Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Hayatımızı kolaylaştıran akıllı telefonların iş hayatının ayrılmaz bir parçası haline gelmesiyle birlikte çalışanların günlük hayatta yaptığı bazı davranışlar ciddi hukuki riskler doğurabiliyor. Özellikle iş yerinde mesai arkadaşlarının fotoğraf veya videolarını izinsiz çekmek, ekran görüntülerini paylaşmak, kurum içi yazışmaları üçüncü kişilere göndermek ya da sosyal medyada paylaşım yapmak sanıldığı kadar masum olmayabiliyor. Yargıtay'ın emsal niteliğindeki son kararı da bu gerçeği bir kez daha ortaya koydu.

Gece nöbeti sırasında uyuyan mesai arkadaşının fotoğrafını çekerek amirine gönderen bir çalışanın eyleminin, 'görüntü ve seslerin kaydedilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal' ve 'görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal' olarak iki ayrı suçtan değerlendirilmesi dikkat çekti.
Yargıtay'ın çalışanları doğrudan ilgilendiren emsal niteliğindeki kararı, iş yerinde sıkça yapılan bazı davranışların hangi durumlarda suç teşkil edebileceği sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er'in sorularını cevaplayan Adli Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, çalışanların farkında olmadan işleyebileceği dijital ihlalleri, kişisel verilerin korunması kapsamında doğabilecek riskleri ve iş yerinde dikkat edilmesi gereken hukuki sınırları açıkladı.
Prof. Kırık, çalışanların iş arkadaşlarının fotoğraflarını izinsiz çekmek, kurum içi yazışmaların ekran görüntülerini paylaşmak, başkalarına ait kişisel bilgileri gruplarda yayınlamak, şirket sistemlerinden alınan belgeleri yetkisiz kişilerle paylaşmak ve kurum içi toplantıları izinsiz kaydetmek gibi eylemlerinin cezai yaptırımlara yol açabileceğini belirtti.
Kural ihlalini belgelemek amacıyla olsa dahi izinsiz fotoğraf ve video çekilmemesi gerektiğine vurgu yapan Kırık, silinen verilerin bile adli bilişim yöntemleriyle tespit edildiğini açıkladı.

Uyuyan çalışanın fotoğrafının çekilmesinin iki ayrı suç teşkil ettiğinin altını çizen Prof. Dr. Ali Murat Kırık, şu sözleri kullandı:
''İş yerinde mola sırasında uyuyan bir çalışanın fotoğrafını çekme olayında iyi niyetle hareket edilmiş olabileceği düşünülse de hukuk açısından sonuç farklı olabiliyor. Bir çalışanın bilgisi ve rızası olmadan fotoğrafının çekilmesi, özellikle kişinin özel alanına ilişkin bir görüntüyse, Türk Ceza Kanunu kapsamında özel hayatın gizliliğinin ihlali olarak değerlendirilebiliyor. Yargıtay’ın son kararında da görüldüğü üzere, kişinin uyurken görüntüsünün kaydedilmesi başlı başına bir suç olarak kabul edildi. Bu görüntünün daha sonra amire gönderilmesi ise ayrı bir hukuki sorumluluk doğuruyor. Dolayısıyla kişi hem görüntüyü kaydetme hem de üçüncü bir kişiye göndererek paylaşma nedeniyle iki farklı suçlamayla karşı karşıya kalabiliyor.''
Yargıtay'ın bu kararla çalışanlara çok net bir mesaj verdiğini ifade eden Prof. Dr. Kırık, kişisel cep telefonları ile kurumsal güvenlik sistemleri arasındaki keskin çizgiyi şu sözlerle anlattı:
''Yargıtay'ın bu kararı çalışanlara “iyi niyetli olduğunu düşünmek hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmaz” mesajı veriyor. Çünkü hukuk açısından önce görüntünün izinsiz şekilde kaydedilmesi ayrı bir eylem, sonrasında başka bir kişiye gönderilmesi ise ayrı bir eylem olarak değerlendiriliyor. Pek compliments kişi sosyal medyada paylaşmadığı sürece sorun olmayacağını düşünebilir ancak Yargıtay, görüntünün yetkisiz bir üçüncü kişiye gönderilmesini de ifşa kapsamında değerlendirebiliyor. Güvenlik kamerası görüntüleri ise farklıdır. Çünkü güvenlik kameraları önceden duyurulmuş, belirli amaçlarla kullanılan ve kurumsal kayıt sistemleridir. Buna karşılık bir çalışanın cep telefonu ile gizlice fotoğraf çekmesi kişisel ve izinsiz bir kayıt işlemi olarak değerlendirilir.''

