Tgrt Haber

Talip Bayram Yazıları

Lezzetin Gücü

Lezzet, sadece damağımızı tatmin eden bir deneyim değil, aynı zamanda ekonomik bir güçtür. Gastronomi, ülkelerin ve şehirlerin kalkınmasında önemli bir rol oynayarak, yeni iş imkanları oluşturmakta, turizmi geliştirmekte ve yerel ekonomiyi de canlandırmaktadır.

Türk Lezzetinin dünyayla buluşması

"Global GastroEkonomi Zirvesi"

Dört yıl önce "GastroEkonomi" adı altında ekonomi ile ilk kez buluşan gastronomi, kalkınmanın kaldıraçlarından biri olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Bu yıl 23 Mayıs 2024 Perşembe günü dördüncüsü düzenlenecek olan “Global GastroEkonomi Zirvesi”, Türkiye'yi ve tüm dünyayı merakla bekleyen gastronomi severlerini bir araya getirmeye hazırlanıyor.

Gastronominin iyileştirici gücüne inananlar zirvede buluşuyor.

(TURYİD) Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği'nin öncülüğünde, sektör ve kamuoyunun büyük ilgiyle takip ettiği bu zirve, yatırım ve ekonominin gastronominin kalbine yerleştiği bir platform haline geliyor. Başarı hikayeleriyle ilham verenler, bu buluşmada yeni ufuklar açıyor ve gastronominin geleceğine ışık tutuyor.

Zirve bu yıl ilk kez (AKM) Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenleniyor.

Lezzetin sadece damak tadına değil, ekonomiye ve kültüre de uzanan etkisini ele alan Global GastroEkonomi Zirvesi, bu yıl da unutulmaz bir deneyim sunmaya hazırlanıyor. Zirveye katılanlar, dünyaca ünlü şeflerin sunumlarına tanıklık ederken, gastronominin geleceğini şekillendirecek önemli tartışmalara da kulak verecekler. AKM’de sanat ve kültürel mirasın da zirveye katılmasıyla, fuaye alanlarından Kültür Sokağı'na, Yeşilçam Sineması'ndan zirvenin gerçekleşeceği 2000 kişilik Türk Telekom Opera Salonu'na kadar farklı sanat disiplinleri gastronominin renkli dünyasına dahil oluyor.

Dünyanın en büyük sosyal ağı gastronominin, tüm bileşenleri zirvede

Gastronominin sadece lezzetli yemekler sunmak değil, aynı zamanda ülkelerin ve şehirlerin kalkınmasında da önemli rol oynadığı bir gerçek. “Global GastroEkonomi Zirvesi”, bu gerçeğin altını çizerek gastronominin değer zincirine global bir bakış açısı getiriyor. Bu zirve, lezzetin ve ekonominin dünyayla buluştuğu bir platform olarak gastronominin geleceğini aydınlatmaya devam edecek.

Gastronomi 4 açıdan ekonomik olarak büyük bir güçtür

  1. Lezzet durakları

    : Dünyanın her yerinde, lezzet arayanların buluşma noktası haline gelen gastronomi merkezleri, adeta birer ekonomik lokomotif görevi görmektedir. Bu merkezlerde yer alan restoranlar, kafeler, gurme marketler, sadece lezzetli yemekler sunmakla kalmaz, aynı zamanda yeni iş imkanları da açar. Aşçılar, garsonlar, mutfak ekibi gibi birçok insan, gastronomi sektöründe istihdam bulmaktadır.
  2. Turizmin yeni yıldızı

    : Lezzet, turistleri cezbetmenin en güçlü araçlarından biridir. Bir şehrin veya ülkenin özgün mutfağı, turistleri keşfetmeye ve deneyimlemeye teşvik eder. Gastronomi turları, yemek kursları, yerel lezzetlerin tadına bakma imkanları gibi aktiviteler, turizmi canlandırmakta ve bölge ekonomisine önemli katkıda bulunmaktadır.
  3. Yerel ekonomiye canlılık

    : Gastronomi, sadece büyük şehirlerde değil, küçük kasabalarda ve köylerde de ekonomiyi canlandırma potansiyeline sahiptir. Yerel ürünlerin kullanımı, geleneksel lezzetlerin korunması ve geliştirilmesi, bölgeye özgü bir kimlik kazandırmakta ve turizm potansiyelini artırmaktadır. Ayrıca, küçük işletmelerin gelişmesine ve yerel halka gelir sağlanmasına katkıda bulunmaktadır.
  4. Sürdürülebilir kalkınma ve lezzetin geleceği

    : Gastronomi, sürdürülebilir kalkınma için de önemli bir araçtır. Yerel ürünlerin kullanımı, atık yönetimi gibi konularda bilinçlendirme çalışmaları, gastronomi sektörünün sürdürülebilir bir şekilde gelişmesine katkıda bulunur. Ayrıca, adil ticaret ve etik üretim gibi kavramlar da gastronomi sektöründe öne çıkan konular arasında yer almaktadır. Gastronomi, sürekli gelişen ve değişen bir sektördür. Yeni mutfak trendleri, inovatif fikirler ve sürdürülebilirlik ilkeleri, gastronominin geleceğini şekillendirmektedir. 

Sonuç olarak;

Gastronomi, sadece lezzetli yemekler sunmakla kalmaz, aynı zamanda ekonomiye de bir dinamizm kazandırır. Ülkelerin ve şehirlerin kalkınmasında önemli bir rol oynar. Yeni iş imkanları oluşturur,  turizmi gelişmesine destek verir ve yerel ekonomiyi de katkı sağlar. Gastronominin tüm katmanlarıyla lezzetin gücü, daha iyi bir dünya için desteğe devam etmektedir. Lezzetin gücü, ekonomik kalkınma ve sürdürülebilirlik için önemli bir araç olarak önümüzdeki yıllarda da önemini korumaya devam edecektir.

Zirveye Katılanlar

•    Aylin Öney Tan / Köşe Yazarı, Yemek Kültürü Araştırmacısı

•    Ayşin Işık Gence / Tanışık Danışmanlık Şirket Sahibi & 27. Dönem Tarım Bakan Yardımcısı

•    Bekir Ağırdır / Araştırmacı & Yazar

•    Birol Güven / T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürü

•    Cem Mansur / Orkestra Şefi

•    Charles Spence / Deneysel Psikolog/ University Of Oxford

•    Dr. Elif Balcı Fisunoğlu (Ph.D) / Turizm Operasyon ve Geliştirme Genel Müdür Yardımcısı, TGA

•    Ece Sükan / Kreatif Direktör, Moda Yazarı, Oyuncu

•    Eliott Kalensky / Yiyecek ve İçecek Master Panlama, Stratejiler ve Deneyimler Geliştirme

•    Emrah Bilge / Çöpüne Sahip Çık Genel Müdürü

•    Emrah İnce / End. Müh.(MBA) Yeni Çiftçi Platformu Kurucu Başkanı

•    Erdal Büyüktaş / İstanbul Senin Direktörü, Platform İstanbul

•    Frederique Desbuissons / Sanat Tarihçisi/ Universite De Reims Champahne-Ardenne

•    Gizem Oral Kutman / Gastropay & Gastroclub Kurucu Ortak

•    Gloria Rodriguez / Eat Spain Up Projesi Eş Başkanı

•    Gözdem Gürbüzatik / Türkiye’nin Miras Bağları Kurucu Üye

•    İrfan Donat / Bloomberg HT Tarım Editörü

•    Leyla Aslan / Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı

•    Luis Miguel / Eat Spain Up Projesi Eş Başkanı

•    Mansut Aşkar / Orkestra Şefi

•    Murat Güllü / Karaköy Güllüoğlu Genel Müdürü

•    Murat Tabanlıoğlu / Mimar, Ortak Akıl Antakya

•    Nedim Gürsel / Yazar

•    Prof. Tarihçi İlber Ortaylı / Tarihçi

•    Sabiha Apaydın Gönenli / Türkiye’nin Miras Bağları Kurucu Üye

•    Sahir Erozan / Maça Kızı Hotel Kurucu Ortak

•    Sibel Kutlusoy / Endüstriyel Tasarımcı Gıda Tasarımcısı

•    Timur Savcı / Yapımcı, TİMS Grou

•    Tina Blackmon / İş Geliştirme Direktörü

•    Tuba Şatana / Sapor İstanbul Kurucu

•    Tunca / Sanatçı & Şef

•    Ülkü Yüksel / Visa Türkiye Pazarlama Direktörü

•    Yüksel Aksu / Senarist & Yönetmen

•    Zafer Kızılkaya / Akdeniz Koruma Derneği Kurucusu

20 Mayıs 2024
Lezzet üreten ev aletleri

“Akıllı Mutfak robotları ile daha önce hiç yemek pişirmeyenler bile harika lezzetlere imza atan bir şefe dönüşecek” sözü kulağıma çalındığında, epey bir meraklandım.

