Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

ABD, Çin ve Rusya arasındaki üç kutuplu güç savaşı küresel haritayı yeniden şekillendirirken, 2030 yılı için korkulan senaryo netleşiyor. Peki, bu devlerin savaşında Türkiye elindeki hangi gizli anahtarla "oyun değiştirici" rolü üstlenecek?
Çin’in Avrupa’ya açılan kapısı olan Orta Koridor’un anahtarı kimin elinde? Çin ve Rusya’nın "sınırsız ortaklık" formülünün arkasındaki ekonomik zorunluluklar ve küresel gümrük savaşları, 2030’da tam bir kopuşa mı işaret ediyor? Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu, Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'un sorularını cevaplayarak bu kritik güç dengesinin şifrelerini verdi.

(FOTOĞRAFLAR TEMSİLİ OLARAK AI İLE OLUŞTURULMUŞTUR)
ABD-Çin-Rusya üçgeninde güç dengesi hakkında bilgi verir misiniz?
Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu: XXI. yüzyılda uluslararası sistemin değişimi ve dönüşümü hakkında birçok akademik mülahaza yürütülmektedir. Dünyanın ABD-Çin güç rekabetini temel alan bir sisteme doğru evirildiğine dair önemli ipuçları vardır. Aynı zamanda birçok tartışma ABD-Çin-Rusya üç kutuplu güç dengesinin oluşumu üzerine şekillenmektedir. Rusya’nın nükleer bir süper güç olması ve aynı zamanda sahip olduğu jeostratejik ve jeoekonomik avantajlar, Moskova’nın Washington-Pekin merkezli küresel güç dengesi rekabetine dahil olmasına olanak sağlamaktadır.

Çin ve ABD, küresel ölçekte başlıca rakip konumundadır. Rusya ise Çin’in stratejik ortağı olarak hareket etmekte ve aynı zamanda ABD’nin etkisini sınırlamayı öncelemektedir. Küresel siyasette, jeopolitik nüfuz alanlarının zımnen yeniden paylaşıldığı bir döneme girilmektedir. ABD, Çin ve Rusya muayyen jeopolitik sahalarda (Ukrayna, Arktik, Tayvan) diğer oyuncuları saf dışı bırakarak kendi aralarında “nüfuz paylaşımı” konusunda istekli davranmaktadırlar. Bu durum üç kutuplu bir güç dengesinin konfigürasyonuna zemin hazırlamaktadır. Üç kutuplu düzen, ABD, Çin ve Rusya’nın çıkarları arasında kalan tüm ülkeler için gergin bir dönem vaat etmektedir. Mamafih, yeni bölgesel ittifaklar yoluyla orta güçler mevzu bahis güç konfigürasyonuna karşı yeni bloklar meydana getirebilirler. Bu bölgesel blokları esnek ittifaklar olarak tanımlamak mümkündür.

Türkiye’nin bu denklemde pozisyonu nasıl olmalıdır?
Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu: Türkiye’nin son yıllarda uluslararası arenada büyük bir yükselişi söz konusudur. Türkiye, jeostratejik, jeokültürel ve jeoekonomik potansiyeliyle bazen oyun kurucu bazen de oyun değiştirici bir niteliğe sahiptir. Türkiye sahip olduğu mevzubahis nitelik, hem kırılgan küresel güç dengesi hem de bölgesel ittifaklar açısından anahtar bir rol icra etmektedir. Bu anahtar rol, Türkiye’nin küresel satranç tahtasında belirleyici bir aktöre dönüşmesine olanak sağlamaktadır.

Türkiye’nin bölgesel krizlere soğukkanlı yaklaşımının temelinde de bu vardır. Çünkü Türkiye stratejik sorumluluklarının farkındadır. Artan belirsizlikler ortamında Türkiye, öngörülebilir bir dış politikayla öncelikle bölgesel konularda inisiyatif almaktadır. Mevzu bahis inisiyatif, Türk dış politikasının istikrar sağlayıcı ve aynı zamanda norm üreten yeteneğiyle örtüşmektedir. Türkiye merkezli bir bölgesel nizamın inşası için gerekli olan bütün komponentler mevcuttur. Bahsi geçen Türkiye merkezli bölgesel nizamın, ABD/Çin/Rusya üçgeniyle bazen uyumlu bazen de otonom bir ilişkiye sahip olması muhtemeldir.

