Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaşın tırmanması, yalnızca jeopolitik dengeleri değil, küresel otomotiv sektörünü de derinden etkilemeye başladı. Enerji fiyatlarından lojistiğe, üretim maliyetlerinden tüketici davranışlarına kadar uzanan geniş bir etki alanı söz konusu.
Uzmanlara göre yaşananlar sadece kısa vadeli bir dalgalanma değil. Aksine, küresel otomotiv ekosisteminde çok katmanlı bir ekonomik şok etkisi oluşturmuş durumda. Bu tür krizlerde etkiler hızlı hissediliyor, ancak sistemin yeniden dengeye gelmesi çoğu zaman aylar hatta yıllar sürebiliyor.
İlk ve en güçlü darbe ise enerji piyasalarında görüldü. Brent petrol fiyatı varil başına 119 dolara kadar yükselerek savaşın başladığı günden bu yana en yüksek seviyelere yaklaştı. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatması, küresel petrol arzını ciddi biçimde daraltırken akaryakıt fiyatları da birçok ülkede son yılların zirvesine çıktı. Avrupa, Türkiye, ABD ve Asya’da tablo benzer: yakıt pahalı, maliyetler hızla artıyor.
Petrol fiyatındaki yükseliş yalnızca akaryakıtı etkilemiyor. Otomotiv üretiminde kullanılan pek çok malzeme petrol türevlerine bağlı.
Motor yağları, lastikler, plastik parçalar, sentetik kauçuk ve çeşitli kaplama malzemeleri… Hepsinin maliyeti yükselmiş durumda. Bunun doğal sonucu ise üretimden satışa kadar tüm zincirde kâr marjlarının daralması ve fiyat baskısının artması.
Krizin merkezindeki Hürmüz Boğazı ise küresel ticaret için kritik bir geçit. Dünya deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 11’i buradan geçiyor. Normal koşullarda günde yaklaşık 20 milyon varil petrolün taşındığı bu hat, küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sini etkileyen bir darboğaza dönüşmüş durumda.
Uzmanlar bu ölçekte bir arz şokunun oldukça nadir görüldüğünü söylüyor. Hatta bazı analizler, mevcut krizin 1970 ve 1980’lerde yaşanan petrol şoklarından üç ila beş kat daha büyük bir etki yapma potansiyeline sahip olduğuna dikkat çekiyor.
Hürmüz’deki risk nedeniyle bazı gemiler alternatif rotalara yönelmek zorunda kaldı. Bu da taşımacılık sürelerini yaklaşık iki hafta uzatıyor.
Afrika’nın etrafından dolaşan gemiler için her seferde yaklaşık 1 milyon dolara varan ek yakıt maliyeti oluşuyor. Doğrusu, bu durum küresel lojistik maliyetlerini hızla yukarı çekiyor.
Otomotiv sektörü ise zaten karmaşık bir tedarik ağına sahip. Özellikle “tam zamanında üretim” modeliyle çalışan üreticiler için bu gecikmeler ciddi sorunlar doğuruyor. Parça ve ham madde sevkiyatındaki aksaklıklar teslim sürelerini uzatıyor, stok planlamasını zorlaştırıyor ve üretim hatlarını riske atıyor.
ABD merkezli Auto Care Association’a göre özellikle lastikler, kablo tesisatları, plastik parçalar ve yağlar gibi kritik bileşenlerde yaşanacak kesintiler üretimi doğrudan durma noktasına getirebilir. Böyle bir senaryoda üreticilerin alternatif tedarikçilere yönelmesi kaçınılmaz oluyor. Ancak bu da maliyetlerin daha da yükselmesi anlamına geliyor.
Yaşanan gelişmeler otomotiv piyasasının büyüme beklentilerini de aşağı çekmiş durumda.
Daha önce küresel hafif araç pazarının yüzde 3,8 büyümesi beklenirken, güncellenen tahminler bu oranı yüzde 0 ile 2 bandına indirmiş durumda. Açıkçası sektör için oldukça sert bir revizyon.
Bu süreçte tüketici tercihleri de değişiyor. Büyük motorlu ve yüksek yakıt tüketimli araçlara olan ilgi zayıflarken, daha küçük ve yakıt verimli modeller öne çıkıyor. Hibrit ve elektrikli araçlara yönelim de dikkat çekici biçimde artıyor.
Özellikle Asya-Pasifik bölgesinde elektrikli mobilite artık yalnızca çevreci bir tercih değil. Bir tür ekonomik korunma aracı olarak görülmeye başlanmış durumda.
Krizin etkileri yalnızca enerji ve lojistikle sınırlı değil. Otomotiv üretimi için kritik öneme sahip olan alüminyum tedariki de ciddi risk altında.
Çin dışındaki en büyük üreticilerden biri olan Aluminium Bahrain (Alba) bölgede bulunuyor. Ortalama bir otomobilde yaklaşık 200 kilogram alüminyum kullanıldığı düşünülürse, tedarikte yaşanacak sorunların etkisi oldukça büyük olabilir.
Bölge, Çin hariç tutulduğunda dünya alüminyum talebinin yüzde 18’ini karşılıyor ve küresel üretimin yüzde 9’unu gerçekleştiriyor. Analizlere göre 4 ila 5 milyon metrik tonluk ihracat risk altına girmiş durumda.
Piyasalar da bu gerilimi fiyatlara yansıtmaya başladı. New York’ta alüminyum vadeli kontratları yüzde 1,1 artarak 3.181,75 dolar/ton seviyesine yükseldi. Savaşın başladığı tarihten bu yana toplam artış ise yüzde 4,5’e ulaştı.
Üstelik Bahreyn merkezli üretici Alba’nın “mücbir sebep” ilan ederek sözleşme yükümlülüklerini askıya alması, arz tarafındaki kırılganlığın ne kadar ciddi olduğunu açıkça gösteriyor.
Artan enerji maliyetleri yalnızca kara taşımacılığını değil, havacılık sektörünü de zorluyor.
Jet yakıtı fiyatlarındaki yükseliş havayolu şirketlerinin maliyetlerini hızla artırırken, Orta Doğu’dan yapılan sevkiyatlarda ciddi bir düşüş yaşanıyor. Eskiden aynı anda ortalama sekiz jet yakıtı sevkiyatı yolda bulunurken, şu anda bu sayı sıfıra kadar gerilemiş durumda.