Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Ahbap Derneği soruşturmasında üçüncü dalga operasyonunun yankıları devam ediyor. Adliyeye sevk edilen Oğuzhan Uğur ve beraberindeki 8 şüpheli tutuklandı. Dosyaya giren bilirkişi raporunda mali ilişkilere ve mal varlığına ilişkin dikkat çeken tespitler yer alırken Oğuzhan Uğur'un savcılıktaki ifadesine de ulaşıldı.
Oğuzhan Uğur ifadesinde gazeteci Taha Hüseyin Karagöz'ün kendisini arayarak Haluk Levent'in kendisi hakkında konuştuğunu ve bunun üzerine Levent ile arasında geçen süreci anlattı. Uğur, "Deprem sürecinden sonra daha önceden tanıdığım gazeteci arkadaşım (Taha Hüseyin Karagöz) beni aradı ve Haluk Levent'in benimle ilgili çeşitli konuşmalar yaptığını söyledi. Haluk Levent'in, benim kendisini muhalif gibi gösterdiğim yönünde bazı konuşmaları olmuş. Ancak aslında böyle bir durum olmadığını da beyan etmiş. Bende bunun üzerine Haluk Levent'e mesaj atarak böyle bir durumun bulunup bulunmadığını sordum. Kendisi, yüz yüze konuşmamız gerektiğini söyledi. Devamında kendisiyle iki kez daha telefonla görüştük. Görüşmelerden birinde bana, 'Arkamdan kötü konuşuyormuşsun' dedi. Ben konuşmayı kısa keserek kapattım. Diğer görüşmemizde ise bir şarkı çıkaracağını söyledi ve destek istedi. Bunun dışında kendisiyle herhangi bir görüşmemiz olmadı" ifadelerini kullandı.
Gazeteci Taha Hüseyin Karagöz de Oğuzhan Uğur'un ifadesinde geçen konuya ilişkin kendi Youtube hesabından paylaştığı bir videoda açıklamalarda bulundu.
Karagöz şunları söyledi:
"Hatırlıyorsan geçtiğimiz yayında Oğuzhan Uğur'u ben dahil pek çok hükümete yakın olarak ifade edilen gazeteci tarafından uyarıldığını söylemiştim. Ama demiştim ki; "Ya bunu ben gözaltındaki birisi içerideyken ben bak görüyor musun uyarmıştım keşke beni dinleseydi modunda daha detayını vermek istemiyorum. Kendisi verirse o zaman konuşuruz" demiştim. Dolayısıyla açıkçası hem artık ifade tutan anda beni zikretmesi nedeniyle hem de kamuoyunun da belki aklında Bu işin detaylarını merak edecek soru işaretleri oluşması nedeniyle açıkçası ben de artık bu mevzuyu anlatayım.
6 Şubat depremleri oldu, bütün ortalık yangın yeri, toz bulutu dağılmamış. Her gün işte Gökhan Özoğuzlar, Orkun Işıtmaklar, şunlar bunlar falan videolar çekiyorlar vs. ve ben de işte depremin ilk günleri sahada olan bir gazeteci olarak bir tweet paylaştım. Bu tweetin ardından bir sorgulama ekosistemi başladı. Bundan bir süre sonra daha önceki yayınlarda da ifade ettiğim şekilde Haluk Levent bir vasıtayla ulaştı ve pek çok şey anlattı. Yani deprem bölgesinde devletle eş güdüm içerisinde hareket ettiklerini AFAD'dan bağımsız hiçbir anlamlarının olmadığını, Ahbap'ın aslında yardım isteyenlerle, yardım etmek isteyenler arasında bir köprü olduğunu vs. böyle uzun uzun anlattı. Oraları anlatmayacağım.

