Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Vücudumuzun kusursuz işleyen arıtma tesisleri olan böbrekler, ne yazık ki en "sessiz" ve en sabırlı organlarımızdır. Kalp teklediğinde çarpıntıyla, mide bozulduğunda ağrıyla hemen sinyal verirken; böbrekler iflasın eşiğine gelene, kapasitelerinin yüzde 80'ini kaybedene kadar genellikle hiçbir şiddetli acı hissettirmezler. Çoğu insan böbrek sağlığını korumanın sadece "günde iki litre su içmekten" ibaret olduğunu düşünür. Oysa diyaliz makinelerine bağlanan veya organ nakli sırası bekleyen milyonlarca hastanın hikayesi, su içmemekten çok daha sinsi, gündelik ve "masum" sandığımız alışkanlıkların eseridir.
İnsan böbreği, her gün yaklaşık 200 litre kanı süzerek içindeki toksinleri, fazla tuzu ve suyu idrar yoluyla dışarı atan mucizevi bir laboratuvardır. İçinde "Nefron" adı verilen ve gözle görülmeyen bir milyondan fazla mikroskobik filtre bulunur. Bu filtreler o kadar hassas bir basınç dengesiyle çalışır ki, kan akışındaki en ufak bir zehirli madde veya basınç değişimi bu nefronların kalıcı olarak ölmesine neden olur. Ve en acı gerçek şudur: Ölen bir böbrek hücresi (nefron) bir daha asla kendini yenileyemez. Yani kaybettiğiniz her filtre, hayatınızın geri kalanında eksik kalacaktır. İşte her gün farkında olmadan bu filtreleri tıkayan ve kurutan o ölümcül alışkanlıklar.
En ufak bir baş ağrısında, eklem sızısında veya yorgunlukta hemen ecza dolabına koşup bir ağrı kesici atmak, modern çağın en tehlikeli refleksidir. Özellikle "NSAİİ" (Non-steroid anti-inflamatuar ilaçlar) grubuna giren o çok bilindik reçetesiz ağrı kesiciler, böbreklerin en büyük ve en acımasız düşmanıdır.
Bu ilaçlar ağrıyı kesmek için vücuttaki kan damarlarını daraltır. Böbreklerin çalışabilmesi ve kendi dokusunu besleyebilmesi için sürekli ve güçlü bir kan akışına ihtiyacı vardır. Siz o hapı yuttuğunuzda, böbreğe giden kan akışı aniden bıçak gibi kesilir. Böbrek dokusu kelimenin tam anlamıyla "susuz ve oksijensiz" kalarak boğulmaya başlar. Özellikle susuz kalınan bir günde veya alkol aldıktan sonra ertesi günkü baş ağrısını geçirmek için içilen ağrı kesiciler, akut böbrek yetmezliğinin bir numaralı tetikleyicisidir. Ağrı kesiciler bir tedavi değil, sadece acıyı maskeleyen geçici susturuculardır; böbreklerinizi bu kimyasal susuzluğa mahkum etmeyin.
"Ben yemeğe hiç ekstra tuz atmam" demek, sizi tuzun zararlarından korumaya yetmez. Gündelik hayatta aldığımız tuzun (sodyumun) yüzde 80'i zaten işlenmiş gıdaların içine gizlenmiştir. Hazır çorbalar, kahvaltılık gevrekler, paketli peynirler, zeytinler, salça ve hatta yediğimiz o masum sandığımız fırın ekmekleri bile devasa birer sodyum deposudur.
Vücuda giren fazla tuz, kanda suyu tutarak kan hacmini artırır. Bu durum, damarlardan geçen suyun basıncını, yani tansiyonu inanılmaz derecede yükseltir. Böbreğin içindeki o mikroskobik, kılcal filtreler (nefronlar) yüksek tansiyonun oluşturduğu
o şiddetli kan basıncına dayanamaz ve zamanla yırtılarak işlevini yitirir. Tuzu sadece yemek masasında değil, market raflarında okuduğunuz ambalaj etiketlerinde de acilen azaltmanız gerekir.
Böbreklerin yıkanması, toksinleri atabilmesi ve idrar yollarında kum/taş oluşumunu engelleyebilmesi için sürekli bir hidrasyona (sıvıya) ihtiyacı vardır. Birçok insan "Zaten bütün gün çay, kahve, meyve suyu içiyorum, sıvı alıyorum" yanılgısına düşer.
Çay ve kahve gibi kafeinli içecekler "diüretik"tir; yani vücuda su kazandırmaz, aksine hücrelerdeki mevcut suyu zorla idrara çevirerek vücuttan atar. Siz çay içtikçe aslında böbreklerinizi daha da kurutursunuz. Daha tehlikelisi ise su içmek için sadece "susuzluk hissinin" gelmesini beklemektir. Beyin size "Susadım" sinyalini gönderdiğinde, vücudunuz çoktan yüzde 2 oranında susuz kalmış, böbrekler suyu idareli kullanmak için idrarı koyulaştırmış (konsantre etmiş) demektir. Koyu ve kokulu idrar, böbreklerin "Lütfen bana saf su gönder, zehri atamıyorum" çığlığıdır. Susamayı beklemeden, gün içine yayarak saf ve temiz su içmek en ucuz ve en etkili böbrek koruyucusudur.
Gece sıcak yatağınızdan çıkmamak için, film izlerken sahneyi kaçırmamak için veya dışarıda temiz tuvalet bulamadığınız için idrarınızı saatlerce tutmak, mesaneye ve böbreklere yapılan korkunç bir mekanik işkencedir.
Mesaneniz (idrar keseniz) dolduğunda, içerideki idrar yukarıya, yani böbreklere doğru bir geri basınç (hidronefroz) oluşturmaya başlar. Böbrek sürekli idrar ürettiği halde, alt kapı kapalı olduğu için bu toksik sıvı böbrek havuzcuğunda bekler. Bakterilerin üremesi, idrar yolu enfeksiyonları ve böbrek taşlarının kristalleşmesi tam da bu bekleme anlarında gerçekleşir. Daha da kötüsü, bu geri basınç zamanla böbreğin genişlemesine ve dokusunun ezilmesine yol açar. İdrar hissi geldiği an tuvalete gitmek, böbrek içi basıncı sıfırlamanın en temel kuralıdır.
Son yıllarda fitness dünyasının dayattığı "Daha çok kas için daha çok protein" felsefesi, ne yazık ki böbrek polikliniklerini genç hastalarla doldurmaya başladı. Her gün tüketilen devasa porsiyonlardaki kırmızı etler, peş peşe içilen sentetik protein tozları ve amino asit takviyeleri, böbrekler için ağır bir mesai anlamına gelir.
Protein vücutta parçalandığında ortaya "Üre" gibi zehirli azotlu atıklar çıkar. Böbrekler bu ağır atıkları kandan temizleyip süzmek için inanılmaz bir efor (hiperfiltrasyon) sarf eder. Bir arabanın motorunu sürekli kırmızı devirde kullanmak motoru nasıl yakarsa, ihtiyacınızdan fazla ve sentetik yollarla aldığınız protein de böbrek filtrelerini o kadar hızlı aşındırır. Eğer profesyonel bir vücut geliştirme sporcusu değilseniz, günlük protein ihtiyacınızı doğal gıdalardan, aşırıya kaçmadan ve mutlaka bol su eşliğinde karşılamak böbrekleriniz için yapacağınız en büyük iyiliktir.