Bu robotlar nasıl cihazlardı? Sıradan mutfak aletleri miydi, yoksa lezzetlerin gizemini çözmek için tasarlanmış bir sihirli değnek mi? 
 
Lezzetlerin gizemi, mutfağa devrim getiriyor

Hemen Michelin yıldızlı Neolokal ‘in şefi Maksut Aşkar'ın lezzetli yemekler hazırlayarak tanıttığı bu çok fonksiyonlu akıllı mutfak robotunu inceledim. İlk gözlemim, tek tuşla pişirme özelliği sunan bu cihaz, adeta mutfakta devrim yapacak bir potansiyele sahipti.

Ancak aklımda bir soru vardı: Artık evlerde lezzetli yemekler hazırlayan annelerimiz, eşlerimiz ve restoranlarda muhteşem tabaklara imza atan şefler bu akıllı cihazlar karşısında nasıl bir davranış sergileyecekti? 

Lezzetin ruhunu ve hayal gücünü bir makineye devretmek mümkün müydü?

Bu soruların cevabını bulmak için, işin uzmanıyla, ürünlerden birini geliştiren markanın ticaretten sorumlu Genel Müdürü Serhan Giray ile konuştum. 

Serhan Bey, sadece bir iş adamı değil, aynı zamanda Cunda adasında geçirdiği çocukluk yıllarından gelen lezzet deneyimi ve gençliğinden beri mutfakta gösterdiği ustalıkla tam bir gastronomi düşkünüydü. Uzun yıllar global bir firmada çalıştıktan sonra 2017 yılında bu markaya katılan Serhan Bey, şu an yönetimin ilk 3 kişisinden biriydi. Aynı zamanda şirketin halka arzı sırasında da aktif rol almıştı.

Serhan Bey, elektrikli ev aletleri pazarının hızla büyüdüğünü, 2023 yılında bir önceki yıla göre TL bazında %120'nin üzerinde, dolar bazında da %60'ın üzerinde bir büyüme gösterdiğini belirterek sektör hakkında kısa da bir bilgi verdi.Bu büyümenin arkasında ise, modern yaşam tarzının getirdiği zaman kısıtlılığı ve pratik çözümlere olan talep yattığını da belirtti.
 
Mutfakta öncü olan marka 

işte bu talebe cevap veren, evde lezzetli ve pratik yemekler hazırlamak isteyenler için ideal bir çözüm sunuyor. Akıllı Mutfak robotu ile farklı lezzetleri kusursuz bir şekilde pişirmek mümkün oluyordu.
Serhan Bey, ürünün sadece bir mutfak aleti olmadığını, aynı zamanda bir lezzet rehberi olduğunun da altını çiziyor. Cihazla birlikte verilen tarifler ve pişirme programları, kullanıcıların farklı mutfak kültürlerini keşfetmelerine ve yeni lezzetler denemelerine imkan tanıyordu.

Peki, bu akıllı mutfak robotları lezzetlerin ruhunu mu öldürüyordu? Serhan Bey'e göre hayır. Ürün, mutfakta hayal gücüne de yer bırakıyordu. Kullanıcılar, cihazın sunduğu temel pişirme programlarını kullanarak kendi lezzetlerini oluşturabilir, farklı baharatlar ve malzemelerle denemeler yapabilirlerdi. 

Aslında akıllı mutfak robotları ile mutfakta yeni bir çağ başlıyordu. Bu çağda, lezzetlerin gizemi bir makineye hapsedilmiyor, aksine kullanıcıların keşfetmesi ve yorumlaması için sunuluyordu. Serhan Bey'in de dediği gibi, "bu ürün ile mutfakta eğlenmek ve yeni lezzetler keşfetmek artık çok daha kolay."

Bu tür ürünler lezzetlerin gizemini çözmek ve mutfakta yeni ufuklar keşfetmek için bir anahtar niteliğindeydi. Bu anahtarın yardımıyla, herkes kendi damak tadına uygun, lezzetli ve pratik yemekleri rahatlıkla hazırlayabilirdi.
 
Lezzetin sihirli dokunuşu

Mutfakta inovasyona imza atan markalar, lezzetin sihirli dokunuşuyla evleri dönüştürüyor. Mutfak robotları, kahve makineleri ile başlayan bu yolculuk, Airfryer ile devam ederek geliştirilen bu yeni ürünlerle bambaşka bir boyuta erişiyor. 200'den fazla tarifle yemek pişirmeye imkan veren akıllı mutfak robotları, lezzetlerin kapılarını ardına kadar açan bir sihirli değnek gibi.

Mutfak robotu üretimi yapan markanın Genel Müdürü Serhan Bey'le sohbetimiz, bu sihirli değneğin gizemlerini keşfetmek üzerine kurulu., firmanın ürettiği cihazlara "akıllı cihazlar" diyor ve ekliyor: "Biz bu cihazlara yemek yapmayı öğretiyoruz."

Düşünün bir an, yeni evli bir genç kızın heyecanını. Evine bu çok fonksiyonlu akıllı mutfak robotunu aldığında, eşinin akşama biber dolması isteğine "Ben annemin evinde öğrenemedim" diye yanıt vermek zorunda kalmayacak. Ya da bir restoranda patron "ustam işi bıraktı" diye sızlanmayacak. Bu cihaz sayesinde herkes, usta bir şef gibi lezzetli yemekler hazırlayabilecek.

Serhan Bey, ürünün deneme aşamasında kendisi de biber dolması yapmış ve cihazdaki yönlendirmeleri takip ederek kusursuz bir sonuç elde etmiş. Bu da gösteriyor ki, mutfakta tecrübesi bir şef kadar olmayan bu ev aleti ile rahatlıkla lezzetli yemekler hazırlayabilir.

Mutfaktaki bir diğer yıldız ise kahve makineleri. Türk kahvesi tutkunlarının vazgeçilmezi olan bu makineler, evlere lezzetin ve keyfin tadını taşıyor. Artık canınız Türk kahvesi çektiğinde, kimseden yardım istemeye gerek kalmıyor. Kahve makinesi ile kendi lezzetinizi, kendi ellerinizle oluşturabiliyorsunuz. 

Serhan Bey, Türk kahvesinin kahve yapma makineleri sayesinde dünyadaki tercih edilme oranının arttığını da vurguluyor. Bu da gösteriyor ki, kahve makineleri sadece lezzet katmakla kalmıyor, aynı zamanda kahve kültürümüzü de dünyaya taşıyor.

Sohbetimiz boyunca Serhan Bey ile mutfak aletlerinin gastronomiye katkıları üzerine konuştuk. Mutfakta inovatif ürünler, evlerde lezzetin ve keyfin sınırlarını zorluyor ve lezzet deneyimini bambaşka bir boyuta taşıyor. Bu sihirli dokunuş her evi adeta bir lezzet atölyesine dönüştürüyor ve her insan usta bir şefe dönüşme şansı yakalıyor.

13 Mayıs 2024
Türk Gastronomisinin Küresel Başarısı

Lezzetlerin ve tatların harmonisiyle bezenmiş bir dünya mutfağının içinde muhteşem Türk mutfağının yerini hayal edin. İlk 3 arasında diyebilir miyiz? Bence kesinlikle evet ve bizim mutfağımız, yüzyıllara yayılan tarihi, coğrafi çeşitliliği ve kültürel zenginliğiyle sadece ülkemizin değil, dünyanın da en gözde mutfaklarından biri haline gelmiştir. Hadi gelin bu başarının arkasında yatan etkenleri ve öne çıkan bazı özelliklerini birlikte inceleyelim.

