Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Türkiye, deniz yetki alanlarındaki egemenlik haklarını güvence altına almak ve stratejik çıkarlarını korumak için kritik bir dönemece girdi. Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'un sorularını cevaplayan Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, uzun süredir gündemde olan "Mavi Vatan Kanunu"nun hazırlık sürecini ve Türkiye'nin denizlerdeki duruşuna dair hayati önem taşıyan detayları paylaştı.
Özellikle "EGAYDAAK" (Egemenliği Anlaşmalarla Yunanistan’a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar) konusuna dikkat çeken Yaycı, Türkiye’nin 176 ada üzerindeki egemenlik haklarının resmiyet kazanması ve "Lozan dengesine" geri dönülmesi vurgusunu yaptı.

Mavi Vatan Kanunu tam olarak nedir, hangi ihtiyaçlardan doğmuştur ve Türkiye'nin deniz yetki alanları açısından neleri kapsamaktadır?
Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı: "Mavi Vatan Kanunu'nun Türkiye'nin deniz yetki alanlarını iç hukukta bütüncül bir şekilde tanımlayacağını, ancak bu süreçte özellikle Doğu Akdeniz'deki teknik hataların ciddi hak kayıplarına yol açabileceği uyarısında bulunuyorum.
Mevcut mevzuatın parçalı olması nedeniyle, 'Mavi Vatan Kanunu' ile Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) haklarını korumada yaşanan yasal açıkların kapatılması hedeflenmektedir.
İlan edilmeyen hakkın zamanla tartışmalı hale geleceğini düşünüyorum. Türkiye'nin haklı olduğu alanlarda sadece savunmada kalmayıp, haklarını ilan eden, uygulayan ve koruyan bir devlet olarak hareket etmesi gerektiğini vurguluyorum.

Mavi Vatan, Misak-ı Millî'nin denizlerdeki karşılığı olarak yorumlanabilir. Ancak bu bir yayılmacılık projesi değildir; Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan meşru deniz yetki alanlarının adıdır.
Özellikle Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin Suriye, Lübnan, İsrail ve Filistin ile olan karşılıklı kıyı ilişkilerinin haritalarda ve hukukî düzenlemelerde ihmal edilmesi durumunda, Türkiye'nin çok büyük deniz alanlarını fiilen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne bırakabileceği ve bunun deniz yetki alanı, enerji kaynakları, balıkçılık hakları gibi birçok alanda kayba yol açabileceği konusunda uyarıyorum.
Suriye ile ileride yapılacak herhangi bir deniz anlaşmasının 'yan sınır anlaşması' değil, karşılıklı kıyılar esas alınarak yapılacak bir deniz yetki alanı sınırlandırma anlaşması olması gerektiğini düşünüyorum."

Adalar Denizi'nde yıllardır devam eden adalar krizinin temelinde hangi sorunlar yatıyor ve Yunanistan'ın bu konudaki yaklaşımı ile talepleri nelerdir?
Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı: "Mavi Vatan yasası yakın zamanda çıkacak. Adalar Denizi, biliyorsunuz müfredatta adı değiştirildi. Atalarımızın söylediği gibi Ege Denizi yerine Adalar Denizi diyoruz. Adalar Denizi’nde durum nedir? Yunanistan’ın ne gibi talepleri vardır? Bu çok önemli bir husustur.
Bunların en temel meselesi de EGAYDAAK dediğimiz konudur."

Kamuoyunda sıkça duyulan EGAYDAAK kavramı ne anlama geliyor ve Türkiye açısından önemi nedir?
Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı: "EGAYDAAK, 'Egemenliği Anlaşmalarla Yunanistan’a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar' demektir.
Adalar Denizi’nde karasuları 6 mil, yani yaklaşık 11–11,5 kilometredir. Mesele kaya parçası değildir. Bu kaya parçasının etrafında ne kadar alanı karasularıyla vatan toprağı yaptığıdır. Bunun içerisine hiç kimse giremez. Hiç kimse o 11,5 kilometre yarıçaplı alana izinsiz giremez. Orasının her şeyi anakaradaki toprak neyse, karasuları da o demektir.
EGAYDAAK, egemenliği anlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık ve kayalık demektir.
EGAYDAAK konusunu ortaya koyan iki tane anlaşma vardır. Birisi Lozan 1923, diğeri 1947 Paris Barış Anlaşması. Lozan Anlaşması’nın 6, 12, 13, 14, 15 ve 16. maddeleri, Paris Barış Anlaşması’nın da 14 ve 43. maddeleri bunu ifade eder."

