Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Dünya, son yılların en sert sarsıntılarından biriyle karşı karşıya. ABD, İsrail ve İran arasında yaşanan savaşın etkileri artık sadece cepheyle sınırlı değil. Enerji piyasalarından ekonomiye, hatta toplumsal dengelere kadar uzanan geniş bir krizin ayak sesleri daha net duyuluyor.
BBC yazarı Alesey Kalmikov’un değerlendirmelerine göre bu kriz, kısa sürede geçip gidecek türden değil. Aksine, yıllarca etkisini hissettirecek bir dönemin başlangıcı olabilir.
Savaşın başlamasının üzerinden yaklaşık bir buçuk ay geçti. Ancak asıl etkiler şimdi ortaya çıkıyor. Basra Körfezi’nden çıkan petrolün piyasaya ulaşması zaten haftalar sürerken, Hürmüz Boğazı’nın bu süreçte fiilen kapalı kalması ciddi bir arz sıkıntısını beraberinde getirdi.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol’un sözleri durumu özetliyor: Nisan ayının, marttan çok daha zor geçmesi bekleniyor. Hatta en temkinli senaryolarda bile arz açığının iki katına çıkabileceği ifade ediliyor.
Bu tablo ne anlama geliyor? Açıkçası, daha yüksek fiyatlar ve yavaşlayan ekonomik büyüme. Bazı ülkelerde enerji tüketiminin kısıtlanması bile gündeme gelebilir.
Savaş öncesinde dünya, özellikle Avrupa, doğalgazda daha dengeli bir yapıya geçmeye çalışıyordu. Ancak çatışmalar bu planları altüst etti.
Küresel LNG arzının yaklaşık yüzde 21’ini karşılayan Katar’ın kapasitesinde yaşanan kayıplar ve ertelenen yatırımlar, fiyatların uzun süre yüksek kalabileceğini gösteriyor. Yani enerji faturaları kısa vadede düşecek gibi görünmüyor.
Savaşın en ağır sonuçlarından biri de enerji altyapısında yaşanan yıkım oldu. Ortadoğu genelinde 40’tan fazla petrol ve doğalgaz tesisi zarar gördü.
Özellikle Katar’daki Ras Laffan tesisinde yaşanan hasar dikkat çekici. Dünyanın en büyük LNG tesislerinden birinin yüzde 17’si devre dışı kaldı. Üstelik bu hasarın onarımı için 3 ila 5 yıl gibi uzun bir süre gerekiyor.
İran, Irak, Kuveyt ve BAE’deki tesislerde de durum farklı değil. Yani üretimin eski seviyesine dönmesi kısa sürede mümkün olmayacak.
Savaş, ülkelerin önceliklerini de değiştirdi. Daha fazla üretim için ayrılan bütçeler artık savunma harcamalarına kayıyor.
Bu durum, enerji arzını artıracak yatırımların gecikmesine neden oluyor. Sonuç? Hem üretim sınırlı kalıyor hem de maliyetler artıyor. Doğal olarak bu yük, doğrudan tüketicilere yansıyor.
Dünya günde yaklaşık 105 milyon varil petrol tüketiyor. Ancak savaş nedeniyle günlük 10-12 milyon varillik arz kesintiye uğradı.
Bu açığı kapatmak için stratejik rezervlerden 400 milyon varil petrol kullanıldı. Fakat bu geçici bir çözüm. Rezervlerin yeniden doldurulması gerekecek ve bu da fiyatları daha da yukarı çekebilir.
En dikkat çeken noktalardan biri ise savaşın henüz bitmemiş olması. Taraflardan gelen açıklamalar, gerilimin her an yeniden tırmanabileceğini gösteriyor.
Bu da sadece enerji fiyatlarını değil, taşımacılık, sigorta ve tedarik zincirlerini de doğrudan etkiliyor. Kısacası riskler azalmış değil, tam tersine daha karmaşık hale gelmiş durumda.
Fatih Birol’un uyarısı ise oldukça çarpıcı: Yetkililerin krizin boyutunu yeterince ciddiye almadığını söylüyor ve ekliyor: “Tarihin en büyük enerji krizine giriyoruz."