Türk lezzetlerinin evrensel dili

Anadolu toprakları, tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış ve bu da mutfağına eşsiz bir çeşitlilik kazandırmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun o ihtişamlı saray mutfağı, Orta Asya göçebe kültürünün lezzet gelenekleri ve Akdeniz mutfağının taze ve hafif dokunuşları Türk mutfağının temelini oluşturmuştur diyebiliriz.

Türk mutfağının bu kadar şahane olmasının altında yatan en önemli etkenlerden biri de benzersiz bir lezzet yelpazesi sunan, ülkemizin farklı bölgelerinde yetişen ürünleridir. Trakya’da yetişen kuzuların nefaseti, Ege ve Akdeniz'in deniz ürünleri, Karadeniz'in yöresel otları, Güneydoğu'nun baharatları, İç Anadolu'nun tarım ürünleri gibi daha sayamadığım her bölgeye özgü lezzetler Türk Mutfağına bir nevi hayat veriyor.

Türk mutfağı, sadece lezzetli yemeklerden ibaret değil elbette. Aynı zamanda aile sofralarının sıcaklığı, misafirperverlik geleneği ve paylaşmanın güzelliğiyle de öne çıkar ve inanılmaz bir yemek kültürünü barındırır. Türk toplumunda yemek pişirmek, sadece bir ihtiyaç değil, aynı zamanda sevgi ve saygıyı ifade etmenin de bir yoludur.

Son yıllarda Türk mutfağı, adeta bir lezzet fırtınası gibi uluslararası platformlarda hak ettiği yeri almaya başlıyor. Türk şefler, maharetli elleriyle hazırladıkları lezzetlerle yeni restoranlar açıyor, dünya çapında düzenlenen yarışmalarda ödüller kazanıyor ve lezzet tutkunlarının ilgisini çekmeyi başarıyor. Yurtdışındaki restoranlarımız, dünyanın her köşesinden gelen lezzet severlerin buluşma noktası haline geliyor ve Türk yemekleri farklı damak tatlarına hitap ederek global bir lezzet şöleni yaşatıyor.

Yurtdışındaki restoranlardan örnekler

Finest Lezzet Restaurant, Almanya

“Orta Asya, Mezopotamya ve Akdeniz'in lezzet buluşması”

Almanya'nın gurme kalbine adım attığınızda ‘Finest Lezzet ‘in o olağanüstü mutfağından çıkan lezzetleri bulabilirsiniz. Lokman Yıldırım ve 2 ortağı, restoranlarında Orta Asya ve Mezopotamya tatlarını, Akdeniz mutfağının zarafetiyle harmanlayarak, modern sunumlarla Türk mutfağının en güzel örneklerini sunuyor. "Türk mutfağının tadını en iyi şekilde çıkarın" sloganıyla yola çıkan Finest Lezzet, her damak tadına hitap eden lezzetli menüsü ile kısa sürede Düsseldorf'un en gözde Türk lokantalarından biri haline geliyor. Aydınlık ve ferah atmosferi, modern tasarımı ve samimi hizmetiyle her misafiri evinde hissettiren Finest Lezzet, özel toplantılarınız için de mükemmel bir imkan sunuyor.

Mediator Restaurant, Almanya

“Gurmelerin ve seçkin damakların buluşma noktası”

Mediator Restaurant, 2022 yılı Mayıs ayında kapılarını aralıyor. Ünlü şef Doğan Akdoğan ve eşi Vijdan Taşçı'nın ustalık dokunuşlarıyla hayat bulan bu mekan, kısa sürede şehrin en gözde lezzet duraklarından biri haline geliyor. Sadece Düsseldorf ve çevresindeki lezzet tutkunlarını değil, Almanya'nın tanınmış iş insanlarını, siyasetçilerini ve sanatçılarını da büyüleyen Mediator Restaurant, Türk mutfağının en güzel örneklerini modern bir yorumla sunuyor. Şef Doğan Akdoğan'ın ustalığı ve Vijdan Taşçı'nın sunum mahareti, her tabakta adeta bir lezzet şaheseri çıkarıyor. Uzun yıllar Almanya'da Türk mutfağının en iyi temsilcileri arasında yer alan Akdoğan Şef, Mülheim an der Ruhr'daki Park Trüffel restoranı ile büyük bir ün kazandıktan sonra iki yıl önce de Mediator Restaurant'ı açıyor.

Somatçı, Ulaş TEKERKAYA, Hollanda

“Anadolu'nun Gastronomi Hazinesi Avrupa'da”

Yıllarca Konya’da Mevlevi mutfağı üzerine çalışmalar sunan, kitaplar yazan ve mekânlar açan Ulaş Tekerkaya, Anadolu'nun kadim mutfak kültürünü daha geniş kitlelere tanıtmak amacıyla 2022 yılında yurt dışına açılma kararı alıyor. "Somatçı" markasının uluslararası tescilini alarak bir dünya markası haline getirme çalışmalarına başlıyor. Şef, Avrupa serüvenindeki ilk adımını Hollanda'da "Guler Holding" bünyesinde bulunan "La Quisine B.V." şirketi ile atıyor. Çatalhöyük, Selçuklu ve Mevlevi mutfağı temaları ile Avrupa'da yerini almaya hazırlanan Somatçı'nın Avrupa'daki ilk durağı olan Amsterdam Osdorp, Anadolu'nun zengin mutfak mirasını Avrupa'daki lezzet tutkunlarıyla buluşturmayı hedefliyor. Somatçı, sadece lezzetli yemekler sunmakla kalmayacak, aynı zamanda Anadolu'nun kadim kültürünü ve tarihini de Avrupa'daki misafirlerine tanıtacak.

Etçi Mehmet Steakhouse, İngiltere, Lübnan, Suudi Arabistan, Fas

“Dünyaca ünlü otoriteleri kendine hayran bırakan lezzet”

Türkiye'de ete olan tutkuyu, ustalıkla pişmiş lezzetlere dönüştürerek kısa sürede en sevilen steakhouse'lar arasına giren Etçi Mehmet, sınırlarını aşarak yurt dışına adım atıyor. İngiltere Manchester'daki ilk şubesinden sonra, Birmingham'da ve Liverpool’da da şubeler açan Etçi Mehmet, et severleri buluşturma yolculuğuna devam ediyor. Lezzet durakları sadece Birleşik Krallık ile sınırlı olmayan, Lübnan'ın Beyrut, Suudi Arabistan'ın Riyad ve Fas’ın Kasablanka ile farklı kıtalara da taşınan Etçi Mehmet steakhouse kültürü, dünyaca ünlü lezzet otoritelerini de kendine hayran bırakıyor. Paris'te düzenlenen bir etkinlikte, İngiltere'deki şubesi ile "2020'nin en sevilen alkolsüz steakhouse restoranı" seçilen Etçi Mehmet, bu ödülle uluslararası alanda adından sıkça söz ettirmeye başlıyor.

 

6 Mayıs 2024
Vazgeçilemeyen Sokak Lezzetlerimiz

Ah, şu sokak lezzetleri... Kokusu burnumuza dolan, tadı damağımızda kalan, her köşe başında karşımıza çıkan o eşsiz lezzetler... Türkiye'nin her bir köşesinde bu farklı tatları bulmak mümkün, bu da sokak lezzetlerimizi bir o kadar da özel kılıyor.

Şehrin kalbinin atışlarını duyduğumuz yerlerde, kaldırım taşlarında saklı bir hazine yatar: Bu lezzetler, sadece karnımızı doyurmakla kalmaz, şehrin ruhunu da damağımıza taşır.

Peki, neden tercih ediliyor lezzetlerimiz bu kadar bilir misiniz?

Bana göre ilk önce uygun fiyattır ve genellikle restoranlara kıyasla daha ucuz olduklarından her bütçeye makul geliyor.

İkincisi, özellikle öğrenciler ve yoğun çalışanlar için hızlı ve pratik bir beslenme seçeneğidir. Sokak lezzetleri genellikle ivedi bir şekilde hazırlanır ve servis edilir. Bu da onları yoğun bir tempoda yaşayan insanlar için ideal bir seçenek haline getiriyor.

Üçüncüsü, geniş bir lezzet ve çeşitlilik yelpazesine sahiptir. Her damak tadına uygun bir sokak lezzeti bulmak mümkün. Türkiye'nin farklı bölgelerinde çeşitli sokak lezzetleri hala keşfedilmeyi bekliyor.

