Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Enerji tüketimiyle sık sık eleştirilen Bitcoin madenciliği, ortaya çıkan atık ısının ev ve sera ısıtmasında kullanılmasıyla bambaşka bir tartışmanın kapısını aralıyor. Son dönemde bu fikir, teoriden çıkıp gerçek uygulamalara dönüşmeye başladı.
Bitcoin madenciliği denildiğinde akla genellikle yüksek elektrik tüketimi geliyor. Ancak bu sürecin kaçınılmaz bir yan ürünü olan yoğun ısı, artık farklı bir gözle değerlendiriliyor. Madencilikte kullanılan özel donanımlar, eski dizüstü bilgisayarlar ya da güçlü oyun bilgisayarları gibi ciddi miktarda ısı yayıyor. Yıllardır bu ısının “boşa gitmemesi” gerektiği konuşuluyordu. Şimdi ise bu fikir, yavaş yavaş hayata geçiyor.
Mantık aslında oldukça basit. Zaten harcanan enerjinin ortaya çıkardığı ısıyı, ev ya da sera ısıtmasında kullanmak mümkün. Üstelik işin içine Bitcoin madenciliği gelince, elde edilen gelirle ısınma maliyetlerinin bir kısmı da dengelenebiliyor. Yani fazla ısıyla başa çıkmaya çalışan veri merkezleri için sorun olan şey, bu sistemlerde avantaja dönüşüyor.
Bu yaklaşım uzun süre teorik kaldı. Ancak son aylarda hem deneysel çalışmalar hem de tüketiciye yönelik ürünler art arda duyurulmaya başladı.
Geçtiğimiz hafta CES 2026 kapsamında Superheat, Bitcoin madenciliğini geleneksel bir su ısıtıcısına entegre eden sistemini tanıttı. Cihaz, suyu ısıtırken aynı anda madencilik yapıyor. Benzer bir yaklaşımı benimseyen Heatbit ise oda ısıtmasına odaklanan bir “madenci soba” geliştiriyor.
İsviçre merkezli RY3T ve ABD’li Softwarm da işi bir adım ileri taşıyarak, tüm evi ısıtmayı hedefleyen daha büyük sistemler üzerinde çalışıyor. Yani mesele artık sadece tek bir oda değil, komple yaşam alanları.
Bu alandaki en çarpıcı örneklerden biri, madencilik devi Marathon Digital Holdings tarafından hayata geçirildi. Şirket, 2024’te Finlandiya’da 2 megavatlık bir tesisle pilot bir proje başlattı. Tesiste üretilen ısıyla, yerel su sistemi üzerinden 11 binden fazla ev ısıtıldı. Program kısa sürede genişletildi ve 2024 sonuna gelindiğinde yaklaşık 80 bin kişiye ulaşıldı.
Sistem, madencilik sırasında ısınan suyun yer altı borularıyla konutlara dağıtılması esasına dayanıyor. Açıkçası bu ölçek, fikrin sadece bireysel çözümlerle sınırlı olmadığını gösteriyor.
Bitcoin madenciliğinin ısısı yalnızca evlerde değil, soğuk iklime sahip bölgelerdeki seralarda da kullanılabiliyor. Kanada’da domates yetiştirilen bir serada başlatılan yeni bir girişim, bu yaklaşımın tarımda da işe yarayabileceğini ortaya koydu.
Daha önce Cornell Üniversitesi tarafından yapılan bir çalışma da, farklı ülkelerdeki örnekleri inceleyerek madencilikten çıkan atık ısının enerji verimliliğini artırabileceğini ve maliyetleri düşürebileceğini ortaya koymuştu. Elbette eleştiriler de var. Bitcoin karşıtları, “verimli kullanım” iddiasına rağmen madencilik için harcanan enerjinin başlı başına israf olduğunu savunuyor.
Bu tartışmaya ironik bir örnek de Hollanda’dan gelmişti. Bir dönem lalelerin yetiştirildiği seralarda Bitcoin madenciliğinden elde edilen ısının kullanılması, kripto paraların sık sık 17. yüzyılın “lale çılgınlığı”na benzetilmesini hatırlatıyor.
Tüm bu örneklere rağmen, Bitcoin madenciliğiyle ısınmanın her senaryoda mantıklı olup olmadığı hâlâ belirsiz. Madencilik, ucuz elektriğe erişimin kritik olduğu son derece özel bir sektör. Ayrıca doğal gazın çok daha ucuz olduğu bölgelerde, elektrikle çalışan bu sistemlerin cazibesi hızla azalabiliyor.
Bir de işin bakım ve risk boyutu var. Isıtıcıya entegre edilmiş bir madenci arızalanırsa, tüm ekonomik denge bir anda bozulabiliyor. Üstelik bu tür “tak-çalıştır” sistemleri geliştiren şirketler de madencilik gelirinden pay almak istiyor; bu da tüketici için beklenen tasarrufu aşağı çekiyor.