Lozan ve Paris Antlaşmaları çerçevesinde hangi adalar devredilmiş, hangi ada ve kayalıkların statüsü ise tartışmalı hale gelmiştir?
Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı: "1923 Lozan Anlaşması’nda karasuları 3 mildi. Bazıları diyor ki 'Lozan Anlaşması’nda karasuları 3 mildir diye yazmıyor.' Niye yazsın? Bir anlaşmada karasuları 3 mildir, hava sahası 3 mildir, 5 mildir, 6 mildir diye yazar mı? Böyle bir şey olur mu? Bu zaten kendisinden kaynaklanıyor. Çünkü anakaranın 3 mili içerisindeki adalar ifadesi Lozan’da devamlı geçiyor. Dolayısıyla karasularının 3 mil olduğu çok net zaten buradan anlaşılıyor.
1936 yılında Yunanistan karasularını 6 mile çıkartıyor. Demek ki Lozan’da 3 milmiş. 3 milden 6 mile çıkartıyor. Şimdi 3 milken Lozan Anlaşması’nda iki kısım vardır. Eksik bilinen husus da budur. Türkiye’de bazıları EGAYDAAK’ların sadece Türkiye’nin 3 mili içerisindeki adalar olduğunu zanneder.
Lozan Anlaşması şunu der: İsmen Yunanistan’a ve İtalya’ya devredilen adalar. Lozan’da bu adalar İtalya’ya, yukarıdakiler Yunanistan’a verilmiştir ve burada diyor ki: Bu ismen Yunanistan’a ve İtalya’ya devredilen adalar ve bunlara bağlı adacıklar, 3 mil içerisindekiler, İtalya ve Yunanistan’a verilmiştir. Bunun dışında Türk anakarasının 3 mili içerisinde kalan bütün adalar Türkiye’ye verilmiştir.
Türkiye anakarasının 3 mili içerisindeki, Yunanistan’a ve İtalya’ya verilmemiş olan adalar Türkiye’ye aittir. Bu, EGAYDAAK’ın birinci kısmıdır. Egemenliği Yunanistan’a devredilmemiştir. Hiç başkasına da devredilmemiştir.
İkinci olarak; bu 3 milin dışında, Adalar Denizi’nin tümünde ve Doğu Akdeniz’de, ismen devredilen adaların o tarihteki 3 millik karasularının dışındaki adalar ne oldu peki?

Türkiye vazgeçtiklerini zaten Lozan Anlaşması’nda belirtmiştir. Hangilerini Yunanistan’a verdim, hangilerini İtalya’ya verdim diye tek tek saymıştır. Peki o zaman diğerleri ne? İşte bunlar Yunanistan’a ya da İtalya’ya verilmemiş olan adalardır.
1936’ya geldiğimizde Yunanistan, "buraların hepsi benimdir" diyor. EGAYDAAK’lar, yani egemenliği anlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık ve kayalıklar meselesi aslında en temel meseledir.
Yani Yunanistan’la bu adaların kime ait olduğu netleştirilmeden hiçbir konu konuşulmamalıdır. Denizlerle ilgili hiçbir konu konuşulmamalıdır. Türkiye’nin ön şartı bu olmalıdır. Türkiye demelidir ki: 'Önce bu adaların kime ait olduğu belirlenecek.'"

Kardak Krizi nasıl başladı ve Yunanistan'ın talepleri süreci nasıl etkiledi?
Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı: "Bu olay Bodrum açıklarındaki Kardak kriziyle çıktı. Bodrum’un açığında Kardak Adaları var. Bu 1996’da oldu. Kardak’ta Figen Akat isimli bir gemi, Gümüşlük’ün yaklaşık 3,5 mil açığında, yani yaklaşık 6 kilometre civarında açığında karaya oturuyor. Yunanistan geliyor, 'Ben kurtaracağım, burası benim adam' diyor. Geminin kaptanı, yani süvarisi, 'Hayır, burası Türk adasıdır. Beni Türk sahil güvenliği kurtaracak' diyor ve reddediyor.
Olay krize dönüşüyor. Gemiyi hakikaten kurtarıyorlar. Sonra gazetecilerin gitmesi, Yunan gazetecilerinin ve Türk gazetecilerinin gitmesi derken Yunanistan adanın bir tanesine asker çıkarıyor ve Yunan bayrağı dikiyor.

