadan kalktığı, boykot edilen şirketlerin ciddi anlamda zarar gördüğü yöntem, bu kez rüştünü ispatlayan bir protesto biçimi halini aldı. 

Hatta son dönemde Filistin’e destek boykotunu küçümseyen kesimlerin dahi bilinçaltına bu güçlü etki işlemiş olacak ki; bu kez fiyatlarını günden güne fahiş bir biçimde artıran lokanta, kafe ve restoranlara toplumun her kesiminden gelen tepkiler organize bir boykota dönüştü. 

Aslında bu sorun uzun zamandır enflasyonun coşmaya başladığı günlerden itibaren konuşuluyordu.

Özellikle marketlerde satılan gıda ürünleri, sebze ve meyvelerdeki anormal artışlar döneminde fiyatların fahiş olarak artması fırsatçıların konuşulmasına ve tartışılmasına neden olmuştu. 

Fırsatçıların tartışıldığı bu dönemde toplumun bir kesimi bu fahiş fiyat artışlarının sebebi olarak sadece patlayan enflasyonu, asgari ücretlerdeki artışı, kiraların yükselişini, akaryakıt fiyatlarının zamlanmasını göstermiş ve bu fırsatçılar tam anlamıyla üzerine gidilemeden gündemden düşmüştü. 

Son dönemde ise enflasyonun nispeten dizginlenmesi, dolardaki yükselişin hızının düşürülmesi ile birlikte anlaşıldı ki, özellikle bazı restoran, kafe ve lokantalar inanılmaz artışlar yapmaya devam ediyorlardı. 

Ve yine anlaşıldı ki; bazı namuslu esnafı hariç tutacak olursak, bu sektörde vatandaş göz göre göre her geçen gün soyulup, soğana çevriliyordu. 

Öyle ki hükümeti enflasyon ve pahalılık nedeniyle uzun zamandır eleştiren vatandaşlar da dahil; ortak özellikleri dışarıda yemek yemeye devam etmek olan kişilerin neredeyse tamamı artık isyan noktasına geldiler ve bu fırsatçıları sosyal medya üzerinden hedef almaya başladılar. 

Ve sonunda geride bıraktığımız Cumartesi ve Pazar günü ile birlikte ilk somut adım atılmış oldu. 

Ekonomist İris Cibre’nin X hesabından gösterdiği “Yeter Artık! Boykot edelim bu fırsatçıları” anlamına gelecek çağrısı hızla yayıldı, yankı buldu, Armağan Çağlayan da dahil olmak üzere pek çok ünlü isim de destek verdi ve boykot bu hafta sonuna özel olarak 2 günle sınırlı olmak üzere başladı.

Ama şimdi tartışma; bu boykot, ilgili meslek odalarının atacağı adımlar başta olmak üzere, Ticaret Bakanlığı, Tüketici Dernekleri gibi STK’ların da artacak baskısı, denetlemeleri ve düzenlemeleriyle fırsatçılar kendilerine çeki düzen verene kadar sürmeli mi sürmemeli mi tartışması haline geldi.

Benim fikrimi soracak olursanız sürmeli.

Başta da dediğim gibi en azından Türkiye’de boykot, rüştünü ispatlamış ve sonuç getiren, problemlerin çözümünü hızlandırabilen bir protesto biçimi haline gelmiştir.

Ve yine bence, bu fırsatçılara ders vererek tekrar onları doğru yola sokacaktır. 

Tabii aynı zamanda bu boykotun etkili olması için zamana da ihtiyaç vardır. 

Turist sezonunun açılmasıyla birlikte restoran, kafe ve lokantalar, özellikle turistik ilçe ve semtlerde bulunanlar boykota karşı direniş gösterip, fırsatçılıklarına devam etmek için gereken gücü bulacaklardır. 

Boykotta dikkat edilmesi gereken nokta, fırsatçılığı yapan ve yapmayan esnafın iyi ayırt edilmesi, işini namusuyla yapanların cezalandırılmaması, aksine onlara olan talebin artırılarak desteklenmesidir. 

Fırsatçılar boykotla ve artık gitmeyerek cezalandırılırken, vatandaşı dolandırmayanlar da bu mekanlara yönelerek ödüllendirilmelidir.

Kimin fırsatçı kimin namuslu esnaf olduğunu ise müşterisi bilir.

Aylık yıllık yapılan zamlar enflasyonun ve doların çok üstünde anormal artışlar ise bilin ki orası fırsatçıdır. 

Ayrıca sosyal medyadan yapılan fahiş fiş paylaşımlarıyla fırsatçıların deşifre edilmesi de etkili yöntemlerden biri olarak gözüküyor. 

Sonuç olarak; bu tip fırsatçılarla mücadelede vatandaş da elini taşın altına koyar ve birlikte hareket ederse, zamanla bu sorunun da üstesinden gelinecek gibi gözüküyor.

22 Nisan 2024
İsrail-İran geriliminde ikinci perde

Cumartesi gecesinden bu yana haberciler olarak en çok kafa yorduğumuz mesele İran İsrail gerilimi.

