Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Mutfak hijyeninde "tasarruf" veya "pratiklik" adına yapılan bazı alışkanlıklar, sağlığımızı tehdit eden en büyük risk faktörlerine dönüşebiliyor. Sosyal medyada ve temizlik bloglarında sıkça tavsiye edilen "Bulaşık süngerini ıslatıp mikrodalgaya atın, tüm mikroplar ölsün" efsanesi, laboratuvar testlerinde feci şekilde çürüdü. Bilim insanları, bu yöntemin süngeri temizlemek bir yana, onu mutfağın en tehlikeli biyolojik silahına dönüştürdüğünü kanıtladı.
Evinizin en kirli yeri neresidir? Klozet kapağı mı, çöp kutusu mu, kapı kolları mı? Cevap sizi şaşırtabilir ve muhtemelen midenizi bulandırabilir: Bulaşık süngeri. Gözenekli yapısı, sürekli nemli kalması ve içinde hapsolan yemek artıkları, süngeri bakteriler için 5 yıldızlı, her şey dahil bir tatil köyüne dönüştürür. Yapılan mikrobiyolojik ölçümlerde, kullanılmış bir bulaşık süngerinin sadece 1 santimetreküpünde, 50 milyardan fazla bakteri yaşadığı tespit edilmiştir. Bu yoğunluk, insan dışkısında bulunan bakteri yoğunluğuyla neredeyse aynıdır. Titiz ev sahipleri, bu bakterilerden kurtulmak için süngeri kaynar suya basmak, çamaşır suyunda bekletmek veya mikrodalgada ısıtmak gibi yöntemlere başvurur. Mantık basittir: "Yüksek ısı mikrobu öldürür." Ancak mikrobiyolojide "Sterilizasyon" ile "Dezenfeksiyon" arasındaki fark, burada hayati bir hataya yol açar. Evdeki imkanlarla süngeri sterilize edemezsiniz; sadece ekosistemi değiştirir ve en güçlülerin hayatta kalmasını sağlarsınız.
Almanya'daki Furtwangen Üniversitesi'nin yaptığı ve temizlik dünyasında ses getiren kapsamlı araştırmada, mikrodalgada düzenli olarak "temizlenen" süngerler ile hiç temizlenmeden kullanılan süngerler karşılaştırıldı. Sonuç şok ediciydi: Mikrodalgaya atılan süngerlerde, diğerlerine göre çok daha tehlikeli ve dirençli bakterilerin (Patojenlerin) yaşadığı görüldü.
Bunun nedeni "Doğal Seleksiyon"dur. Mikrodalganın yaydığı ısı ve dalgalar, süngerin içindeki zayıf ve zararsız bakterileri kolayca öldürür. Ancak "Moraxella Osloensis" gibi, insan derisinde enfeksiyona yol açabilen ve bağışıklık sistemi zayıf olanlarda zatürreye neden olabilen süper dirençli bakteriler hayatta kalır. Ortamdaki diğer (zararsız) bakteriler öldüğü için, Moraxella artık besin ve alan için rekabet etmek zorunda kalmaz. Süngerin tamamı, ölen diğer bakterilerin cesetleriyle (protein kaynağı) beslenen bu süper bakteriye kalır. Kısa süre içinde hızla çoğalarak tüm gözenekleri işgal eder. Yani mikrodalga işlemi, süngeri temizlemez; sadece süngeri safkan bir "Moraxella Çiftliği"ne dönüştürür.
Bulaşık süngerinizden, ne kadar deterjanla yıkasanız da gitmeyen o ekşimsi, küflü, "ıslak köpek" veya "rutubet" kokusunu aldığınız oldu mu? Çoğu kişi bunun süngerde kalan yemek artığı veya yağ kokusu olduğunu sanır. Oysa o koku, bakteriyel dışkıdır.
Özellikle Moraxella bakterisi, çoğaldıkça metabolik faaliyetleri sonucu kötü kokulu gazlar üretir. Eğer süngeriniz kokuyorsa, bu şu anlama gelir: "Bu sünger artık bir temizlik aracı değil, milyarlarca bakteriden oluşan canlı bir kolonidir." Bu süngerle yıkadığınız tabaklar, bardaklar ve çatallar temizlenmez; aksine bakterilerle sıvanır. Gözle görmediğiniz ince bir bakteri tabakası, tabağın yüzeyine yayılır.
Sünger sadece Moraxella barındırmaz; aynı zamanda mutfaktaki en tehlikeli patojenler olan Salmonella ve E. Coli için de mükemmel bir taşıyıcıdır. Senaryo şöyledir: Çiğ tavuk kestiğiniz tahtayı veya bıçağı süngerle yıkarsınız. Tavuktaki Salmonella bakterisi süngerin gözeneklerine yerleşir. O sünger orada nemli şekilde bekler ve bakteri çoğalır. Ertesi sabah aynı süngerle kahvaltı tabağını veya bebeğinizin mama sandalyesini silersiniz. İşte buna "Çapraz Bulaşma" (Cross-Contamination) denir. Sünger, bakterileri lavabodan alıp evin en temiz olması gereken yerlerine taşıyan bir taksi görevi görür. Yapılan testlerde, mutfak tezgahlarının ve buzdolabı kapı kollarının, tuvalet kapı kollarından daha kirli çıkmasının ana nedeni, o "kirli süngerle" silinmiş olmalarıdır.
"Ben mikrodalgaya atmıyorum, çamaşır suyunda bekletiyorum" diyenlerdenseniz, maalesef bu da çözüm değil. Süngerin içindeki bakteriler, kendilerini korumak için "Biyofilm" adı verilen sümüksü bir zırh üretirler. Bu tabaka, bakterileri bir arada tutar ve dış etkenlere karşı korur.
Çamaşır suyu (klor), süngerin yüzeyindeki bakterileri öldürebilir ancak gözeneklerin derinliklerindeki biyofilm tabakasını delip geçemez. Ayrıca süngerin içindeki yoğun organik atık (yemek artıkları), klorun kimyasal yapısını bozarak etkisiz hale getirir (nötralize eder). Sonuç olarak elinizde yine dışı kimyasal kokan ama içi bakteri dolu bir sünger kalır.
Mikrodalga veya kaynar su yönteminin bir diğer sakıncası da süngerin kimyasal yapısının bozulmasıdır. Bulaşık süngerleri (sarı-yeşil olanlar) genellikle poliüretan gibi sentetik plastik türevlerinden yapılır. Yüksek ısı, bu plastik lifleri parçalayarak mikroskobik düzeyde erimesine ve kopmasına neden olur.
Her yıkamada bu süngerden kopan milyonlarca mikroplastik parçacığı, tabaklarınıza yapışır. Duruladığınızı sansanız bile, bu mikroplastikleri yemeğinizle birlikte yutarsınız. Kanalizasyona karışan kısmı ise denizleri kirletir. Yani "temizlik" yaparken hem kendi sağlığınızı hem de doğayı tehdit etmiş olursunuz.
Peki, süngeri nasıl temizlemeliyiz? Bilim insanlarının cevabı net ve acımasız: Temizlemeye çalışmayın, değiştirin.
Bir bulaşık süngerinin kullanım ömrü, kullanım sıklığına göre maksimum 1 haftadır.
Unutmayın; kokan bir sünger, size "beni yıka" demez, "beni at, ben artık bir biyolojik atığım" diye bağırır. Bu uyarıyı dikkate alın.