Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Güzellik sektörünün son yıllardaki en büyük trendi hâline gelen asitli cilt bakım ürünleri ve kimyasal peeling tonikleri, dermatoloji uzmanları tarafından sinsi bir tehlike olarak tanımlandı. Sosyal medyadaki "cam gibi bir cilt" akımına kapılan milyonlarca kadın, gözenekleri yok etmek uğruna yüzlerine her gece adeta hafif ölçekli bir kezzap sürüyor. Kozmetik markalarının mucizevi bir aydınlanma vaadiyle piyasaya sürdüğü bu asitler, bilinçsiz kullanıldığında cildin on binlerce yılda evrimleşen o eşsiz koruyucu zırhını tamamen tahrip eder. Uzmanlar, daha pürüzsüz görünmek isterken geri dönüşü olmayan lekelere ve kronik egzamalara yakalanan hastaların sayısında devasa bir patlama yaşandığını belirtmektedir. İşte o çok övülen kimyasal sıvıların deri altında başlattığı yıkıcı hasar ve cilt bariyerini çökerten acımasız tablo.
İnsan derisinin en üst tabakası olan "stratum corneum", hücrelerin birbirine seramidler, yağ asitleri ve kolesterol ile tuğla gibi örüldüğü muazzam bir savunma duvarı işlevi görür. Bu duvarın en temel amacı, dışarıdaki zararlı bakterilerin içeri girmesini engellemek ve vücudun içindeki nemin buharlaşıp kaçmasını önlemektir. Sağlıklı bir cildin pH seviyesi ortalama 5.5 civarındadır ve bu hafif asidik yapı, cildi enfeksiyonlara karşı koruyan doğal bir kalkan vazifesi üstlenir. Ancak pürüzsüz bir yüze kavuşma hırsıyla her gün kullanılan glikolik asit (AHA) ve salisilik asit (BHA) içeren tonikler, pH seviyesi 3.0'lara kadar düşen oldukça güçlü asidik çözeltilerdir. Tüketiciler pamuğa döktükleri bu sıvıları yüzlerine sürdüklerinde, ölü derileri temizlediklerini sanırken aslında o tuğla duvarın aralarındaki hayati harcı da eriterek yok ederler.
Kimyasal asitlerin her gece veya gün aşırı yüzeyde kullanılması, derinin kendini yenileme hızından çok daha agresif bir soyulma işlemi başlatır. Cilt, bu asit saldırısına karşı koyabilmek ve kaybettiği üst katmanı onarabilmek için sürekli bir alarm durumuna geçer. Bariyeri incelen ve zayıflayan cilt, hücrelerin içindeki o değerli suyu dışarıya sızdırmaya başlar. Tıp literatüründe "Transepidermal Su Kaybı" (TEWL) olarak adlandırılan bu durum, cildin içeriden kurumasına, gerginleşmesine ve kaşınmasına sebep olur. Dışarıdan bakıldığında ciltteki o geçici parlaklık ve gerginlik, aslında sağlığın değil, asitle inceltilmiş ve savunmasız bırakılmış bir derinin verdiği sessiz bir imdat çığlığıdır.
Derinin üzerindeki bu mikroskobik incelme, aynı zamanda güneşin ultraviyole (UV) ışınlarına karşı kurulan doğal kalkanın da tamamen sıfırlanması anlamına gelir. Asit kullanıp dışarı çıkan bir birey, güneş kremi sürse dahi cildi normal bir insana göre ışınları çok daha şiddetli bir biçimde emer. Bu durum, ciltte yıllarca geçmeyecek olan derin melazma (güneş lekesi) haritalarının oluşmasına zemin hazırlar.
Dermatologlar, ezbere kullanılan asitli ürünlerin polikliniklerde her gün karşılaştıkları o korkutucu sonuçlarını şu maddelerle özetler:
· Mikrobiyom dengesinin çökerek kronik sivilcelerin başlaması: Cilt yüzeyindeki faydalı bakteriler asitle yok edildiği için, zararlı bakteriler hızla çoğalarak daha önce hiç sivilce çıkmayan bölgelerde bile derin kistik aknelerin oluşmasına yol açar.
· Kılcal damarların çatlaması ve kalıcı kızarıklık: İnceltilen derinin altındaki kılcal damarlar dış faktörlere (sıcak, soğuk, stres) doğrudan maruz kaldığı için çatlar ve yüzeyde "roza" (gül hastalığı) olarak bilinen kalıcı kızarıklıklara dönüşür.
· Erken yaşlanma ve kırışıklık artışı: Nem tutma kapasitesi sıfırlanan hücreler, susuz kalmış bir elma gibi hızla buruşur ve kaz ayakları ile mimik çizgilerinin çok genç yaşlarda derinleşmesine sebep olur.
· Kozmetik ürünlere karşı gelişen intolerans: Bariyeri parçalanmış bir cilde sürülen en masum nemlendirici bile yanma, batma ve kızarma hissi uyandırarak kişinin cilt bakım ürünlerine karşı tamamen alerjik bir hâle gelmesiyle sonuçlanır.
Bu geri dönüşü zor hasarlardan korunmanın tek yolu, agresif asitleri ve soyucu kimyasalları banyo dolaplarından tamamen uzaklaştırmaktan geçer. Uzmanlar, tahrip olmuş bir cilt zırhını yeniden inşa etmek için cildin kendi yapı taşları olan seramidler, hyalüronik asit ve peptitler içeren yatıştırıcı ürünlerin kullanılmasını şart koşar. Yüz yıkama işlemlerinde sert köpükler yerine cildin pH dengesine saygılı, nazik temizleyicilerin tercih edilmesi gerekir.