Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Türkiye'de sudan sonra en çok tüketilen içecek olan siyah çay, kahvaltıdan akşam oturmasına kadar hayatımızın her anında yer alıyor. Ancak "milli içeceğimiz" olan çay, yanlış demlendiğinde ve yanlış zamanda tüketildiğinde vücuttaki demir depolarını boşaltan sinsi bir düşmana dönüşebiliyor. Özellikle yemekten hemen sonra içilen veya "acımasın" diye çok uzun süre demlenen çaylar, halk arasında "kansızlık" olarak bilinen Demir Eksikliği Anemisini tetikliyor. Uzmanlar, çayın içindeki o maddeyi etkisiz hale getirmek için yapılması gerekenleri ve ideal bekleme süresini açıkladı.
Kişi başı yıllık çay tüketiminde dünya lideri olan Türkiye'de, demir eksikliği anemisi oranlarının yüksek olması bir tesadüf değildir. Et, yumurta, bakliyat ve yeşil sebzelerden aldığımız demir minerali, vücudumuzun oksijen taşıması için hayati öneme sahiptir. Ancak sofradan kalkar kalkmaz içilen o tavşan kanı çay, aldığımız bu değerli mineralin bağırsaklardan emilmesini adeta bir duvar örerek engeller. Suçlu ise çaya o buruk tadını ve rengini veren "Tanen" (Tannic Acid) maddesidir. Çoğu tiryaki, çayı "ne kadar koyu olursa o kadar iyi" mantığıyla içerken, aslında kendi kan değerlerini düşürdüğünün farkında değildir. Halsizlik, saç dökülmesi, üşüme ve konsantrasyon bozukluğu gibi şikayetleriniz varsa, suçlu beslenmeniz değil, çay içme alışkanlığınız olabilir.
Çay yapraklarında doğal olarak bulunan polifenoller ve tanenler, güçlü antioksidanlardır. Ancak bu maddelerin demir mineraline karşı özel bir ilgisi vardır. Özellikle bitkisel kaynaklı (non-heme) demir ile birleştiklerinde, çözünmeyen bir kompleks oluştururlar.
Siz ıspanak, mercimek veya yumurta yediğinizde, midenizdeki demir serbest haldedir ve emilmeyi bekler. Ancak üzerine hemen koyu bir çay içtiğinizde, çaydaki tanenler bu demir moleküllerini yakalar ve birbirine bağlar. Vücut, bu bağlı molekülü tanıyamaz ve ememez. Sonuç olarak demir, kana karışmak yerine sindirim sistemi yoluyla vücuttan atılır. Araştırmalar, yemekle birlikte veya hemen sonra içilen bir fincan çayın, demir emilimini %60 ile %70 oranında azalttığını göstermektedir. Bu oran, özellikle demir ihtiyacı yüksek olan kadınlar ve gelişme çağındaki çocuklar için kritik bir kayıptır.
Çayın demlenme süresi, suya geçen tanen miktarını belirleyen en önemli faktördür. Türk usulü demlemede, çay genellikle kaynar suyun üzerinde 20-30 dakika bekletilir. Çay ne kadar uzun süre demlenirse ve ne kadar uzun süre beklerse, suya geçen tanen miktarı o kadar artar.
Çayın tadının "acılaşması", aslında tanen yoğunluğunun arttığının işaretidir. Acı ve bayatlamış çay, taze demlenmiş açık renkli çaya göre çok daha fazla demir bağlayıcı özelliğe sahiptir. Uzmanlar, çayın demlendikten sonra en fazla 15-20 dakika içinde tüketilmesini, sonrasında ise tanen oranının sağlığı tehdit edecek seviyeye ulaştığını belirtiyor. Sürekli kaynayan ve saatlerce bekleyen "kahvehane çayı", bu açıdan en riskli gruptur.
Peki, çaydan vazgeçecek miyiz? Elbette hayır. Çayın keyfini sürerken sağlığımızı korumanın iki altın kuralı vardır.
Herkes çaydan aynı oranda etkilenmez. Kırmızı et ağırlıklı beslenenlerde (heme demir) çayın etkisi daha düşüktür. Ancak vejetaryenler, veganlar ve demir eksikliği anemisi tanısı konmuş kişiler için bu kurallar hayati önem taşır. Çünkü bitkisel demirin emilimi zaten zordur, bir de çayla bloke edildiğinde vücut depoları hızla tükenir.
Ayrıca "kansızlık ilacı" (demir takviyesi) kullanan hastaların, ilacı çayla birlikte içmesi yapılan en büyük hatadır. İlaçtan alınan demir, çayla birleşince midede çökelti oluşturur ve hiçbir işe yaramaz. İlacın mutlaka suyla ve mümkünse C vitamini kaynağıyla alınması, çaydan ise en az 2 saat uzak tutulması gerekir. Çay, doğru zamanda içildiğinde kalp dostu bir antioksidandır; yanlış zamanda içildiğinde ise kanınızı çalan bir hırsızdır.