Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Güne enerjik başlamak, bağışıklığınızı güçlendirmek ve ailenize "sağlıklı" bir öğün sunmak için her sabah o kusursuz kahvaltı masasını hazırlıyorsunuz. Masanın başköşesinde fırından yeni çıkmış sıcacık, çıtır çıtır bir simit veya poğaça duruyor. Yanında ise "C vitamini deposu" diyerek kendi ellerinizle sıktığınız, o masum ve altın sarısı bir bardak taze portakal suyu... Çoğu insanın ideal kahvaltı olarak gördüğü, reklamlarda bize yıllarca "sağlığın ve zindeliğin sembolü" olarak pazarlanan bu ikili, aslında modern tıbbın ve beslenme uzmanlarının en çok korktuğu kimyasal felaketlerden biridir.
Toplum olarak kahvaltının günün en önemli öğünü olduğuna inandırıldık. Ancak sorun kahvaltı yapmakta değil, o masada hangi besinleri bir araya getirdiğimizde gizlidir. İnsan bedeni, milyonlarca yıllık evrimi boyunca aynı anda bu kadar yüksek oranda rafine karbonhidratı ve saf şekeri işlemek üzere tasarlanmamıştır. Siz o çıtır simidi ve taze sıkılmış meyve suyunu aynı anda tükettiğinizde, vücudunuzun en büyük kimya laboratuvarı olan karaciğerinize kelimenin tam anlamıyla bir zehir enjekte etmiş olursunuz.
Öncelikle o çok masum sandığımız, "Taze sıkılmış" ibaresiyle sağlığımızı koruduğunu düşündüğümüz meyve suyunun karanlık yüzüne bakalım. Bir bardak portakal suyunu elde etmek için genellikle 3 veya 4 adet büyük boy portakal sıkarsınız.
Eğer o 4 portakalı kabuğunu soyup bütün olarak yeseydiniz, içindeki yoğun lif yapısı (posa) sayesinde meyve şekeri (fruktoz) kana çok yavaş karışacaktı. Ancak meyveyi sıkıp posasını çöpe attığınızda, elinizde kalan şey "Liflerinden tamamen arındırılmış, sıvı ve saf fruktoz şurubudur". Tıp dünyasında fruktozun metabolize edilme şekli, alkolle birebir aynıdır! Vücudunuzdaki diğer hücreler fruktozu enerji olarak kullanamaz; bu şeker doğrudan karaciğere gider. Bir bardak meyve suyunu kafanıza diktiğiniz an, karaciğeriniz bu devasa fruktoz selini işleyebilmek için acil durum alarmı verir ve aşırı yüklenmeden dolayı yorularak bu şekeri doğrudan "Trigliserit" adı verilen tehlikeli kan yağlarına dönüştürür.
Masadaki diğer başrol oyuncumuz ise o mis kokulu, beyaz undan yapılmış simit, açma veya poğaçadır. Beyaz un, kepeğinden ve rüşeyminden tamamen ayrıştırıldığı için midede sindirilmesi saniyeler sürer ve doğrudan glikoza dönüşür.
Siz o simitten büyük bir lokma alıp üzerine meyve suyunu yudumladığınızda, kan şekeriniz tıpkı bir roket gibi saniyeler içinde gökyüzüne fırlar. Pankreas, bu ölümcül şeker krizini bastırmak ve sizi komadan kurtarmak için kana devasa miktarda "İnsülin" hormonu pompalar. İnsülin, vücudun "depolama" hormonudur. Kandaki bu devasa enerjiyi hücrelere sokmaya çalışır. Ancak güne henüz yeni başladığınız ve o enerjiyi harcayacak kadar hareket etmediğiniz için, hücreler kapılarını kapatır. İşte bu noktada vücut insülin direncini başlatır.
Fruktoz (meyve suyu) ve Glikoz (beyaz unlu simit) aynı anda karaciğere hücum ettiğinde, karaciğer bu yükü kaldıramaz. Glikoz insülini tavan yaptırırken, fruktoz doğrudan yağa dönüşmek için beklemektedir.
Yüksek insülinin verdiği "Ne bulursan depola" emriyle, karaciğer sentezlediği tüm o yağı doğrudan kendi çevresine ve göbek bölgenize sarar. Tıp literatüründe "Alkol Dışı Karaciğer Yağlanması" (NAFLD) olarak bilinen bu tehlikeli hastalığın bir numaralı faili, sanıldığı gibi yağlı yemekler yemek değil; sabahları tüketilen bu şeker ve basit karbonhidrat bombardımanıdır. Karaciğer yağlandıkça fonksiyonlarını yerine getiremez, kronik yorgunluk başlar ve sabahları uykunuzu alamadan, enerjiniz tükenmiş bir şekilde uyanırsınız.
Eğer sabahları güne gerçekten zinde başlamak ve karaciğerinizi korumak istiyorsanız, bu zehirli ikiliyi masanızdan derhal kaldırmanız gerekiyor.
Meyve suyu içmek yerine, meyvenin sadece tek bir porsiyonunu, lifli yapısını bozmadan bütün olarak çiğneyerek tüketin. Simit veya poğaça gibi basit karbonhidratlar yerine, masanıza kan şekerini asla zıplatmayan, uzun süre tok tutan kaliteli proteinleri (haşlanmış yumurta, kaliteli beyaz peynir) ve sağlıklı yağları (ceviz, hakiki zeytinyağı, zeytin) ekleyin. Yumurtanın içindeki kolin maddesi ve zeytinyağındaki sağlıklı yağ asitleri, karaciğerin kendi kendini temizlemesini sağlayan en güçlü biyolojik silahlardır. Karaciğerinize sabahın ilk saatlerinde şeker şoku yaşatmak yerine, onu kaliteli yağlar ve proteinlerle beslediğinizde, gün içindeki o ani acıkma krizlerinin ve tatlı isteklerinin bir anda tamamen kaybolduğunu göreceksiniz.