Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Farklı bir ülkeye seyahat ettiğinizde sadece dili veya para birimini değil, o coğrafyanın yazılı olmayan sosyal kurallarını da öğrenmeniz gerekir. Sizin için son derece kibar ve sıradan olan bir hareket, dünyanın başka bir ucunda büyük bir saygısızlık, hatta kavga sebebi olabilir. Dünyanın en modern ülkelerinden en ilkel kabilelerine kadar uzanan bu sosyal labirentte, insanı şaşkına çeviren ve "Bunu neden yapıyorlar?" dedirten birbirinden ilginç gelenekler var.
Kültür, bir toplumun hayatta kalma reflekslerinin, coğrafi şartlarının ve dini inançlarının yüzyıllar içinde yoğrulmuş halidir. Bugün bize "anlamsız" gelen bir ritüelin altında çoğu zaman derin bir tarihsel zorunluluk yatar. Küreselleşen dünyada hepimiz birbirimize benzediğimizi sansak da, kapalı kapılar ardındaki akşam yemeklerinde veya özel kutlamalarda her millet kendi genetik kodlarına geri döner. Bir ülkeyi gerçekten keşfetmek, müzelerini gezmekten ziyade sokaktaki insanın neye kızıp neye sevindiğini anlamaktan geçer. Eğer bir gün yolunuz bu ülkelere düşerse, pot kırmamak ve turist olduğunuzu çok da belli etmemek için bu yerel refleksleri cebinizde bulundurmanız hayat kurtaracaktır.
Kuzey Avrupa'nın en mutlu ve en modern ülkelerinden biri olan Danimarka'nın sokaklarında yürürken, aniden bir direğe bağlanmış ve baştan aşağı kahverengi bir toza bulanmış bir genç görürseniz sakın polisi aramayın. Bu, yüzyıllardır süren bir doğum günü ritüelidir.
Danimarka'da 25 yaşına geldiyseniz ve hala bekarsanız, arkadaşlarınız sizi sokak ortasında sandalyeye veya direğe bağlar ve üzerinize kilolarca tarçın boca eder. Bu tuhaf geleneğin kökeni, yüzlerce yıl öncesine, baharat tüccarlarına dayanır. Baharat satmak için sürekli seyahat eden tüccarlar, bir yerde sabit kalamadıkları için genellikle evlenemezlerdi. Bekar kalan bu tüccarlara atıfta bulunmak için, 25 yaşındaki bekarlara "baharat duşu" yaptırılır. Eğer bu bekarlık 30 yaşına kadar sürerse, bu kez ceza daha da ağırlaşır ve tarçının yerini karabiber alır!
Türk kültüründe yemek yerken ağız şapırdatmak veya çorbayı höpürdeterek içmek en büyük görgüsüzlüklerden biridir. Ancak Japonya'da bir Ramen (erişte çorbası) restoranına gittiğinizde, herkesin inanılmaz bir gürültüyle çorbasını höpürdettiğini duyarsınız. Japon kültüründe erişteyi ne kadar sesli yerseniz, aşçıya "Bu yemek o kadar lezzetli ki kendimi tutamıyorum" mesajını vermiş olursunuz. Sessizce yemek, yemeği beğenmediğiniz anlamına gelir.
Daha da kritik olan kural ise hesap öderken başlar. Amerika veya Avrupa'da garsona bahşiş bırakmamak ayıpken, Japonya'da masaya veya hesaba bahşiş eklemek büyük bir hakarettir. Japon hizmet sektöründe "İşini en iyi şekilde yapmak zaten kişinin görevidir, bunun için ekstra parayla ödüllendirilmesi gurur kırıcıdır" felsefesi hakimdir. Bıraktığınız o bozuk paraları, garson muhtemelen peşinizden koşarak size iade edecektir.
Kahire'de şık bir restoranda veya bir Mısırlının evinde akşam yemeğine davetlisiniz. Yemek geldi, tadına baktınız ve size biraz tuzsuz geldi. Masada tuzluk göremeyip garsonu veya ev sahibini çağırarak "Biraz tuz alabilir miyim?" dediğiniz an, okyanusu geçip derede boğulmuş olursunuz.
Mısır kültüründe yemeğe sonradan tuz veya baharat istemek, yemeği yapan aşçıya veya ev sahibine yapılan doğrudan bir hakarettir. Bu, "Yemeği o kadar lezzetsiz ve kötü yapmışsın ki, tadını düzeltmek için dışarıdan müdahale etmem gerekiyor" demektir. Yemeğin tadı nasıl olursa olsun, tabağınıza konduğu gibi yemek, Mısır misafirperverliğinin en katı yazılı olmayan kuralıdır.
Hindistan, Sri Lanka veya Orta Doğu'nun bazı bölgelerine seyahat ediyorsanız, sol elinizi adeta cebinize dikmeniz gerekebilir. Bu kültürlerde sol el "kirli işler" (tuvalet temizliği, ayakkabı çıkarma) için kullanılır.
Birine sol elinizle bir hediye uzatmak, sol elinizle para vermek veya yemeği sol elinizle ağzınıza götürmek, karşınızdaki kişiye yapabileceğiniz en büyük saygısızlıktır. Solak olsanız bile, sosyal ortamlarda yemek yerken ve insanlarla tokalaşırken sağ elinizi kullanmaya kendinizi zorlamalısınız. Özellikle sokak satıcılarından bir şey alırken veya para üstü verirken bu kurala dikkat etmeyen turistler, satıcıların sert tepkisiyle karşılaşabilir.
Bize göre birinin üzerine tükürmek kavga sebebidir ve son derece aşağılayıcıdır. Ancak Doğu Afrika'nın efsanevi Maasai kabilesinde tükürmek, saygının, sevginin ve iyi şans dilemenin en yüce göstergesidir.
Maasai yerlileri, yeni doğmuş bir bebek gördüklerinde kötü ruhları uzaklaştırmak ve bebeğe şans getirmek için onun avucuna veya göğsüne hafifçe tükürürler. Aynı şekilde, kabilenin yaşlıları gençleri kutsamak için veya iki kişi el sıkışmadan önce kendi avuçlarına tükürürler. Bu ilginç geleneğin kökeninde, Afrika'nın kurak savanlarında "su"yun (ve dolayısıyla tükürüğün) en değerli yaşam kaynağı olması yatar. Birine tükürüğünüzü vermek, ona sahip olduğunuz en değerli sıvıyı, yani yaşam enerjinizi sunmak anlamına gelir.