Şam’daki büyükelçiliğinin vurulmasından 2 hafta sonra İsrail’in en büyük düşmanı olarak gözüken İran, tarihinde ilk kez İsrail’e açıktan saldırdı. 300’e yakın İHA, balistik füze gibi çeşitli mühimmatın neredeyse tamamı İsrail’in hava savunma sistemi Demir Kubbe tarafından imha edildi.

Tabii imha faaliyetlerinde ABD; İngiltere, Ürdün gibi ülkelerin rolü de dikkat çekti.

Hatta Ürdün Presesi’nin bile 5 İran İHA’sını düşürdüğü iddia edildi.

İsrail ve İran peşpeşe gerilimi tırmandırmama yönünde mesajlar verdikten neredeyse 24 saat sonra rüzgar tersine dönmeye başladı.

Gazze’deki Refah’a yönelik kara harekatını askıya aldığını söyleyen Netanyahu belki de 2-3 gün içinde yeni bir saldırıya başlayacak.

Dünya, İsrail İran gerilimi üzerinden yeni bir bölgesel ve hatta sonrasında bir 3. Dünya savaşı mı başlayacak endişesini yaşarken; açlıktan ölen Gazzeli çocuklar çok daha büyük bir tehlike ile karşı karşıya kalacak ve sesleri bu kez muhtemelen öncekilerden az duyulacak.

İsrail savaş kabinesi ve ordu sözcülerinden gelen açıklamalara baktığımızda İran’ın hava saldırısına yönelik karşılık, belki siz bu satırları okurken verilmiş olacak.

İsrail tarafından, Suudi Arabistan, Ürdün ve Körfez ülkelerine, kendilerinin bu karşılık nedeniyle bir zarar görmeyeceklerine dair güvenceler verildi bile.

Yani İsrail’in silahlı bir cevap vermesi artık neredeyse kesin gibi.

Mevzu, bu misilleme İran topraklarında mı gerçekleşecek yoksa yine Suriye, Irak, Lübnan ya da Yemen üzerinden mi gerçekleşecek?

İran topraklarında yapılacaksa insanlar mı ölecek yoksa bazı nükleer tesisler gibi sembolik yapılar mı imha edilecek?

Ve asıl soru bu, misillemeden sonra İran da bir kez daha karşılık verecek mi?

Verirse olay bölgesel bir savaşa dönüşür mü?

Türkiye bu gelişmelerden nasıl etkilenir, nasıl önlemler alması gerekir?

Türkiye’yi bekleyen tehlikeler neler?

Bunların hepsi ve daha fazlası çok bilinmeyenli denklemler gibi çözülmesi zor problemler.

Kişisel görüşüm kısa vadede bu olayın bölgesel bir savaşa dönüşmeyeceği yönünde.

Buna rağmen bölgesel gerilim Gazze sorunu çözülmedikçe azalmayacaktır

Kim bilir, belki de zaten bu gerilimin düşmesi de istenmiyordur.

Sonuç olarak; Netanyahu’nun Gazze olaylarından 2 hafta önce 22 Eylül’de BM’de gösterdiği yeni bir Orta Doğu haritası çizilmeye çalışılıyor.

Ülkemizin boyunduruk altına alınmaya çalışıldığı bu yeni denklem bakalım Türkiye’ye rağmen gerçekleşecek mi?

Hep birlikte göreceğiz

Siz ne dersiniz?

17 Nisan 2024
İran-İsrail gerilimi: Aslında ne oldu?

Pek ani bir gelişme değildi.

Günlerdir üst üste açıklamalar yapılıyordu.

Ve beklenen oldu.

İran’dan İsrail’e yönelik, "ilk açıktan saldırı" gerçekleşti.

2 hafta önce Şam’da İran Büyükelçiliği vurulduktan sonra, ABD, defalarca böyle bir saldırı olacağının haberini veriyordu.

Sürü dronlarla, İsrail’in savunma sistemi tarafından neredeyse tamamen imha edilen, kayıpsız savuşturulan bir “saldırı” gerçekleştirdi İran.

Bu atakların devamı gelir mi?

Peki 3. dünya savaşı çıkar mı?

Bana göre 3. dünya savaşı eninde sonunda çıkarılacak!

Ama bu savaş, İran dron fırlattı diye şu aşamada çıkmaz.

İran’ın zayıf ekonomisi bunun için uygun değil.

İran’ın askeri kapasitesi bunun için yeterli değil. 

İran’ın toplumsal desteği kapsamlı bir savaş için istenildiği gibi değil. 

Bu küçük çaplı ama tüm dünyayı diken üstünde tutacak kıvama getiren olay, yine hem İsrail’e hem de İran’a yaradı. 

Yani bir kez daha "win-win" durumu. 

İsrail, dünyanın desteğini kaybetmişti.

İsrail, en son BMGK’dan çıkan kararla bırakın destek almayı, köşeye sıkışmıştı.

İsrail, ABD ile dahi restleşmeye başlamıştı. 

Netanyahu’ya yönelik İsrail içindeki protestolar zirve yapmıştı. 

Gazze’deki vahşete yönelik tepkiler nedeniyle, istedikleri son kara harekatına bir türlü başlayamıyorlardı. 

İran’ın bir tek yaralanmaya dahi yol açmayan bu aksiyonu, İsrail’i tüm bu “problemlerden” kurtarabilir. 

