Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Yıllardır sosyal medyanın ve hiper-bağlantılı yaşamın bize dayattığı "Herkes dışarıda eğleniyor, ben evde sıkılıyorum" kaygısı, yani FOMO (Fear of Missing Out), 2026 yılı itibarıyla yerini tam tersi bir akıma bıraktı. Artık insanlar hafta sonu gelen parti davetini reddedip, en rahat pijamalarını giyerek evde kitap okumanın, sessizce çay demlemenin veya sadece tavana bakmanın suçluluk duymadan keyfini çıkarıyor. Buna JOMO (Joy of Missing Out) yani "Kaçırmanın Keyfi" deniyor.
Akıllı telefonların cebimize girmesiyle birlikte, beynimizde 7/24 çalışan bir "sosyal radar" oluştu. Instagram'da arkadaşların Bali tatili fotoğrafları, X’de saniye saniye akan gündem, WhatsApp gruplarındaki bitmek bilmeyen geyikler... Beynimiz sürekli "Acaba şu an bir şeyler mi kaçırıyorum? Başkaları benden daha mı iyi yaşıyor?" endişesiyle tarama modunda kaldı. Tatildeyken bile manzaraya bakmak yerine, manzarayı paylaşanların yorumlarına baktık. Bu durum, psikolojide "Kıyaslama Yorgunluğu" ve tükenmişlik sendromunu (burnout) patlattı. Ancak sarkaç şimdi tersine dönüyor. JOMO, "Evet, dışarıda bir hayat akıyor, insanlar eğleniyor ve ben şu an onun parçası değilim. Ve bu harika bir his!" diyebilme özgürlüğüdür. Bu, bir asosyallik veya küskünlük değil; bilinçli seçilmiş bir izolasyon ve zihinsel detoks halidir.
Neden sürekli telefona bakma ihtiyacı hissediyoruz? Çünkü her bildirim sesi, her "beğeni" ve her yeni içerik, beynimizde küçük bir Dopamine (haz hormonu) patlaması yaratır. Ancak bu ucuz ve kısa süreli hazlar, bizi bağımlı hale getirir. Beyin, bir sonraki bildirimi beklerken sürekli tetikte (kortizol/stres hormonu yüksek) kalır.
JOMO felsefesi, bu dopamin döngüsünü kırmayı hedefler. Telefona bakmadığınızda, ilk başta bir boşluk ve huzursuzluk hissedersiniz (yoksunluk sendromu). Ancak bu eşiği aştığınızda, beyniniz "dinlenme moduna" geçer. Derin odaklanma yeteneğiniz geri gelir, stres seviyeniz düşer ve gerçek bir "haz" olan Serotonin hormonu salgılanmaya başlar. JOMO, beyninize "Şu an güvendesin, bir yere yetişmen gerekmiyor" mesajını verir.
FOMO'nun en büyük yakıtı, başkalarının "Vitrin Hayatları" ile kendi "Kulis Arkası" hayatımızı kıyaslamaktır. Sosyal medyada herkes en mutlu anını, en güzel yemeğini, en şık halini paylaşır. Siz evde dağınık saçınızla ve yorgun halinizle otururken, ekrandaki o kusursuz kareleri görüp "Benim hayatım sıkıcı" hissine kapılırsınız.
JOMO, bu illüzyonu reddeder. JOMO'yu benimseyen kişi şunu bilir: O ekrandaki kare, gerçeğin sadece %1'idir. Kalan %99'da o insanlar da yoruluyor, sıkılıyor ve sorun yaşıyor. Başkalarının ne yaptığıyla ilgilenmeyi bıraktığınız an, kendi hayatınızın ne kadar zengin ve yeterli olduğunu fark edersiniz. Kendi kahvenizin kokusu, ekrandaki Bali manzarasından daha gerçektir.
JOMO'nun pratik hayattaki en büyük getirisi, sınır çizebilme yeteneğidir. Toplumsal baskı, bizi istemediğimiz düğünlere, sıkıcı iş yemeklerine veya enerjimizi emen buluşmalara "Ayıp olmasın" diye gitmeye zorlar.
JOMO felsefesinde, zamanınız en değerli varlığınızdır ve onu kiminle harcayacağınızı seçme hakkınız vardır. Bir arkadaşınız "Hadi dışarı çıkalım" dediğinde, eğer gerçekten istemiyorsanız "Hayır, bu akşam evde kendimle randevum var" diyebilmek, bencillik değil, "Öz-Şefkat"tir. İptal edilen planların verdiği o gizli rahatlamayı düşünün. "Plan iptal oldu" mesajını aldığınızda hissettiğiniz o "Oh be!" duygusu, aslında vücudunuzun JOMO'ya ne kadar ihtiyaç duyduğunun kanıtıdır. JOMO, bu rahatlamayı bir kaza sonucu değil, bir tercih olarak yaşamanızı sağlar.
Toplum bize "Yalnızlık Allah'a mahsustur" diyerek yalnız kalmaktan korkmayı öğretti. Oysa İngilizce'de bu durum için iki farklı kelime vardır: Loneliness (Kimsesizlik/Yalnızlık acısı) ve Solitude (Tek başınalık/Keyifli yalnızlık).
Yalnızlık, etrafınızda kimse olmadığı için üzülmektir. Tek başınalık (JOMO) ise, kendinizle vakit geçirmekten keyif almaktır. Tarihteki en büyük fikirler, sanat eserleri ve icatlar, insanların "tek başına" kaldığı o sessiz anlarda ortaya çıkmıştır. Evde tek başınıza müzik dinlerken, kimseye hesap vermeden, kimsenin beğenisini beklemeden, o anın tadını çıkarmak... "Acaba şu an nasıl görünüyorum?" kaygısı taşımadan var olmak... İşte gerçek özgürlük budur.
JOMO felsefesi, teknoloji düşmanlığı (Luddite) değildir; teknolojiyi "bilinçli" kullanmaktır. Teknoloji bizi değil, biz teknolojiyi yönetmeliyiz.
Eğer siz de sürekli bir yerlere yetişme telaşından, bilgi bombardımanından yorulduysanız, bu hafta sonu küçük bir JOMO denemesi yapın: