Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Susam tanesi büyüklüğündeki bir böcek, binlerce hatta yüz binlerce ağacın sonunu getirebilecek kadar büyük bir tehdide dönüşmüş durumda. Güneydoğu Asya kökenli “Euwallacea fornicatus”, diğer adıyla “Çok Yönlü Delik Açan Böcek”, artık Antarktika dışında dünyanın bütün kıtalarında görülüyor. Küçücük boyutuna rağmen verdiği zarar ise hiç de küçük değil. Böcek, yaklaşık 680 farklı ağaç türünü tehdit ediyor ve yayıldığı bölgelerde hem ekolojik hem de ekonomik açıdan ciddi bir yük oluşturuyor.
Euwallacea fornicatus'un tehlikesi yalnızca ağaçların içine girip beslenmesinden kaynaklanmıyor. Dişi böcek, ağacın gövdesinde küçük delikler açarak kendisine üreme alanı oluşturuyor. Asıl sorun da işte burada başlıyor. Böcek, beraberinde taşıdığı bir mantarı ağacın içine bırakıyor. Zaman içinde çoğalan bu mantar, ağacın damar dokularını tıkıyor. Böylece su ve besin maddeleri ağacın diğer bölümlerine ulaşamaz hale geliyor.
Fusarium kuruması olarak adlandırılan bu süreçte ağaç, adeta uzun süre susuz kalmış gibi güçten düşüyor. Sonunda da ölebiliyor. Ağacın ne kadar sürede tamamen kuruduğu türe göre değişiyor ancak bazı ağaçlarda bu süreç bir yıldan daha kısa sürebiliyor.
Böceğin kıtalar arasında bu kadar kolay yayılmasının iki önemli nedeni var. Bunlardan ilki oldukça küçük olması.
Odun yığınlarının, ahşap ürünlerin veya ambalaj malzemelerinin arasında bulunan böceği fark etmek neredeyse imkânsız. Bu nedenle ülkeler arasında taşınan ürünlerle birlikte sınırları sessizce aşabiliyor. İkinci önemli özellik ise çoğalma biçimi. Dişi böcekler, erkek olmadan döllenmemiş yumurtalar bırakabiliyor. Bu yumurtalardan çıkan erkeklerle daha sonra çiftleşen dişi, yeni bir koloni oluşturabiliyor.
Böcek bir ağaca yerleştikten sonra onu kurtarmak çoğu zaman mümkün olmuyor. İstilanın çevredeki sağlıklı ağaçlara sıçramasını önlemek için enfekte olan veya tamamen kuruyan ağaçların kesilerek imha edilmesi gerekiyor.
Bu yöntem yayılmayı sınırlamak için gerekli olsa da maliyeti oldukça yüksek. İstilacı türün en fazla zarar verdiği ülkelerin başında Güney Afrika geliyor. Ülkedeki şehirlerde bulunan 225 milyon ağacın en az 65 milyonunun kaldırılması gerekebileceği tahmin ediliyor. Yapılan hesaplamalara göre bunun Güney Afrika ekonomisine yaklaşık 20 milyar dolar yük getirebileceği belirtiliyor. Üstelik maliyet sadece ağaç kaybından ibaret değil. Ağaçların kesilmesi, taşınması, imha edilmesi ve şehir altyapısının yeniden düzenlenmesi de ciddi iş gücü ve para gerektiriyor.
Bu tablo dünya geneline yayıldığında, Euwallacea fornicatus'un küresel ekonomiye maliyetinin yüz milyarlarca doları bulabileceği değerlendiriliyor.
Euwallacea fornicatus ile mücadelede en kritik noktalardan biri erken müdahale. Çünkü böcek açık alanlara yayıldıktan sonra tamamen ortadan kaldırılması son derece güç hale geliyor. Almanya ve Hollanda, istilanın sera ve botanik bahçeleriyle sınırlı kaldığı bazı vakalarda hızlı müdahaleyle böceğin yayılmasını durdurmayı başardı.
Ancak her ülkede tablo bu kadar olumlu değil. Avustralya'nın Perth kentinde 2021 yılında tespit edilen böceği yok etmek için yıllardır kapsamlı çalışmalar yürütülüyor. Buna rağmen istilanın ilerlemesinin tamamen önüne geçilebilmiş değil.
Araştırmacılar, böceğe karşı hem kimyasal hem de biyolojik mücadele yöntemleri üzerinde çalışıyor. Güney Afrika'da bazı parazit yaban arıları, akarlar ve nematodların istilacı türe karşı kullanılıp kullanılamayacağı araştırılıyor. Laboratuvar çalışmalarında umut veren sonuçlar elde edilse de bu yöntemlerin doğal ekosistemlerde aynı başarıyı göstereceğinin garantisi yok. Üstelik biyolojik mücadelede başka bir risk daha bulunuyor. Yanlış seçilen veya kontrolsüz biçimde doğaya bırakılan bir türün, zamanla kendisinin de istilacı hale gelmesi mümkün.
İstilacı böcek son yıllarda Türkiye'de de görülmeye başlandı.
Euwallacea fornicatus, Türkiye'de ilk olarak 2024 yılında İstanbul-Eminönü'ndeki ağaçlarda tespit edildi. Türün varlığı hem morfolojik incelemeler hem de DNA analizleriyle doğrulandı. Şimdilik istilanın ülke genelinde yaygın olmadığı belirtiliyor. Avrupa ve Akdeniz Bitki Koruma Örgütü, Türkiye'deki durumu “mevcut, yaygın değil ve resmi denetim altında” şeklinde listeliyor.