Dördüncüsü, bir kültürel deneyimdir. Sokak lezzetleri, bir şehrin veya bölgenin kültürünü ve mutfağını yansıtır. Sokak lezzetlerini tadarken o şehrin veya bölgenin insanlarının geleneklerini ve yaşam tarzlarını da deneyimlemiş olursunuz. Bu da sokak lezzetlerini kültürel açıdan ilginç kılıyor. 

Beşincisi, genellikle açık havada ve ayaküstü yenir. Bu da sokak lezzetlerini arkadaşlarla veya aileyle sohbet etmek ve sosyalleşmek için ideal bir ortam haline getiriyor.

Altıncısı, birçok insan için çocukluk anıları ve nostaljiyi çağrıştırır. Sokak lezzetleri yenirken bazen anılar canlanır ve keyifli duygusal anlar yaşarız.

Yedincisi, genellikle her yerde kolayca bulunabilir. Sokakta, parkta, caddede, iş yerine yakın yerde veya turistik bir bölgede her an sokak lezzeti satan bir tezgah görebilirsiniz. Bu da onları ulaşabilecek bir seçenek haline getirir.

Sokak lezzetleri, lezzetli bir öğün yemek isteyenler için de idealdir.

Daha bunun gibi sokak lezzetlerini tercih etme sebeplerini çoğaltabiliriz. Belki herkes için ayrı bir neden de olabilir.

En önemlisi de birçok insan için de geçim kaynağıdır. Sokak lezzetleri satan küçük işletmeler, yerel ekonomiye katkıda bulunur ve istihdam sağlar.

Sokak lezzetlerimizin bir kısmı

Simit, susamla bezenmiş bir halkadır, kahvaltının ve atıştırmalıkların kraliçesi. Sıcak çayın buharında yumuşayan simit, şehrin sabahına selam verir.

Kestane, kış aylarının soğuğunda avuç içlerimizi ısıtır. Közlenmiş kokusu, sokaklara mis gibi yayılır ve bizleri cezbedici bir dansa sürükler.

Balık ekmek, İstanbul'un mavi sularından gelen bir armağandır. Taze balığın lezzeti, çıtır ekmeğin dokusuyla buluşur ve denizin serinliğiyle taçlanır. Eminönü ve Beykoz sahilinde, martıların şarkıları eşliğinde bu lezzetin tadına varmak gibisi yoktur.

Kokoreç, kuzunun bağırsağından yükselen bir lezzet senfonisidir. Baharatla harmanlanmış bu şölen, ekmeğin arasına girdiğinde sokakların en doyurucu ve en tatmin edici lezzetlerinden biri haline gelir.

Midye dolma, denizden gelen bir mucizedir sanki. Dolma deyince akla ilk gelenlerden biridir. Bol limonla süslenmiş bu lezzet, her mevsim sofralarımıza renk katar.

Döner ve kebabın enfes tadı lavaşa sarılıp dürüm olduğunda, pratik ve lezzetli bir sokak lezzetine dönüşür.

Nohutlu pilav, soğuk kış günlerinde bizi ısıtan bir ana kucağı gibidir. Yanında turşu ve ayranla mükemmel bir uyum yakalayan bu lezzet, sokaklarda sıkça karşımıza çıkar.

Tantuni, Mersin'den gelen bir ışık gibi sokaklarımızı aydınlatır. Ekmeğin veya lavaşın arasına konularak servis edilen tantuni, sokak lezzetlerinin en doyurucu ve en lezzetlilerinden biridir.

Kumpir, kocaman bir patatesin kalbinde saklı bir hazinedir. Zeytin, sosis, kaşar peyniri ve çeşitli garnitürlerle zenginleştirilen bu lezzet, Ortaköy'ün simgesi haline gelmiştir.

Sucuk ekmek, soğuk ve karlı kış günlerinde dumanı tüten tezgâhlarda karşımıza çıkan ayrıcalıklı bir lezzettir.

Ciğer ve kebap, özellikle güneydoğu bölgesinde oldukça popüler iki sokak lezzetidir.  

Çiğköfte, etin ve baharatın buluştuğu bir tutkudur.

Köfte ekmek, doyurucu bir öğünün anahtarıdır.

Kelle söğüş, Taksim'de Muammer ustanın elinden çıkan bir lezzet şölenidir.

İşte daha sayamadıklarım da dahil bir zamanlar tezgâhları süsleyen sokak lezzetleri, artık lüks mekanların menülerinde görünür olmaya başladı. Bu lezzetlerin tadını çıkarmak için şık mekanlar açılıyor ve restoranlarda göz alıcı servislerle müşterilere sunuluyor.

Misal, Saraylı Döner, bahçesinde başlattığı sokak lezzetleri konsepti ile ateş başında kokoreç, şırdan, midye, pilav, köfte ve sucuk servis ediyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin gençlik projesi Gezi İstanbul’un gastronomi kategorisinde de gençler, İstanbul’un sokak lezzetlerini keşfe çıkıyor.

Özetle, sokak lezzetleri, bir yiyecekten çok ötedir. Onlar şehrin hikayesini, ruhunu ve kültürünü taşırlar. Her bir ısırıkta şehrin kalbini hisseder, sokakların nabzını duyarız. Bir sonraki lezzet durağımız nerede olacak diye.

29 Nisan 2024
"Turizm Yüzyılı"

Bu yıl ülkemizde turizm açısından güzel şeyler oluyor. Benim turizme bakışım bildiğiniz üzere tamamen gastronomi üzerinden. Siz ne düşünüyorsunuz bilmem ama artık ülkemizde Gastronomi Turizmi bilincinin giderek yaygınlaştığını düşünüyorum. Turizmin gastronomiyle ilgili tarafını başka bir yazıya havale edip bu hafta turizm ile gelişmeleri size aktarmak istiyorum. Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) tarafından ülke turizmine katkı sağlamak amacıyla başlatılmış bir “Turizm Yüzyılı” projesi var. Bu projeyi çok değerli buluyorum. 15-22 Nisan tarihleri arası da turizm farkındalığının toplumda yaygınlaşması için “Turizm Haftası” olarak kutlandı.

Turizm Yüzyılı iftarı

Turizm Yüzyılı projesi kapsamında düzenlenen bir dizi etkinliklerden biri de Ramazan ayındaki iftarlardı. TÜRSAB, Ramazan ayının manevi atmosferinde üyeleriyle bir araya gelmek, birlik ve beraberliği güçlendirmek amacıyla başlattığı “Turizm Yüzyılı İftarları” nın ilk buluşmasını İstanbul’da Demokrasi ve Özgürlükler adasında gerçekleştirdi. Adadaki iftara bende katıldım. Rahmetli Adnan Menderes‘in ve 3 arkadaşının yargılandığı Yassıada şimdiki adıyla Demokrasi ve Özgürlükler Adası, müze haline getirilmiş, bu vesileyle gezme imkanı elde ettim. Demokrasi şehitlerimizin yargılandığı yerleri görmek beni epeyce duygulandırdı. Ayrıca bir ada, turizm açısından bu kadar mı muhteşem yapılır. Burayı kesinlikle gidip görmelisiniz diye düşünüyorum.

İftar organizasyonuna, yönetim kurulu üyeleri, bölge temsil kurulu başkanları, ihtisas başkanları, İstanbul’da faaliyet gösteren seyahat acentesi temsilcileri ve çok sayıda basın mensubu katıldı. İftarda lezzetlerini tattığımız Katre Island Hotel, kurumsal iletişimine bakan Enes Boyacı Bey’e ve Albayrak grubuna çok teşekkür ederim.

Turizm Buluşması

Turizm Haftası kapsamında da Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşen "Turizm Buluşması’nda 1500’ü aşkın öğrencinin olması çok umut vericiydi. Benim de katıldığım etkinlikte TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, İstanbul Vali Yardımcısı Mehmet Sülün, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Doç. Dr. Murat Mücahit Yentür ve Prof. Dr. İlber Ortaylı gibi çok değerli isimler konuşmalarıyla katkı sundular.

Turizmin Türkiye’nin geleceğinde en önemli rolü oynayacak bir sektör olduğuna dikkat çeken Firuz Bağlıkaya, “100 milyon yabancı ziyaretçi sayısını hedeflerken en büyük güvencemizi turizm alanında eğitim alan gençlerimiz oluşturuyor. Kariyer planlaması yapan tüm gençlerin turizmdeki bu büyümeye büyük katkı sağlayacağına inanıyorum. Kendisi mutlu olmayan birinin başkasını mutlu etmesi pek mümkün değildir. Turizmciler; patronundan çalışanına kadar tüm aktörleri ile mutluysa misafirleri de mutlu olacaktır.” şeklinde konuştu.  

