Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Yorgunluk, eklem ağrıları ve bağışıklık düşüklüğü şikayetiyle doktora giden hemen hemen herkesin kan tahlilinde D vitamini düşük çıkıyor. Eczaneden alınan damlalar, ampuller veya kapsüller aylarca kullanılıyor ancak tahlil tekrarlandığında değerlerin milim kıpırdamadığı veya çok az yükseldiği görülüyor. "Vücudum vitamini tutmuyor mu?" endişesi yaşayanlar için bilim dünyasından şaşırtıcı bir cevap geldi: Suçlu D vitamini değil, onun "aktivasyon anahtarı" olan Magnezyum eksikliğidir. Magnezyum olmadan alınan D vitamini, sadece işe yaramamakla kalmıyor, damarlarda kireçlenmeye yol açarak sağlığı tehdit ediyor. İşte iki vitamin arasındaki o hayati ortaklık.
Modern tıbbın en büyük paradokslarından biri, D vitamini takviyesi kullanımının rekor seviyede artmasına rağmen, D vitamini eksikliğinin hala bir salgın gibi yaygın olmasıdır. İnsanlar avuç dolusu takviye alıyor ama kendilerini hala yorgun hissediyorlar. Bunun biyokimyasal nedeni, D vitamininin vücuda alındığı haliyle "inaktif" (kullanılamaz) olmasıdır. D vitamini aslında bir vitamin değil, bir "hormon öncüsü"dür (pro-hormon). Vücuda girdiği andan itibaren, hücrelerin kullanabileceği aktif forma (Kalsitriol) dönüşmesi için karaciğerde ve böbreklerde iki aşamalı bir işlemden geçmesi gerekir. İşte bu fabrikaların çalışması için gereken yakıt Magnezyumdur. Eğer vücudunuzda yeterli magnezyum yoksa, D vitamini depolarda bekler, çürür ve atılır; asla işe yaramaz.
Bilimsel araştırmalar, D vitaminini metabolize eden (işleyen) enzimlerin tamamının "Magnezyum bağımlı" olduğunu kanıtlamıştır. Siz D vitamini aldığınızda, vücut bunu işlemek için depolarındaki magnezyumu kullanmaya başlar. Eğer zaten magnezyumunuz sınırda veya düşükse (ki modern tarım ve beslenme düzeni nedeniyle toplumun %80'inde düşüktür), D vitamini takviyesi almak, mevcut magnezyumunuzu da tüketir.
Sonuçta iki sorun ortaya çıkar:
Magnezyum eksikliğinde D vitamini kullanmanın çok daha tehlikeli bir sonucu vardır: Kalsiyumun yanlış adrese gitmesi. D vitamininin ana görevi, bağırsaklardan kalsiyum emilimini artırmaktır. Ancak emilen bu kalsiyumun kemiklere mi yoksa damarlara mı gideceğine karar veren mekanizmada yine magnezyum (ve K2 vitamini) rol oynar.
Yeterli magnezyum yoksa, D vitamini sayesinde emilen kalsiyum, kemiklere gidip onları sertleştirmek yerine; böbreklerde taş yapar, damar çeperlerine yapışarak "damar sertliği" (ateroskleroz) oluşturur veya eklemlerde kireçlenmeye neden olur. Buna "Kalsiyum Paradoksu" denir. Magnezyum, kalsiyumu kanda çözünür halde tutarak doğru yere gitmesini sağlayan trafik polisidir.
"Benim magnezyumum normal çıktı" diyebilirsiniz. Ancak standart kan tahlillerinde bakılan "Serum Magnezyum" değeri, vücuttaki toplam magnezyumun sadece %1'ini gösterir. Vücut, kandaki magnezyumu sabit tutmak için gerekirse kemiklerden ve kaslardan çalar. Yani kan tahliliniz normal olsa bile, hücre içi depolarınız (kas ve kemik) boşalmış olabilir. Bu nedenle tahlilden ziyade belirtilere (kramp, yorgunluk, uyku sorunu) odaklanmak daha doğrudur.
Eczaneye gittiğinizde "Magnezyum verin" demek yeterli değildir. Piyasada satılan ucuz "Magnezyum Oksit" formlarının emilimi çok düşüktür (%4 civarı) ve sadece ishal yapmaya yarar. D vitamini ile birlikte kullanmak için organik tuz formlarını tercih etmelisiniz:
Eğer D vitamini seviyenizi yükseltmek istiyorsanız, takviye stratejiniz şu şekilde olmalıdır:
Unutmayın; vücut bir orkestra gibidir. Tek bir enstrümanı (D vitaminini) güçlendirmek, diğerini (Magnezyumu) susturuyorsa, ortaya çıkan şey müzik değil, gürültü (hastalık) olur. İkisini birlikte yönetmek, gerçek şifanın anahtarıdır.