Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Diş ve diş eti sorunları çoğu zaman önemsenmese de vücudunuzun geri kalanında yaşanan sağlık problemlerine ilişkin önemli ipuçları verebiliyor. New York City'de yaşayan Genel Diş Hekimi Dr Yev Davydov, Daily Mail'e yaptığı açıklamada ağzın kemik, yumuşak doku, kan dolaşımı ve bakterilerin aynı anda doğrudan gözlemlenebildiği ender bölgelerden biri olduğuna dikkat çekti.
Davydov, "Ağız aynı zamanda yediğiniz, içtiğiniz ve soluduğunuz her şeyin giriş noktasıdır. Vücudun geri kalanında meydana gelenler genellikle burada erken ortaya çıkar" ifadelerini kullandı.
Ağızda milyarlarca yararlı ve zararlı bakteri bulunuyor. Diş etlerinin iltihaplanması veya kanaması halinde bakteriler kan damarlarına ulaşarak kalp gibi önemli organlara taşınabiliyor.

Davydov'a göre diş ağrısı sanılanın aksine erken değil geç ortaya çıkan bir uyarı niteliği taşıyor. "Ağrı başladığında sorun genellikle aylar veya yıllardır gelişiyor" diyen Davydov, ağızdaki bakterilerin şeker ve nişastayla beslenerek asit ürettiğini, bakterilerle birlikte diş yüzeyinde plak adı verilen yapışkan bir tabaka oluşturduğunu belirtti.
Temizlenmeyen plak zamanla tartara dönüşebiliyor, diş minesine zarar vererek çürük oluşumuna yol açabiliyor. İlk aşamadaki çürükler genellikle ağrıya neden olmuyor. Çürük ilerledikçe soğuk yiyecek ve içeceklere ya da tatlılara karşı hassasiyet görülebilirken ağrı çoğunlukla çürüğün sinire ulaşmasıyla başlıyor.

Ortodontist Dr Kami Hoss ise etkilenen sinirin ölmesi halinde ağrının ortadan kalkabileceğini ancak tehlikenin devam ettiğini söyledi. Hoss, "Kendi haline bırakılırsa çene kemiğinde, kan dolaşımına açık erişimi bulunan bir enfeksiyon cebi olan apseye dönüşür. Artık yalnızca bir diş problemi değildir. Vücuttaki kronik bir enfeksiyondur" dedi.
Enfeksiyon çene kemiği, çevredeki dişler, sinüsler ile yüz ve boyundaki yumuşak dokulara yayılabiliyor. Tedavi edilmeyen diş enfeksiyonları kronik iltihaplanma nedeniyle diyabet, kalp hastalığı ve demans riskinin yükselmesiyle de ilişkilendiriliyor. CDC verilerine göre 20 ila 64 yaş arasındaki yetişkinlerin yaklaşık beşte birinde tedavi edilmemiş en az bir çürük bulunuyor.

Diş etlerindeki şişme ve kanama diş eti iltihabı olarak bilinen gingivitisin belirtileri arasında yer alıyor. Sorun erken aşamada düzenli diş fırçalama ve diş ipi kullanımıyla kontrol altına alınabilirken haftalar boyunca devam etmesi periodontitis olarak bilinen daha ileri bir diş eti hastalığına işaret edebiliyor.
Hoss, "Elleriniz her yıkadığınızda kanasaydı aynı öğleden sonra doktora giderdiniz. Ancak milyonlarca insan her gece lavaboda kan görüyor ve buna 'hassas diş etleri' diyor" ifadelerini kullandı. Davydov ise periodontitis ilerledikçe bakterilerin diş eti çizgisinin altına geçtiğini ve bağışıklık sisteminin verdiği iltihabi cevabın dişleri yerinde tutan kemiğe zarar vermeye başladığını aktardı.

Uzmanlara göre ileri diş eti hastalığı kalp hastalıkları, felç ve kontrol altına alınamayan diyabetle uzun süredir ilişkilendiriliyor. Şiddetli diş eti hastalıklarının sürekli bağışıklık cevabına yol açarak C-reaktif protein ve sitokin gibi iltihap belirteçlerini yükseltebildiği belirtiliyor.
Hoss ayrıca plak miktarıyla açıklanamayacak kadar fazla kanayan, şişen veya mor renge dönen diş etlerinin lösemi ya da pıhtılaşma bozukluklarının ilk görünür işaretlerinden biri olabileceğini söyledi. Kanamaya morarma, yorgunluk veya ateş eşlik etmesi halinde hekime başvurulması gerektiğini vurguladı.

Çocukluk döneminde diş kaybetmek doğal sürecin bir parçası olsa da yetişkinlerde sallanan diş uzmanlara göre mutlaka araştırılmalı. Davydov, "Dişler kemiğe bağ dokusuyla tutunur. Bir diş sallanıyorsa kemiğe, bağ dokusuna veya ikisine birden zarar veren bir şey vardır" dedi.
Yetişkinlerde dişlerin sallanmasının en yaygın nedenlerinden biri ileri diş eti hastalığı olarak gösteriliyor. Yıllar boyunca süren kronik enfeksiyon destekleyici kemiği aşındırarak dişin hareket etmeye başlamasına yol açabiliyor. Gece diş gıcırdatma da dişlere ve çevresindeki kemiğe aşırı kuvvet uygulanması nedeniyle zamanla benzer bir sonuca neden olabiliyor.

Sarımsak veya balık gibi yiyecekler birkaç saat boyunca ağız kokusuna neden olabiliyor. Ancak dişler fırçalandıktan sonra da devam eden kötü koku farklı bir problemin işareti olabilir. Diş etlerinin altında, derin çürüklerde, dil üzerindeki girintilerde veya dolgu ve kaplamaların çevresinde biriken bakteriler kötü kokuya yol açan kükürt bileşikleri üretebiliyor.
Hoss, birçok kişinin temizlemeyi ihmal ettiği dilin önemli bir kötü koku kaynağı olduğunu belirtirken ağız kuruluğunun da sıklıkla gözden kaçırıldığına dikkat çekti.