Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Boşanma davalarında yıllardır tartışılan "kusur" kavramı, Yargıtay'ın son kararıyla yeniden gündeme geldi.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eşine fiziksel şiddet uyguladığı belirlenen erkeğin yer aldığı bir boşanma dosyasında dikkat çeken bir değerlendirmeye imza attı. Yerel mahkeme, erkeği tam kusurlu bularak boşanmaya karar verdi. Ancak dosyayı inceleyen Yargıtay, kadının davranışlarını da mercek altına aldı.
Dosyada yer alan tanık anlatımları ve delillere göre kadının, üçüncü kişilerin yanında eşine yönelik "Seni sevmiyorum, sevgim bitti" ve "Ben çocuk avutuyorum" şeklindeki ifadeleri nedeniyle eşini küçük düşürdüğü tespit edildi. Yüksek Mahkeme, bu sözlerin evlilik birliğini zedelediğine ve eşin kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığına hükmederek yerel mahkeme kararını bozdu.
Bu karar, kamuoyunda ''Şiddet gören kadın, duygularını ifade ettiği için nasıl kusurlu sayılabilir?'' tartışmasını beraberinde getirdi.

Kararı Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er'e değerlendiren Avukat Armağan Dinlenç'e göre Yargıtay'ın kusurlu bulduğu nokta, ''seni sevmiyorum'' sözünün kendisi değil. Dinlenç, asıl meselenin bu ifadelerin hangi ortamda, hangi amaçla ve nasıl bir üslupla söylendiği olduğunu belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
''Münferit, baş başa bir tartışmada söylenen "seni sevmiyorum" cümlesi tek başına kusur sayılmaz. Ancak Yargıtay'ın bu karardaki asıl vurgusu, kadının eşini üçüncü kişiler önünde, aşağılayıcı ve küçük düşürücü bir üslupla, süreklilik arz edecek şekilde hedef almasıdır. "Ben eşimi sevmiyorum, sevgim bitti" ve "Ben çocuk avutuyorum, biz çocuğa bakıyoruz" ifadeleri, evlilik birliğinin manevi temelini zedeleyen, eşi toplum içinde küçük düşüren fiillerdir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/809 K. sayılı kararında, "defol git, eşimi sevmiyorum" ifadesinin kusur olarak değerlendirilmesi de aynı ilkeye dayanır. Şiddet gören eşin elbette hukuki yollara başvurma hakkı saklıdır, ancak bu durum ona karşı tarafı toplum içinde aşağılama hakkı vermez. Eşler aralarındaki sorunları dört duvar arasında medeni bir şekilde tartışabilir. Ancak bu sözler başkalarının yanında eşi küçük düşürmek amacıyla sarf edilirse, artık 'ifade özgürlüğü' veya 'duyguların dürüstçe paylaşımı' olmaktan çıkar, 'duygusal şiddet' kapsamına girerek kusur oluşturur. Eşler arasında söylenirken de hakaret amaçlı ve saldırgan bir tavırla olmamalıdır. Amaç zarar görmemek, evlilik birliğinin devamı ya da sona ermesi konusunda fikir münakaşası olabilir. Nihayetinde evliliğin sebeplerinden temellerinden belki de en önemlisi ve en büyüğü sevmektir. Evlendikten sonra eşinizi sevmediğinizi söylediğinizde sizi seviyor olan eşinizin büyük üzüntü duyacağı bir gerçektir.''

Kararın yanlış yorumlanmaması gerektiğini belirten Dinlenç, her "seni sevmiyorum" ifadesinin otomatik olarak kusur oluşturmayacağının altını çizdi:
''Duyguların dürüstçe ifadesi ile eşi aşağılama arasındaki çizgiyi belirleyen üç temel unsur vardır: ortam, amaç ve üslup. Baş başa, yapıcı bir iletişim çabasıyla "artık seni sevmiyorum" demek, evlilik birliğinin doğal tartışma sınırları içinde kalır ve kusur sayılmaz. Buna karşılık bu ifadeyi üçüncü kişiler önünde, eşi küçük düşürmek amacıyla, sürekli tekrarlamak veya hakaret, tehdit ile birleştirmek kusur oluşturur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin kararında, sürekli olarak eşinden boşanmak istediğini söylemenin "duygusal şiddet" olarak nitelendirildiği görülmektedir. Eşler birbirine sadık kalmak zorundadır; bu sadakat, duygusal bağlılığı ve saygıyı da içerir. Dolayısıyla "seni sevmiyorum" demek her zaman kusur değildir; ancak bu sözü başkalarının önünde, aşağılama kastıyla söylemek, evlilik birliğinin temeline dinamit koymak anlamına gelir.''

Kararın en çok tartışılan yönlerinden biri ise fiziksel şiddet ile sözlü aşağılamanın aynı kusur değerlendirmesi içinde ele alınması oldu.
Dinlenç, Yargıtay'ın fiziksel şiddeti görmezden gelmediğini ancak boşanma hukukunda her iki tarafın davranışlarının birlikte değerlendirildiğini söyledi. Bu noktada Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun daha önce verdiği emsal kararlara dikkat çeken Dinlenç, kusur değerlendirmesinde yalnızca fiziksel şiddetin değil sadakat yükümlülüğü ihlali, psikolojik baskı ve duygusal şiddetin de dikkate alındığını ifade etti.