Zaten bunları hem sosyal medyadan paylaştı hem de daha önce bu konulara değinmişti. Daha sonra ben bu; "Devlet yok Ahbap var" algısının çok ciddi bir sosyolojik kırılma oluşturduğunu dolayısıyla bunun sonuçlar doğurabileceğini yani devlet kurumlarıyla koskoca AFAD'la, Kızılay'la işte jandarma arama kurtarmayla, yani asker yoktu falan dediler. Hepsi önümüze çıktı yani...
Ondan sonra bunun tehlikeli bir provokasyon olduğunu söyleyince bana genel olarak kompozisyon olarak söylüyorum. Kendisinin sahada bakanlarla beraber olduğunu, efendim onları asla gölgelemek gibi bir amacının olmadığını falan falan anlattı. Halbuki yani oraya giden atıyorum işte bir yabancı delegasyonla bakanlığı da görüşüyor. Ama onlar bir otorite değil yani. Yani 50 tane sivil toplum kuruluşu vardı. Onun başkanları da gittikleri zaman bakan beyden randevu rica ediyorlar. Ne bileyim işte antrepo soruyorlar yüklerini nereye indirelim falan. Bu zaten olağan bir şey. Yani Haluk Levent'in ben falanca bakanla beraber haber orada görüntü veriyorum demesinin bende çok bir karşılığı yoktu. Ama genel olarak şu mesajı vermek istedi; "Ben devletten bağımsız bir pozisyonunda değilim. Hatta ben yani muhafazakar sayılabilecek bir insanım. Ama bu işte Babala tayfası Oğuzhanlar falan bizi biraz buraya sürüklüyorlar. Muhalif tayfaya doğru sürüklüyorlar minvalinde" bir şeye girişti. Kendince böyle bir savunmaya geçiyor. Ve daha sonra da çeşitli işte argümanlar sıralayarak dedi ki ben aslında işte devletimin yanındayım falan. Halbuki olan şey bambaşka bir boyuttaydı. Yok işte İstanbul Valiliği'nin düzenlediği Feribot Seferi'ne sahip çıkmalar. Efendim söyleyeyim bin tır getiriyoruz, su getiriyoruz falan bilmem ne...

Oğuzhan'la daha önceden birkaç kere böyle karşılaşmışlığımız var. Ama böyle çok uzun bir muhabbet şeyinde değiliz. Ama tanıyoruz yani birbirimizi. Ama sevdiğim, değerli verdiğim bir ortak dostumuz var. O bir gün beni aradı. Ya dedi ki, abi şu meseleyi bir konuşmak istiyoruz seninle. Masak 1453 tarafında işte bir yerde bir araya geldik. Orada ben genel olarak şunu söyledim. Dedim ki; "Bak bu deprem toz bulutu dağılır. Tamam. Çok büyük acımız var. ve bu acı içerisinde her şeyi söylemek serbest. Devlet yok dersin, işte "Suriyeliler geldi işte milletin altınını çalıyor" dersin, şunu dersin, bunu dersin... Devlet kendi haline düşmüş durumda. Devlet milleti ayağa kaldırmaya çalışıyor. Ve bunun içerisinde her şey söylenebilir. Dersin ki "Hiçbir şey olmuyor falan. Derim ki bak bütün bunların altından bu millet kalkar. Sonra der ki biz ne yaşadık? Kim ne söylemiş ona bakılır. Derim ki ben Haluk Levent 'le ilgili, Ahbap 'la ilgili Tır görmedim, siz gördünüz mü dedim. Onlar da işte yapılan çalışmalardan gördükleri kadarıyla bahsettiler ama günün sonunda şöyle bir kompozisyon ortaya çıkıyor. Evet yani asıl burada, asıl unsur devlet yani AFAD. Konteynerları, çadırları getiren, o bütün yardım, ikmal, lojistiğini sağlayan falan. Devlet yapıyor bu işi yani.