İran ise sadece sözde değil, icraatta da varım diyerek çizilen karizmasını onarmış gibi oldu.

Öldürülen pek çok komutanının intikamını, kimseyi öldürmeyerek almış oldu! 

İç kamuoyunun bir kısmına moral motivasyon verdi. 

İslam ülkeleri içindeki yalnızlığından kurtulmak için bir fırsat yakaladı ve destek bekler hale geldi.

İşin bir de küresel boyutu ve Amerika tarafı var.

Katledilen Filistinliler için özellikle Batı ülkelerinde protestolar bir anda bıçak gibi kesildi. 

Filistin devleti; İspanya, İrlanda, Malta, Slovenya, Japonya tarafından tanınmak üzereyken, bu konu şimdilik rafa kalktı. 

Biden, iç kamuoyu baskısı nedeniyle İsrail’e desteğini çekmek zorunda kalmışken, durum tersine döndü. 

Amerikan ve Batı medyası gaflarıyla ünlü bunak Biden haberlerini durdurdu. 

Trump dahi şu konjonktürde Orta Doğu üzerinden Biden’a muhalefet edemez hale geldi. 

Peki bundan sonra neler olabilir?

İsrail, Suriye ve Irak’taki PKK/YPG teröristlerini, "İran milislerine karşı kullanıyoruz" bahanesiyle daha etkin bir hale getirip, "teröristan" projesine, dolayısıyla Arz-ı Mev’ud hayaline ivme kazandırabilir. 

İsrail, Lübnan üzerindeki kontrolünü; ABD ve İngiltere ise Yemen’deki Husilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırabilir. 

İran, Hürmüz Boğazı'nda birtakım yeni hamlelerle, gerilimi kontrollü bir şekilde üst seviyede tutarak, petrol fiyatlarının ciddi oranda artmasına neden olabilir. 

Bayram arasından sonra bugün itibarıyla kaldığımız yerden devam edeceğimiz programımda İran ve Orta Doğu konusunda uzman isimlerle konuşarak sizleri daha fazla aydınlatmaya gayret edeceğim.

Bugün ve hafta içi her gün saat 15:00’te TGRT Haber ve Türkiye Gazetesi YouTube kanallarından ortak olarak canlı yayınlanan “Alper Altun ile Bi Bakalım” yayınımıza beklerim. 

Görüşmek üzere…

15 Nisan 2024
Iydiniz Saîd Olsun!

Siz de fark ettiniz mi? 

Her geçen sene bayramlar bir öncekini aratır hale geliyor!

Son 10 yılda bu başkalaşım daha da hız kazandı.

Hatırlayalım!

Eski bayramlarda;

Haftalar öncesinden başlayan bir temizlik ve süsleme telaşı yaşanırdı evlerde. 

Nenelerin, teyzelerin, yengelerin ellerinden çıkan baklavalar, börekler, etli sarmalar, dolmalar hazır edilirdi.

Bayrama özel dikilen ya da satın alınan elbiseler sadece küçükleri değil, büyükleri de heyecanlandırırdı. 

Bayram sabahı ilk olarak evdekilerle bayramlaşılırdı.

Tertemiz kıyafetlerle bayram günü, sabah namazı vakti camiye gidilir ve bayram namazına kadar vaaz dinlenirdi. 

Bayram namazlarında cemaat camilerin avlularına dahi sığmaz, caddeler, sokaklar dolardı. 

Namaz çıkışı en büyüğün olduğu evde toplanılır, diğer evlerde hazırlanılan börekler, tatlılar, kahvaltılıkların da getirilmesiyle kalabalık ve neşeli bir ziyafet yapılırdı. 

Topluca mezarlıklara gidilir, vefat eden anne, baba, dede ve ninelere üç İhlas bir Fatiha okunurdu. Bilen varsa, Yasin de ihmal edilmezdi. 

Sonrasında ev ziyaretleri başlar, sülalenin büyükleri hem anne tarafı hem baba tarafının akrabaları ve komşularla bayramlaşılırdı. 

Büyüklerin elleri öpülür ve hayır duaları alınırdı. 

Çocuklara bayram ziyareti için gittikleri evlerde harçlık, şeker, çikolata verilirdi. 

Çocuklar ziyaretler bittikten sonra ikili üçlü gruplar halinde sokağındaki, mahallesindeki evlerin kapısını çalar, iyi bayramlar diler, harçlık ya da şeker toplardı. 

O zamanlar sokaklar, mahalleler tekinsiz değildi. 

Çocuklar toplanan paralar ve şekerlerle parkların, bahçelerin, lunaparkların yolunu tutar, eğlenceli bir bayram geçirirlerdi. 

Ailece pikniklere gidilir, keyifli vakit geçirilirdi. 

Akşamları toplanmalar devam eder, güzel sohbetler edilirdi. 

Ev ziyaretlerinde lokumlar, kolonyalar, çaylar, kahveler olmazsa olmazdı. 

Dargınlar barışır, gönüller alınırdı. 

Fakir, fukara, garip, gureba daha çok hatırlanır, yardımlar artardı. 

Ramazan Bayramı’nın bu ilk gününde, çocukluk anılarımızdaki o eski bayramların tadını siz de özlemiyor musunuz? 

