Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani'nin Ankara ziyareti Türkiye ile Irak arasında enerji alanında yeni bir iş birliği anlaşması ile dönüm noktası oldu. Türkiye ile Irak arasında imzalanan kapsamlı enerji iş birliği anlaşması, yalnızca iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri güçlendirecek bir adım olarak değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki enerji dengelerini yeniden şekillendirebilecek stratejik bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Anlaşma kapsamında Irak'tan Türkiye'ye günlük 1 milyon varile kadar ham petrol sevkiyatının yeniden başlamasının önü açılırken, petrol ve doğal gaz yatırımlarından ulaştırma projelerine kadar uzanan geniş kapsamlı bir iş birliği süreci de başlatıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın enerji, ulaştırma ve savunma alanlarında stratejik ortaklığın derinleşeceğine yönelik mesajları, Ankara ile Bağdat arasındaki iş birliğinin yalnızca ticari boyutta kalmayacağını ortaya koydu. Söz konusu adımın, Türkiye'nin Avrupa'nın enerji arz güvenliğinde üstleneceği rolü güçlendirebileceği ve bölgesel enerji koridorlarının geleceği açısından kritik sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor.
Öte yandan anlaşma; Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı'nın yeniden tam kapasiteyle devreye alınması, TPAO'nun Irak'taki yeni üretim sahalarında üstleneceği rol, BP ile planlanan Kerkük ortaklığı ve Kalkınma Yolu Projesi gibi başlıkları da yeniden gündeme taşıdı. ABD-İran geriliminin küresel enerji piyasalarında belirsizliği artırdığı bir dönemde atılan bu adımın zamanlaması ise dikkat çekti.

Enerji Uzmanı Altuğ Karataş, Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er'e yaptığı özel değerlendirmede, Türkiye-Irak enerji iş birliğinin bölgesel enerji politikalarına etkisini, günlük 1 milyon varillik petrol sevkiyatının küresel piyasalara yansımalarını, Türkiye'nin enerji merkezi olma hedefi açısından doğuracağı fırsatları ve önümüzdeki döneme ilişkin kritik öngörülerini paylaştı.
Türkiye-Irak enerji iş birliği anlaşmasını değerlendiren Karataş, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri değil; Avrupa'nın enerji arz güvenliğini de etkileyecek stratejik bir adım olduğuna vurgu yaptı:
''Bu anlaşmayı yalnızca bir enerji mutabakatı olarak değil, Türkiye ile Irak arasında şekillenen yeni bir stratejik ortaklığın başlangıcı olarak değerlendiriyorum. Son yıllarda güvenlik alanında derinleşen iş birliği, bugün enerji ve ekonomi boyutuna taşınarak iki ülke arasında uzun vadeli ve karşılıklı güvene dayalı bir ilişki zemini oluşturulduğunu göstermektedir. Türkiye uzun yıllardır ''enerji koridoru'' olarak tanımlanıyordu. Ancak gelinen noktada hedef, yalnızca petrol ve doğal gazın transit geçişini sağlayan bir ülke olmak değil; aynı zamanda üretim süreçlerine dahil olan, ticareti yöneten, depolama kapasitesine sahip ve fiyat oluşum mekanizmalarında etkili bir enerji merkezi haline gelmektir. Kerkük’teki ortaklık ve yeni enerji anlaşmaları bu stratejik vizyonun önemli bileşenleridir. Avrupa açısından da bu iş birliği kritik bir önem taşımaktadır. Rusya-Ukrayna savaşı ve Hürmüz Boğazı’nda yaşanan jeopolitik gerilimler, enerji arzında alternatif ve güvenli güzergâhların değerini artırmıştır. Irak petrolünün Türkiye üzerinden uluslararası pazarlara güvenli ve kesintisiz şekilde ulaştırılması, Avrupa’nın enerji arz güvenliğine katkı sağlayabilecek önemli alternatiflerden biri olarak öne çıkmaktadır. Bu çerçevede Türkiye’nin bölgedeki ''kazan-kazan'' yaklaşımı ve güçlü liderliği, hem komşu ülkelere yeni ekonomik fırsatlar sunmakta hem de Türkiye’nin kendisini büyütecek yeni proje alanları yaratmaktadır. Artık enerji, dış politikanın en güçlü araçlarından biri haline gelmiş; savunma ve enerji politikaları birbirini tamamlayan iki stratejik alan olarak birlikte yürütülmeye başlanmıştır. Türkiye’nin 2016’da hayata geçirdiği Milli Enerji ve Maden Politikası da bu bütüncül yaklaşımın temelini oluşturarak sürecin kurumsal altyapısını güçlendirmiştir.

