Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Çalışma hayatında milyonlarca çalışanı ilgilendiren yeni dönem için hazırlıklar hız kazandı.
Uzaktan çalışma, kısmi süreli çalışma ve esnek mesai modellerinin yaygınlaştırılması planlanırken, çalışanların maaş, SGK prim günleri, emeklilik ve kıdem haklarının nasıl etkileneceği merak konusu oldu.
Özellikle çocuk sahibi çalışanlar ve kadınların iş gücüne katılımını artırmayı hedefleyen yeni modelde; kreş ve bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, uzaktan çalışma imkanlarının artırılması ve çalışma günlerinin yeniden düzenlenmesi gündemde.
Yeni düzenlemeyle bir yandan iş-yaşam dengesinin güçlendirilmesi ve kadın istihdamının artırılması, diğer yandan iş gücü piyasasının ihtiyaç duyduğu çalışanların ekonomiye kazandırılması hedefleniyor.
Ancak esnek çalışma modelinin çalışan açısından önemli bir boyutu daha bulunuyor: Çalışma süresinin azalması maaş ve SGK prim günlerini nasıl etkileyecek? Emeklilik hesabında bir değişiklik olacak mı?
Yeni çalışma modelinde kreş ve çocuk bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması da öne çıkan başlıklardan biri.
Kamu, yerel yönetimler ve özel sektör iş birliğiyle kurumsal bakım hizmetlerinin artırılması; çalışan ailelerin çocuk bakım yükünün azaltılması hedefleniyor.
Özellikle çocuk bakım sorumluluğu bulunan çalışanlar için kısmi veya tamamen uzaktan çalışma imkanlarının desteklenmesi planlanıyor.
Böylece bakım yükü nedeniyle çalışma hayatından uzaklaşan kişilerin yeniden istihdama kazandırılması amaçlanıyor.
Kadın istihdamı açısından önemli bir başlık olan düzenlemenin, özellikle 0-6 yaş grubunda çocuğu bulunan kadınların iş gücüne katılımını artırması bekleniyor.
Sosyal Güvenlik Müşaviri ve Ekonomist Murat Bal, çalışma hayatında planlanan yeni modele ilişkin Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er'e dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Bal, özellikle kısmi çalışma ile SGK prim günleri ve aylık kazanç arasındaki ilişkiye dikkat çekerek çalışanlara önemli uyarılarda bulundu.
Kreş hizmetlerinin yalnızca sosyal destek olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Murat Bal, kadın istihdamına doğrudan katkı sağlayacağına da dikkat çekti.
Bal, ayrıca önümüzdeki dönemde bazı sektörlerde istihdam artışı ve yeni iş fırsatları çıkabileceğini de belirtti.
Kreş ve bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, kadınların iş gücüne katılımında bir sıçrama oluşturabilir mi? Bu düzenleme özellikle çocuk sahibi kadınların istihdamını nasıl etkiler?
Murat Bal: ''Kesinlikle oluşturabilir. Kadınların çalışma hayatından uzaklaşmasının önemli nedenlerinden biri, özellikle küçük çocuğu olan kadınlar açısından bakım maliyetleri ve güvenilir bakım hizmetine erişim sorunudur. Bir kadın çalışmaya başladığında elde edeceği gelirin önemli bir bölümünü kreş ve bakım giderine ayırmak zorunda kalıyorsa, istihdamın ekonomik cazibesi azalıyor. Bu nedenle kreş hizmetlerinin yaygınlaştırılması yalnızca bir sosyal politika değil, aynı zamanda doğrudan bir istihdam politikasıdır.
Özellikle 0-6 yaş grubunda çocuğu bulunan kadınların iş gücüne katılımında ciddi bir artış sağlayabilir. Burada önemli olan kreşin sadece sayısının artırılması değil; erişilebilir, güvenilir ve çalışan ailelerin gelir seviyesine uygun maliyetli olmasıdır. İş yerlerine yakın kreşler, işveren destekli bakım modelleri ve kamu-özel sektör iş birlikleri devreye girerse kadınların istihdamda kalıcılığı da güçlenir.''
Kısmi ve uzaktan çalışma modelleri çalışanlara ne gibi avantajlar sağlayacak? Bu modellerde maaş, SGK primleri, emeklilik hakkı ve kıdem açısından herhangi bir kayıp riski var mı?
Murat Bal: ''Kısmi ve uzaktan çalışma modellerinin en büyük avantajı, çalışma hayatını kişinin yaşam koşullarına daha uyumlu hale getirmesidir. Özellikle çocuk sahibi çalışanlar, engelli bireylerin bakımını üstlenenler veya ulaşım nedeniyle zaman kaybeden çalışanlar açısından önemli bir esneklik sağlayabilir. Ancak burada çok önemli bir nokta var: Esnek çalışma, sosyal güvenlik haklarının esnetilmesi anlamına gelmemeli. Kısmi süreli çalışan kişinin çalışma süresi azaldığında doğal olarak aylık kazancı ve buna bağlı SGK prim günleri de etkilenebilir.
