Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Sosyal medya pazarlamasında yeni bir dönem başlıyor. Yıllardır ürünlerini yüksek takipçili influencer’lar üzerinden tanıtan şirketler, artık çalışanlarını ve gerçek müşterilerini reklam kampanyalarının merkezine yerleştiriyor.
Sağlık ürünlerinden kahve zincirlerine, perakende mağazalarından finans platformlarına kadar pek çok sektörde görülen bu yeni yaklaşımda sıradan kullanıcıların deneyimleri doğrudan sosyal medya içeriğine dönüştürülüyor.
Çalışanlar mesai saatleri içinde kamera karşısına geçerek şirketin ürün ve hizmetlerini eğlenceli videolarla anlatıyor. Müşteriler ise influencer etkinliklerini andıran özel buluşmalara davet ediliyor, deneyimlerini paylaşmaları için teşvik ediliyor.
Şirketler böylece klasik reklam filmlerinin oluşturduğu mesafeli görüntüyü ortadan kaldırmayı ve tüketiciyle daha doğal bir iletişim kurmayı hedefliyor.
Yeni pazarlama modelinde sıkça kullanılan ifadelerden biri de “baddie” oldu.
Z kuşağının sosyal medya dilinde bu kelime; kendine güvenen, dikkat çekici, tarz sahibi ve güçlü kişiler için kullanılıyor. Şirketler de ürünlerinin etrafında topluluk oluşturmak amacıyla bu ifadeyi çalışanlar ve müşteriler için kullanmaya başladı.
Özellikle gençler arasında çok da ilgi çekici veya “havalı” görülmeyen ürünler, eğlenceli videolar, popüler şarkılar ve kullanıcı hikâyeleriyle yeniden anlatılıyor.
Uyku sırasında kullanılan tıbbi cihazlar gibi geleneksel reklam kampanyalarında tanıtılması zor ürünler bile dans videolarının, günlük yaşam paylaşımlarının ve kullanıcı deneyimlerinin konusu haline geliyor.
Bu içeriklerde ürünün teknik özelliklerinden çok, kullanıcının yaşamı, karşılaştığı sorunlar ve tedavi sürecindeki deneyimleri öne çıkarılıyor.

Şirketlerin bu yönteme yönelmesinin en önemli nedenlerinden biri, tüketicilerin profesyonel reklam içeriklerine karşı daha mesafeli hale gelmesi.
Yüksek bütçelerle hazırlanan reklam filmleri kusursuz görünse de kullanıcılar tarafından her zaman samimi bulunmuyor. Buna karşılık bir mağaza çalışanının telefon kamerasıyla çektiği video ya da gerçek bir müşterinin ürün deneyimini anlatması, daha güvenilir ve ulaşılabilir görülebiliyor.
Pazarlama uzmanlarına göre normal insanların yer aldığı videolar, aşırı cilalanmış reklam kampanyalarından daha yüksek etkileşim sağlayabiliyor.
Bu nedenle şirketler yalnızca dışarıdan influencer kiralamak yerine kendi çalışanlarını, müşterilerini ve kullanıcı topluluklarını içerik üretim sürecine dahil ediyor.
Bir mağaza çalışanının şirketin sunduğu hizmetleri mizahi bir dille anlattığı videolar milyonlarca kişiye ulaşabiliyor. Benzer şekilde bir sağlık cihazını kullanan kişinin yatak odasında çektiği kısa bir video, geleneksel reklam kampanyalarından çok daha fazla ilgi görebiliyor.
Çalışanların ve müşterilerin yer aldığı içerikler her ne kadar doğal görünse de bu paylaşımların arkasında çoğu zaman ayrıntılı bir pazarlama planı bulunuyor.
Şirketler özel etkinlikler düzenliyor, kullanıcılara ürünler gönderiyor, video çekim alanları oluşturuyor ve ortaya çıkan içerikleri resmi sosyal medya hesaplarında yayımlıyor.
Bazı içerik üreticileri marka iş birliklerinden veya reklam gelirlerinden para kazanırken bazı kullanıcılar yalnızca topluluğun bir parçası oldukları için içeriklerde yer alıyor.
Bu durum, reklam ile gerçek kullanıcı deneyimi arasındaki çizginin giderek belirsizleşmesine neden oluyor.
Sosyal medyada sıradan bir paylaşım gibi görünen bir video, gerçekte şirket tarafından planlanan geniş kapsamlı bir kampanyanın parçası olabiliyor.
Uzmanlar bu tür hesapları, şirketlerin kendi yönettiği ancak bir hayran topluluğu görünümü verilen sosyal medya sayfaları olarak tanımlıyor.

