Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

1945 yılında Hiroşima’ya atılan atom bombasının etkileri, aradan geçen on yıllara rağmen bilim dünyasını şaşırtmaya devam ediyor. Yapılan yeni bir çalışmada, patlamanın ardından oluşan mikroskobik kürelerin içinde daha önce bilinmeyen bir kristal alaşım tespit edildi.

Silisyum açısından zengin olduğu belirlenen yapı, beş veya daha fazla temel metal elementinin bir araya gelmesiyle oluşan çok bileşenli kristal alaşımlar sınıfında yer alıyor.
Araştırma, nükleer patlamaların yalnızca büyük bir yıkıma yol açmadığını, doğada normal şartlarda oluşması neredeyse imkânsız kimyasal yapılar da meydana getirebildiğini gösteriyor. Çalışmanın yazarlarından Floransa Üniversitesi jeolog ve kristalografı Luca Bindi, daha önce Manhattan Projesi kapsamında gerçekleştirilen Trinity nükleer denemesinin kalıntılarında da yeni bir kristal yapı keşfetmişti. Son bulgular ise benzer olağanüstü koşulların Hiroşima’da da tamamen farklı kimyasal bileşiklerin ortaya çıkmasına imkân verdiğini gösterdi.
Araştırmacılara göre Hiroşima üzerinde patlayan atom bombası, sıcaklığı 7 bin santigrat dereceyi aşan dev bir alev topu oluşturdu. Bu korkunç sıcaklık; binaları, toprağı, metalleri, camı ve suyu buharlaştırarak plazmaya benzeyen yoğun bir karışıma dönüştürdü. Patlama sırasında oluşan erimiş metal damlacıkları havaya savruldu, ardından şehrin farklı noktalarına çöktü. Bilim insanları, bu mikroskobik parçacıkları “hiroshimaite” olarak adlandırıyor.
Çalışma kapsamında 34 farklı hiroshimaite örneği mikroskop ve kimyasal analiz yöntemleriyle incelendi. Daha sonra yaklaşık 10 mikrometre büyüklüğünde seçilen parçacıkların atomik yapısı, X-ışını kırınımı yöntemiyle analiz edildi. İncelemeler sonucunda demir, nikel, silisyum ve alüminyum başta olmak üzere çok sayıda element içeren, daha önce bilinmeyen bir alaşım ortaya çıkarıldı. Araştırmacılar, söz konusu elementlerin atom bombası sırasında buharlaşan bina ve altyapı malzemelerinden kaynaklandığını değerlendiriyor.

Alaşımın kimyasal içeriği oldukça karmaşık. Buna rağmen atomların son derece düzenli bir kristal yapı oluşturması, araştırmacıların özellikle dikkatini çekti. Luca Bindi’ye göre bu bulgu, nükleer patlamaların mevcut malzemeleri yalnızca eritmekle ya da şekillerini bozmakla kalmadığını gösteriyor. Aslında bu olağanüstü koşullar altında tamamen yeni ve düzenli kristal alaşımlar da ortaya çıkabiliyor. Araştırmacılar, çok bileşenli alaşımların genellikle yüksek mekanik dayanım, güçlü ısıl kararlılık ve korozyon direnci gibi dikkat çekici özelliklere sahip olduğuna işaret ediyor.
Bilim insanları, etik ve yasal sınırlar gözetilerek bu tür aşırı koşullarda oluşan malzemelerin sistematik biçimde incelenmesi gerektiğini düşünüyor. Bu çalışmaların hem geçmişte yaşanan nükleer olayların daha iyi anlaşılmasına hem de doğada henüz bilinmeyen kimyasal süreçlerin keşfedilmesine katkı sağlayabileceği belirtiliyor. Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları sonucunda 1945 yılının sonuna kadar Hiroşima’da yaklaşık 140.000, Nagazaki’de ise yaklaşık 80.000 kişi hayatını kaybetti. 1945 sonrasındaki yıllarda lösemi, kanser ve radyasyon zehirlenmesine bağlı kronik hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirenlerle birlikte toplam kayıp sayısının 300.000’in üzerine çıktığı kabul ediliyor.