Dolayısıyla bunun uzun vadede emeklilik açısından sonuçları olabilir. Uzaktan çalışmada ise çalışma yeri değişiyor; ancak ücret, sigortalılık ve sosyal güvenlik haklarının ortadan kalkması söz konusu olmamalıdır. Benim burada en önemli gördüğüm konu, düzenlemenin çalışan açısından “Esneklik mi, hak kaybı mı?” sorusuna net cevap vermesidir. Ücret, SGK primi, emeklilik ve kıdem hakları bakımından çalışanı koruyan açık kurallar oluşturulması gerekir.''
Devlet ve özel sektör iş birliğiyle kreşlerin yaygınlaştırılması çalışan ailelere nasıl avantaj sunabilir?
Murat Bal: ''Burada üç taraflı bir kazan-kazan modeli kurulabilir. Devlet altyapıyı ve teşvik mekanizmalarını sağlar, özel sektör yatırım ve işletme kapasitesini ortaya koyar, çalışan aileler ise uygun maliyetli ve kaliteli bakım hizmetine ulaşır. Özellikle organize sanayi bölgelerinde, büyük işletmelerin yoğun olduğu bölgelerde veya çalışan nüfusun fazla olduğu yerlerde işyeri kreşlerinin yaygınlaştırılması çok önemli. İşveren açısından da bunun bir maliyet değil, uzun vadeli bir insan kaynağı yatırımı olarak görülmesi gerekiyor. Çünkü çalışan anne, çocuğunun bakım sorununu çözdüğünde işinden ayrılma ihtimali azalıyor. İşveren de deneyimli çalışanını kaybetmemiş oluyor. Dolayısıyla kreş politikasını yalnızca “çocuğa bakım hizmeti” olarak değil, kadının istihdamda kalmasını sağlayan bir ekonomik araç olarak değerlendirmek gerekir.''
Esnek çalışma ve çalışma günlerinin yeniden düzenlenmesiyle çalışanları nasıl bir mesai sistemi bekliyor? Bu değişiklik ücretler ve işverenlerin istihdam politikaları açısından ne anlama geliyor?
Murat Bal: ''Önümüzdeki dönemde tek tip çalışma modeli yerine, sektörün ve işin niteliğine göre farklı çalışma modellerinin daha fazla gündeme gelmesini bekliyorum. Bazı sektörlerde uzaktan çalışma mümkünken üretim, sağlık, lojistik, turizm veya perakende gibi sektörlerde aynı modeli uygulamak mümkün değil. Bu nedenle herkese aynı çalışma modelini dayatmak yerine, sektör bazlı ve çalışanı koruyan bir esneklik anlayışı gerekiyor.
Çalışma günlerinin veya saatlerinin yeniden düzenlenmesi konusunda ise en kritik konu ücretin nasıl belirleneceği. Çalışma süresi azalırken ücretin hangi ölçüde korunacağı, fazla çalışmanın nasıl hesaplanacağı ve SGK primlerinin nasıl yatırılacağı netleşmeli. İşveren açısından esneklik, talebe göre daha hızlı istihdam planlaması sağlayabilir. Ancak bu esnekliğin sürekli ve güvencesiz bir çalışma biçimine dönüşmemesi gerekiyor. Esneklik ile güvencenin aynı anda sağlanması, yeni çalışma hayatının temel kriteri olmalı.''
Sosyal yardım alan kişilerin aktif iş gücü programlarına yönlendirilmesi planlanıyor. Bu model sosyal yardımlarda nasıl bir dönüşüm yaratacak? Yardımdan istihdama geçişte vatandaş açısından nasıl bir sistem kurulmalı?
Murat Bal: ''Burada temel hedef, vatandaşın sosyal yardıma bağımlı hale gelmesini önlemek ve çalışma hayatına geçişini desteklemek olmalı. Fakat sosyal yardım alan herkese “Artık çalışacaksın, yardım kesiliyor” yaklaşımı doğru olmaz. Çünkü yardım alan kişinin çalışmasını engelleyen sağlık, bakım, yaş, eğitim veya başka sosyal nedenler olabilir. Doğru model şu olmalı: Önce kişinin neden çalışamadığı tespit edilmeli.
