Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Orta Doğu’da bir aydır devam eden çatışma ortamı, küresel piyasalarda da derin iz bıraktı. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, Tahran’ın karşı hamleleri ve giderek büyüyen bölgesel kriz, yatırımcı tarafında ciddi bir tedirginlik yaptı.
28 Şubat’ta başlayan ve 30 Mart’a kadar uzanan süreçte küresel borsaların toplam piyasa değeri 157,5 trilyon dolardan 143,5 trilyon dolara indi. Ortaya çıkan yaklaşık 14 trilyon dolarlık kayıp, doğrusu birçok büyük ekonominin yıllık milli gelirini aşacak ölçekte.
Piyasalarda en sert düşüşlerden biri Güney Kore’de yaşandı. Kospi endeksi yüzde 16,8 gerilerken, Japonya’da Nikkei 225 yüzde 12 düştü. Avrupa tarafında da tablo pek parlak değil.
Almanya’da DAX 40 yüzde 10,7, Fransa’da CAC 40 yüzde 9,4 değer kaybetti. İspanya’da IBEX 35 ve İtalya’da FTSE MIB 30’da da belirgin düşüşler görüldü. İngiltere’de FTSE 100 endeksi de satış baskısından kaçamadı.
Asya’da Çin’in Şanghay bileşik endeksi yüzde 6, Hong Kong’un Hang Seng endeksi ise yüzde 7,4 geriledi. ABD borsalarında da benzer bir görünüm vardı. S&P 500 yüzde 7,7, Nasdaq yüzde 8,2, Dow Jones ise yüzde 7,6 düştü. Piyasalardaki korku seviyesini ölçen VIX endeksi de yaklaşık yüzde 46 yükselerek 31,3 seviyesine çıktı.
Jeopolitik gelişmelere ilişkin çelişkili açıklamalar, piyasalarda yön bulmayı daha da zorlaştırdı. Belirsizlik arttıkça risk iştahı zayıfladı, enerji fiyatlarındaki yükseliş ise enflasyon kaygılarını yeniden ön plana taşıdı.
Bu tablo, merkez bankalarına dair beklentileri de değiştirdi. Bir süredir öne çıkan faiz indirimi beklentileri yerini daha temkinli, hatta daha sıkı bir para politikası ihtimaline bıraktı. Özellikle ABD Merkez Bankası için faizlerin bu yıl sabit tutulabileceği görüşü güç kazanırken, olası bir faiz artışı senaryosu da masada kalmayı sürdürdü.
Enflasyonda kalıcılığa işaret eden verilerle enerji maliyetlerindeki artış birleşince, gevşeme beklentileri biraz daha ötelenmiş oldu.
Satış dalgası yalnızca hisse senetleriyle sınırlı kalmadı. Tahvil piyasalarında da baskı belirgin şekilde hissedildi. ABD 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,48 seviyesine çıkarak son ayların en yüksek düzeyini test etti.
Avrupa’da da benzer bir tablo öne çıktı. Almanya, Fransa ve İngiltere’de 10 yıllık tahvil getirileri son 10 ila 15 yılın zirvelerine tırmandı. Artan enerji maliyetlerinin enflasyonu yukarı çekebileceği beklentisi, Avrupa Merkez Bankası’nın yıl sonuna kadar faiz artırabileceği yönündeki fiyatlamaları da güçlendirdi.
Asya cephesinde dikkat çeken noktalardan biri Çin oldu. Japonya’da para politikasının sıkılaşabileceğine yönelik beklentiler öne çıkarken, Çin tahvilleri diğer piyasalardan ayrıştı.
Çin’de 10 yıllık tahvil faizlerinin görece yatay seyretmesinde, deflasyon riski ve merkez bankasının sıkılaşmadan kaçınacağına yönelik beklentiler etkili oldu. Yani bölgede aynı baskı her ülkeye aynı şekilde yansımadı.
Fed Başkanı Jerome Powell da yaptığı açıklamalarda, Orta Doğu’daki gelişmelerin özellikle enerji fiyatları üzerinden etkili olabileceğini söyledi. Ancak Powell, para politikasının bu tür arz şoklarına sınırlı ölçüde tepki verebildiğini vurguladı.
Mevcut politika duruşunun gelişmeleri takip etmek açısından uygun olduğunu belirten Powell, enerji kaynaklı şokların genellikle geçici olduğuna dikkat çekti.