Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, Türkgün gazetesine verdiği röportajın üçüncü bölümü yayımlandı. Yeni Parti'den çerçeve yasaya gelen hayır oylarına ilişkin "Arzu ettiğimiz güçlü siyasi kurumsallaşmanın ‘Yeni Parti’ de henüz temin edilemediğini göstermiştir" ifadelerini kullandı.

Bahçeli'nin açıklamaları şu şekilde:
Türkiye’nin terör meselesini iç cephesini kuvvetlendirmiş, milli birliğini, siyasi ve ekonomik istikrarını sağlamış olarak, milli iradesi içinde çözüme kavuşturması, temel arzumuz ve hedefimizdir. O sebeple siyaset yoluyla gerginlik ve kutuplaşmalara, toplumsal olaylara sebebiyet verebilecek girişimlerden kaçınılmasını hayati önemde görüyoruz. Bölgemizdeki hadiseleri nazar-ı dikkate aldığımızda Türk siyasetinde bölünmeye değil sağduyuya, çatışmaya değil iş birliği ve diyaloğa, kısır tartışma ve çekişmelere değil milli meseleler üzerinde uzlaşıya ihtiyacımız vardır. CHP’de ‘mutlak butlan’ kararıyla başlayan tartışmaların iç çatışmaya ve ardından ayrışmaya dönüşmesi belirttiğim nedenlerle tasvip ettiğimiz bir durum olmamıştır.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki ayrışma ve bölünme girişimlerine hep temenni ile yaklaşılmasını salık verdik, birlik bozulmasın istedik, yer yer tecrübelerimizi paylaşıp tavsiyelerde bulunduk; ancak gelinen noktada Özgür Bey ve arkadaşları ‘Yeni Parti’yi kurdular. Yargıtay kayıtlarına göre siyasi parti sayısını bir artırarak 190. parti oldular. CHP’nin bölünmesini tasvip etmesek de kendilerine ve partilerine başarılar diledik.

Siyasette ahlaklı, ilkeli ve seviyeli, Türkiye ve Türk milleti için mücadele eden her Türkiye partisini şüphesiz ki kıymetli buluyoruz. Ayrıca CHP’ye siyasi patinaj yaptıran ve Türk kamuoyunu fazlasıyla meşgul eden yolsuzluk ve usulsüzlüklerin, parti içi çatışmanın da son bulmasını ve bu sürecin Türk siyasetinde ihtiyaç duyulan temiz siyasete ve arınmaya katkı sunmasını temenni ediyoruz.
İstikrarlı, köklü siyasi partilerin, Türk demokrasisinin ve siyasetinin kurumlaşmasına, Türkiye’nin gelişmesi ve kalkınmasına katkı sağlayacağını değerlendiriyoruz. Esas mesele; siyasette ilke, seviye ve etik değerlere bağlılık, siyasetin finansmanının, merkezi yahut yerel idarelerdeki yönetme sorumluluğunun şeffaf, hesap verebilir ve denetlenebilir bir anlayışla, siyaset alanını genişleten katılımcı, kapsayıcı demokratik bir yaklaşımla şekillendirilmesi, siyasetin milli menfaatleri önceleyen ahlaki bir zeminde yapılması gereğidir.

Bu noktada şunu da ifade etmekte yarar vardır. ‘Terörsüz Türkiye’ gibi Türkiye’nin en önemli meselesine bakışta bir ilkenin, kararlı bir duruşun, çözüm iradesine yönelik parti kurumsallığında ortak bir iradenin ortaya konulamaması arzu ettiğimiz güçlü siyasi kurumsallaşmanın ‘Yeni Parti’ de henüz temin edilemediğini göstermiştir.
Türkiye, 16 Nisan 2017’de gerçekleştirdiği anayasa değişikliği ile en önemli yönetim reformlarından birisine imza atarak Parlamenter Sistem’den, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçmiştir. Önümüzdeki süreçte sistemin ruhuna uygun, siyasi istikrarı ve demokratik gelişimi esas alan bir anlayışla siyasi partiler ve seçim sisteminin de yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.
Günümüzde ekonomik kalkınma ile güvenlik birbirinden bağımsız değerlendirilemez. Nitekim ‘terörsüz Türkiye’, güvenlikten ekonomiye uzanan yeni bir jeopolitik avantaj sağlayacaktır. Şu tartışmasız bir gerçektir ki güvenliğin olmadığı yerde yatırım ortamı zayıflamakta, sermaye hareketliliği azalmakta ve kalkınma süreçleri sekteye uğramaktadır. Terörün tamamen tasfiye edildiği bir Türkiye ise öngörülebilirliği ve yatırımcı güvenini artıracak, üretim kapasitesini güçlendirecek ve bölgesel ticaret ağlarının merkezinde yer alacaktır. Daha önce terörle anılan yerlerde doğal ve beşeri kaynak potansiyelimizin harekete geçmesiyle ekonomik ve sosyal hayat canlanacak, milletimizin refahı artarken ülkemizin kalkınması ivme kazanacaktır.

Bu nedenle ‘terörsüz Türkiye’ yeni kalkınma paradigmamızın önemli bir kaldıracıdır. Kalkınma, maddi ve statik sermaye unsurlarının amaç, ilke, vizyon ve nihai hedefler doğrultusunda maddi olmayan ve dinamik unsurlarla gerek millî gerekse de küresel düzeyde planlandığı, sevk ve idare edildiği bir sürece dayanmaktadır. Coğrafya, toprak, iklim, doğal zenginlikler, su kaynakları ve ekolojik sistem kalkınmanın maddî ve statik sermaye unsurlarını teşkil ederken; siyasi rejimler, iktisadî sistemler, diplomatik kapasite, milli karakter, milli moral ve kültür, nüfus ve eğitim gibi faktörler ise kalkınmanın maddi olmayan ve dinamik unsurlarını oluşturmaktadır. Bu bağlamda maddi ve statik sermaye unsurları ile maddi olmayan ve dinamik unsurlar arasındaki ilişki, süreklilik, tutarlılık, istikrar, verimlilik ve standartlaşma kapsamında güçlü kurumsallıklar vesilesiyle kurulur; kalkınmanın amaç, ilke, vizyon ve hedefleri istikametinde planlanır, organize edilir ve uygulanır. Dolayısıyla kalkınma, her bir unsurun birbirine bağlı olduğu ve birbirini müspet ya da menfi yönde müteselsilen etkilediği, ahlaki ve kültürel ilke ve misyon üzerine kurulur. Bu yönüyle kalkınma; siyasi, iktisadi, toplumsal, beşeri, hukuki ve diplomatik benzeri alanlarda kurumsal, stratejik, planlama ve tatbiki yönleri ile kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri ihtiva eden milli ve manevî yükseliş, maddi ve teknik ilerleyiş, siyasi ve toplumsal birlik hamlesidir.