Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Balkonun mermerinde uyuklarken aniden dengesini kaybedip aşağı düşen, ya da dolabın en üst rafından oyuncak farenin peşinden atlayan bir kediyi izlemek, kelimenin tam anlamıyla fizik kurallarına meydan okuyan bir sihirbazlık gösterisine tanık olmaktır. İnsanlar veya diğer canlılar düştüklerinde kontrolsüzce savrulurken, kediler havada tamamen ters dönmüş bir pozisyonda olsalar bile, saniyenin onda biri gibi bir sürede vücutlarını kusursuz bir şekilde bükerek her zaman o dört patisinin üzerine, adeta bir jimnastikçi edasıyla yumuşakça inerler. Yüzlerce yıldır bilim insanlarını, fizikçileri ve biyologları büyüleyen bu inanılmaz hayatta kalma mekanizması, sadece bir şans veya basit bir refleks değildir.
Kedilerin bu inanılmaz yeteneği bilim dünyasında "Doğrulma Refleksi" (Righting Reflex) olarak adlandırılır. Bu refleks, yavrular henüz 3 ila 4 haftalıkken gelişmeye başlar ve 7 haftalık olduklarında kusursuz bir şekilde ustalaşmış olurlar. Ancak havada süzülürken vücudu aniden çevirmek, bildiğimiz fizik kurallarına göre bir dış kuvvete (tutunacak bir dala veya itilecek bir zemine) ihtiyaç duyar. Boşlukta düşen bir kedi, hiçbir yerden güç almadan kendi etrafında nasıl dönebiliyor? İşte detaylar.
Bir kedi boşluğa düştüğü ve yerçekimi onu hızla aşağı çekmeye başladığı an, vücudundaki ilk alarm sistemi hemen devreye girer: İç kulaktaki "Vestibüler Sistem".
Tıpkı modern akıllı telefonların ekranını yan çevirdiğinizde görüntünün dönmesini sağlayan o hassas sensörler (jiroskoplar) gibi, kedinin iç kulağında da yerçekiminin yönünü ve vücudun uzaydaki konumunu anında algılayan içi sıvı dolu inanılmaz hassas kanallar vardır. Kedi sırtüstü düşüyor olsa bile, bu sensörler saniyenin binde biri gibi bir hızla beyne "Ters durumdayız, aşağısı o taraf değil, bu taraf!" sinyalini gönderir. Kedi, yeri ve gökyüzünü henüz gözleriyle görmeden bile sadece bu iç kulak sensörleri sayesinde yönünü tayin eder ve düzeltme manevrasını saniyesinde başlatır.
Yönün neresi olduğu anlaşıldıktan sonra iş, vücudu o yöne çevirmeye gelir. Bir insanın omurgası serttir ve esneme payı çok düşüktür. Ayrıca kollarımızı gövdemize bağlayan o kalın köprücük kemiklerimiz (klavikula) hareket kabiliyetimizi kısıtlar.
Ancak kedilerin anatomisi tamamen sıvı gibi akışkan olmak üzerine tasarlanmıştır. Kedilerin omurgasında insanlardan çok daha fazla (30 civarında) omur bulunur ve bu omurlar arasındaki diskler inanılmaz derecede esnektir. Dahası, kedilerin omuzlarını göğüs kafesine bağlayan işlevsel bir köprücük kemiği yoktur; kollar (ön patiler) gövdeye sadece kaslar ve bağlarla tutunur. Bu muazzam esneklik, kedinin vücudunu havada adeta "C" harfi gibi bükerek belden ikiye katlamasına ve ön tarafı başka, arka tarafı başka bir yöne çevirmesine olanak tanır.
Boşlukta düşerken dönmek, "Açısal Momentumun Korunumu" yasasına göre imkansızdır. Bir yere tutunmadan dönemezsiniz. Ancak kedi, kendi vücudunu iki ayrı parça (ön gövde ve arka gövde) gibi kullanarak bu fizik kuralını kelimenin tam anlamıyla hackler.
Düşüş anında kedi önce ön ayaklarını yüzüne doğru (içeri) çekerken, arka ayaklarını dümdüz dışarı doğru uzatır. Tıpkı kollarını kendine çeken bir buz patencisinin kendi etrafında fırıldak gibi hızla dönmesi gibi, ön ayaklarını içeri çeken kedi, vücudunun sadece ön yarısını hızla yere doğru çevirir. Ön patiler yere doğru baktığında bu kez tam tersini yapar: Ön ayaklarını açar, arka ayaklarını karnına doğru çeker. Bu kez vücudunun arka yarısı hızla dönerek ön tarafa yetişir ve düzelir. Belinden kıvrılarak yaptığı bu saniyelik ve iki aşamalı "Bükül ve Çevril" (Twist and Bend) manevrası sayesinde, hiçbir dış destek almadan havada kusursuzca yüzükoyun pozisyona geçer.
Vücut tamamen yere dönük pozisyona geldiğinde, düşüşün hızı hala büyük bir sorundur. Kedi bu kez refleks olarak dört bacağını da bir uçan sincap gibi yanlara doğru alabildiğine açar. Karnındaki gevşek deri ve açılan bacaklar, havanın sürtünme direncini (drag) artırarak minyatür bir paraşüt etkisi yapar. Bu sayede kedi, "Terminal Hız" (düşebileceği maksimum hız) sınırını ciddi oranda düşürür.
Yere çarpma anında ise devreye köprücük kemiği olmayan o mucizevi omuz kasları ve yay gibi esnek bacak eklemleri girer. Patiler yere değdiği an, kedi eklemlerini bükerek çarpmanın o korkunç şok dalgasını doğrudan kaslarına aktarır ve enerjiyi sönümler. Çenesi yere çarpmasın diye sırtını son bir kez kamburlaştırır ve bu kusursuz operasyonu tamamlar.
Önemli Bir Uyarı (Yüksekten Düşme Sendromu): Kedilerin bu harika yeteneği, onların "Yenilmez" veya "Uçan" canlılar olduğu anlamına gelmez. Literatürde "High-Rise Syndrome" olarak bilinen durumlara göre; kediler yüksek katlardan (örneğin 5. veya 6. kat) düştüklerinde hayatta kalma oranları inanılmaz derecede yüksek olsa da, çenelerinde kırıklar, iç kanamalar veya ciddi sakatlıklar yaşamaları neredeyse kesindir. Hatta bazen 2. kat gibi çok alçak mesafelerden düşmek daha tehlikelidir çünkü kedi o iki aşamalı dönme refleksini tamamlayacak yeterli zamanı bulamadan yere çarpabilir. Bu yüzden evcil dostlarımızın bu doğaüstü yeteneğine güvenmek yerine, pencerelere ve balkonlara mutlaka sağlam kedi sineklikleri (fileleri) taktırmak, onların hayatını korumanın tek ve en geçerli yoludur.