Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli Güvenlik Konferansları Açılışı'nda açıklamalarda bulundu. Erdoğan savaş meydanında artık yapay zeka ve yazılımların büyük rol oynadığına vurgu yaptı. Ayrıca Erdoğan, "Terörsüz Türkiye süreci stratejik bir devlet vizyonunun adıdır. Gardımızı indirdiğimiz anda bize bu topraklarda bize bu topraklarda hayat hakkı tanımazlar. Bizim güçlü olmak dışında bir seçeneğimiz yoktur." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları:
Talimatlarımız doğrultusunda Milli Güvenlik Siyaset Belgemizi daha iyi anlaşılması amacıyla hazırladık. Milli Güvenlik Konferanslarının başarılı geçmesini temenni ediyorum. Bölgesel gelişmeler bağlamında hassas bir döneme tekabül eden konferanslar devletimizin stratejik hafızasını güçlendiren, kurumlarımız arasındaki koordinasyonu pekiştiren, yeni tehditleri doğru okuyacak kadroların yetişmesine zemin oluşturan önemli bir adım olarak görüyorum. Değerli tecrübeleri, birikim ve uzmanlıkları ile programa katkı verecek tüm katılımcılara şimdiden tebriklerimi, teşekkürlerimi iletiyorum. Burada öncelikle bir hususun altını çizmek istiyorum. Milli irade ve sivil siyaset merkezli gerçekleşen sessiz devrimin sembollerinden biri Milli Güvenlik Kurulumuzun görev, yapı, işleyiş ve konumunda yaşanan değişimdir.
Yasal ve anayasal düzenlemeler kurulun ve genel sekreterliğimizin asli misyonlarını daha etkin, daha verimli ve demokratik standartlara uygun bir zeminde ifa etmelerini mümkün hale getirmiştir. Bir zamanlar eğitim kurumlarında okutulacak yabancı dillerin tespitinde sinema ve müzik eserlerinin denetimine geniş bir alanda mesaj verilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin devlet idaremize ve karar alma süreçlerine kazandırdığı avantajları en iyi şekilde kullanarak Türkiye'nin gücüne güç katmaya inşallah devam edeceğiz. Kıymetli arkadaşlar milletçe stratejik önemi yüksek ve zorlu bir coğrafyada asırlardır varlık gösteriyoruz. Cumhurbaşkanlığı forsumuzda temsil edilen 16 devletimizin 2200 yılı aşkın bir mazisi vardır. Avrupa'dan Orta Asya'ya, Kafkasya'dan Afrika'nın derinliklerine uzanan geniş bir coğrafyada ecdadımız devletler kurmuştur.
Söğüt'te büyüyüp filizlenen Osmanlı çınarı 600 yılı aşkın süre boyunca 3 kıta 7 iklimde bayrağımızı gururla dalgalandırmıştır. Osmanlı'nın takati tükendiğinde ise yerini genç cumhuriyetimiz almıştır. Her zaman söylediğimiz gibi Türkiye Cumhuriyeti bizim bu topraklarda kurduğumuz ilk değil en son devletimizdir.
Bunu bilhassa şunun için söylüyorum. Kurduğumuz devletlerin adları ve yöneticileri zamanla değişmekle birlikte ebed müddet vasfı her zaman baki kalmıştır. Nice zorluklarla karşılaştık. Nice ihanetlere maruz kaldık. Nice badirelerden geçtik. Ama her defasında anka kuşu gibi küllerimizden yeniden doğduk.

Bugüne kadar vatanımızın bekasını, devletimizin güvenliğini, milletimizin istiklal ve istikbalini güvenceye alma noktasında kendi bileğimizin gücü dışında kimseye umut bağlamadık. Milli mücadeleyi bu anlayışla yürüttük. Cumhuriyetimizi bu anlayışla kurduk. Demokrasimize yönelen saldırıları bu anlayışla püskürttük. Kırk yılı aşan terörle mücadelemizi yine bu anlayışla sürdürdük. Tüm bunları yaparken tarihin ve aziz milletimizin şahitliğinde ağır bedeller ödedik. Büyük mücadeleler verdik ve çok önemli kazanımlar elde ettik. Özellikle 15 Temmuz ihaneti sonrası devreye aldığımız terörü kaynağında yok etme stratejisiyle içeride ve dışarıda çok yönlü mücadele yönettik.
Bu sayede bir taraftan tüm terör örgütlerine karşı çok yönlü bir mücadele yürütürken diğer taraftan da sınır ötesi harekatlarla ülkemizin güney sınırları boyunca bir güvenlik hattı oluşturduk. Karar alma aşamasından uygulama safhasına kadar sınır ötesi operasyon süreci Türkiye'nin bağımsızlığını teyit eden bir rol üstlenmiştir. Milli güvenliğimiz riske girdiğinde gözümüzün hiçbir şeyi görmeyeceğini böylece çok net biçimde ortaya koyduk. Irak ve Suriye harekatlarımız ülkemizin tepesine yerleştirilen cam tavanı parçalayarak güvenlik paradigmamızda yeni bir dönemi başlatmıştır.