Teknolojinin ve modern yaşamın gölgesinde kaybolan, samimiyet ve sevgi dolu geleneklerimizin özlemini çekenler için böyle bir yazı yazmak istedim.

Eski bayramların sade ama samimi atmosferini, günümüzün karmaşık yaşamında özlemle anıyorum. 

Bu bayram, sevdiklerimizle bir araya gelerek, güzel geleneklerimizi yaşatmaya ve o güzel anıları yeniden canlandırmaya ne dersiniz?

Osmanlı’da daha sonra zaman geçtikçe şeker olarak anılmaya başlanılan, aslında şükür sadakası bayramı anlamına da gelen Iyd-ı Fıtr,  inşallah hepimize bereket ve güzellikler getirir.

Madem Osmanlı dedik, hadi gelin sizi daha eski hatıralara götüreyim ve o dönemin “Bayramınız mübarek olsun” anlamına gelen yaygın bayram tebriğiyle yazımı noktalayayım.

Iydiniz Saîd Olsun.

10 Nisan 2024
AK Parti: Renovasyon şart! 

Aylardır konuştuğumuz, üzerine kafa yorduğumuz yerel seçimlerin ardından bir hafta geride kaldı. 

AK Parti, kurulduğu 2001 yılından bu yana katıldığı seçimlerde ilk kez oy sayısı ve oranı açısından liderliği kaptırdı ve ikinci sıraya indi.

Sebepler arasında; enflasyon, pahalılık, emeklilerin ve çalışanların geçim sıkıntısı, bankaların insanların borç batağına sürüklenmesi noktasındaki etkileri, kademeli emeklilik bekleyenler, indirimli haliyle 5000 liraya varan en düşük primi ödeyemeyen ev kadınları ve anneler, Bağkur primleri bir türlü düşürülmeyen esnaf, staj ve çıraklık mağdurları, mülakatsız atama bekleyen öğretmenler, özlük haklarında düzenleme bekleyen uzman çavuşlar, subaylar,  askerlik borçlanması mağduru asker, polis ve memurlar,  alım gücü çok düşen ve maaşlarının büyük bölümünü kiraya vermek durumunda kalan vatandaşlar var.  

Ayrıca; sokak köpekleri sorununun ötelenmesi, taksi sorununun ısrarla çözülmemesi, neredeyse tüm dünya ülkelerinde kullanılan paylaşımlı uygulamaların önünün açılmaması, konut fiyatlarının uçuşa geçerek ev sahibi olmanın özellikle ücretli çalışanlar için imkansız hale gelmesi, kiraların aile bütçesini anormal zorlaması, etkenlerden biri olan yabancıya ev alma karşılığı vatandaşlık verilmeye devam edilmesi, gıda fiyatlarının yüksek enflasyondan da daha yüksek artması, süresiz nafaka sorununun çözülmeyip rafa kaldırılması gibi geniş kitleleri etkileyen sebepler de şu an aklıma gelenler.

Bunların neredeyse tamamı ekonomik açıdan vatandaşı doğrudan etkileyen faktörler.

Milletin bir kısmını direkt değilse de genel olarak rahatsız eden başlıklar ise şöyle:

Kamuda tasarrufa gidilmemesi, makam araçlarında Mercedes ve AUDI gibi lüks araçlardan vazgeçilmemesi, yerli ve milli otomobil TOGG’a geçilmemesi, siyasetçilerin ve bürokratların büyük bir kısmının halktan kopması, vatandaşın CİMER dışında derdini anlatabileceği makamlara ulaşmakta zorlanması, siyasetin içinde ya da bağlantılı olan kişilerde gözle görülür zenginleşmeler, adayların zengin insanlardan seçilmesi, bürokrasinin hantallığını ortadan kaldıran başkanlık sisteminde düzeltilmesi gereken bazı noktaların yol açtığı problemler, Cumhurbaşkanı ile fotoğraf çekilmek dışında bir yakınlığı olmayanların dahi diğer vatandaşlara ve hatta emniyet güçlerine büyüklük taslaması, “Ben kimim biliyor musun” diye soranların ya da küçücük bir makamda oturanları tanıyıp kibirlenenlerin sayısının artması, mevki makam sahibi insanların tanıdıklarını, dostlarını kayırması, imtiyazlı insanların sayısının artması, çakarlı araç sayısındaki patlama, tüm büyük operasyonlara rağmen uzun yıllardır konuşulan uyuşturucu sorunun sürmesi, liyakat probleminin devam etmesi, futbolun iyi yönetilmemesi ve taraftarların tepkisi…

Saydıkça aklıma pek çok mesele geliyor. Bunların bir kısmı MYK’da masaya yatırılmış. Varsa ele alınmayan sorunlar çin bu listeden de faydalanılabilir.