O zaman Oğuzhan Uğur ve ekibi genel olarak evet devletin hakkı vermeliydik minivalinde bir öz eleştiri yaptılar ama zaten AFAD'ın da IBAN'ın paylaştıklarını, efendim öyle söyleyeyim bölgeden gelen talepleri de geri çevirmediklerini falan genel olarak anlatarak biz aslında hani çok da böyle muhalefeti gazlayacak bir yayın politikası izlemedik. Başta öyle anlaşıldıysa bile bizim aslında ana meramımız buydu ama buraya sürüklendik şeklinde bir öz eleştiri yaptılar. hem de kandilince işte Derslerinin çıkarttıkları bir görüşmeydi. Ta şeyden bahsediyorum yani. Ya Şubat bitmemişti yani diye hatırlıyorum. 2023 'ün Şubat 'ı muhtemelen. Ben ikinci Adıyaman'a gittim. İlk Adana Hatay yaptım. Daha sonra Adıyaman'a gittim. Adıyaman'dan sonra da olabilir, Hatay'dan sonra da olabilir. Ve onlar da bu kendilerini devlet düşmanı konumuna sokulmasından duydukları rahatsızlığı Söylediler. Ben de dedim ki ya arkadaşım burada olamam bir sorun var yani. Nasıl bir sorun? Dedim ki bak yani Ahbap'ın topladığı paralar bilmem ne bunlar yani İçişleri Bakanlığı tarafından incelenecek. Zaten o günlerde Haluk Levent bas bas bağırıyor; Beni inceleyin, bu kuruma temiz raporu alacağım, her bir kuruşun hesabını vereceğim" falan. Burayla ilgili onun davası ayrı ama sizin propaganda yapmanız başka anlamlar taşıyor. Yani günün sonunda İzlediğiniz için teşekkür ederim. Haluk Levent dese ki ya ben bütün paylaşımlarımda devlete teşekkür ettim ah baba teşekkür ettim propaganda tarafında söylüyorum ama bu babalı ekibi beni muhalif gösterdi dese twitler dedim onu gösteriyor yani yok öyle bir şey olmaz falan. dedim ki bence hiç o kadar da emin olmayın dedim yani. Anladığım kadarıyla işte o Haluk Levent 'in bana aktardığı hani beni farklı göstermeye çalışıyorlar. İlgili o gün akıllarında bir ışık yandı ve gel zaman git zaman daha sonra işte ortak arkadaş vasıtasıyla da aldığım haberler doğrultusunda Haluk Levent ile araları bayağı bir bozulmuş. O yani Haluk Levent, Oğuzhan Uğur 'u kamuoyunda beni muhalifler ligine sokmaya çalıştı, ben aslında çok devletçiyim falan diyerek kötülerken Oğuzhan da Ahbap yüzünden devletle karşı karşıya gelmenin şeyini yaşıyordu. Öyle bir izlenim vermenin anladığım kadarıyla kamuoyuna en azından lanse edildiği kadarıyla sorununu yaşıyordu. Ve daha sonra aldığım haberde de Taha işte senin uyarından sonra biz Haluk'la bütün ilişkimizi kestik oldu. Hatta ihtiyaç duyarsa onu da bilmiyorum.

Haluk Levent gözaltına alındığı günde Oğuzhan Uğur da iyi ki beni o zaman uyarmışsın minvalinde bir mesaj attı. Benim o zamanki uyarım; Ahbap ve Babala koalisyonu ülkede ciddi bir işte hem devlete güvensizliği beraberinde getiriyor hem de milleti galeyana getiriyordan öte bir gerçeğin peşinde koşmak. Yani ben Haluk Levent'e bu kadar yardım alıyorsun, bu kadar işte tır getirdim diyorsun. Bu kadar su üretilmiyor Türkiye'de yani. Her yerde izliyorsunuz 40-45 kişilik ekibiniz var. Bu nasıl mümkün sorusunu sorduğum zaman bana şey kartını sürüyordu o tarihlerde; "Ya ben her şeyi açıklayayım ama, açıkla hani kuruşu kuruşuna açıklayayım ama e açıkla e o zaman Kızılay'ın çadırları bu sefer ortaya çıkar."

"BUNUN FATURASI AĞIR OLUR"
Bir paylaşım gördüm. "Taha Hüseyin Karagöz hani nifak sokmuş aralarına" falan. Hani bu hani sonuç itibariyle olumsuz bir durum değil ama ben hani ben bunların gideyim de aralarını açayım, orayı parçalayayım bu koalisyonu dağıtayım, onları güçsüzleştireyim şeyle açıkçası bu görüşmeyi yapmadım. Haluk Levent'in bu kadar parayı nasıl kullanacağı, bunları nasıl açıklayacağı ve günün sonunda bin tır, iki bin tır, işte on bin çadır, yirmi bin çadır, işte bilmem kaç bin konut yapacağı sözleriyle ilgili sorgulamam karşısında. Oğuzhan'ı ortaya atması, Oğuzhan ve ekibinin benimle görüşmek istemesi ve "Bakın yani günün sonunda devletle millet arasına böyle bir fay hattı döşüyorsunuz ve ihale size kalırsa bunun faturası ağır olur" uyarısı sonrasında Oğuzhan ve Haluk'un artık yollarının ayrılması.