Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Okulların açılmasına sayılı günler kala öğrenciler ve veliler için yeni eğitim yılı heyecanı başladı. Anaokulu ve 1. sınıfa başlayacak öğrenciler ise okula uyum ve oryantasyon programı kapsamında diğer öğrencilerden bir hafta önce ders başı yaptı.
Özellikle ilk kez okul deneyimi yaşayacak çocuklar için bu süreç, yeni bir ortam, öğretmen ve arkadaş çevresine alışma açısından kritik önem taşıyor. Bu nedenle okulun ilk günlerinde yaşanan ağlama, ebeveynden ayrılmak istememe, okula gitmeyi reddetme ve yoğun kaygı gibi tepkiler aileleri endişelendirebiliyor.
Ancak uzmanlara göre her okul kaygısı, psikolojik bir sorun ya da okul fobisi anlamına gelmiyor. Çocuğun verdiği tepkinin ne kadar sürdüğü, zaman içerisinde azalıp azalmadığı ve günlük yaşamını ne ölçüde etkilediği kritik önem taşıyor.

Öte yandan yeni eğitim döneminin dikkat edilmesi gereken başlıklarından biri de akran zorbalığı. Dışlanma, alay edilme, arkadaş grubuna alınmama, eşyaların zarar görmesi veya 'şaka' adı altında tekrarlanan rahatsız edici davranışlar çocukların psikolojisini ve okul hayatını olumsuz etkileyebiliyor. Üstelik zorbalığa maruz kalan çocuklar yaşadıklarını her zaman ailelerine anlatmıyor.
Peki, çocuklarda okul kaygısı ne zaman normal, ne zaman alarm işareti? Okul fobisi nasıl anlaşılır? Okula gitmek istemeyen çocuğa nasıl yaklaşılmalı? Akran zorbalığının belirtileri neler? Ebeveynler ne zaman müdahale etmeli? Siber zorbalık çocukları nasıl etkiliyor?
Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er, çocukların okula uyum süreci, okul kaygısı, okul fobisi, akran zorbalığı ve siber zorbalık konusunda merak edilenleri Psikolojik Danışman ve Psikoterapist Mehtap Kayaoğlu'na sordu.
Kayaoğlu, özellikle okulun ilk günlerinde çocukların davranışlarının dikkatle gözlemlenmesi gerektiğini belirterek, ailelerin kaygıyı artırmadan süreci yönetmesinin önemine dikkat çekti.

Anaokulu ve 1. sınıf öğrencilerinin okula diğer öğrencilerden önce başlamasını değerlendiren Kayaoğlu, erken başlangıcın çocukların okula uyum sürecini kolaylaştırabileceğini ifade etti:
''Doğru değerlendirildiğinde okula erken başlangıç uyumu kolaylaştırabilir. Çünkü özellikle anaokulu ve 1. sınıf çocukları için okul; yalnızca yeni bir bina değil, yeni insanlar, yeni kurallar, yeni bir düzen ve ebeveynden ilk ciddi ayrışma deneyimidir. Bir hafta erken başlamak çocuğa kalabalık ve yoğunluk artmadan okulu tanıma fırsatı verir. Sınıfını, öğretmenini, tuvaleti, yemek alanını, bahçeyi ve okulun günlük akışını öğrenir. Bunun psikolojik açıdan önemli bir başka tarafı da belirsizliğin azalmasıdır. Çocuk neyle karşılaşacağını bilmediğinde kaygısı artabilir. Tanıdığı bir ortamda, daha az öğrenciyle ve daha sakin bir başlangıç yapmak ise “Burası nasıl bir yer?” sorusunun cevabını daha güvenli biçimde oluşturmasına yardımcı olur.''

Özellikle okulun ilk günlerinde çocukların ağlaması ve okula gitmek istememesinin tek başına psikolojik bir sorun olarak yorumlanmaması gerektiğini belirten Mehtap Kayaoğlu, önemli olanın sürecin nasıl ilerlediği olduğunu söyledi:
''Özellikle anaokulu ve 1. sınıfta çocuk için okul, aynı anda birçok yenilik demektir: yeni bir ortam, yeni yetişkinler, yeni arkadaşlar, yeni kurallar ve ebeveynden ayrılma. Bu nedenle ilk günlerde ağlamak, anne-babanın peşinden gitmek istemek, “Okula gitmeyeceğim.” demek ya da ayrılık sırasında yoğun tepki göstermek tek başına bir psikolojik sorun anlamına gelmez. Burada önemli olan çocuğun ağlayıp ağlamaması değil, zaman içinde ne olduğudur. Çocuk birkaç gün veya hafta içinde yavaş yavaş sakinleşiyor, öğretmeniyle ilişki kuruyor, sınıfa katılıyor ve okul sonrasında eski haline dönüyorsa bu çoğunlukla doğal bir uyum sürecidir. 15 gün içinde normale dönmesini bekleriz. Aile kaygıyı büyütmemeli, vedayı uzatmamalı ve tatlı bir kararlılıkta olmalıdır. Anne babayı sakin gören çocuk sakinleşir. Süreç uzarsa ayrılma kaygısı için birkaç seans psikolojik danışmanlık hizmeti çok işe yarıyor.''