Anlık durum tespiti için yazdığım bu maddelerin dışında son olarak; Anayasa Mahkemesi’nin yok sayılması, Adliyelerdeki yoğunlukla baş edilememesi ve davaların uzun yıllar çözülememesi, Adalet kurumunun bağımsız olmadığı ve müdahale edilebilir olduğu izlenimi, güçlü, imtiyazlı ve zengin olanın cezalandırılmaktan kurtulabildiği düşüncesi, az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını sağlayacak adil bir vergi sistemini getirecek reformun yapılmaması, siyasette gençlerin önünün açılmaması, uzun yıllardır gördüğümüz isimlerin bir görevden el çektirilseler bile başka bir göreve atanıp siyaseti bir meslek gibi devam ettirmeleri, Merkez Bankası'nın uzun yıllar sonra yeni yeni bağımsız olmaya çalışabildiği imajı, sıkıntı çeken kesimlerin sosyal medya başta olmak üzere şikayetlerini ve taleplerini dile getirmesine rağmen geçiştirici açıklamalarla ve kimi zaman yerine getirilmeyen vaatlerle küstürülmesi, asıl beklentiler ve talepler yerine sosyal yardım açıklamalarının ters teperek kızdırılmaları da tüm bu sorunların üzerine tuz biber oldu.

Halbuki; emeklileri örnek verecek olursak ikna edici açıklamalar yapılabilirdi. “Emekli vatandaşlarımız; size seyyanen zam tüm zorluklara rağmen yapabiliriz ama dizginlemeye çalıştığımız ve 2-3 ay sonra çok daha ciddi bir şekilde rayına oturacak olan enflasyonu yeniden patlatırız. Bütçe dengelerimizi alt-üst edecek 5000 lira seyyanen zammı  yapsak dahi bu kez yeniden hortlayan enflasyonla aldığınız o 5000 lira seyyanen zam da hızla buhar olur. Bir faydasını görmezsiniz. O yüzden sizden biraz daha sabır rica ediyoruz. 2-3 ay sonra haziran sonu temmuz başında enflasyon farkı ve refah payı ile sizleri rahatlatacağımıza söz veriyoruz” gibi ifadeler bir nebze de olsa öfkeyi azaltabilirdi.

Bu arada AK Parti’nin 23 yıllık iktidarında Türkiye’ye kazandırdıklarını saymaya kalksam onların da yukarıdaki listeden daha uzun bir yer kaplayacağına şüphem yok. Ama bu seçimde odaklanılan nokta sorunlar ve hatalar.

AK Parti’nin son seçim sonuçlarında yaşadığı bu erimede muhalefetin izlediği yol da etkili oldu ama buna sonraki yazılarda değiniriz.

Peki bundan sonra Ak Parti’yi neler bekliyor?

Bu sorunun cevabı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yapacağı yeni hamlelerde saklı. Türk siyasi hayatına baktığımızda düşüşe geçen bir partinin eski günlerine dönmesi neredeyse imkansız gibi. Bu imkansızlığın üstesinden yine Erdoğan gibi usta bir siyasetçi kolay olmasa da gelebilir.

Bir sonraki genel seçimlere kalan 4 yıllık süre bir avantaj.

Yukarıdaki tüm problemlerin, talep eden kitlelerin büyüklüğüne ve dengeleri nasıl etkilediğine bakılarak bir öncelik sıralamasıyla ilgili bakanlıklara dağıtılarak, tik ata ata halledilmesi, olmazsa olmaz.

Ama en büyük öncelik; makro ekonomik göstergelerin normalleştirilmesi, enflasyon hedeflerinin tutturulması, vatandaşı panikleten ve döviz ile altına yönelten psikolojik ve karamsar havanın ortadan kaldırılması gibi bazı alt başlıklarla özetleyebileceğimiz ekonomik normalleşme olmalı.

Bu hedefin tutturulmasında yurt dışından doğrudan ve dolaylı yatırım çekmenin ve Türkiye’yi her anlamda bir cazibe merkezi haline getirmenin önemi de herkesin malumu. Bunu yapabilmek için de hukukun ve adaletin üstünlüğü ile ilgili endişelerin ortadan kaldırılması gerekiyor. Bu mesele de daha iyi bir ekonomi ile ve daha refah bir Türkiye ile doğrudan bağlantılı. Kalkınmanın olması için her alanda Adalet gerekiyor. Adalet ve Kalkınma Partisi bu isimle kurularak o dönem yaşanan bu eksikliğe dikkat çekmişti. Şimdi de öyle olmalı.

Sonuç olarak; ne olursa olsun ekonomi mutlaka düzeltilecek, hemen ardından bu yeni durum vatandaşın tenceresine, cebine yansıtılacak; bunu engelleyecek etmenler ortadan kaldırılacak ve sırasıyla halkın rahatsız olduğu konularda çözümlere ulaşılacak.

Bunlar olursa belki Ak Parti güçlü günlerine döner, olmazsa ANAP’ın yaşadığı gibi bir sonla karşı karşıya kalır.

8 Nisan 2024
Bu Pazara Dikkat

Yerel seçimde son günler, son saatler…

14 ve 28 Mayıs’taki seçimler kadar olmasa da yerel seçimin sonuçları da merakla bekleniyor.
Bir sene içinde 3. seçimi fazla bulup “yeter artık, şu seçimi de atlatsak da 4 sene boyunca seçim meçim konuşmasak” diyenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar çok. 

Biz de haberciler olarak seçim gününün en sıcak ve önemli verilerini size anbean aktarmak için çalışmalarımızı had safhaya çıkarmış durumdayız.