İş yerinde çekilen her kare ya da kayda alınan her anın otomatik olarak 'özel hayat' sınırlarına dahil edilmediğini ifade eden Kırık, yargılama sürecindeki kriterleri şöyle özetledi:
''İş yerinde çekilen her görüntü otomatik olarak özel hayat kapsamında kabul edilmez. Burada önemli olan görüntünün içeriği, çekildiği ortam ve kişinin mahremiyet beklentisidir. Örneğin; bir fabrikanın üretim alanında çekilen genel görüntüler ile bir çalışanın dinlenme anı, sağlık durumu, kişisel eşyaları veya özel davranışlarını gösteren görüntüler aynı şekilde değerlendirilmez. Mahkemeler olayın özelliklerine göre kişinin özel hayatına ilişkin bir unsur bulunup bulunmadığını inceleyerek karar verir. Bu nedenle iş yeri sınırları içinde olmak, görüntünün otomatik olarak herkese açık olduğu anlamına gelmez.''

Şirket içinde bir usulsüzlük veya kural ihlali tespit edildiğinde, çalışanların kendi imkanlarıyla 'dijital dedektiflik' yapmaya kalkışmasının büyük bir hata olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ali Murat Kırık, izlenmesi gereken doğru prosedürleri ve doğabilecek ağır sonuçları şu uyarılarla açıkladı:
''Çalışanların en sık yaptığı hatalar arasında iş arkadaşlarının fotoğraflarını izinsiz çekmek, kurum içi yazışmaların ekran görüntülerini paylaşmak, başkalarına ait kişisel bilgileri gruplarda yayınlamak, şirket sistemlerinden alınan belgeleri yetkisiz kişilerle paylaşmak ve kurum içi toplantıları izinsiz kaydetmek yer alıyor. Özellikle cep telefonlarının yaygınlaşmasıyla birlikte birçok kişi bu davranışları sıradan görse de bunlar kişisel verilerin korunması, haberleşmenin gizliliği veya özel hayatın gizliliği kapsamında hukuki sorunlara yol açabiliyor. En önemli uyarı, iş yerinde yaşanan bir kural ihlalini belgelemek amacıyla bile olsa çalışanların birbirlerinin fotoğrafını veya videosunu izinsiz şekilde çekmemeleridir. Bir sorun veya disiplin ihlali tespit edildiğinde bunun kurumsal prosedürler üzerinden bildirilmesi gerekir. Çalışanlar, yöneticiler ve amirler dijital delil toplama konusunda bireysel hareket etmek yerine kurumun insan kaynakları veya hukuk birimlerinin belirlediği yöntemleri takip etmelidir. Aksi halde iyi niyetle yapıldığı düşünülen bir davranış ceza davasına dönüşebilir. İş arkadaşının bilgisayar ekranını, maaş bordrosunu ya da özel yazışmalarını fotoğraflayıp paylaşmak gibi bu tür davranışlar olayın niteliğine göre birden fazla suçun oluşmasına neden olabilir. Maaş bilgileri, kimlik bilgileri, iletişim bilgileri ve özel yazışmalar kişisel veri niteliği taşır. Bunların izinsiz şekilde görüntülenmesi, kaydedilmesi veya paylaşılması kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi ve yayılması suçlarını gündeme getirebilir. Ayrıca özel yazışmaların paylaşılması haberleşmenin gizliliğinin ihlali kapsamında da değerlendirilebilir. Kurumsal açıdan ise iş sözleşmesinin feshi dahil ciddi disiplin yaptırımları söz konusu olabilir.''

