Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Sabah kahvenizi içerken aklınıza gelen bir ödeme, ofiste yaşadığınız ufak bir tartışma veya gelecekle ilgili bir plan, gün ışığında son derece çözülebilir ve sıradan görünür. Oysa aynı sorun, gece saat 02:00'de yatağınızda tavana bakarken aniden dünyanın sonu gelmiş, çözümsüz ve devasa bir felakete dönüşür. Kalp atışlarınız hızlanır, nefesiniz daralır ve beyninizin içinde yüzlerce felaket senaryosu dönmeye başlar. "Aşırı Düşünme" (Overthinking) adı verilen bu gece nöbetlerinin sebebi, sizin zayıf karakterli, karamsar veya depresif biri olmanız değildir.
İnsan beyni, enerji tüketimi açısından vücudun en masraflı organıdır. Gündüz saatlerinde bu enerjinin büyük bir kısmı, dış dünyadan gelen verileri (sesler, görüntüler, iş görevleri, trafik, insan ilişkileri) işlemek için kullanılır. Bizi meşgul eden bu dış uyaranlar, içsel düşüncelerimizin sesini kısar. Ancak gece olup da yatağa girdiğimizde, odanın karanlığı ve sessizliğiyle birlikte dışarıdan gelen tüm veri akışı aniden kesilir. Beyin, işlem yapacak dış veri bulamayınca odağını içeriye, yani "Varsayılan Ağ" (Default Mode Network) adı verilen içsel düşünce sistemine çevirir. Gürültülü bir caddeden çıkıp aniden sessiz bir odaya girdiğinizde saatin tik-tak sesinin çok yüksek gelmesi gibi, gece karanlığında da kafanızın içindeki en ufak endişe fırtına koparıyor hissiyatı verir. Ancak asıl sorun sadece sessizlik değil, beynin hangi bölgesinin uyanık kaldığıdır.
Beynimizin ön kısmında yer alan "Prefrontal Korteks", CEO (Yönetici) görevi görür. Mantıklı kararlar alma, sorunları çözme, dürtüleri kontrol etme ve olaylara objektif bakabilme yeteneğimiz bu bölgenin sorumluluğundadır.
Ne yazık ki Prefrontal Korteks, beynin en çabuk yorulan ve gün sonunda enerjisini ilk tüketen bölgesidir. Siz gece yatağa girdiğinizde, bu mantık merkezi çoktan kepenkleri indirmiş ve uyku moduna geçmiştir. Yani bir sorunla karşılaştığınızda "Bunu yarın sabah hallederim, şu an yapacak bir şey yok" diyecek olan o sağduyulu ses artık devrede değildir. Mantığın devreden çıkması, zihinsel savunma hattınızın çöktüğü anlamına gelir.
Mantık merkezi uyurken, beynin derinliklerindeki o ilkel, duygusal ve her zaman tetikte olan alarm merkezi "Amigdala" hala uyanıktır. Amigdala, tehlikeleri sezmek ve hayatta kalmak üzere programlanmıştır.
İlk insanlar için gece ve karanlık, yırtıcı hayvanların avlandığı, en savunmasız olunan saatlerdi. Nesilden nesile bunun aktarılmasıyla amigdala, gece saatlerinde her türlü düşünceyi bir "tehdit" olarak algılamaya eğilimlidir. Mantık korteksinin filtresinden geçemeyen sıradan bir düşünce (Örn: "Bugün patron bana neden öyle baktı?"), amigdalaya ulaştığında bir anda "Kesin kovulacağım, kirayı ödeyemeyeceğim, evsiz kalacağım" şeklinde devasa bir ölüm kalım meselesine dönüşür. Amigdala tehlike çanlarını çaldığı an, böbrek üstü bezlerinden stres hormonu (Kortizol) salgılanır ve vücudunuz savaş veya kaç moduna girer. Terlersiniz, yatakta döner durursunuz.
Gece saat 02:00 ile 04:00 arası, vücut ısısının en düşük olduğu ve Melatonin (uyku hormonu) ile Kortizol seviyelerinin birbirine karıştığı "Biyolojik Ölü Nokta"dır. Vücut fiziksel olarak en zayıf anındadır.
Bu saatlerde zihinsel geviş getirme (ruminasyon) dediğimiz olay başlar. Beyin, çözülmemiş eski dosyaları (yıllar önce lisede yaptığınız utanç verici bir hareket veya eski sevgilinizle olan bir kavga) arşivden çıkarıp tekrar tekrar oynatır. Beyin, bu yarım kalan işleri çözmeden güvende hissedemeyeceğine inanır. Oysa yatakta yatarken eyleme geçme şansınız sıfırdır. Bu eylemsizlik hali, çaresizlik hissini daha da körükler ve anksiyete krizini tetikler.
Bu biyolojik ve kimyasal tuzağa düştüğünüzü fark ettiğinizde, yatakta dönüp durarak o düşüncelerle savaşmak en büyük hatadır. Çözüm, beynin odağını şaşırtmaktan geçer.