Şimdiden sözümüzü alayım! Pazar günü bizimlesiniz. 

1,5 milyon abonesi olan Tgrthaber.com.tr ve 850 bin abonesi olan Türkiyegazetesi.com.tr YouTube kanallarımızdan canlı olarak ortak yayınlanacak bir seçim özel programı ile karşınızda, telefonlarınızda, bilgisayarlarınızda hatta YouTube’u televizyondan da izliyorsanız orada da olacağız. 

Mobil haberciliğin, Youtube’tan haber almanın en güzel yönlerinden biri de bu değil mi? Siz neredeyseniz biz de oradayız. Salondaki televizyona mahkum değilsiniz. İstediğiniz an salondan, isterseniz mutfaktan, banyodan, yatak odasından veya markete mi gitmeniz gerekti, işte o anda bile merak ettiğiniz yayını bırakmanıza gerek kalmadan, elinizde telefonunuz, tabletiniz, bizi izlemeye, dinlemeye ve seçim sonuçlarını hiç kopmadan takip etmeye devam edebileceksiniz.

Evet, Pazar günü öyle olacak. Saat tam 15:00’i gösterdiğinde YouTube kanallarımızdan canlı yayına başlayacağız. Gece geç saatlere kadar canlı yayınımız kesintisiz bir şekilde devam edeceği için dijital haber merkezimizdeki içerik editörü, ekran yüzü haberci arkadaşlarımla birlikte bu zorlu ama keyifli yayını sürdüreceğiz.

Çeşitli noktalardan canlı bağlantılar yapacağız. Partilerin il başkanlıklarından, okullardaki sandık başlarına kadar pek çok noktadan vatandaşın, seçmenin ve siyasetçilerin nabzını tutacağız. 

Siyasetçilerle, kamuoyu araştırmacılarıyla, akademisyenlerle, gazetecilerle değerlendirmeler yapacağız. Kimi zaman konuklarımızı  stüdyoda ağırlayıp yüzyüze konuşacağız, kimi zaman da uzaktan bağlantılarla onları yayınımızda ağırlayacağız.

Bu seçim özel yayınının en güzel taraflarından biri de sizlerden gelen yorumları; hafta içi her gün saat 15:00’te “Alper Altun ile Bi Bakalım” programımda olduğu gibi tüm izleyicilerimize isimlerinizle aktarmak olacak.

Yani sesinizi, bizi anlık olarak izleyen binlerce kişiye duyurabileceksiniz. Bu dijital yayınların en güzel yönlerinden biri de televizyon yayınları gibi uçucu değil kalıcı olmaları. Bu yayınları isteyen herkes istediği zaman yani daha sonra da izleyebiliyor. 

Seçim özel yayınımızın en güzel taraflarından biri de; çok özel grafikler, haritalar, il-il, ilçe-ilçe, açılan sandık sayısı, kullanılan oy sayısı, toplam sandık sayısı, toplam seçmen sayısı, partilerin adaylarının görselleri, her an güncellenen aldıkları oy oranları vb. merak ettiğiniz tüm bilgilerin ekranda da bir yandan gösterilecek olması.

İhlas Haber Ajansı’nın tüm Türkiye’den topladığı verileri biz de bu canlı yayınımızda sizlere anında hem görsel olarak hem de anlatarak aktaracağız.

Anlatmakla, yazmakla bitmez… Dile kolay 10-11 saat sürecek bir yayından bahsediyorum. 

En iyisi mi siz Pazar günü seçimle ilgili tüm ayrıntıları bizden öğrenin. 

Hem klas hem de sıkıcı olmayan bir seçim özel yayını olacak. 

Yani pişman olmayacaksınız.

Benden söylemesi…

Pazar saat 15:00’te YouTube kanallarımızdan ortak canlı yayınımızda görüşmek üzere.. 

Kalın sağlıcakla…

27 Mart 2024
Emeklilerin seyyanen hayali çöktü mü?

Kıymetli okurum merhaba.
İlk yazımı Kapadokya yolculuğumda yazmıştım. 
Üçüncü yazımın bu satırlarını da Diyarbakır’dan yazıyorum.
Neden oradaydım birazdan bahsederim ama bugünkü konumuz ile vakit kaybetmeden başlayalım. Yani beklenen “emeklilere seyyanen zam” konusu ile.

Son bir haftada ben de TGRT Haber YouTube kanalımızda her gün saat 15:00’te yaptığım “Alper Altun ile Bi Bakalım” canlı yayınında çeşitli kulis bilgilerinden ve açıklamalardan bahsetmiştim. 

Yine son bir haftada Ak Parti Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Turgut Altınok ve Ak Parti Genel Sekreteri Fatih Şahin’in art arda TGRT Haber televizyonunda yaptıkları açıklamalar Cumartesi Ankara mitinginde ya da en kötü ihtimalle Pazar günü İstanbul mitinginde Seyyanen zam müjdesinin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kamuoyuna duyurulacağı beklentilerini had safhaya çıkarmıştı. Meral Akşener’in de “Arkadaşımdan duydum. 5000 lira seyyanen zam yapacaklarmış. Yetmez, 11 bin lira yapmaları lazım” şeklindeki sözleri de beklentinin bu kadar yükselmesinde etkili olmuştu.

