Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Radyoda tesadüfen çalan eski bir şarkı, markette duyduğunuz o tanıdık melodi... Ve bir anda 2026 yılından kopup, 15 yıl öncesine, lise koridorlarına, ilk aşkınızın yanına veya o unutulmaz yaz tatiline ışınlanırsınız. Gözünüzün önünde o anın görüntüleri canlanır, hatta o günkü parfümün kokusunu bile alırsınız. Hiçbir fotoğraf albümü, hiçbir video kaydı, müzik kadar güçlü bir "zaman makinesi" etkisi oluşturamaz. Peki, beynimiz neden şarkıları ve anıları birbirine bu kadar sıkı düğümlüyor? Nörobilimcilerin "Müzikal Otobiyografik Hafıza" dediği bu fenomen, sadece duygusal bir tepki değil, beynin anatomik yapısının bir mucizesidir.
Müzik dinlemek, beynin neredeyse tamamını aynı anda çalıştıran nadir aktivitelerden biridir. Ancak müziğin hafıza ile olan ilişkisi, beynin "Medial Prefrontal Korteks" bölgesinde saklıdır. Bu bölge, hem müziği işleyen hem de anıları depolayan merkezlerin tam kavşağında yer alır. Bir şarkıyı dinlediğinizde, beyniniz sadece melodiyi duymaz; o şarkıyı ilk dinlediğinizde (veya en çok dinlediğiniz dönemde) hissettiğiniz duyguları, ortamı ve kişileri de paket halinde geri çağırır. Buna bilim dünyasında "Reminiscence Bump" (Hatırlama Tümseği) denir. Özellikle ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde (12-22 yaş arası) dinlediğimiz şarkıların üzerimizdeki etkisi, hayatımızın geri kalanındaki tüm şarkılardan daha güçlüdür.
Babalarımızın "Nerede o eski şarkılar" demesi veya sizin 2000'ler Türkçe Pop çaldığında kendinizden geçmeniz tesadüf değildir. Nörobilime göre 12 ile 22 yaş arası, beynin gelişiminin en hızlı olduğu, hormonların (duyguların) zirve yaptığı ve kimliğimizin oluştuğu dönemdir. Bu dönemde yaşadığımız her şey (ilk öpücük, ilk ayrılık, mezuniyet, üniversite) beynimize çok derin kazınır.
O yıllarda dinlediğimiz şarkılar, bu yoğun duygusal anıların "arka fon müziği" olur. Beyin, o dönemdeki yüksek nöral plastisite (şekillenebilirlik) sayesinde, o şarkıları kimliğimizin bir parçası haline getirir. Bu yüzden 40 yaşına da gelseniz, lise yıllarında dinlediğiniz o şarkı çaldığında, beyniniz o günkü "genç ve heyecanlı" halinize format atar.
Tanıdık ve sevilen bir eski şarkıyı duymak, beyinde iki aşamalı bir kimyasal reaksiyon başlatır:
Stresli, üzgün veya yalnız hissettiğimizde elimizin hep "eski şarkılara" gitmesi bundandır. Bilinmeyen yeni bir şarkı beyin için "işlem yapılması gereken yeni veri" iken, eski şarkı "konfor alanı"dır.
Müziğin hafıza üzerindeki bu yıkılmaz etkisi, tıpta da kullanılmaktadır. İleri derece Alzheimer hastaları, ailelerini bile tanıyamazken veya konuşma yetilerini kaybetmişken, gençliklerinde dinledikleri bir şarkı açıldığında, şarkının sözlerini eksiksiz söyleyebilir ve ritim tutabilirler.
Bunun nedeni, beynin "Müzikal Hafıza" bölgesinin, Alzheimer'ın oluşturduğu yıkımdan en son etkilenen bölge olmasıdır. Hastalık diğer anıları silse de, müzikle kodlanmış anılar derinlerde saklı kalır. Müzik, o hastalar için sisli zihinlerinde açılan geçici bir pencere gibidir; o pencereden bakıp eski günleri net bir şekilde görebilirler.
Hayatımız aslında sessiz bir film değil, bir müzikaldir. Her birimizin zihninde, belirli dönemlere ait klasörler vardır. "2024 Yazı", "Üniversite Yılları", "Ayrılık Acısı"... Bu klasörlerin her birinin kapağında bir şarkı resmi vardır. Bir şarkıyı dinleyip hüzünlendiğinizde veya sebepsizce gülümsediğinizde, aslında sadece notaları dinlemiyorsunuz. O şarkının içine hapsettiğiniz eski "Siz" ile buluşuyorsunuz. O yüzden bazen bir şarkı, 3 dakikalık bir mp3 dosyası değil, 3 dakikalık bir zaman yolculuğudur.