Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Küresel enerji ticaretinin kalbi Hürmüz Boğazı, bir kez daha Washington-Tahran hattındaki tehlikeli bir satranca sahne oluyor. Dünya petrol ticaretinin beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın sinir ucu Bender Abbas'ta ipler gerildi.
İran Dışişleri Bakanlığı’nın, ABD’nin Bender Abbas bölgesinde "saldırgan eylemlerde" bulunarak ateşkesi ihlal ettiğini açıklaması, gözleri yeniden bölgeye çevirdi. Tahran’ın "kendimizi savunmaktan çekinmeyiz" çıkışı ne anlama geliyor? ABD sahada neyi hedefliyor? Bölgeyi yakından takip eden Uluslararası İlişkiler Uzmanı Necmettin Mutlu, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'a, yaşananların perde arkasını anlattı.

(Görseller AI ile temsili hazırlanmıştır)
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Hürmüzgan bölgesinde, Bender Abbas’ın bulunduğu alanda “saldırgan eylemlerde” bulunarak ateşkes anlaşmasını ihlal ettiğini belirtti. Bakanlığın açıklamasında, bu eylemlerin ABD hükümetinin İran’a yönelik “kötü niyetini ve ikiyüzlülüğünü” gösterdiği ifade edildi. Tahran yönetimi, kendisini savunmaktan çekinmeyeceğini vurguladı. Siz bölgeyi yakından takip eden bir isim olarak, Bender Abbas’ta tam olarak ne yaşandı ve İran’ın cevap tonunu nasıl yorumluyorsunuz?
Necmettin Mutlu: Burada İran’ın verdiği mesaj aslında sadece “sahada bir ihlal oldu” mesajı değil; aynı zamanda müzakere masasına yönelik stratejik bir baskı dili. Öncelikle coğrafyanın önemini anlamak gerekiyor. Bender Abbas sıradan bir liman değil. İran donanmasının, Devrim Muhafızları deniz unsurlarının ve Hürmüz Boğazı trafiğinin merkezlerinden biri. İran açısından burası:
Enerji ihracatının sinir ucu,
Körfez’e giriş kapısı,
“asimetrik caydırıcılık” altyapısının merkezi.

Yani Bender Abbas çevresinde yaşanan her askerî hareket, otomatik olarak küresel petrol piyasasını ve deniz ticaretini ilgilendiriyor. İran’ın açıklamasındaki “saldırgan eylem” ifadesi büyük ihtimalle üç şeyden birine işaret ediyor:
ABD keşif/uçuş faaliyetleri,
deniz gözetleme operasyonları,
İran’ın askerî altyapısına yakın baskı amaçlı manevralar.

Tahran, özellikle “ateşkes ihlali” vurgusunu yaparak şunu demeye çalışıyor: “ABD sahada baskıyı sürdürüyor ama diplomasi dili kullanıyor.”
Bu yüzden açıklamadaki en kritik bölüm “kötü niyet ve ikiyüzlülük” ifadesi. Bu, İran diplomasi literatüründe oldukça sert bir söylem. Çünkü İran normalde tamamen köprü atan bir dil yerine kontrollü kriz dili kullanır. Şimdi ise hem iç kamuoyuna hem de Çin-Rusya hattına “biz saldırıya uğrayan tarafız” anlatısı kuruluyor.

ABD tarafı bu iddialara nasıl bir argümanla cevap veriyor?
Necmettin Mutlu: ABD tarafı ise genellikle şu argümanla cevap veriyor:
“uluslararası sularda rutin faaliyet yürütüyoruz,”
“İran’ın tehdit oluşturan faaliyetlerini izliyoruz,”
“navigasyon güvenliği sağlanıyor.”
Washington’un temel yaklaşımı şu: İran’ın Hürmüz’de baskı kurmasına izin vermemek ama doğrudan büyük bir savaş da istememek. Çünkü ABD açısından Hürmüz Boğazı sadece İran meselesi değil; küresel enerji düzeninin ana arterlerinden biri.

Hürmüzgan ve özellikle Bender Abbas, Hürmüz Boğazı’nın kalbi denilebilir. Bu bölgedeki gerilimin iki ülkeye ve dünyaya etkisi nasıl olur?
Necmettin Mutlu: Hürmüz Boğazı üzerinden dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri geçiyor. Bu nedenle Bender Abbas çevresindeki her gerilim:
petrol fiyatlarını,
sigorta maliyetlerini,
tanker rotalarını,
Asya enerji güvenliğini etkiliyor.

Özellikle Çin burada çok kritik. Çünkü İran petrolünün ana müşterisi Çin. Eğer Bender Abbas-Hürmüz hattında risk yükselirse:
Çin’in enerji maliyeti artar,
Hint Okyanusu taşımacılığı baskılanır,
Körfez ekonomileri alarm moduna geçer.
İran’ın “kendimizi savunmaktan çekinmeyiz” tonu da önemli. Bu doğrudan savaş ilanı değil. Daha çok: “Gerekirse kontrollü tırmandırma yaparız” mesajı.

Yani İran şu an tam ölçekli çatışmadan çok:
deniz tacizi,
drone baskısı,
vekil unsurlar,
enerji piyasası korkusu üzerinden caydırıcılık üretmeye çalışıyor.

Bu olay, Washington-Tahran hattındaki anlaşma ihtimalini nasıl etkiler?
Necmettin Mutlu: Washington-Tahran hattındaki olası anlaşmaya etkisine gelirsek, bu tarz olaylar müzakereleri tamamen bitirmez ama zehirler. Özellikle ABD’de İran konusunda iki çizgi var:
“kontrollü anlaşma” isteyenler,
“maksimum baskı” isteyenler.
Bender Abbas gerilimi ikinci grubun elini güçlendirir. İran tarafında da Devrim Muhafızları çizgisi:
“ABD’ye güvenilemez”
argümanını büyütür.

Dolayısıyla kısa vadede:
güven azalır,
teknik görüşmeler yavaşlar,
taraflar birbirini test etmeye başlar.
Ama paradoks şu:
Hürmüz ne kadar ısınırsa, tarafların masaya dönme ihtiyacı da o kadar artar. Çünkü ne Washington küresel enerji krizini ister ne de Tahran, doğrudan rejim güvenliğini riske atacak büyük bir savaşı göze almak ister.