Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Nobel Barış Ödülü, her zaman altın madalyasından çok daha fazlasını temsil etti. Ancak son yıllarda bu ödül, küresel siyasetin, başkanlık miraslarının ve hatta astronomik paraların yansıdığı bir aynaya dönüştü. Özellikle ABD başkanları söz konusu olduğunda, Nobel’in anlamı iyice karmaşıklaşıyor.
Eleştirmenlere göre Nobel Komitesi, Barack Obama’yı 2009’da, yani göreve başlamasından sadece aylar sonra ödüllendirerek aceleci davrandı. Buna karşın Norveç merkezli komitenin, Donald Trump’ı bu onurdan uzak tutmak için oldukça temkinli davrandığı konuşuluyor.
Obama, Nobel Barış Ödülü’nü kabul ettiğinde “bu ödülü hak etmediğini” açıkça söylemişti. Komite ise kararını, Obama’nın “uluslararası diplomasiyi güçlendirmeye yönelik olağanüstü çabaları”yla gerekçelendirmişti. Oslo’daki törende yükselen umut havası, ilerleyen yıllarda gölgelenmeye başladı. Afganistan’a ek asker gönderilmesi ve insansız hava araçlarıyla yürütülen bombardımanlar, ödülün meşruiyetini tartışmaya açtı.
Hatta Nobel Komitesi’nin eski genel sekreteri Geir Lundestad bile anılarında bu karardan pişmanlık duyduğunu yazdı. Lundestad’a göre, Obama’nın destekçileri arasında bile “bu ödül erken ve hatalıydı” diyenler vardı.
Obama’dan sonra Beyaz Saray’a çıkan Trump’ın da Nobel Barış Ödülü’nü arzuladığı uzun süredir kulislerde konuşuluyor. Hatta bazı haberlerde, Hindistan’a uygulanan yüzde 50’lik gümrük tarifesinin ardında bile bu isteğin yattığı iddia edildi. Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Trump’ın “Hindistan ile Pakistan arasında savaşı ben durdurdum” iddiasına açıkça itiraz etmişti.
Trump’ın Nobel beklentisi, Venezuela meselesinde de kendini gösterdi. Muhalefet lideri Maria Corina Machado, 2025’te Nobel Barış Ödülü’nü kazandıktan sonra, Beyaz Saray’daki bir görüşmede ödülü Trump’a verdiğini açıkladı. Nobel Komitesi ise bu duruma hemen müdahale ederek, ödülün devredilemeyeceğini net biçimde duyurdu. Machado ise “Verdim bile” diyerek tartışmayı alevlendirdi.
Bu arada Trump, Machado’nun Venezuela’yı yönetebilecek desteğe sahip olmadığını savunurken, tercihini Delcy Rodriguez’den yana kullandı. Seçimler konusundaki belirsizlik ise yerli yerinde duruyor.
Bu yaşananlar, Nobel sisteminin tuhaf ama net bir gerçeğini ortaya koyuyor: Unvan asla devredilemiyor. Ancak madalya ve para ödülü, kazananın tamamen kendi tasarrufunda. Komite, kimin ödül alacağına karar veriyor; sonrasında olan bitene karışamıyor.
Obama, tartışmaları bir nebze olsun yatıştırmak için 1,4 milyon dolarlık para ödülünün tamamını hayır kurumlarına bağışlamıştı. Bu jest, ABD’de vergi mevzuatı açısından da “bağış” olarak değerlendirilmişti. Ama Nobel’in sembolik gücü, bu tür hamlelerle kolay kolay el değiştirmiyor.
Komite sembolik otoritesini sıkı sıkıya korurken, açık artırma dünyası çok daha rahat. Son yıllarda Nobel madalyaları, küresel müzayede piyasasında rekorlar kırmaya başladı. En çarpıcı örnek, Rus gazeteci Dmitry Muratov’un Nobel Barış Ödülü madalyasının Ukraynalı çocuk mülteciler yararına satılması oldu. Madalya, tam 103,5 milyon dolara alıcı buldu.
Daha sessiz ama bir o kadar çarpıcı bir başka örnek ise fizikçi Leon Lederman’ın madalyasını sağlık masraflarını karşılamak için satmasıydı. Bu durum, ABD sağlık sistemine yönelik eleştirileri de beraberinde getirdi.