Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Market alışverişinizi tamamladınız, kasadaki görevli para üstüyle birlikte o uzun beyaz kağıt parçasını size uzattı. Alıp hızla ikiye katladınız, belki cüzdanınızın bir köşesine sıkıştırdınız, belki de market arabasının içinde bırakıp ya da buruşturup ilk çöp kutusuna fırlattınız. Hayatınızın her gününde en az bir kez tekrarladığınız bu basit, saniyelik ve tamamen zararsız görünen eylem, aslında modern çağın en sinsi kimyasal saldırılarından biridir. Çoğumuz o kağıtların üzerinde bildiğimiz "mürekkep" olduğunu sanırız; oysa o siyah yazılar mürekkep değil, doğrudan kana karışan ve vücudunuzun hormon sistemini kelimenin tam anlamıyla zedeleyen devasa bir kimyasal reaksiyonun eseridir.
Bazen cüzdanımızın içinde haftalarca bekleyip yazıları silinen, bazen pantolon cebinde unutup çamaşır makinesinde eriyen o fişler, normal kağıt hamurundan yapılmazlar. Kasa makinelerinin içinde bir mürekkep kartuşu yoktur. Makine, kağıdın üzerindeki özel bir kimyasal kaplamayı lazerle "yakarak" (ısıtarak) o siyah harfleri ortaya çıkarır. İşte asıl ölümcül detay tam olarak o kaplamanın içinde gizlidir: Endokrin (hormon) bozucu kimyasalların şahı olarak bilinen Bisphenol-A (BPA) ve onun sözde daha masum ama en az onun kadar tehlikeli kardeşi Bisphenol-S (BPS).
Plastik su şişelerinin veya saklama kaplarının altında "BPA İçermez" (BPA-Free) yazısını mutlaka görmüşsünüzdür. BPA, plastikleri sertleştirmek için kullanılan ve vücutta "Östrojen" hormonunu taklit ederek hücresel kaosa neden olan sentetik bir kimyasaldır. Gıda ambalajlarında kullanımı birçok ülkede sıkı denetime tabi tutulmuştur.
Ancak plastik şişelerdeki BPA kimyasal bir bağ ile plastiğe hapsedilmişken, market ve ATM fişlerindeki (termal kağıtlardaki) BPA kaplaması serbest bir "toz" formundadır. Kağıdın üzerine sadece serpilmiş gibidir. Siz o fişi parmak uçlarınızla tuttuğunuz saniyede, derinizin üzerindeki doğal yağlar ve ter, bu serbest kimyasal tozu mıknatıs gibi çeker. Sadece 5 saniyelik bir temas bile, parmak uçlarınızdaki gözeneklerden miligramlarca sentetik östrojenin doğrudan kan dolaşımınıza geçmesi için yeterlidir.
"Bir kağıda dokunmak nasıl yemekten daha tehlikeli olabilir?" diye düşünebilirsiniz. İnsan anatomisinin o kusursuz güvenlik duvarı olan karaciğer, burada en büyük handikabımızdır.
Eğer içinde BPA bulunan bir plastik kaptan yemek yerseniz, bu kimyasal midenize, bağırsaklarınıza ve ardından doğrudan karaciğerinize gider. Karaciğer, "İlk Geçiş Metabolizması" adı verilen bir savunma mekanizmasıyla bu zehrin büyük bir kısmını parçalar ve idrar yoluyla dışarı atar. Ancak BPA'yı market fişinden "deri yoluyla" aldığınızda, bu kimyasal karaciğerin o devasa savunma hattını tamamen es geçer. Parmak ucunuzdan emilen BPA doğrudan kılcal damarlara, oradan da tüm vücudunuza (kalbinize, tiroidinize ve üreme organlarınıza) en saf ve en zehirli haliyle, hiçbir filtreye takılmadan pompalanır.
Özellikle kış aylarında veya salgın dönemlerinde çoğumuz alışverişi bitirir bitirmez ellerimize bolca dezenfektan veya alkollü kolonya sıkarız, hemen ardından da kasiyerin uzattığı o termal fişi tutarız. İşte bu, vücudunuza yapabileceğiniz en büyük ihanettir.
Alkol, derinin koruyucu yağ bariyerini saniyeler içinde yıkan, muazzam bir "penetrasyon artırıcıdır" (emilim hızlandırıcı). Bilimsel araştırmalar, ellerinde dezenfektan, kolonya veya nemlendirici el kremi olan bir kişinin termal fişe dokunduğunda, kuru ellere sahip birine kıyasla BPA'yı tam 100 kat daha hızlı ve daha fazla emdiğini kanıtlamıştır. Cildin bariyeri alkolle açılmışken o kimyasal toza dokunmak, zehri doğrudan damarınıza enjekte etmekten farksızdır.
Vücudunuza giren bu sentetik östrojen (BPA/BPS), hücrelerinize "Ben gerçek bir hormonum" diyerek sahte sinyaller gönderir. Bu hormonal taklit, vücudun kusursuz işleyen o hassas terazisini paramparça eder.
Erkeklerde testosteron seviyesinin düşmesi, kadınlarda polikistik over sendromu ve doğurganlık sorunları bu sinsi kimyasalın ilk hedefleridir. Daha da kötüsü, BPA doğrudan tiroid bezlerinin çalışmasını yavaşlatır ve hücrelerin insülin direncini artırır. Siz ne kadar diyet yaparsanız yapın, kanınızda dolaşan bu endokrin bozucular beyninize sürekli "Yağ depola" komutu gönderdiği için o inatçı göbek yağlarından asla kurtulamazsınız.