Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Richard Bernstein’a göre güçlü büyüme ve zayıflayan dolara rağmen atılacak bir faiz indirimi, ABD ekonomisini enflasyon riski yüksek yeni bir döneme taşıyabilir.
ABD Merkez Bankası'nın (Federal Reserve) yaklaşan faiz kararı, ekonomi çevrelerinde hararetli bir tartışma başlattı. Özellikle de güçlü büyüme verileri ve değer kaybeden dolar varken…
Richard Bernstein Advisors’ın CEO’su ve Baş Yatırım Sorumlusu Richard Bernstein, tam da bu noktaya dikkat çekiyor. Financial Times’ta kaleme aldığı yazıda, Fed’in böyle bir ortamda faiz indirmesi halinde modern Amerikan tarihinde gerçekten “benzeri görülmemiş” bir tabloyla karşı karşıya kalınabileceğini savunuyor.
Bernstein’a göre son yıllarda “benzeri görülmemiş” ifadesi biraz fazla kullanıldı. Ancak bu kez durum farklı olabilir. Çünkü ABD ekonomisinde enflasyondan arındırılmamış nominal büyüme, son çeyrekte yüzde 8’i aşarak pandemi dönemi hariç son 20 yılın en yüksek seviyelerine çıktı.
Böylesine güçlü bir büyüme ortamında faiz indirimi… Açıkçası alışılmış bir tablo değil. Bernstein, bunun geçmişte daha çok 1970’lerin enflasyonist kriz dönemlerine denk geldiğini hatırlatıyor.
Üstelik ABD Dolar Endeksi (DXY) son bir yılda yaklaşık yüzde 10 değer kaybetmiş durumda. Yani dolar zayıflarken faiz indirimi gelirse, yeni bir “zayıf dolar” rejiminin kapısı aralanabilir. Bu da ithalat fiyatlarından enflasyona kadar pek çok alanda zincirleme etki yapabilir.
Piyasada yaygın bir görüş var: Yapay zekâ verimliliği artıracak, maliyetleri düşürecek ve enflasyonu kontrol altına alacak. Ancak Bernstein bu iyimser tabloya mesafeli.
Ona göre bu yaklaşım, küreselleşmenin yavaşlaması, ticaret engelleri ve iş gücü kısıtları gibi fiyatları yukarı iten faktörleri görmezden geliyor. Evet, yapay zekâ bazı alanlarda iş gücünün yerini alabilir. Ama ABD dışında üretilen fiziksel malları üretmez. Dolar zayıfladıkça ithal ürünlerin fiyatı da yükselmeye devam eder, diyor. Yani mesele yalnızca teknoloji değil; kur, ticaret ve üretim dengesi de işin içinde.
Bernstein, bu alışılmadık ortamda yatırımcıların tek bir pazara odaklanmasının riskli olabileceğini düşünüyor. Özellikle de zayıf dolar gerçeği yeniden masadayken.
Verilere göre ABD dışı hisseler, Amerikan hisselerine kıyasla iki kat daha fazla kâr payı sunuyor: Yüzde 1,2’ye karşı yüzde 2,5. Ayrıca fiyat/kazanç oranı tarafında da tablo dikkat çekici. ABD hisseleri ortalama 26 kat FK oranıyla işlem görürken, ABD dışı piyasalar yaklaşık 18 kat seviyesinde.
Yani daha yüksek temettü, daha düşük çarpan… Buna rağmen yatırımcı ilgisi hâlâ sınırlı.
Bernstein’ın bir diğer vurgusu ise düzenli kâr payı ödeyen şirketler. Faiz değişimlerinden daha az etkilenen, istikrarlı nakit akışı sağlayan firmaların bu dönemde daha korunaklı olabileceğini söylüyor.
Enflasyonun beklentilerin üzerinde gelmesi halinde uzun vadeli tahvil faizlerinin artabileceği uyarısını da yapıyor. Böyle bir senaryoda temettü ödemeyen büyüme hisseleri daha sert darbe alabilir.