Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Çin, yeni nesil savaş uçaklarında oyunun kurallarını değiştirebilecek teknolojiler üzerinde çalışıyor. Ülkenin en eski ve önemli askeri uçak tasarım merkezlerinden biri olan, daha çok 601 Enstitüsü adıyla bilinen Shenyang Uçak Tasarım ve Araştırma Enstitüsü’ndeki araştırmacılar, geleceğin hava muharebesine yönelik dikkat çekici bir teknoloji mimarisi ortaya koydu.
Geçtiğimiz ay yayımlanan çalışmanın merkezinde uçuş kontrol sistemleri var. Ancak burada söz konusu olan yalnızca uçağı havada dengede tutan klasik bir kontrol sistemi değil. Araştırmacılar, uçuş kontrolünün doğrudan savaş yönetiminin merkezine taşınmasını hedefliyor. Çalışmanın başında enstitünün baş uçuş kontrol tasarımcısı Zhang Dong bulunuyor. Enstitü aynı zamanda Çin’in yeni nesil savaş uçağı programlarından biriyle ilişkilendirilen ve kamuoyunda J-50 olarak anılan uçağın geliştirilmesinde rol oynuyor.
J-50 ilk kez Aralık 2024’te uçuş testlerine ilişkin görüntülerle ortaya çıkmıştı. Ancak araştırmada anlatılan teknolojilerin doğrudan bu uçakta kullanılacağı belirtilmiyor. Çin’in Shenyang J-50 ve Chengdu J-36 gibi yeni nesil uçakları, Boeing tarafından geliştirilen ABD Hava Kuvvetleri’nin F-47 programıyla aynı sınıfta, yani 6. nesil hava muharebe teknolojileri kapsamında değerlendiriliyor.
Araştırmacılara göre hava savaşları bugüne kadar üç temel aşamadan geçti. İlk dönemde üstünlüğün anahtarı, yakın mesafeli çatışmalarda uçağın manevra kabiliyetiydi. Ardından radarların, düşük görünürlük teknolojilerinin ve hassas güdümlü silahların gelişmesiyle bilgi üstünlüğü ön plana çıktı.
F-22 ve J-20 gibi beşinci nesil uçaklarda kullanılan dijital fly-by-wire sistemleri ise uçuş kontrolünü silah ve motor sistemleriyle yüksek hızlı veri bağlantıları üzerinden çok daha sıkı şekilde birbirine bağladı. Şimdi sırada araştırmacıların “bilişsel manevra” olarak tanımladığı üçüncü aşama var. Bu yaklaşımda yapay zekâ, otonom sistemler ve dağıtık ağlar devreye giriyor. Hava savaşı artık tek tek uçakların karşı karşıya geldiği bir mücadele olmaktan çıkıyor; insanlı ve insansız platformların birlikte hareket ettiği geniş bir sistemler savaşına dönüşüyor.
Yeni yapının pilotun görevini de ciddi biçimde değiştirmesi bekleniyor. Pilotun yüksek seviyeli taktik emirleri sürekli kumanda hareketlerine çevirmesi yerine, uçuş kontrol sistemi verilen komutu otomatik olarak uçuş hareketine dönüştürebilecek. Yani pilot ne yapılacağını söyleyecek, sistem ise bunun nasıl yapılacağını hesaplayacak. Üstelik uçak, kendi fiziksel sınırlarını da gözetecek. Çok sert manevralarda bile güvenli uçuşun korunması hedefleniyor.
Sistem aynı zamanda uçağın durumunu sürekli analiz edecek. Ataletsel navigasyon, hava hızı göstergeleri, kumanda yüzeylerinin konumu ve motor performansı gibi farklı kaynaklardan gelen bilgiler bir araya getirilecek. Böylece uçağın mevcut uçuş durumu ve ne kadar manevra kapasitesinin kaldığı anlık olarak değerlendirilebilecek. Olası arızaların kritik seviyeye ulaşmadan tespit edilmesi ve kontrol ayarlarının otomatik biçimde değiştirilmesi de hedefler arasında.
Çalışmadaki en dikkat çekici başlıklardan biri ise insan ile otonom sistem arasındaki kontrolün dinamik biçimde paylaşılması. Pilot aşırı iş yükü altında kaldığında ya da uçağı kontrol edemeyecek duruma geldiğinde sistem kontrolü devralabilecek.