Günlük 1 milyon varillik petrol sevkiyatının küresel piyasalar üzerindeki olası etkilerini analiz eden Altuğ Karataş, bunun hem arz güvenliğini güçlendireceğini hem de Brent petroldeki oynaklığı azaltabileceğini ifade etti:
''Günlük 1 milyon varillik ek ihracat kapasitesi, küresel petrol piyasası açısından oldukça kayda değer bir hacme işaret etmektedir. Dünya günlük petrol tüketiminin yaklaşık 105 milyon varil seviyesinde olduğu dikkate alındığında, bu miktarın piyasaya düzenli şekilde arz edilmesi özellikle arz güvenliği açısından önemli bir dengeleyici etki yaratabilir. Bununla birlikte fiyatlar üzerindeki etkiler tek bir değişkene bağlı olarak değerlendirilmemelidir. OPEC+ üretim politikaları, küresel ekonomik büyüme görünümü, Çin’in talep dinamikleri ve ABD-İran hattındaki jeopolitik gelişmeler fiyatlamalarda belirleyici olmaya devam edecektir. Buna rağmen Kerkük-Ceyhan hattının yeniden tam kapasiteye yaklaşması, Hürmüz Boğazı’na alternatif güvenli bir ihracat koridoru oluşturması nedeniyle piyasalardaki jeopolitik risk primini azaltabilir. Bu durum, Brent petrol fiyatlarında oynaklığın düşmesine ve daha öngörülebilir bir fiyatlama ortamının oluşmasına katkı sağlayabilir. Ayrıca bu kapasite artışı, küresel kriz dönemlerinde Türkiye’nin enerji arz güvenliği açısından da önemli bir avantaj sağlar. Bir boğazın kapanması, bir savaşın çıkması gibi senaryolarda Türkiye, doğrudan komşusundan boru hattı üzerinden petrole erişim imkânını koruyarak arz sürekliliğini daha güvenli bir zemine oturtabilir.''

TPAO'nun Irak'taki petrol ve doğal gaz projelerinde daha etkin rol üstlenmesinin Türkiye'ye stratejik avantaj sağlayacağını vurgulayan Karataş, bu sürecin petrokimya, elektrik altyapısı ve enerji depolama gibi alanlarda da yeni yatırım fırsatlarının önünü açabileceğini söyledi:
''Günümüzde enerji güvenliği yalnızca enerji ithalatı üzerinden değil, aynı zamanda kaynak ülkelerde üretim süreçlerine doğrudan katılım yoluyla da sağlanmaktadır. Bu çerçevede TPAO’nun Irak’taki üretim projelerinde daha etkin bir rol üstlenmesi, Türkiye açısından stratejik bir kazanım niteliği taşımaktadır. TPAO’nun artık dünyanın büyük enerji şirketleriyle ortaklıklar kurması, adeta enerji sektöründe Şampiyonlar Ligi’ne yükseldiğinin bir göstergesidir. Milli Türk enerji şirketinin dünyanın farklı noktalarında büyük enerji şirketleriyle birlikte ortak projeler geliştirmesi, hem teknik hem de operasyonel kapasitesini sürekli olarak artıracak; bu da Türkiye’yi küresel enerji denkleminde daha güçlü ve söz sahibi bir aktör haline getirecektir. Ayrıca Irak’taki bu iş birliği yalnızca petrol üretimiyle sınırlı kalmayabilir. Doğal gaz, petrokimya, elektrik altyapısı ve enerji depolama gibi alanlarda da yeni yatırım fırsatlarının ortaya çıkması mümkündür. Bu süreç, Türkiye’nin enerji diplomasisini daha da güçlendirecek bir etki yaratacaktır.''

Kerkük sahasında BP ile Türkiye Petrolleri arasında planlanan ortaklığı değerlendiren Altuğ Karataş, uzun vadede Basra'da üretilen petrolün Kerkük hattıyla entegre edilerek Türkiye üzerinden dünya piyasalarına ulaştırılabileceğini belirtti:
''Kerkük, dünya petrol piyasası açısından stratejik öneme sahip en kritik sahalardan biridir. TPAO’nun BP ile birlikte bu projede yer alması, Türkiye açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir. Bu ortaklık, Türkiye’nin ilk kez Irak’ın en stratejik üretim bölgelerinden birinde doğrudan üretim zincirine dahil olması anlamına gelmektedir. Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik açıdan da önemli bir kazanım niteliği taşımaktadır. Önümüzdeki dönemde üretim kapasitesinin artırılmasıyla birlikte Kerkük-Ceyhan hattının daha etkin kullanılması mümkün hale gelebilir. Daha uzun vadede ise Irak’ın kuzeyi ile güneyindeki enerji altyapılarının entegrasyonu sağlanabilirse, Basra bölgesinde üretilen petrolün de kapasite olarak Kerkük hattıyla birleştirilip Türkiye üzerinden Akdeniz’e ve oradan dünya piyasalarına açılması senaryoları gündeme gelebilir. Bu gelişme, Türkiye’nin enerji merkezi olma hedefini daha güçlü bir stratejik zemine oturtacak önemli bir fırsat yaratacaktır.''