İlber Ortaylı da öğrencilere  “Sektörde çok akıcı yabancı dil konuşmak önemli. Aksi taktirde tarih, coğrafya anlatılmaz. Elinizde bir imkan olduğu vakit lisan öğrenmek için yurt dışına çıkmanızı öneririm. Daha çok turist değil, daha nitelikli ve daha fazla harcayan turist istiyoruz” dedi.  

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Doç. Dr. Murat Mücahit Yentür ise “Bilgiyle ekilen tohumlar ancak yeşerecektir. Türkiye gibi binlerce medeniyete ev sahipliği yapmış bir coğrafyaya sahibiz. Dünyada çok önemli bir konumda yer almamız çok kıymetli ve değerli. Gençlere çok inanıyor ve güveniyoruz” dedi.

Toplantıdan önemli başlıklar…

“Cumhuriyetimizin yeni yüzyılında ülkemiz için en önemli gelişim alanının turizm olması bekleniyor”

“Gastronomi, kültür, yayla ve sağlık turizmi gibi rekabette üstün olduğumuzu bildiğimiz alanlara daha fazla ağırlık vermek zorundayız”

“Turizm istihdamı en az ikiye katlanacak”

“Türkiye, çok da uzak olmayan bir gelecekte 100 milyon ziyaretçi sayısına ulaşacak”

“Öğrenciler, önünüzde aşılacak çok yol ve kazanılacak büyük başarılar mevcut. Sizlere güveniyoruz”

Turizm Yüzyılı Projesinin Amaçları:

  • Turizm Sezonunu 12 Aya Yaymak: Tüm yıl boyunca turist çekmeyi amaçlamak.
  • Turizm Gelirlerini Artırmak: Yüksek gelir grubundan turistlerin ilgisini çekerek daha fazla döviz girdisi sağlamak. 
  • Tüm Bölgelere Katkı Sağlamak: Türkiye'nin tüm bölgelerine turist çekerek bölgesel kalkınmaya katkıda bulunmak.
  • Yeni Turizm Ürünleri Geliştirmek: Gastronomi, sağlık ve kültür turizmi gibi farklı alanlarda da yeni ürünler geliştirmek. 
  • Sürdürülebilir Turizmi Teşvik Etmek: Çevreye ve kültürel mirasa duyarlı bir turizm anlayışı geliştirmek.

Projenin Kapsamı:

  • Proje kapsamında Türkiye'nin her bölgesi için ayrı ayrı tanıtım faaliyetleri yürütülmesi.
  • Yeni turizm tesisleri ve altyapılarının geliştirilmesi için çalışmalar yapılması.
  • Turizm sektöründe çalışan personelin eğitilmesi ve kapasitelerinin geliştirilmesi.
  • Türkiye'nin turizm potansiyelini tanıtmak için dijital pazarlama araçlarının kullanılması. 

Özetle, Turizm Yüzyıl’ının Türkiye turizmi için önemli bir dönüm noktası olması ve ülkeyi uluslararası turizmde önemli bir yere taşıması bekleniyor.

22 Nisan 2024
Helal Sertifikalı ürünlere güvenmeli miyiz?

Gıda güvenliği ve helal tüketim bilinci arttıkça, sertifikalı ürünlere olan talep de artmaktadır. Peki, helal sertifikalı ürünler ne kadar güvenilir? Hangi kurumlar bu sertifikaları veriyor? TSE onaylı helal sertifikası nedir ve neleri kapsar? Bu yazıda, bu soruların cevaplarını ve sertifikalı ürünlere dair bilinmesi gerekenleri inceleyeceğiz.

Helal ve güvenilir gıdaya ulaşmak toplumumuzu oluşturan her bir birey için bence çok önemli olmalıdır. Üretimi ise mutlaka diğer sanayi üretimlerinden ayrı olarak ele alınmalı ve farklı tüketici gruplarının önceliklerine göre de teşvik edilmelidir.

Helal ürün nedir?

Helal ürün, İslam dininin kurallarına uygun olarak üretilmiş ve Müslümanlar açısından tüketilmesinde bir mahzur bulunmayan ürün demektir. Helal Gıda kavramı ise üretimden reyona kadar tamamıyla İslami kurallara uygun olarak hazırlanan ürünler için kullanılmaktadır. Helal ürünler, domuz eti ve alkol gibi dinen yasaklı maddeler de içermezler. Ayrıca, et ürünlerinde de hayvanların kesimi İslam’ın emrettiği belirli kurallara göre düzenlenmektedir.

Peki, Helal Gıda Sertifikalı ürün ne demektir?

Artmakta olan sanayileşme ve teknolojik gelişmeler, ürünlerin nasıl üretildiğini şeffaf hale getirmediğinden, dini hassasiyeti olan tüketicilere güvenli ve bilinçli alışveriş imkanı sunmak amacıyla “Helal Gıda Sertifikası” sistemi kurulmuştur. Helal Gıda Sertifikalı ürün ise bu konuda belirli standartlara ve kriterlere uygun üretildiğini gösteren bir belge ile düzenlenmiş ürün demektir. Bu belge, bağımsız bir kuruluş tarafından yapılan denetimler sonucunda verilir.

Helal sertifikası olan bir ürünün güvenilirliği genel olarak yüksek kabul edilir. Ancak, yine de sertifikanın güvenilirliği, sertifikayı veren kuruluşun yetkinliğine ve denetim sıklığına bağlıdır.

Sertifikayı hangi kurumlar verir?

Ülkemizde helal gıda sertifikasını verme yetkisine sahip birçok kuruluş bulunuyor. Bu kuruluşların başında Türk Standartları Enstitüsü (TSE) geliyor. TSE, kamu otoritesinde Türkiye'deki en önemli bir sertifikalandırma kuruluşudur. Kurum, bir gıda ürününün helal kriterlerine uygun olarak üretildiğini gösteren “TSE Onaylı Helal Belgesi” verir. Bu sertifika, ürünün hammaddesinden üretim sürecine, etiketleme ve ambalajlamasına kadar tüm aşamaları kapsar.

TSE dışında helal ürünler için özel olarak yetkilendirilmiş birçok sertifikalandırma kuruluşu da bulunmaktadır. GİMDES “Helal Gıda Sertifikası” gibi.

Helal Gıda Sertifikalı ürün satın alırken neler dikkat edilmeli?

  • Öncelikle sertifikayı veren kuruluşu araştırın ve güvenilir olduğundan emin olun.
  • Sertifikanın güncel olup olmadığına ve ürünle ilgili tüm bilgileri kapsadığına bakın.
  • Ürünün etiketini dikkatlice okuyun ve içerik bilgilerini kontrol edin.
  • Herhangi bir şüpheniz varsa, ürünü satın almadan önce araştırın ve ilgili kuruma bilgi verin.

Helal sertifikası olan ürünlere güvenebilir miyiz?

Helal Gıda Sertifikası, dini bir gerçeği temsil etmesi açısından oldukça hassas bir konudur. Bu nedenle belgelendirme sistemi ticari kaygılardan uzak, bağımsız ve tarafsız bir şekilde ele alınmalıdır. Sertifikalandırma, İslami kurallara ve bilimsel prosedürlere riayet edilerek yapılmalıdır. Bu bağlamda, kurumların tarafsız ve bağımsız olması, ticari kaygılardan uzak durması ve helal kriterlerini titizlikle uygulaması son derece önemlidir.

Ticari çıkarlarını ön planda tutan bazı kuruluşlar tarafından sertifikalandırma sistemi, suistimal edilme riskini de beraberinde getirebilir. Bazı fırsatçılar, helal sertifikalandırma yetkisini esas gayesinden uzaklaştırabilir. İşte o zaman bu durum, helal ürünlere olan güveni sarsabilir ve tüketicileri yanıltarak ciddi mağduriyetlere yol açabilir.