Gel gelelim ne Cumartesi günü Ankara’da ne de 650 bin kişinin toplandığı İstanbul mitinginde emekliler bekledikleri bu seyyanen zam haberini alamadılar. 

Peki Cumhurbaşkanı Erdoğan neler söyledi?

“İstanbul’da yeni bir dönemi başlatacağız.”
“İstanbul’da yine çöp, çukur, çamur var.”
“Utanmadan “Metro yaptım” diyor.”
“Kabahatlerini örtmek için engelleniyoruz yalanına sarılıyor.“
“Balya balya, bavul bavul paralar bir yerlerden gelip, bir yerlere gidiyor.“
“Ne derlerse desinler, istismar siyaseti yapmadık, kimsenin hayat tarzı ile ilgilenmedik.”
“Ayrımcılığın her çeşidini elimizin tersi ile ittik.”
“Diğer genel başkanlar evlerinde yatarken ben 25 vilayete gittim.”
“İstanbul’daki önceliğin deprem olduğunu görüyoruz.”
“Süper hızlı tren projesinde ihale bu yıl.”

Başlıkları altında pek çok şey söyledi Cumhurbaşkanı Erdoğan ama emeklilerle ilgili bırakın seyyanen zammı bayram ikramiyesinin artırılacağı kulislerini bile boşa çıkardı. 

Peki ne olmuş olabilir?

1-

Mehmet Şimşek liderliğindeki ekonomi yönetimi seyyanen zam talebine çok sıkı bir şekilde karşı çıkmış olabilir. 

2-

Seyyanen zam müjdesi, bu mitinglerde verilirse diğer mesajlar etkisini kaybeder düşüncesi ile seçime son 2-3 gün kala bir zamana bırakılmış olabilir. 

3-

Daha önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da kamuoyuyla paylaştığı gibi bir seyyanen zam verilmesi durumunda bütçeye çok ağır bir darbe vurabileceği için bunun altından hiç kalkılamayacağına kanaat getirilmiş olabilir. 

4-

Seyyanen zam yerine, yine 31 Mart öncesinde açıklanacak şekilde Bayram ikramiyesinin 5000+5000 şeklinde güncellenmesine karar verilmiş olabilir. 

5-

“Bize güvenin. Bir kaç ay daha sabredin. Ekonomiyi rayına sokmak üzereyiz. Durumu düzeltelim. Temmuz ayında enflasyon oranındaki zammın dışında seyyanen zam da yapacağız”  şeklinde yeni bir vaat gelebilir. 

6-

Seyyanen zam konusu da, bayram ikramiyesi konusu da bir daha uzun bir süre açılmamak üzere rafa kaldırılmış olabilir. 

Tabii böyle bir durumda 31 Mart’ta emeklilerin ciddi bir kısmının sandıktaki davranışı da mutlaka hesaplanmış ve göze alınmıştır. 

Peki bundan sonra neler olabilir?

7-

Emekliler sadece sosyal medyada tepki mesajları vermekle kalmaz.

8-

Emekliler, EYT sorunu çözülmeden hemen önce olduğu gibi büyük alanlarda toplanarak taleplerini getirmeye başlayabilir. 

9-

Emekliler, sadece iktidarı değil ekonomi yönetimini de daha sert bir şekilde eleştirmeye başlayabilir. 

10-

Emeklilerin seyyanen zam taleplerinin karşılanmamasının seçim sonuçlarını doğrudan ve çok keskin bir şekilde Cumhur ittifakı aleyhine olacak bir şekilde etkilediği görülürse, ivedilikle bir seyyanen zam kararı çıkabilir.

Neden mitinglerde bir açıklama yapılmadı? Seçime kadar ya da seçimden sonra neler olabilir sorularının cevapları benim için bu şekilde. 

Saat 15:00’teki youtube yayınımda da yorumlarınızı yazarsanız sizin de fikirlerinizi kamuoyuyla paylaşmaya daha önce de yaptığım gibi devam ederim. 

GELELİM DİYARBAKIR’A

Hafta sonu Lübnan asıllı İsveçli Müslüman sanatçı Maher Zain’in bir konseri vardı. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi düzenledi. Ben de davetliydim. İnanılmaz bir coşku ve heyecan vardı salonda. 2500 kişilik salon tıklım tıklım doldu ve pek çok kişi de salona giremedi. 

Maher, uluslararası bir sanatçı olmasına ve dünya çapında kitlesel konserler vermesine, milyonlarca hayranı ve Awakening Music ile kendi YouTube kanalında milyarlarca izlenmesi olmasına rağmen son derece mütevazı bir karaktere sahip. Konser öncesinde de, sonrasında da bol bol muhabbet ettik. Türkiye’yi çok seviyor. Konserlerinin dışında zamanının büyük bir kısmını Türkiye’de geçirmeye çalışıyor. 

7 dilde eserler üretmesinden sonra Diyarbakır’a özel Kürtçe şarkısını da ilk kez canlı olarak hayranlarına söyledi. 

2 hafta önce Singapur’da 10 bin kişiye verdiği konserden sonra, şimdi de  Saraybosna ve Mısır konserleri için hayranları sabırsızlıkla bekliyor.