Kalkınma Yolu Projesi'nin yalnızca bir ulaştırma hattı olmadığını belirten Karataş, projenin enerji, ticaret, lojistik ve dijital altyapıyı bir araya getiren yeni nesil bir ekonomik koridor olarak Türkiye'ye önemli jeostratejik avantajlar sağlayacağını ifade etti:
''Kalkınma Yolu Projesi yalnızca bir ulaştırma hattı olarak değil, enerji, ticaret, lojistik ve dijital altyapıyı entegre eden yeni nesil bir ekonomik koridor olarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda Türkiye, Irak’tan Avrupa’ya uzanan enerji akışında daha merkezi bir konuma yerleşerek arz güvenliği açısından önemli bir esneklik ve stratejik avantaj elde etmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifade ettiği ''İki doğal nehre üç ekonomi nehrini ekliyoruz'' yaklaşımı da bu vizyonu net biçimde ortaya koymaktadır. Dicle ve Fırat’ın yanına ticaret, ulaştırma ve enerji hatları eklenerek çok boyutlu bir kalkınma modeli inşa edilmektedir. Bu proje aynı zamanda bölgedeki alternatif koridor girişimlerine karşı Türkiye’nin güçlü bir jeostratejik yanıtı niteliğindedir. Türkiye; gelişmiş liman altyapısı, demiryolu ağı, sanayi kapasitesi ve Ceyhan gibi enerji terminalleriyle Avrupa’ya uzanan en kısa ve en güvenli güzergâhlardan birini sunmaktadır. Dolayısıyla Kalkınma Yolu Projesi yalnızca yük taşımacılığına değil; uzun vadede petrol, doğal gaz, elektrik iletim hatları ve veri altyapılarının da entegre şekilde gelişmesine imkân sağlayacak stratejik bir omurga işlevi görecektir.''

Türkiye-Irak enerji anlaşmasının, ABD-İran geriliminin tırmandığı bir dönemde imzalanmasının önemine dikkat çeken Altuğ Karataş, alternatif ihracat güzergâhlarının devreye girmesiyle Brent petrol fiyatlarındaki dalgalanmaların etkisinin sınırlandırılabileceğini söyledi:
''Anlaşmanın zamanlaması son derece kritik ve anlamlıdır. Son yıllarda Hürmüz Boğazı’nda yaşanan her gerilim, enerji arz güvenliğinin yalnızca üretim kapasitesiyle değil, aynı zamanda güvenli lojistik koridorlarla da doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Bu nedenle Türkiye ile Irak arasındaki enerji iş birliği, yalnızca iki ülke açısından değil, Avrupa’nın enerji güvenliği bakımından da stratejik bir önem taşımaktadır. Alternatif ihracat güzergâhlarının çeşitlenmesi, küresel enerji sisteminin daha dayanıklı ve dengeli hale gelmesine katkı sağlamaktadır. Önümüzdeki dönemde jeopolitik risklerin artması, Brent petrol fiyatlarında dönemsel yükselişlere yol açabilir. Ancak Irak petrolünün Türkiye üzerinden daha yüksek kapasiteyle dünya piyasalarına ulaşması, bu dalgalanmaların etkisini sınırlayabilecek önemli bir denge unsuru olacaktır. Genel olarak değerlendirildiğinde, enerji diplomasisinin günümüzde klasik diplomasi kadar belirleyici bir alan haline geldiği görülmektedir. Türkiye’nin bölgedeki kazan-kazan yaklaşımı ve güçlü liderliği, hem komşu ülkelere yeni ekonomik fırsatlar sunmakta hem de Türkiye’nin kendisini büyütecek yeni proje alanları yaratmaktadır. Artık enerji, dış politikanın en güçlü araçlarından biri haline gelmiş; savunma ve enerji politikaları birlikte yürütülen stratejik alanlar olarak öne çıkmıştır. Türkiye’nin 2016’da hayata geçirdiği Milli Enerji ve Maden Politikası da bu bütüncül yaklaşımın temelini oluşturarak ülkenin küresel enerji mimarisindeki konumunu güçlendirmektedir.''