Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Kalabalık bir aile yemeğindesiniz; herkes keyifle sohbet ederken yanınızdaki kişinin sakız çiğneme sesi, çorbayı höpürdetmesi veya dişlerinin arasına takılan o küçük lokmayı diliyle çıkarmaya çalışırken çıkardığı o ince ses... O saniyeden itibaren dünyayla bağlantınız kopuyor. Avuç içleriniz terlemeye başlıyor, göğsünüzde inanılmaz bir sıkışma hissediyor ve o sesi çıkaran kişiye karşı beyninizin içinde dizginlenemez bir öfke patlaması yaşıyorsunuz. Arkadaşlarınız size "Ne kadar tahammülsüzsün, alt tarafı bir ses, abartma" diyerek tepki gösterirken, siz o ortamdan çığlık atarak kaçmak istiyorsunuz. Çoğu insanın "psikolojik bir şımarıklık" veya "kapris" olarak gördüğü bu durum, aslında tıp literatüründe çok net bir karşılığı olan ve beynin fiziksel kablolarındaki bir bağlantı hatasından kaynaklanan çok ciddi bir anatomik durumdur.
Mizofoni, kelime anlamı olarak "sesten nefret etme" demektir. Ancak bu, sabah trafiğindeki korna sesinden veya yan komşunun matkabından rahatsız olmak gibi standart bir tepki değildir. Mizofonisi olan (mizofonik) bireyler için belirli tetikleyici sesler, doğrudan bir hayatta kalma savaşını başlatır. Çiviyle tahtaya sürtünme sesi, tebeşir gıcırtısı, saat tik-takları, klavye tuşları veya sadece birinin nefes alma sesi... Bu ses dalgaları kulağa ulaştığı an, beynin çalışma prensibi tamamen rotasından çıkar ve bedene olağanüstü hal ilan ettirir.
Yıllarca psikiyatristler mizofoniyi bir anksiyete bozukluğu veya obsesif kompulsif bir davranış olarak sınıflandırmaya çalıştı. Hastalara "Sakin ol, o sesi görmezden gel, derin nefes al" tavsiyeleri verildi ama hiçbiri işe yaramadı. Çünkü sorun zihinde değil, doğrudan beynin fiziksel yapısındaydı!
Gelişmiş MR cihazlarıyla yapılan beyin taramaları, ezberleri kökünden bozdu. İnsanlar o tetikleyici sesleri (örneğin ağız şapırdatması) duyduklarında, beyinlerindeki Ön İnsular Korteks adı verilen bölgede muazzam bir patlama meydana geldiği gözlemlendi. Bu bölge, bizim duygularımızı ve duyularımızı birbirine bağlayan merkezdir. Mizofonik bireylerin beyinlerinde, işitme korteksi ile bu duygu merkezi arasında aşırı derecede kalın ve anormal bir sinir ağı bağlantısı vardır. Yani ses kulağa geldiği an, normal bir insanda sadece "işitme" olarak algılanırken; mizofonik bir bireyde bu ses dalgaları bir kısa devre yaparak doğrudan "Öfke ve İğrenme" merkezini ateşler.
Bir mizofonik, o rahatsız edici sesi duyduğunda sadece sinirlenmekle kalmaz; vücudu tamamen biyolojik bir tepki verir. Beyin, o küçük sakız çiğneme sesini, üzerine doğru koşan vahşi bir aslanın kükremesiyle aynı tehlike seviyesinde algılar.
Vücut anında "Savaş ya da Kaç" moduna geçer. Kan dolaşımı hızlanır, kalp atışları tavan yapar, adrenalin ve kortizol hormonları saniyeler içinde damarlara pompalanır. Kişinin o an hissettiği şey basit bir sinir bozukluğu değil; tam anlamıyla bir paniğe kapılma, nefessiz kalma ve o sesi çıkaran kaynağı fiziksel olarak yok etme (saldırma) dürtüsüdür. Bu yüzden mizofonisi olan kişiler genellikle aile yemeklerinden, sinema salonlarından veya açık ofislerden kaçarak tamamen izole bir yaşam sürmeye başlarlar. Kendi ellerinde olmayan bu nörolojik tepki yüzünden sevdiklerini kırmaktan ve toplumdan dışlanmaktan korkarlar.
Şu an için mizofoniyi kökünden söküp atacak, o beyindeki anormal bağlantıyı kesecek sihirli bir hap veya ameliyat bulunmuyor. Ancak bilim dünyasının bu durumun "şımarıklık değil, nörolojik bir gerçeklik" olduğunu kanıtlaması, milyonlarca hastanın omuzlarından büyük bir yük aldı.
Mizofoni ile başa çıkmanın en güçlü yolu, çevrenin bu durumu anlamasından geçiyor. Ailenize ve iş arkadaşlarınıza bunun fiziksel bir durum olduğunu, beyin dalgalarınızın elinizde olmadan tepki verdiğini açıklamak en büyük savunma kalkanıdır. Uzmanlar, tetikleyici ortamlara girildiğinde "Beyaz Gürültü" veren kulaklıklar kullanılmasını, odaya hafif bir fan veya su sesi veren cihazlar yerleştirilmesini tavsiye ediyor. Bu frekanslar, beynin o ince seslere odaklanmasını engelleyen bir nevi ses perdesi işlevi görüyor. Ayrıca Bilişsel Davranışçı Terapi yöntemleri, sesi duyduğunuzda oluşan o fiziksel "savaş ya da kaç" tepkisini bedensel olarak nasıl yumuşatabileceğinizi öğreterek bu yükü katlanabilir bir hale getiriyor. Eğer siz de masada yemek yiyen birinin çatal sesine tahammül edemiyorsanız, yalnız değilsiniz; beyninizin kabloları sadece herkesten biraz daha farklı bağlanmış durumda.