Boşanma davalarında kusur oranının yalnızca boşanma kararını değil, maddi tazminat sonucunu da doğrudan etkilediğini söyleyen Dinlenç, vatandaşları uyardı:
''Bu tür kararların davanın sonucuna olan en büyük etkisi maddi boyutta ortaya çıkıyor. TMK 174 ve 175. maddeleri uyarınca, tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi halinde maddi ve manevi tazminat talepleri reddediliyor. Yoksulluk nafakası bağlanabilmesi için ise nafaka talep eden tarafın, diğer taraftan "daha ağır kusurlu olmaması" şartı aranıyor. Yani üçüncü kişiler yanında söylenen bir "Seni sevmiyorum" sözü, kusur terazisindeki yeri değiştirdiği için şiddet mağduru bir eşin tazminat hakkını kaybetmesine yol açabiliyor.''

Yargıtay'ın duygusal şiddet ve hakareti ciddiyetle ele aldığı bu yeni dönemde, dijital delillerin önemi de artıyor. Mahkemelerdeki dönüşüme dikkat çeken Armağan Dinlenç, vatandaşları özellikle öfke anında yapılan dijital hatalara karşı uyardı:
"Boşanma aşamasında eşinize WhatsApp üzerinden attığınız hakaret ve tehdit mesajları veya sosyal medyada yaptığınız ölçüsüz paylaşımlar dosyaya anında delil olarak girer. Haklı olduğunuz bir davada anlık bir öfke, sizi ağır kusurlu duruma düşürebilir. WhatsApp mesajları, sosyal medya paylaşımları, ekran görüntüleri ve ses kayıtları hukuka uygun elde edilmek şartıyla delil olarak kullanılabilir. Eşin kendi telefonundan aldığı yazışmalar, ortak bilgisayardaki veriler, tarafı olduğu bir yazışmanın ekran görüntüsü ve tanık beyanlarıyla desteklenen dijital veriler hukuka uygundur. Buna karşılık eşin telefonuna gizlice yüklenen casus yazılım, şifre kırılarak ele geçirilen özel mesajlar veya üçüncü kişilerin hukuka aykırı yollarla temin ettiği kayıtlar delil olarak kabul edilmez. Dijital delillerde aidiyet (kime ait olduğu), doğrulanabilirlik (sahte olmadığı) ve bütünlük (üzerinde oynama yapılmadığı) şartları aranır.''

Avukat Armağan Dinlenç, artık boşanma davalarında sadece fiziksel şiddet değil, sözlü aşağılamaların da ciddi bir kusur unsuru oluşturacağını belirtti:
''Her boşanma davası, tarafların kendine özgü kusur durumlarına göre değerlendirilir. Bu karar, "seni sevmiyorum" diyen herkesin otomatik olarak kusurlu sayılacağı anlamına gelmez. Ancak Yargıtay'ın bu kararı, aile mahkemelerinde şu prensibin altını kuvvetle çizmiştir: Boşanma davalarında artık sadece fiziksel şiddet değil, duygusal şiddet ve sözlü aşağılamalar da ciddi bir kusur unsuru olarak değerlendirilecektir. Eşlerin birbirine karşı kullandığı dil, üçüncü kişiler önünde sarf edilen ifadeler ve "duygusal şiddet" kapsamındaki eylemler, kusur derecelendirmesinde giderek daha fazla ağırlık taşıyacaktır. Bu karar, evlilik birliğinde saygının ve sadakatin duygusal boyutunun hukuken korunması açısından önemlidir. Aslında çok yeni bir durum da değildir. Yargıtay bu tür değerlendirmeleri her dosya özelinde olayın şartlarına göre yapmaktadır. Seni sevmiyorum ifadesi de bu kararla değerlendirilmiş olmuştur.''

Boşanma sürecinde tarafların en sık yaptığı hataları hatırlatan Dinlenç, şu ifadeleri kullandı:
''Duygusal reflekslerle yazılan mesajlar ve sosyal medya paylaşımları: Boşanma sürecinde öfkeyle yazılan bir WhatsApp mesajı, ileride mahkemede aleyhe delil olarak kullanılabilir. Üçüncü kişiler önünde eş hakkında olumsuz konuşmalar: Aile toplantılarında, arkadaş ortamlarında sarf edilen sözler, tanık beyanlarıyla ispatlanarak kusur olarak değerlendirilebilir. Boşanma kesinleşmeden yeni bir ilişkiye başlamak: Sadakat yükümlülüğü, boşanma kararı kesinleşene kadar devam eder. Bu sürede yeni bir ilişki, sadakat ihlali sayılarak tazminat ve nafaka sonuçlarını ağırlaştırabilir. Dava dilekçesinde dayanılmayan vakıaları sonradan ileri sürmek: Islah yoluyla ekleme yapılmadıkça, dilekçede yer almayan olaylar kusur olarak dikkate alınmaz. Hukuka aykırı delil toplamak: Casus yazılım kullanmak, gizli ses ve görüntü kaydı almak sadece delilin reddine değil, ayrıca hukuki ve cezai sorumluluğa da yol açar.''