Dolayısıyla Helal Gıda Sertifikası olan bir ürünü, tamamıyla helal gıda gibi bakmadan bir açık kapı bırakılması gerektiği kanaatindeyim. Bazen takip edilmediği veya helal konusunda ciddiye alınmadan davranıldığı durumlar da oluşabilir. Ancak yine de bu sistem hafife alınmamalı ve ürünün ilgili belgelendirme kuruluşu tarafından izleniyor ve takip ediliyor olduğunu da unutmamak gerekir.

Sonuç olarak, özellikle yurtdışı için sertifikalı ürünler gıda güvenliği ve helal tüketim için sağlam bir göstergedir. Ancak, bu sertifikalar çok önemli olsa da, tek başına yeterli bir kriter değildir. Ürün satın alırken sertifikanın güvenilirliğine dikkat etmeli ve belgesi var diye de tam sorgulama yapmadan satın alma yapılmamalıdır.

 

15 Nisan 2024
İyi baklavayı neden pahalı yiyoruz?

Ramazan ayının son günlerindeyiz ve önümüz bayram, sevgi, saygı, barış ve dayanışma duygularının pekiştiği yeni bir zaman dilimine giriyoruz. Bayram sofralarının vazgeçilmez lezzetleri arasında önemli bir yer tutan ve neredeyse tüm Türkiye’nin sevdiği baklava, Gaziantep’in AB coğrafi işaretli efsanevi bir tatlısıdır.

Her yıl olduğu gibi Osmanlıdan gelen bir gelenekle özellikle Ramazan ayında başlar bayram hazırlığı. Maharetli ev hanımları oklavanın başına geçerek tepsi tepsi baklava pişirirler. Son zamanlarda bu trend biraz baklava markalarına kaymış olsa da orada da fiyatların yüksek olması dar gelirli aileleri epey düşündürüyor.

Peki, baklava neden pahalı sizce?

Bunun nedenine birlikte bakalım isterseniz. Sonuç itibariyle un, şeker hadi fıstık, ceviz tamam ama yine de maliyetten farklı bir şeyler var. Piyasada normal un ve şekerden üretilen baklava ucuz zaten ama iyi baklava bundan çok daha fazlası sanırım.

Baklavanın fiyatını içindeki fıstık mı belirler? Maliyetler çok mu yüksek? vs. gibi sorularla baklavayı, Gaziantepli ünlü baklavacı ve aynı zamanda BAKTAD Baklava ve Tatlı Üreticileri Derneği kurucu başkanlığını yapan Mehmet Yıldırım Usta ile konuştuk.

“Baklava pahalı değildir, neye göre pahalı ve günümüzde artık ne ucuz ki” diye söze başlıyor baklavacı Mehmet Usta, “baklavanın yapılışını görseniz bu asla pahalı değildir bile dersiniz” diye de ekliyor.

Konuşmamızın özeti mahiyetinde baklavayı neden pahalı yediğimizin birkaç sebebini yazdım.

Hammadde, Baklavada kullanılan malzemelerin çoğu çok pahalıdır. Örneğin, fıstık, ceviz gibi kuruyemişler ayrıca baklavada kullanılan sadeyağı.

Uzmanlık: Baklava yapımı oldukça zor ve zahmetli bir iştir. Baklavayı lezzetli ve güzel yapmak için özel bir beceri ve deneyim gerekiyor. Bu nedenle, baklavayı yapan ustalar da genellikle yüksek ücret alırlar. Kaliteli baklavanın yufkası el ustalığıyla açılır.

Zaman: Baklavayı hazırlamak ve pişirmek uzun zaman alır. Hamurun elle açılması, iç harcın hazırlanması ve baklavanın fırında pişirilmesi en az birkaç saat sürer. Bu nedenle, baklavayı hazırlamak için harcanan zaman da fiyatına yansır.

Baklava tezgâhta fazla beklemez ve taze tüketilmesi gerekir, bu da fiyata etki eder.

Talep: Baklava, Türkiye'de ve dünyada oldukça popüler bir tatlıdır. Bu nedenle, baklavaya olan talep her zaman yüksektir. Yüksek talep de fiyatların artmasına neden olur.

Fiyatı uygun olan baklava nasıl oluyor?

Mehmet Yıldırım; “Halkın bir alım gücü var ama baklava da yemek istiyor. Baklavanın içerisinde kullanılan hammadde miktarı ve kalitesi baklavanın fiyatını belirler. Günümüzde çok uygun rakamlara baklava satılıyorsa bu mümkün değildir ki o 1. kalite olsun. O baklavada kullanılan fıstık ve yağ birinci kalite değildir. Başka yağlar da kullanılıyor olabilir. Yine fıstığın kalitesi düşük olur, miktarı az olur, işçiliği yetersiz olur veya fabrikasyon olur. O yüzden dolayı birinci kalite baklavanın fiyatı aşağı yukarı bellidir. Baklavada kullanılan un bile fiyata çok etki eder. Baklavayı mısır nişastasından yaparsan uyguna gelir ama kaliteli baklava bir kaç kat pahalı buğday nişastasıyla yapılır. Birinci kalite 1 kg baklavaya en az 150 gr kaliteli boz fıstık kullanılırken diğerine çok daha az miktarda ve kalitesiz fıstık kullanılabilir. Bazen de yer fıstığı veya bayatlamış poğaça gibi yiyeceklerin ufalanıp gıda boyasıyla boyanarak elde edilen sahte fıstık da kullanılıyor olabilir diye düşünüyorum.”

İyi baklava Antep Fıstığından dolayı mı pahalıdır?

Mehmet Yıldırım, “Bu soruya büyük bir ekseriyetle evet diyebilirim. Ayrıca Antep fıstığının pahalı olma nedenlerinden biri de alım satımının çoğunlukla kayıt dışı olmasıdır. BAKTAD olarak hükümet yetkilileri nezdinde de bunu sürekli belirtiyoruz. Bizim satışımız ise kayıtlı perakende olduğundan hammadde girişimiz de mutlaka evraklıdır. Ancak Antep fıstığındaki kayıt dışılık yüksek olduğundan bu durum bir yatırım aracı olarak görülüyor ve bu da fiyatları yükseltiyor. Hatta geçenlerde farklı sektörden birkaç esnaf kendi sıkıntılarını giderme adına yüksek fiyattan 120 ton civarında fıstık alıp peşin satarak fıstık piyasasını etkilemişlerdi. Bana göre fıstık piyasasında bu kayıt dışılık, milyarlarca liralık vergi kaybı yaşanmasına da neden olmaktadır. 

Son olarak Mehmet Yıldırım, “Satıcı ve üreticiyi biraz da tüketicinin yönlendirmesi gerekiyor. Halkımız uygun olacak diye kötü malzeme kullanan üreticileri uyarmalı veya satın almamalı. Tüketicinin iyi baklavayı özellikle fıstık hammaddesi yüzünden pahalı satıldığını da bilmesi gerekir” diyerek sözlerini tamamladı.  

Karar sizin…

8 Nisan 2024
Türkiye Kültür Yolu Festivalleri

2024'ün Türkiye için bereketli bir festival yılı olacağına inanıyorum. Festivaller, tıpkı baharın filizleri gibi, Anadolu'nun kültürel ruhunu canlandıracak ve sanatın ışığını ülkenin her bir köşesine taşıyacaktır.

Türkiye Kültür Yolu Festivalleri, tıpkı bir hazine avı gibi, her köşede yeni bir keşif sunan, illerin tarihi mekanlarını, yerel lezzetlerini ve modern sanatını harmanlayan, Anadolu'nun ruhunu doyasıya yaşatan bir kültürel şölendir. Bu festivaller, geçmişin yankılarını geleceğe taşıyan, sanatın ve kültürün birleştirici gücüyle hepimizi ortak bir paydada buluşturan birer köprüdür.

Türkiye Kültür Yolu Festivalleri, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, 2021 yılından itibaren Türkiye'nin çeşitli illerinde düzenlenmeye başlanmış ve Avrupa Festivaller Birliği üyeliğine kabul edilmiş bir festivaller bütünüdür. Başta yemek kültürü olmak üzere Türkiye'nin zengin kültürel yapısını ve tarihini öğrenmek için Bakanlık tarafından her yıl çeşitli illerde düzenlenen festivaller serisi bir dizi etkinlik içeriyor. Gastronomi aktiviteleri, konserler, tiyatrolar, dans gösterileri, sanat sergileri ve daha fazlasını içeren çeşitli programlar hepsi bu festivallerin gündeminde.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy da Kültür Yolu Festivali'nin Türkiye'nin en büyük ve en zengin marka projelerinden biri olduğuna dikkati çekiyor. Festival kapsamında geçen yıl 5 bin etkinlik düzenlendiğini kaydeden Ersoy, bu yıl etkinlik sayısını 6 bine çıkarmayı hedeflediklerini belirtiyor.