2030 yılında ABD ve Çin’in ekonomik olarak tamamen ayrıştığı bir kopuş olacak mı?
Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu: Trump’ın gümrük vergileri ve güç yoluyla barış stratejisi, küresel ticaret sistemini büyük ölçüde dönüştürmektedir. Yüksek gümrük vergileri başta Güneydoğu Asya ülkeleri olmak üzere, Küresel Güney’i Çin'in kollarına itmektedir. Çin, Küresel Güney ülkelerinin dünya sahnesindeki rolünü güçlendirmek için büyük bir çaba sarf etmektedir. Tek Kuşak Tek Yol girişimi sayesinde Çin, Küresel Güney ülkeleri üzerindeki ekonomik gücünü pekiştirmektedir. Çin ve ABD, 2030 yılına kadar dünyanın en büyük iki gücü konumunu koruyacak, ancak aralarındaki güç dengesi değişebilir. Çin ekonomisi ABD ekonomisini geçebilir ve jeopolitik rekabet, teknoloji ve kaynaklar alanında amansız bir mücadeleye dönüşebilir.

Putin ve Şi arasındaki “Sınırsız Ortaklık” yapısının içeriği nedir?
Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu: Moskova ve Pekin arasındaki stratejik işbirliği özellikle 2013’ten sonra büyük bir ivme kazanmıştır. Putin ve Şi, 2013'ten günümüze 40'tan fazla yüz yüze görüşme gerçekleştirmişlerdir. Putin ve Şi’nin Şubat 2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesinden birkaç gün önce üzerinde anlaştıkları “sınırsız ortaklık” formülasyonu, özellikle ekonomik faaliyetlerin koordinasyonunu sağlamıştır. Neredeyse bütün sektörleri kapsayan Batı yaptırımları ve aynı zamanda Ukrayna’daki savaşın uzaması, Rusya’nın Çin’e olan bağımlılığını artırmıştır. Moskova, yaptırımlar nedeniyle kaybettiği Avrupa piyasasının yerini Çin ile doldurmayı öncelemektedir. Ekonomi temelli Rus-Çin ortaklığının bir başka önceliğini ise güvenlik işbirliği oluşturmaktadır. Çin, kendisine pek dostça davranmayan Hindistan ve Japonya gibi ülkelerle çevrilidir. Pekin’in genel küresel doktrinin açısından bakıldığında, Rusya olmadan Çin’in jeopolitik konularda işi kolay olmayacaktır. Bu nedenle Rusya ve Çin arasındaki siyasi ve güvenlik işbirliği, Pekin için önem ihtiva etmektedir.

Trump-Şi-Putin üçgenindeki kişisel diplomasi trafiği ne durumda?
Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu: Rusya Devlet Başkanı Putin, Çin lideri Şi’nin daveti üzerine 19-20 Mayıs tarihlerinde Pekin’i ziyaret edecek. Trump’un ziyaretinin hemen ardından gerçekleştirilecek olan bu ziyaret, iki ülke arasında imzalanan İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Anlaşması'nın 25. yıldönümüne denk gelmektedir. Çin’in aynı ay içinde ABD ve Rusya liderlerini ağırlaması daha önce yaşanmamış bir durumdur. Çin lideri Şi, Trump'a Pekin ziyareti sırasında Zhongnanhai Devlet Konutu'nda bir tur düzenledi.
Trump, Şi’ye bu konutta yabancı liderleri ne sıklıkla ağırladığını sordu. Çin Devlet Başkanı, bunu “çok nadiren” yaptığını söyledi ve ardından 2024 yılında konutunu Putin’in ziyaret ettiğini belirtti. Trump ile Putin 15 Ağustos 2025 tarihinde Alaska’da bir araya gelmişlerdi. İki lider Alaska zirvesine kadarki süreçte çok kez telefon diplomasisi gerçekleştirmişlerdir. 2026’daki telefon görüşmelerinde Ukrayna ve İran konuları müzakere edilmiştir. Her üç lider lider diplomasisini önemsemektedirler ve bu durum tarafların kişisel iletişimlerine yansımaktadır.

Orta Koridor, Çin’in Avrupa’ya açılan kapısı olurken, Türkiye bu kapının anahtarını elinde mi tutuyor?
Doç. Dr. Halit Hamzaoğlu: Türkiye, Orta Koridor aracılığıyla stratejik projeksiyonunu sağlamlaştırmakta ve aynı zamanda Orta Koridor vasıtasıyla Türk Dünyası ile ekonomik, ticari ve kültürel bağlarını pekiştirmektedir. Orta Koridor, artan belirsizlik ortamında Türkiye’nin bağlantısallık vizyonu açısından oldukça önem taşımaktadır. Ukrayna ve İran’daki savaş, Orta Koridor’un önemi daha artırmıştır. Kuzey ve Güney’deki güvenlik riskleri, Orta Koridor’u Doğu-Batı bağlantısallığının ana güzergahına dönüştürmektedir. Türkiye, bölgesel ve küresel arz güvenliğinin teminatı olarak istikrar sağlayıcı bir aktördür. Bu bağlamda Çin’in ekonomik gücünün Avrupa pazarına ulaşımı açısından Orta Koridor’un önemi haizdir. Türkiye çok taraflı ulaşım politikaları ve kapsamlı stratejik vizyonuyla, bu ekonomik ve güvenilir güzergahın işlevsellik kazanmasını öncelemektedir.