Üstelik burada amaç yalnızca uçağı havada tutmak değil. Sistem, güvenliği önceliklendirirken daha önce belirlenen taktik görevi de mümkün olduğu ölçüde devam ettirebilecek. Aslında hedef oldukça açık: Pilotun düşük seviyeli uçuş kontrolüne ayırdığı zamanı azaltmak ve onun savaş alanını değerlendirmeye, tehditleri takip etmeye ve taktik kararlar vermeye daha fazla odaklanmasını sağlamak.
Yeni mimarinin bir diğer kritik ayağı navigasyon. Modern savaş ortamlarında uydu sinyalleri karıştırılabilir, kesintiye uğrayabilir veya tamamen kullanılamaz hale gelebilir. Çinli araştırmacılar da tam olarak bu ihtimale karşı alternatif yöntemleri gündeme getiriyor.
Kuantum ataletsel navigasyon, görsel navigasyon, jeomanyetik navigasyon ve arazi eşleştirme bunlardan bazıları. Buradaki amaç GPS’in yerine tek bir yeni sistem koymak değil. Asıl hedef, uçağın konumunu ve hareketini dışarıdan gelen uydu sinyallerine ihtiyaç duymadan belirleyebilmesi.
Farklı sensörlerden gelen bilgilerin birlikte değerlendirilmesiyle, yoğun elektromanyetik karıştırma altında tek bir sensörün hata vermesinin yapacağı risk de azaltılmak isteniyor.
Araştırmanın belki de en kapsamlı bölümü, insanlı ve insansız uçakların birlikte çalışmasına ayrılmış durumda. Gelecekte insanlı savaş uçaklarının bir tür komuta merkezi gibi hareket etmesi, insansız “kanat arkadaşlarının” ise keşif, saldırı ve koruma gibi görevleri üstlenmesi öngörülüyor.
Ancak sistem yalnızca uçakların konumunu ve rotasını koordine etmeyecek. Elektromanyetik spektrumun kullanımı ve silahların hangi zaman aralıklarında devreye sokulabileceği de ortak olarak yönetilebilecek. Görevler, savaş alanındaki gelişmelere göre uçaklar arasında anlık olarak yeniden dağıtılabilecek. Yani bir insansız uçak başlangıçta keşif görevi yürütürken şartların değişmesiyle başka bir göreve geçebilecek.
Önerilen yapı, klasik anlamda tek bir lider uçağın diğerlerini yönettiği formasyondan da ayrılıyor. Bir uçak arızalanır ya da savaş dışında kalırsa diğer platformların otomatik biçimde yeniden organize olması planlanıyor. Eksilen unsurun görevleri kalan uçaklar arasında paylaştırılabilecek.
Bunun için “sanal lider” adı verilen dinamik bir mekanizma öneriliyor. Böylece bütün sistemin çalışması tek bir merkezi uçağa bağlı olmayacak. Başka bir ifadeyle Çin, yalnızca tek bir uçağın otonom hareket etmesini değil, çok sayıda platformun sürü mantığıyla ve yüksek seviyeli otonomiyle birlikte çalışmasını hedefliyor.
Çalışmada yalnızca yeni nesil savaş uçaklarından söz edilmiyor. Y-20 nakliye uçağı, J-20 savaş uçağı ve geliştirilmekte olduğuna inanılan H-20 stratejik bombardıman uçağı gibi farklı platformların da gelecekte aynı muharebe ağının parçaları haline gelebileceği belirtiliyor. Bu da tek bir uçak modelinden çok daha geniş bir yapıya işaret ediyor. Farklı görevlerdeki hava araçlarının bilgi paylaşması, görevleri birbirine aktarması ve gerektiğinde birbirlerinin eksiklerini tamamlaması planlanıyor.
Yüksek seviyeli otonomi hedeflenmesine rağmen araştırmacılar, yapay zekânın beraberinde getirdiği risklere de dikkat çekiyor. Veri odaklı algoritmaların aldığı kararların nedenini her durumda açıklamak ya da sonuçlarını önceden doğrulamak kolay değil. Bu durum, özellikle uçuş güvenliği söz konusu olduğunda öngörülemeyen sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle yapay zekânın uçağın en kritik kontrol mekanizmalarının merkezine doğrudan yerleştirilmesi yerine katmanlı bir mimari öneriliyor. Uçağın dengede tutulması, kumanda yüzeylerinin çalıştırılması ve güvenli uçuş sınırlarının korunması gibi yüksek güvenilirlik gerektiren görevler geleneksel sistemlerin kontrolünde kalacak.
Yapay zekâ ise daha dış katmanda görev yapacak. Taktik kararlar, rota optimizasyonu, farklı uçakların koordinasyonu ve görev yüklerinin şartlara göre değiştirilmesi gibi daha üst seviyeli işlemler burada yürütülecek.