Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Enstitü Sosyal tarafından hazırlanan "Türkiye'de Yükseköğretim Sisteminin Mevcut Durumu, Yapısal Sorunlar ve Politika Önerileri" raporu ile üniversitelerde eğitim süresinden akademik yükselmeye kadar birçok alanda değişim önerileri sunuldu. Raporda en çok dikkat çeken bölüm ise bazı bölümlerin yetkinlik bazlı modellerle 3 yıla indirilebilmesi oldu.
Yapılan detaylı araştırmanın raporunda yükseköğretim sisteminin son 20 yılda ciddi bir büyüme gösterdiği ancak artık nicelikten çok niteliğe odaklanılması gerektiği vurgulandı. Özellikle her bölüm için standart hale gelen 4 yıllık lisans modelinin yeniden değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü Dr. İpek Coşkun Armağan, bu öneriyi şu şekilde değerlendirdi: "Lisans eğitiminin 3 yıla indirilmesi ile beklenen en belirgin kazanım genç işgücünün ülkenin ekonomisine 1 yıl erken katılmasıdır. Önerilen bu yapı üniversiteyi hızlandırır, öğrenciyi daha erken sahaya çıkarır, akademiyi verimlileştirir. Akademisyenlerin ders süresi çok fazla, öğrenci sayısı da aynı şekilde. Bu nedenle bu düzenleme hem öğrenci hem de akademisyen üzerindeki yükü hafifleterek verimi artıracaktır."

Raporda, Türkiye'de yükseköğretim sisteminin son 20 yılda büyük bir niceliksel büyüme yaşadığı ancak artık odağın erişimden kaliteye kayması gerektiği vurgulandı. Bu kapsamda mevcut 4 yıllık lisans modelinin her bölüm için zorunlu ve tek tip uygulanmasının yeniden değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. Armağan, yükseköğretime bakış açımızın zaman değil, yetkinlik odaklı olması gerektiğine dikkat çekerek "Yükseköğretimde öğrenme çıktıları net biçimde tanımlanmalı, her program için asgari yeterlik seti belirlenmeli ve bu çıktılarla uyumlu kalite güvencesi mekanizmaları kurulmalıdır" diye konuştu.

Raporda, yükseköğretimde asıl ölçütün öğrencinin mezuniyet sonunda sahip olduğu bilgi, beceri ve yetkinlikler olması gerektiği ifade edildi. Lisans eğitiminin süresi için üniversitelere özerklik tanınarak 180 AKTS'nin uygulanmasına imkân sunulması yönünde öneride bulunuldu. Özellikle eğitim ile deneyimi bir araya getirebilecek bölümlerde 2+1 yıllık (6 dönemlik) eğitim süresinin geçerli olabileceği vurgulandı. Bu nedenle eğitim sürelerinin alan bazlı değerlendirilmesi gerektiğinin altı çizildi.

Önerilen model tüm bölümleri kapsamayacak. Özellikle tıp, mühendislik, sağlık ve yoğun uygulama gerektiren alanlarda süre kısaltmasının kalite riski doğurabileceğine dikkat çekiliyor. Buna karşılık teorik ağırlıklı veya daha esnek yapıdaki bazı bölümlerde 3 yıllık modelin uygulanabileceği ifade ediliyor. Armağan, tek tip bir zaman dilimi ile müfredatı oluşturulan bölümler için mesleki yetersizlik riskinin ortaya çıktığını belirterek, bunun kimi bölümlerde zamanı verimsiz kullanmaya neden olduğunun, kimi bölümlerde ise sahadan kopuk veya yetersiz teorik bilgi alımına neden olabileceğinin altını çizdi. Bu nedenle bölümler ve fakülteler arasında farklılaşmanın önemine vurgu yapıldı.

Raporda ayrıca yükseköğretimde köklü dönüşüm için 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun sadeleştirilmesi, YÖK'ün yeniden yapılandırılması ve üniversitelerde kalite ve verimlilik odaklı yeni bir model kurulması gerektiği de vurgulandı. Bu yeni model hakkında değerlendirmede bulunan Armağan, "Yükseköğretim Kurulu, çeşitli kuruluşların temsiliyeti (Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Enerji Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, TÜBİTAK, sektör temsilcileri vb.) ile genişlemelidir.
Bu hâliyle Yükseköğretim Kurulu, Yükseköğretim Dönüşüm Koordinasyon Kurulu'na dönüşmeli ve yetkileri sadeleşmelidir" değerlendirmesinde bulundu. Armağan yeni modelle, Yükseköğretim Kurulu'nu kurullar hiyerarşisinden çıkararak vizyon ve misyonunda ifade ettiği gibi Türk yükseköğretim sistemini küresel bir yükseköğretim lideri olarak konumlandırabilecek hamlelerin mümkün olabileceğini aktardı. Bu noktada raporda teklif edilen yükseköğretim reformunda, merkezi koordinasyon ile kurumsal özerklik arasında yeni bir denge kurulması önerildi.

Çalışmada yükseköğretim kurumlarının kendi yapılarına göre ayrışması gerektiği belirtildi. Araştırma üniversiteleri, eğitim odaklı üniversiteler, bölgesel kalkınma üniversiteleri ve vakıf üniversiteleri için farklılaşmış misyonlar tanımlanması gerektiği belirtildi, her kurumun kendi güçlü yönlerine göre uzmanlaşmasının teşvik edilmesi yönünde öneride bulunuldu. Ayrıca üniversite yönetimlerinde ve rektörlük pozisyonlarında objektif göstergelere dayalı olarak farklı alanlardan profesyonellerin görev almasının üniversitelere katma değer kazandıracağının altı çizildi.

Dijitalleşme ve değişen dinamiklerin eğitime olan etkisi konuşuluyorken, üniversitelerin buna kayıtsız kalmaması gerektiğinin altını çizen raporda, ders planlamalarının yapay zekâ sonrasında yeniden gözden geçirilebileceğinin altı çizildi. Bu yeni dönemi değerlendiren Dr. İpek Coşkun Armağan, "Bugünden sonra üniversitelerin tek başına bilgi üreten kurumlar olarak varlıklarını sürdürmeleri yeterli olmayacak. Çünkü bilgiye ve öğrenmeye dair yeni ihtiyaçlarımız var. Üniversitelerin artık aynı zamanda bilgiyi doğrulayan, anlamlandıran, yorumlayan ve toplumsal değere dönüştüren kurumlar hâline gelmeleri gerekecek" diye konuştu.