Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
İsrail-İran-ABD arasında 28 Şubat'ta başlayan savaş Orta Doğu’yu ateşe sürükledi. Savaşın 4. gününde Washıngton ve Tahran hattında gerilim sürerken İran, Suudi Arabistan ve BAE’de ABD noktalarını hedef aldı. İsrail ise Lübnan’da İran destek noktalarına saldırdı.

ABD ve İsrail’in İran’da okul ve hastanelere saldırması kamuoyunda büyük tepki gördü. TGRT Haber canlı yayınında savaşın hukuksal boyutu ele alındı.

Mustafi Amiral Cihat Yaycı, Taksim Meydanı programında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2/4 ve 51. maddeleri üzerinden değerlendirdi. Nükleer tesislerin daha önce “yok edildiği” yönündeki açıklamalar ile son gelişmeler arasındaki çelişkiye dikkat çeken Yaycı, meşru müdafaa şartının oluşmadığını savundu.

İşte Cihat Yaycı’nın açıklamaları:
BM şartlarının 2. maddesinin 4. fıkrasında silahla yönetim değiştirememe yani bir devlet başka bir devlete saldıramaz. Bunun tek istisnası BM’nin 51. maddesindeki meşru müdaafa yani saldırı olursa BM’ye bildirimde bulunulur sonra saldırılır. 3. istisna BM’nin izniyle yapılan harekat vardır. Bunların hiçbiri bu savaşta yok. Sayın cumhurbaşkanının ifadesi; dünya beşten büyüktür çok önemli. Viyana sözleşmesi de ihlal edildi. Sözleşmede diplomasi ve diplomatlara dokunulmazlık vardır. Arakçi, anlaşma yapıldı derken Hamaney ekibini topladığında saldırı yapıldı. Bu toplantıların zaman kazanmak olduğunu bizzat Netanyahu açıklamıştı. Kesinlikle uluslararası hukukta yeri yoktur.

Önleyici vuruşun çatışma hukukunda karşılığı yoktur. Saldırı tarihinin aylar önce söylenmesi kulaklara küpe olmalı. Okul ve hastanelerin vurulma konusu var. Silahlı çatışma hukukunda askeri hedefle sivilleri ayırırsın ama burada hiçbiri ayrılmadan saldırı yapıldı. Bir çatışma yapılırken medya birimi kurulur. Bazı gazeteci arkadaşlar harp oyunlarına katılmıştır. Bu arkadaşlar iç ve dış kamuoyuna bilgi aktarır. Dünyanın modern ordularında medya birimleri doktrin edilir.