Kim bilir belki bir ara onunla da exclusive bir röportaj yapar ve sizlere sunarım. 

Son olarak; en son 2013 yılında gittiğim Diyarbakır’ı inanılmaz derecede değişmiş ve gelişmiş buldum. Kaldığımız Mövenpick Hotel’in bulunduğu bölge Maslak’tan farksızdı. 2013’te Al Jazeera ‘de çalışırken yaptığım ziyarette ekibimle Sur ilçesine güvenlik açısından girmemeye karar vermiştik. Şu anki durumu ise Nişantaşı’ndan farksız. Düşünün Hermes mağazası dahi var.  

Bugünlük bu kadar diyelim. 

Çarşamba günkü yazımda buluşana kadar hepinize güzel ve mutlu bir hafta diliyorum…

25 Mart 2024
Futboldan Anlamayan Adam

Kimden mi bahsediyorum? Kendimden.

48 yıllık hayatım boyunca özellikle ergenlikten itibaren belki de yüzlerce kez denk geldiğim futbol muhabbetleri nedeniyle kendimi rahatsız hissettim. Çünkü genelde konuya katılım sağlayamıyordum. 

Ama nedense bu konuda kendimi geliştirme arzusunu bir türlü içimde hissedemedim. Açık söyleyeyim bana hep boşa harcanan bir zaman gibi geldi. Bir konuda kendimi geliştireceksem bunun bir amacı olmalıydı. Uzak kalmamın en büyük etkenlerinden biri de artık çözümü bile tartışılamayan, pes edilen, maçlarda topluca yapılan küfür seansları ve fanatizm.  

Sadece 2002 yılı 22 Haziran tarihi aklıma kazındı. Çünkü o günü benim için özel bir gündü ve o gün tüm Türkiye’de olduğu gibi bulunduğum mekanda da Milli Takımımızın Güney Kore ile oynadığı maç heyecanı vardı.  

O günden bu yana 22 yıl geçti. 

Ve bugünlerde yayınlarımda, 
Türkiye’nin adeta kanayan bir yarası haline gelen “Futbol”u konuşur ve anlatır haldeyken buluyorum kendimi. Bir haberci olarak, okuyorum, dinliyorum, izliyorum. Gözlemlerimi de anlatıyorum. 

“Futbol”dan anlamayan bir adam olarak malum Trabzonspor - Fenerbahçe maçı özelinden, Türk futbolu geneline yani mikrodan makroya izlenimlerimi burada da paylaşayım. 

1-

Stadyumda güvenlik önlemleri yetersizdi.  

2-

Hakem maçı önceden bitirmeliydi. 

3-

Fenerbahçeli oyuncular bunca gerilim yaşandığı bir maç sonunda sevinci daha kısa kesmeliydi.

4-

Passolig sisteminin yeterince çalışmadığı anlaşıldı. 

5-

Stadyuma çakı dahi sokulabilmişti. 

6- Maskeli taraftarın futbolcularla yumruklaşması akıllara kazındı. 

7-

Maç sonrası Ali Koç’un Kulüpler Birliği’nden istifası ve gerekirse ligden çekiliriz açıklamaları çok konuşuldu.

8-

Trabzonspor’un kendi X hesabından Fenerbahçeli futbolculara “provokatörler” diyerek paylaşım yapması Türk futbolunda tansiyonun düşürülmesi gerektiği dersini kimsenin almayacağının göstergesiydi. 

9-

Türkiye Futbol Federasyonu’nun da art arda yaşanan bu krizleri yönetememesi de unutulmamalıdır. 

10-

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın bu sorunun çözümü için seçim sonrası kapsamlı bir çalışma başlatması elzemdir. 

11-

Türk futbolundaki bu sıkıntılı durum çözülmezse sorun daha da büyüyecek, Allah korusun belki de sonraki maçlarda ölümlü vakalara dahi şahit olabileceğiz. 

Daha bir çok madde sayabilirim. 

Bu maç sezon boyunca tırmandırılan gerilimin beklenen bir sonucu. 

Egolarını tatmin etmek için kulüpleri ele geçiren başkanların, sağa sola, diğer kulüp başkanlarına, kamuoyuna mafyavari söylemlerle, kendinden söz ettirmekten aldıkları haz, Türk futbolunu bu hale getirmiştir. 

2002 yılından bu yana geçen 22 senede Türk futbolunun geldiği nokta şaşırtıcı. 

Türk futbolu tıpkı 2002’de dünya 3.sü olduğu gibi adından tüm dünyada söz ettiriyor ama önemli bir farkla…

Bu kez başarılarımızla değil, 3. Sınıf ülkelerin liglerinde görülebilecek olaylarla dünya çapında konuşuluyoruz. 

Yazık…

Çözüm mü?

Bülent Uslu, Ahmet Ercanlar, Kaya Temel. Sayfamızda (tgrthaber.com.tr) spor yazan gazeteciler. Çözümü futboldan anlayan bu uzmanları takip ederek ve yazılarını, yayınlarını takip ederek öğrenin. 

Çünkü,

Ben futboldan anlamıyorum…

20 Mart 2024