Geçen yıl bu festivallerin bir kısmına katıldım ve yazılarımla da destek verdim. 16 şehirde, toplamda 8 ay sürecek, yerel lezzetleri, sanatı, kültürü, tarihi, tek bir noktada birleştirmeyi başaran bu etkinlik zincirini Türkiye'nin kültürel mirasını deneyimlemek için harika bir fırsat olarak görüyorum. Kesinlikle ilinizde yapılacak olan bu festivalleri kaçırmayın. Aşağıda tarihlerini veriyorum.

Peki, bu festivallerin ne gibi faydaları bulunuyor

Kültür Festivalleri

, Türkiye'nin zengin tarihi ve kültürünü anlatmak ve gelecek nesillere aktarmak için önemli platformlardır. Bu etkinlikler aracılığıyla, illerin yemek kültürü, tarihi eserler, geleneksel sanatlar ve el sanatları gibi kültürel miras öğeleri geniş kitlelere tanıtılır ve korunması için farkındalık oluşturulur.

Festivaller, Türkiye'nin uluslararası alandaki tanıtımına katkıda bulunur. Bu vesileyle Türkiye'nin kültürel zenginliği ve çeşitliliği dünyaya tanıtılmış olur. Türkiye'nin farklı bölgelerine turist çekmek ve turizm sektörünü geliştirmek için de Festivaller önemli bir araçtır. Turizmde ürün çeşitliliği ve markalaşmanın önünü açan, kültür ve sanatla bütünleşmiş bir turizm, bölgedeki işletmelere ve yerel ekonomiye önemli bir katkı sağlar. Konaklama, yeme-içme, ulaşım ve alışveriş gibi sektörlerde artan bir talep oluşturur.

Sanat ve kültüre erişim imkanı sunan festivaller, farklı kültürlerden insanları bir araya getirir ve sosyal dayanışmaya öncü olur. Ortak bir kültür etrafında bir araya gelmek ve eğlenmek için bir fırsat sunar. Ayrıca gençlerin sanata ve kültüre katılımını teşvik etmek için de önemli bir araçtır. Gençlere yeni deneyimler sunar ve potansiyellerini geliştirmelerine yardımcı olur.

Festivaller, Türkiye'nin kültürel çeşitliliğini yaşamak için önemli bir platformdur. Farklı etnik kökenlerden ve inançlardan insanların gelenekleri ve değerleri tanıtılır. Aynı zamanda, yerel kimliğin korunması ve güçlendirilmesine de katkıda bulunur. Yerel gelenekler ve değerler hatırlanır ve gelecek nesillere aktarılır.

Sürdürülebilirlik ilkelerine göre düzenlenen bu festivaller, çevreye duyarlı bir yaklaşım sergiler. Geri dönüşüm, atık yönetimi ve enerji tasarrufu gibi konularda farkındalık oluşturur.

Tarihine göre illerin “Kültür Yolu Festivalleri”

  1. 13 - 21 Nisan 2024, Adana, Portakal Çiçeği Karnavalı,           
  2. 25 Mayıs - 02 Haziran 2024, Şanlıurfa
  3. 01 - 09 Haziran 2024, Bursa
  4. 08 - 16 Haziran 2024, Samsun
  5. 22 - 30 Haziran 2024, Trabzon
  6. 29 Haziran - 07 Temmuz 2024, Van
  7. 03 - 11 Ağustos 2024, Nevşehir
  8. 17 - 25 Ağustos 2024, Erzurum
  9. 31 Ağustos - 08 Eylül 2024, Çanakkale
  10. 14 - 22 Eylül 2024, Gaziantep
  11. 21 - 29 Eylül 2024, Konya
  12. 21 - 29 Eylül 2024, Ankara
  13. 28 Eylül - 06 Ekim 2024, İstanbul
  14. 12 - 20 Ekim 2024, Diyarbakır
  15. 26 Ekim - 03 Kasım 2024, İzmir
  16. 02 - 10 Kasım 2024, Antalya
1 Nisan 2024
Abartılı iftar sofraları israf mı?

İsrafı, “İhtiyaçtan fazlasını kullanmak, gereksiz yere harcamak ve haddi aşmak” diye özetleyebiliriz. Dinimiz israfı kesinlikle yasaklamaktadır. Birçok ayet ve hadiste de israfın günah olduğu ve zararları açıkça dile getiriliyor. İslam’ın yanı sıra, bütün dinler ve ahlâkî öğretiler de israfla ilgilenmiş, sorunun çözümü için değişik yöntemler geliştirmişlerdir. Konu gayet nettir ancak neyin israf olup olmadığı ise izaha muhtaçtır.  

Yeme içme alanındaki israfı biraz açmak gerekirse; bana göre bu alanda israf, göreceli ve biraz muğlak bir kavramdır. Bu durumu farklı bedenlere sahip iki insan örneğiyle açıklayabilirim. 100 kilogramdan fazla kilolu bir birey ile nispeten daha az kilolu bir birey arasında, yedikleri açısından israf durumu çok farklıdır. Birine bir tas çorba ve az bir porsiyon yemek yetip fazlası israf olurken, diğerine üç tabak bile az gelebilir.

Genel olarak çok fazla yenilmesine karşı olsam da, çok abartılmadığı takdirde bunu tam olarak israf saymıyorum. Hele Ramazanda 15 saat açlığa tahammül etmiş birine biraz fazla yemesinin israf olduğunu söylemenin haksızlık olacağı kanaatindeyim. Bence gerçek anlamda israf, masadaki yemeklerin yenilmeden çöpe atılmasıdır. Bu durum, hem gıdanın değerini düşürür hem de açlık çeken insanlara karşı bir duyarsızlık göstergesidir.

Günümüzün yemek alışkanlıkları açısından da bakarsak yemeyeceğin yemeği tabağına almak ve onu çöpe gitmesine göz yummak bence israftan da öte büyük günahtır. Türkiye'de her yıl milyonlarca ton gıda da bu şekilde çöpe giderek israf edilmektedir. Bu durum hem ekonomik hem de çevresel açıdan büyük bir sorundur.

Yine de israfı açgözlülüğün ve doymak bilmezliğin bir sembolü olarak görebiliriz. Masadaki bereketin ve bolluğun, hoyratça tüketilerek yok edilmesi üzücü bir durumdur. Bu nedenle, her lokmanın değerini bilmeli ve israftan kaçınmak için bilinçli bir şekilde tüketmeliyiz.

Restoranlarda iftar sofraları

Restoranlardaki iftar sofralarının israf olup olmadığı ise sofradaki çeşitlilik, porsiyonların büyüklüğü ve artan yiyeceklerin geri dönüştürülüp dönüştürülmediği gibi birçok faktöre bağlıdır. Bu şekilde abartılı iftar sofralarının israf sayılabilecek yönleri elbette bulunuyor. İhtiyaçtan fazla sayıda çeşit olması, her şeyden biraz yenmesi ve kalanların çöpe atılması gibi.

Ancak israf endişesi var diye dostlarımızı restoranlarda iftarda ağırlamaktan kesinlikle vazgeçmemeliyiz.

İşte bu nedenle son zamanlarda bazı restoranların yüksek fiyatlı iftar menülerinin eleştirildiğini görüyorum ve bu eleştirilere kısmen de hak veriyorum. Fakat bu durum tüm sektörü töhmet altında bırakmamalı. Çok uygun iftar menüsü sunan veya Ramazan öncesi fiyatıyla fix menü uygulamayan restoranlar da mevcut. Ramazan'da dostlarımızı güzel bir mekanda ağırlamanın da bir bedeli olduğunu unutmamak gerekir.