Şirketlerin yakalamaya çalıştığı yeni iletişim dili, pazarlama sektöründe “anti-pazarlama” olarak adlandırılıyor.
Bu yöntemde içeriğin doğrudan reklam gibi görünmemesi hedefleniyor. Profesyonel kamera çekimleri, ezberlenmiş reklam metinleri ve ünlü yüzler yerine telefonla çekilmiş kısa videolar, günlük konuşmalar ve gerçek kullanıcıların deneyimleri tercih ediliyor.
Tüketicilerin televizyon reklamlarına ve reklam panolarına eskisi kadar ilgi göstermemesi de şirketleri sosyal medyada daha doğal görünen yöntemler aramaya yöneltiyor.
Araştırmalar, özellikle genç tüketicilerin ürün satın alırken sosyal medya içeriklerinden ve internet üzerindeki tavsiyelerden önemli ölçüde etkilendiğini gösteriyor.
Ancak ücretli influencer pazarlamasının çok yaygınlaşması, bu içeriklerin de güvenilirliğinin sorgulanmasına neden oluyor. Kullanıcılar, bir ürünün gerçekten beğenildiği için mi yoksa para karşılığında mı önerildiğini ayırt etmekte zorlanabiliyor.
Şirketler de bu nedenle gerçek çalışanların ve gerçek müşterilerin daha ikna edici olabileceğini düşünüyor.
Çalışanları ve müşterileri sosyal medya yüzüne dönüştürme stratejisi her zaman beklenen sonucu vermiyor.
Bazı şirketler tarafından kurulan topluluk hesapları kısa süre içinde paylaşım yapmayı bırakırken, bazı kampanyalar yanıltıcı reklam ve gizli sponsorluk eleştirileriyle karşılaşıyor.
Özellikle finans, bahis ve sağlık gibi hassas alanlarda hazırlanan içeriklerin reklam olduğunun açık biçimde belirtilmemesi tartışmalara neden olabiliyor.
Uzmanlara göre şirketler, doğal görünmeye çalışırken tüketiciyi yanıltmamalı. İçeriğin şirket tarafından desteklendiği veya yönlendirildiği açık şekilde belirtilmeli.
Aksi halde samimiyet amacıyla başlatılan kampanyalar, markaya duyulan güvenin azalmasına yol açabiliyor.
Yeni pazarlama modelinin hedefi yalnızca ürün satmak değil. Şirketler aynı ürünü kullanan kişileri bir araya getirerek güçlü topluluklar kurmaya da çalışıyor.
Özellikle sağlık sorunlarıyla ilgili ürünlerde kullanıcıların deneyimlerini paylaşması, hastalıkların ve tedavi yöntemlerinin daha açık konuşulmasını sağlayabiliyor.
Uyku apnesi gibi bazı rahatsızlıklarda hastalar, kullandıkları cihaz nedeniyle utanabildiklerini veya sosyal çevrelerinden olumsuz tepki görmekten çekindiklerini belirtiyor.
Sosyal medyada yayımlanan olumlu ve eğlenceli içerikler ise cihaz kullanımının normalleşmesine katkıda bulunabiliyor.
Bazı kullanıcıların paylaştığı videoların milyonlarca kez izlenmesi, bu tür konularda büyük bir sessizliğin bulunduğunu ve insanların gerçek deneyimlere ilgi gösterdiğini ortaya koyuyor.
Şirketler de kullanıcıların oluşturduğu bu ilgiyi marka bağlılığına dönüştürmeye çalışıyor.

INFLUENCER DÖNEMİ SONA MI ERİYOR?
Profesyonel influencer pazarlamasının tamamen sona ermesi beklenmiyor. Ancak şirketlerin reklam stratejilerinde önemli bir değişim yaşandığı görülüyor.
Her marka, yüksek takipçili influencer’ların tanıtmak isteyeceği dikkat çekici ürünlere sahip değil. Ayrıca influencer iş birliklerinin maliyetleri artarken bu kampanyaların satışlara ne kadar katkı sağladığını ölçmek de zorlaşıyor.
Bu nedenle şirketler daha düşük maliyetli, uzun vadeli ve güvenilir görünen marka elçilerine yöneliyor.
Yeni dönemde bir şirketin reklam yüzü milyonlarca takipçisi bulunan bir sosyal medya yıldızı değil; mağazada çalışan bir personel, ürünü her gün kullanan bir müşteri veya deneyimlerini paylaşan sıradan bir kullanıcı olabiliyor.