Bunun üzerine Türkiye de çok akıllıca bir hareketle SAT komandolarını diğer adaya çıkarıyor, Türk bayrağı dikiyor ve donanmalar karşı karşıya geliyor. En sonunda tapu kayıtları çıkıyor. Ada hakikaten Türkiye’nin. Muğla’da tapu kayıtları var, kadastro kayıtları var. Türkiye’nin bunda zaten hiçbir tereddüdü yok.
1984 yılında da Kardak çevresinde avlanan bir Amerikan balıkçı teknesi, jandarma botları tarafından yakalanıyor ve Yargıtay Türk karasularında balık avlandığını tescil ederek ceza kesiyor. Dolayısıyla Kardak bir EGAYDAAK değildir. Türk toprağıdır. Onu ayrı tutuyoruz."

Kardak Krizi sonrasında hangi sonuçlara ulaşıldı?
Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı: "Bunun üzerine dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya bir çalışma yapılmasını istiyor. Kardak gibi bizim Yunanistan’a devretmediğimiz ada, adacık ve kayalıklar nelerdir?
1996 Kardak Krizi’nden sonra devlet tekrar çalışma yaptırıyor. Yaklaşık 40’tan fazla akademisyen, tarihçi, hukukçu ve asker bir araya geliyor. İngiltere’deki, Türkiye’deki, İtalya’daki ve ulaşabildikleri diğer arşivleri inceliyorlar.

Sayı 176’ya çıkıyor. Hem Anadolu ve Trakya’nın 3 mili içerisindeki hem de 3 mil dışında olup ismen devredilen adaların dışında kalan bütün ada, adacık ve kayalıklar tespit ediliyor."
Sizce bugün gelinen noktada süreç hangi aşamada tıkandı ve çözüm için atılması gereken ilk adım nedir?
Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı: "Buradaki en büyük sorun şu: Bu 176 adanın ismi bilinmesine rağmen resmi olarak açıklanmadı. Bunun bir an önce açıklanması lazım.

Çünkü resmi olarak bu liste açıklanmadan hangi adaların tartışma konusu olduğu net şekilde ortaya konulamıyor. Türkiye’nin önce bu listeyi açıklaması ve diplomatik zeminde masaya koyması gerekir.
Yunanistan’da bu konu 'gri bölgeler' olarak geçer. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı kayıtlarında da, Türk Dışişleri Bakanlığı açıklamalarında da, gazetelerde de bu mesele yer almıştır."

Türkiye'nin Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz'deki hakları açısından bundan sonraki süreçte nasıl bir politika izlenmeli?
Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı: "Türkiye'nin kararlılığı nettir ve burada ne Yunanistan karasularını 6 milin üzerine bir gıdım çıkartabilir, ne de herhangi bir devlet buna tahammül edebilir.
Hiçbir millet, ne EGAYDAAK'lar konusunu ne de gayriaskeri statüdeki adalar konusunu unutabilir ya da sümen altı edebilir. Bunların hepsi kayıt altındadır ve kayıt altında tutulmalıdır. Bu, memleketimizin ve milletimizin geleceğiyle ilgilidir.
Yunanistan'la biz barış içerisinde yaşamak istiyoruz. Lozan dengesine dönülmesini talep ediyoruz; aslında etmeliyiz. Lozan dengesi bir barış dengesidir. Karasuları 3 mil olsun.
Bazıları diyecek ki, 'Karasuları 3 mil olursa biz azaltıyoruz.' Bizim durumumuz Yunanistan gibi değil. Çünkü bizim çok sayıda ada ve adacığımız olmadığı için etkisi farklıdır.
Biz karasularını 1 mil artırdığımızda yaklaşık binde 7 oranında deniz alanı kazanıyoruz. Yunanistan ise karasularını 1 mil artırdığında yaklaşık %14 oranında alan kazanıyor. Bu, bizim elde ettiğimiz kazanımın yaklaşık 20 katıdır. Dolayısıyla bizim geri çekilecek bir durumumuz yok. Yunanistan da geri çekilmesin. Karasuları 3 mile dönsün ve açık deniz alanlarını birlikte kullanalım."