Terörsüz Türkiye sürecimizinde de Körfez bölgesinden Kuzey Afrika'ya ve Doğu Akdeniz'e uzanan kararlı adımlarımızın da gerisinde işte bu artan özgüven, cesaret, planlama ve bağımsız hareket edebilme kabiliyeti vardır. Terörsüz Türkiye süreci bir güvenlik politikasının ötesinde ülkemizin yeni yüzyılına ilişkin stratejik bir devlet vizyonunun adıdır.
İnşallah süreç hedeflerimizle uyumlu bir şekilde başarıya ulaştığında iç cephemizi güçlendirmekle kalmayacak, Türkiye'nin güvenliğini tahkim edecek, milletimizin önünde yeni kapıların açılmasına vesile olacaktır.
Çağımızın güvenlik anlayışında hatlarına yapılan bir saldırı da limanları ve lojistik ağlarını devre dışı bırakan bir kesinti de bankacılık sistemini işlemez hale getiren bir siber tehditte toplumun birlik ve bütünlüğünü bozan dezenformasyon kampanyası da doğrudan milli güvenliğin alanına giriyor. Savaş meydanında artık tanklar, uçaklar ve füzeler kadar onlara istikamet veren yazılım ve donanımlar da belirleyici rol oynuyor. Yani hemen her alanda ön kabullerin yıkıldığı bir dönemden geçiyoruz. Türkiye olarak bu süreci takip etmekle kalmıyor, kendimizi en hızlı biçimde buna adapte etmeye çalışıyoruz. Yerli ve milli imkanlarla geliştirilmiş teknolojik özelliği milli güvenliğimizi ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz.

Veri güvenliğine büyük önem veriyoruz. Gelinen noktada artık hepimiz şu gerçeğin farkındayız. Veri altyapısını güvence altına alamayan bir ülke ekonomik istikrarını, savunma kapasitesini ve vatandaşlarının mahremiyetini temin edemez. Bir diğer mesele kullanımı giderek yaygınlaşan yapay zeka teknolojisidir. Doğru kullanıldığında yapay zeka karar alma süreçlerini hızlandırmakta riskleri erken tespit etmeyi sağlamaktadır. Ancak yapay zeka ciddi riskler de barındırmaktadır. Yapay zeka destekli dezenformasyon kampanyaları toplumsal psikolojiyi sağlamaktadır içerikler ise demokratik süreçleri zehirlemektedir. Gerçekle yalan arasındaki çizginin giderek kaybolduğuna şahit oluyoruz. Yapay zekayı, etik, hukuki, toplumsal ve stratejik boyutları olan bir güvenlik meselesi olarak ele almak ülkemiz için tercihten öte zorunluluktur. Bugün savaşlar cephe ile birlikte siber alanda uydu sistemleri üzerinden sosyal medya platformlarında eş zamanlı yürütülüyor.
Bir mühendis geliştirdiği bir yazılımla bir veri analisti yaptığı bir değerlendirmeyle bir siber güvenlik uzmanı dijital alandaki önleyici bir faaliyetiyle bir vatandaş ise manipülasyon ve dezenformasyona karşı gösterdiği dirençle milli güvenliği etkin birer parçası haline gelebiliyor. Bunu biz hem Rusya-Ukrayna savaşında hem de son 3 yılda bölgemizde yaşanan hadiselerde gördük. İHA'lar, SİHA'lar, sürü sistemleri insansız deniz araçları, elektronik harp kabiliyetleriyle balistik ve hipersonik yetenekler daha evvel hiç olmadığı kadar belirleyici rol oynadı. Cephe hattında kıyasıya bir mücadele verilirken cephe gerisinde özellikle medya ve sosyal medya aynı yoğunlukta enformasyon savaşlarına sahne oldu. Bunların hepsini takip ettik. Almamız gereken dersleri aldık.
Savunma sanayimizi güçlendirerek dışa bağımlılığımızı en aza indirdik. Güvenlik kurumlarımız arasındaki eş güdümümüzü en üst düzeye çıkartarak riskleri bertaraf ettik. Devletimizi Türkiye düşmanlarına maşalık yapan FETÖ vari yapılardan temizleyerek sızıntıların ve içeriden sabotajların önüne geçtik.
Türk milleti var oldukça devletimiz de var olmaya devam edecektir.