Mevzu bahis iş hayatı olduğunda, 'biz kendi aramızda eğleniyorduk' savunmasının hukuk karşısında hiçbir geçerliliği bulunmuyor. Ofis içi mizahın siber zorbalık veya hakaret suçuna evrilebileceğine dikkat çeken Kırık, şu detayları paylaştı:
''Birçok kişi şaka amacıyla arkadaşının fotoğrafını paylaşmanın veya bir çalışanı küçük düşürecek içerikleri grup sohbetlerinde yayınlamanın suç oluşturabileceğini bilmiyor. Ancak bu tür paylaşımlar hakaret, kişisel verilerin hukuka aykırı paylaşılması, özel hayatın gizliliğinin ihlali veya hatta siber zorbalık kapsamında değerlendirilebiliyor. Şikayet amacıyla yapılan paylaşımlarda da ölçülülük önemlidir. Bir sorunu bildirmek için gerekli olmayan kişisel bilgilerin veya görüntülerin paylaşılması hukuki sorumluluk doğurabilir.''

Kurum içi WhatsApp gruplarında yapılan paylaşımların gerektiğinde mahkemelerde delil olarak kullanılabildiğini söyleyen Kırık, şu sözleri kullandı:
''WhatsApp grupları tamamen özel ve dokunulmaz alanlar değildir. Mahkemeler gerekli gördüğünde ve hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması şartıyla bu yazışmaları delil olarak değerlendirebilir. Özellikle tehdit, hakaret, mobbing, bilgi sızdırma veya kişisel veri ihlali gibi durumlarda grup yazışmaları dava dosyalarına girebilmektedir. Bu nedenle çalışanların kurum içi mesajlaşma gruplarında yaptıkları paylaşımların bir gün hukuki incelemeye konu olabileceğini unutmamaları gerekir.''

Online ya da fiziki ortamda gerçekleştirilen şirket içi toplantıların izinsiz kaydedilmesi konusuna da açıklık getiren Prof. Dr. Kırık, hukukun kabul ettiği istisnai sınırları şu şekilde aktardı:
''Bir kişinin bilgisi ve rızası olmadan ses veya görüntü kaydının alınması genel olarak hukuki risk taşır. Özellikle toplantıların gizlice kaydedilmesi ve daha sonra paylaşılması ceza sorumluluğu doğurabilir. Ancak bazı istisnai durumlarda kişi kendisine karşı işlenen bir hukuka aykırılığı başka şekilde ispatlama imkanı bulamıyorsa ve haklarını korumak amacıyla kayıt almışsa, mahkemeler bu kayıtları delil olarak değerlendirebilmektedir. Yine de bunun sınırları oldukça dar olup her olay kendi koşulları içinde incelenmektedir.''

Günümüzde silinen verilerin dahi adli bilişim yöntemleriyle tespit edildiğini belirten Prof. Ali Murat Kırık, şunları dedi:
''Adli bilişim incelemelerinde fotoğrafın oluşturulma tarihi, cihaz bilgileri, konum verileri, dosya meta verileri, mesajlaşma kayıtları, bulut yedekleri, telefon imajları ve uygulama logları detaylı şekilde analiz edilir. Bir fotoğrafın hangi cihazla çekildiği, hangi uygulama üzerinden gönderildiği, gönderim zamanı ve alıcı bilgileri teknik incelemelerle büyük ölçüde ortaya çıkarılabilmektedir. Ayrıca WhatsApp, e-posta, SMS kayıtları ve sunucu logları da olayın aydınlatılmasında önemli rol oynar. Günümüzde dijital ortamda bırakılan izler oldukça fazladır ve silinmiş olduğu düşünülen birçok veri dahi adli bilişim yöntemleriyle tespit edilebilmektedir.''