Çalışabilecek durumdaysa mesleki eğitim, işbaşı eğitim, danışmanlık ve uygun iş eşleştirmesi yapılmalı. Kişi işe başladığında ise yardım bir anda kesilmek yerine, istihdama geçişi teşvik edecek kademeli bir sistem uygulanmalı. Örneğin kişi işe başladığında bir süre sosyal desteklerin devam etmesi, işe giriş maliyetlerinin desteklenmesi ve gelir belirli bir seviyeye ulaşana kadar geçiş desteği verilmesi vatandaşın çalışmaya yönelmesini kolaylaştırır. Buradaki amaç yardımı kesmek değil, yardımdan üretime ve düzenli gelire geçişi mümkün hale getirmek olmalı.''
Atıl iş gücünün meslek edindirme programlarıyla ekonomiye kazandırılması hedefleniyor. Türkiye'de hangi grupların ve sektörlerin bu düzenlemelerden en fazla fayda sağlamasını bekliyorsunuz?
Murat Bal: ''Türkiye'de burada ciddi bir potansiyel var. Özellikle uzun süredir işgücünün dışında kalan kadınlar, gençler, mesleki becerisi bulunmayan kişiler ve belirli yaş grubundaki işsizler açısından meslek edindirme programları önemli fırsat oluşturabilir. Ancak eğitimlerin sadece sertifika vermek amacıyla yapılmaması gerekiyor. En büyük sorunlardan biri, işverenin aradığı nitelikle verilen eğitimin birbirini tutmaması. Bu nedenle eğitim programlarının doğrudan işgücü piyasasının ihtiyacına göre hazırlanması gerekiyor.
Özellikle imalat sanayii, savunma ve otomotiv yan sanayii, makine, yazılım ve bilişim, lojistik, sağlık, bakım hizmetleri, enerji ve yeşil dönüşümle bağlantılı mesleklerde nitelikli çalışan ihtiyacının artmasını bekliyorum. Burada başarı kriteri “Eğitim alan kaç kişi 6 ay sonra istihdamda?” sorusuna bakmalıyız.''
İş arayanlarla eleman açığı bulunan sektörlerin daha etkin eşleştirilmesi hedefleniyor. Önümüzdeki dönemde hangi sektörlerde istihdam artışı ve yeni iş fırsatları öne çıkabilir?
Murat Bal: ''Önümüzdeki dönemde istihdamın özellikle teknoloji ve üretim ekseninde dönüşeceğini düşünüyorum. Bilişim, yazılım, yapay zekâya bağlı yeni meslekler, siber güvenlik, veri analizi gibi alanların yanı sıra; imalat, otomotiv, makine, enerji, lojistik ve sağlık sektörlerinde de nitelikli işgücü ihtiyacı devam edecektir. Bunun yanında yaşlanan nüfus nedeniyle bakım hizmetleri de önemli bir istihdam alanı haline geliyor. Yaşlı ve hasta bakım hizmetleri, çocuk bakım hizmetleri ve sağlık destek personeli gibi alanlarda da yeni iş fırsatları oluşabilir. Ancak burada sadece sektörleri belirlemek yetmez. İş arayan kişinin becerisini doğru tespit edip, işverenin aradığı pozisyonla eşleştirmek gerekiyor. İŞKUR, sosyal yardım sistemleri, eğitim kurumları ve işveren veri tabanlarının daha etkin biçimde birbirleriyle çalışması, eşleştirme sorununu ciddi ölçüde azaltabilir.''
Çalışma hayatına hazırlık ve üretim kültürünün eğitim müfredatına dahil edilmesi planlanıyor. Bu adım uzun vadede genç işsizliğinin azaltılmasına nasıl katkı sağlayabilir?
Murat Bal: ''Bence uzun vadede oldukça önemli bir adım olabilir. Çünkü gençlerin okuldan mezun olduklarında ilk kez iş hayatıyla karşılaşması, işveren açısından da genç açısından da ciddi bir uyum problemi yaratıyor. Eğitim sisteminin yalnızca diploma vermesi yeterli değil. Öğrencinin iş hayatını tanıması, temel iş disiplini, finansal okuryazarlık, iş sağlığı ve güvenliği, mesleki beceriler, iletişim ve teknoloji kullanımı gibi alanlarda da kendisini geliştirmesi gerekiyor. Özellikle mesleki eğitim ile reel sektör arasındaki bağ güçlendirilirse gençlerin mezuniyet sonrası iş bulma süresi kısalabilir. Ancak genç işsizliğini sadece müfredatı değiştirerek çözmek mümkün değil. Bunun yanında staj, işbaşı eğitim, mesleki yönlendirme ve ilk işe giriş teşviklerinin de birlikte uygulanması gerekiyor. Özetle, eğitimden istihdama geçişi bir köprü haline getirmemiz gerekiyor. Genç okuldan mezun olduğunda “İş arıyorum ama deneyimim yok” dememeli; eğitim sürecinde sektörü tanımış, temel becerileri kazanmış ve iş dünyasıyla temas kurmuş olmalı.''