Ramazan, feyzi her bir köşede hissedilen, bereketin ve paylaşmanın doruk noktasına ulaştığı bir mevsimdir. Her yıl bu mübarek ayda, akşam ezanı ile birlikte sofralar kurulur, iftar davetleri ile gönüller bir araya gelir. Hem evlerde hem de lokantalarda sıcak bir atmosfer ve samimi sohbetler Ramazan'ın ruhunu yaşatır. Kurumlar da bu manevi coşkuya ortak olarak çalışanlarını ve müşterilerini iftar sofralarında buluşturur. Bu sofralar, sadece bir yemekten öte, dayanışma ve sevginin paylaşıldığı özel anlara dönüşür.

İftar vermenin en pratik ve keyifli yollarından biri de şüphesiz restoranlarda düzenlemektir. Böylece ev halkı yorulmadan, misafirlerin rahatı ve keyfi ön planda tutularak bu özel anlar yaşanabilir. İyi bir restoranda evlerde pek yapılamayan, döner, kebap, büryan gibi lezzetleri pek yememiş insanlar var. Senede bir ay olan Ramazanda birkaç kez restoranda bu kişilere bu lezzetleri tattırmak emin olun Allah'ın da hoşuna gidecektir.

O sofralardan israf çıkmaz, çünkü kalan yemekler evlere paket yapılıyor. Ayrıca çoğu restoranda iftar sofralarında artan yiyecekler geri dönüştürülüyor, hayvan barınaklarına ve ihtiyaç sahiplerine veriliyor.

Sonuç olarak: Ramazan ayında iftar sofraları, paylaşmanın ve bereketin simgesidir. Bunun için de illa büyük sofralar kurmak gerekmez. Bir bardak su veya bir hurma ile bile iftar vermek mümkündür. İsrafı önlemeye özen göstererek bu güzel geleneği yaşatmak hepimizin görevidir.

25 Mart 2024
Gastronomi neden çok önemli?

Çünkü gastronomi önümüze konan güzel bir tabaktan öte o safhaya gelinceye kadarki tüm süreçle ilgilenir. Bu anlamda gastronomi bir lezzet yolculuğudur. Aynı zamanda gastronomi, sadece mideye hitap eden bir olgu değil, yemek ve kültürün zarif bir ilişkisidir. Zengin ve iştah açıcı lezzetlerin sunuluşundan, belirli bölgelere özgü pişirme tekniklerine kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsar.

İyi yeme sanatı ve beslenme biliminin bir araya gelmesiyle oluşan gastronomi, duyusal bir deneyim sunar. İşte bu deneyim, lezzet tomurcuklarını okşayan tatlar keşfetmeyi, yeni pişirme teknikleri denemeyi ve farklı kültürlerin mutfak geleneklerini anlamayı içerir. Gastronomi, sadece sofradaki lezzetlerle sınırlı kalmaz, insanoğlunun beslenmeyle kurduğu tarihi ve kültürel bağları da inceler.

Yemeklerin ardındaki hikayeleri keşfetmek, bir bölgenin ruhunu tatmak ve insanlığın ortak paydası olan beslenme etrafında bir araya gelmek, gastronominin sunduğu eşsiz deneyimlerden sadece birkaçıdır. Gastronomi, lezzet ve kültürün harmanlandığı bir ziyafet, duyuların şöleni, insanlığın ortak mirasıdır. Bu sofrada her damak tadına hitap eden bir lezzet ve her kültüre dair bir hikaye bulunur.

Eğer siz de bu lezzet yolculuğuna çıkmak isterseniz, TGRT Haberde gastronomi dünyasının kapıları size sonuna kadar açıktır. Yeni tatlar keşfetmeye, farklı kültürleri deneyimlemeye ve yemeklerin ardındaki hikayeleri öğrenmeye hazır olun.

Gastronomi dünyası sizi bekliyor.

TGRT Haber'de yepyeni bir köşe ile sizlerleyiz! Bu köşede gastronomiye dair her şeyi bulabileceksiniz. Leziz mekanlar, Lezzet festivalleri, sağlıklı beslenme tüyoları, illerin yöresel lezzetleri ve daha fazlası...

Lezzete yolculuk

Gastronomiye delicesine tutkun olan yazarınız ben Talip Bayram, A’dan Z’ye bu sektöre ait ne varsa birlikte inceleyecek ve bu köşede lezzet duraklarını birlikte keşfedeceğiz. Deneyimlediğim mekanların hikayelerini, lezzetlerini ve konumlarını sizlerle paylaşıyor olacağım. Benim kalemimden lezzet duraklarını keşfetmek, yeni mekanlar ve lezzetler keşfetmek için bu köşeyi takip edin lütfen.

Siz de katılın!

Lezzet duraklarını benimle keşfedin. Benden gelen lezzet önerilerine ek olarak, siz de favori mekanlarınızı ve lezzetlerinizi benimle paylaşabilirsiniz. Yorumlarınız ve geri dönüşleriniz, bu köşenin interaktif bir platform olmasını sağlayacak.

Türk Mutfağına önem veriyoruz

Köşede öncelik, Türk mutfağına ve yöresel lezzetlerimize verilecek. Erzurum'un cağ kebabı, Siirt'in büryanı, Karadeniz'in pidesi ve Konya'nın tandırı gibi her yörenin özel lezzetleri bu köşede yer alacak.

Lezzet ve sunum dengesi

Gastronomi bir sanat olarak kabul edilir. İyi bir şef, lezzete önem verdiği kadar sunuma da özen gösterir. Ben, lezzet ve sunumun birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu savunuyorum.

Bu köşede sizleri neler bekliyor?

  • Lezzet festivalleri ve gastronomi etkinlikleri hakkında haberler
  • Türkiye'nin farklı şehirlerinden lezzet durakları
  • Yöresel lezzetlerin keşfi
  • Deneyimli bir gastronomi yazarının lezzet yorumları
  • Lezzet ve sunumun buluştuğu tabaklar
  • Sizden gelen lezzet önerileri ve yorumlar

Gastronomi neden önemli?

Gastronomi aslında bir bilim dalıdır. Üniversitelerin artık bu başlıkta bölümleri bulunuyor. Gastronomi, yukarıda saydıklarımın ötesinde yediğimiz ürünlerin güvenirliğini de araştırır. Bu konunun neden çok önemli olduğunu hemen hemen her yemeğimize koyduğumuz baharatlarla ilgili bir araştırmanın sonucunu paylaşarak size anlatmaya çalışacağım. Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada’nın yaptığı araştırmaya göre mutfakların vazgeçilmez baharatlarından olan ve piyasada açıkta satılan kekikler, kekik değil.

Kekik aslında doğal bir koruyucu

Prof. Dr. Yeşilada, kekiğin içinde bulunan ve kokusunu veren uçucu yağların kışın hastalıklardan koruduğunu söylüyor. Kekik, insan vücudunu mikroplardan korur. Buzdolaplarının olmadığı eski zamanlarda et gibi bozulabilecek besinler ya tuza ya da kekiğe yatırılırdı. Uçucu yağlar son derece koruyucudur. Mısırlıların bugüne kadar gelen mumyalama teknikleri de uçucu yağlar sayesinde olmuştur. Uçucu yağlar sayesinde mikroplar ölüyü çürütemez. Kekik mikroorganizmalara karşı büyük bir savaş verir ve çok kuvvetli mikrop giderici özelliği vardır.

Kekiğin içindeki değerli uçucu yağları alınmış

Prof. Dr. Yeşilada, aktarlarda açıkta satılan kekiklerin çoğunda, bitkiye kokusunu ve şifalı özelliklerini veren uçucu yağların bulunmadığını söylüyor. Marmara Bölgesi'nde yapılan bir araştırmada, açıkta satılan kekiklerin çoğunda yeterli miktarda uçucu yağ bulunamadı. Peki, neden uçucu yağlar yok? Çünkü uçucu yağlar pahalı olduğu için, kekikten arıtma yöntemiyle ayrıştırılıyor. Bu işlem sırasında bitkinin görsel görünümü bozulmadığı için, kurutulup kekik diye tekrar satılıyor.

Uçucu yağsız kekik "ceset" gibidir!

Prof. Dr. Yeşilada, uçucu yağları alınmış kekiği cesede benzetti. Uçucu yağlar alındıktan sonra, nemli ortamlarda kurumaya bırakılan kekikte, karaciğere zarar verebilecek aflatoksin adı verilen mantar ve bakteriler üremeye başlıyor.

Ne yapmalı? Sorusunun cevabını işte bu köşede vermeye çalışacağız.

Haftaya görüşmek üzere!

19 Mart 2024