Okul kaygısı ve okul fobisinin ortaya çıkmasında çocukların karakter özelliklerinin yanı sıra aile tutumlarının da etkili olabileceğine dikkat çeken Kayaoğlu, özellikle bazı çocuklarda okul reddinin görülebileceğini belirtti:
''Aslında mükemmeliyetçi ve çok koruyucu aile çocuklarında, obsesif çocuklarda, kaygıya yatkın çocuklarda daha fazla görüyoruz. Ayrıca evde fazlasıyla hür olan ve kural tanımak istemeyen çocuklarda da okul reddi oluşabiliyor. Çocuğun bilinçdışı kaygısını yatıştırmadan, yüzeysel yapılan zorlamalar, müdahaleler, azarlamalar vb. kaygıyı artırıyor.''

Okul çağındaki çocuklarda akran zorbalığının her zaman doğrudan anlatılmayabileceğine dikkat çeken Mehtap Kayaoğlu, ailelerin çocuklarının davranışlarındaki değişimleri yakından takip etmesi gerektiğini söyledi:
''Akran zorbalığı her zaman çocuğun anlattığı bir olay olarak gelmez; çoğu zaman davranış değişikliğiyle fark edilir. En önemli işaretler: Okula gitmek istememe, arkadaşlardan uzaklaşma, içe kapanma, ani öfke veya ağlama, uyku/iştah değişiklikleri, sık fiziksel yakınmalar (karın ağrısı, baş ağrısı), eşyalarının kaybolması/zarar görmesi ve akademik performansta düşüş. Özellikle bu belirtiler tekrarlıyor ve okul günleriyle belirgin biçimde ilişkiliyse, zorbalık açısından mutlaka araştırılmalıdır.''

Kayaoğlu, zorbalığın ayırt edilmesinde çocuğun yaşadığı duygunun ve davranışın tekrarlanmasının önemli olduğunu vurguladı:
''Şaka varsa ortada herkes gülmelidir. Herkes gülmüyorsa şaka değildir. Sınır, “şaka” denilen davranışın çocuk üzerindeki etkisi ve tekrarlanıp tekrarlanmadığıyla belirlenir. Çocuk gülmüyor, rahatsız oluyor, kendini savunamıyor ve davranış ısrarla tekrarlanıyorsa, bu artık şaka olmaktan çıkar; dışlama veya zorbalık olabilir. Özellikle güç dengesizliği varsa zorbalık ihtimali güçlenir.''
Mehtap Kayaoğlu, zorbalığa maruz kalan çocuklarda özgüven kaybı, içe kapanma, okula gitmek istememe ve ders başarısında düşüş gibi belirtilerin ortaya çıkabileceğine dikkat çekti. Bu belirtilerin 15 günden uzun sürmesi halinde sorunun daha ciddi şekilde ele alınması gerektiğini belirtti.

Çocuğun okulda bir sorun yaşaması halinde ebeveynlerin yaklaşımının da sürecin önemli bir parçası olduğunu belirten Kayaoğlu, ailelerin çocuklarının yanında olması ve çözüm üretmesine destek vermesi gerektiğini ifade etti:
''Ebeveyn en baştan itibaren çocuğunun yanında olmalı. Onunla konuşarak, maruz kaldığı durum hakkında çözüm üretmesine yardım ederek, zorbalığı durdurabilecek özgüveni vererek. Aslına bakarsanız zorbalık yapan kişiler, zorbalayabilecekleri karakterleri seçerler. Ürkek, korkak, özgüvensiz çocukları. Aile bu konularda dikkatli olmalı. Sonra işler ilerliyorsa okul rehberlik servisi ve idare ile iletişim kurmalıdır.''

Akran zorbalığının yalnızca okul sınırları içerisinde kalmadığını, sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden siber zorbalığa dönüşebildiğini belirten Mehtap Kayaoğlu, aile-okul iş birliğinin önemine dikkat çekti:
''Siber zorbalık, okulda başlayan çatışmayı 7/24 devam eden bir baskıya dönüştürebilir; çocuk kendini güvende hissedeceği alanı bile kaybedebilir. Önlemek için erken fark etmek, çocuğu suçlamadan dinlemek, ekran kullanımını birlikte takip etmek, kanıtları saklamak ve okul/rehberlik birimiyle iş birliği yapmak önemlidir. Çocuğa “neden cevap verdin?” demek yerine “Bunu birlikte çözeceğiz” mesajı verilmelidir. Özellikle ortada bir sorun yokken, çocuğumuzun özgüvenli bir yapı geliştirmesini sağlamalıyız. Diğer yandan başkalarına davranış biçiminin zorbalık da içermeyen, zorbalığa da müsaade etmeyen bir tavır barındırmasını sağlamalıyız. 'Zorbalık yapma, yaptırma ve izleyici de olma!' Bu çok önemli. Çünkü tüm zorbalıkların bir izleyiciye ihtiyacı vardır.''