Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Bir insanın ölümü bazen sadece bir aileyi yasa boğmaz; koca bir ulusun psikolojisini, yaklaşan bir savaşın kaderini veya teknolojik bir devrimin yönünü değiştirebilir. Bu listeye giren isimler, yaşarken sahip oldukları güç, şöhret veya dâhilik nedeniyle birçok gizli servisin, mafyanın veya rakip güçlerin hedef tahtasındaydı. Olay yerini inceleyen dedektiflerin bile yıllar sonra "Bize gerçeği söyletmediler" itiraflarında bulunduğu bu vakalar, bugün hala belgesellere, kitaplara ve sayısız komplo teorisine ilham kaynağı olmaya devam ediyor.
22 Kasım 1963'te Dallas'ta üstü açık arabasında halkı selamlarken suikasta kurban giden ABD'nin 35. Başkanı John F. Kennedy'nin ölümü, modern tarihin en büyük ve en tartışmalı cinayetidir. Resmi açıklamaya göre Lee Harvey Oswald, bir kitap deposunun altıncı katından üç el ateş ederek başkanı tek başına öldürmüştür.

Ancak ortada bilimin ve fiziğin sınırlarını zorlayan o meşhur "Sihirli Mermi" teorisi vardır. Resmi rapora göre tek bir mermi; Kennedy'nin sırtından girip boğazından çıkmış, ardından ön koltukta oturan Vali Connally'nin sırtına girmiş, kaburgasını parçalamış, bileğinden çıkmış ve valinin sol uyluğuna saplanmıştır. Üstelik mermi bulunduğunda üzerinde neredeyse hiçbir hasar yoktu. Görgü tanıklarının "Ateş çimenlik tepeden geldi" ifadeleri, Oswald'ın olaydan sadece iki gün sonra canlı yayında Jack Ruby tarafından susturulması (öldürülmesi) ve otopsi fotoğraflarının kaybolması, bu suikastın CIA, mafya ve Soğuk Savaş dinamiklerinin ortak bir operasyonu olduğu şüphesini her zaman taze tuttu.
31 Ağustos 1997 gecesi, Paris'teki Pont de l'Alma tünelinde meydana gelen o korkunç kaza, sadece İngiliz kraliyet ailesini değil, tüm dünyayı şoka soktu. Dünyanın en çok fotoğrafı çekilen kadını olan Prenses Diana, sevgilisi Dodi El Fayed ile paparazzilerden kaçarken Mercedes marka araçlarının tünelin 13. sütununa çarpması sonucu hayatını kaybetti.

Resmi rapora göre kazanın tek sorumlusu, alkollü olan şoför Henri Paul ve onları amansızca takip eden fotoğrafçılardı. Ancak soru işaretleri o gece hiç bitmedi. Kazadan hemen önce Mercedes'in önüne aniden kırıp onu sütuna yönlendiren o gizemli beyaz Fiat Uno hiçbir zaman bulunamadı. Tüneldeki tüm güvenlik kameralarının o gece tesadüfen "arızalı" olması, Diana'nın kazadan 10 ay önce uşağına yazdığı "Kocam arabama bir kaza süsü vererek frenlerimi bozmayı planlıyor" şeklindeki mektubu ve Dodi'nin babası Muhammed El Fayed'in İngiliz İstihbaratı'nı (MI6) suçlaması, bu ölümün bir kazadan çok, kraliyetin itibarını korumak için yazılmış kusursuz bir senaryo olabileceği iddialarını güçlendirdi.
Hollywood'un en parlak yıldızı ve güzellik ikonu Marilyn Monroe, 5 Ağustos 1962'de Los Angeles'taki evinde ölü bulunduğunda henüz 36 yaşındaydı. Yanında boş uyku hapı şişeleri vardı ve resmi rapor "Muhtemel İntihar" diyerek dosyayı hızla kapattı.

Ancak adli tıp raporundaki detaylar intihar tezini yerle bir ediyordu. Monroe'nun midesinde hiçbir hap kalıntısı yoktu; ölümcül dozda ilaç kanına karışmıştı ama bunu nasıl aldığı (enjeksiyon vb.) bir türlü açıklanamadı. Daha da önemlisi, Monroe o dönemde ABD Başkanı JFK ve kardeşi Robert Kennedy ile son derece tehlikeli ve gizli ilişkiler içindeydi. Kennedy kardeşlerin ona devlet sırlarını anlattığı ve Monroe'nun bu sırları açıklamakla tehdit ettiği bir "Kırmızı Defter"i olduğu biliniyordu. Monroe'nun öldüğü gece evinde olanlar, FBI ve CIA ajanlarının evde arama yapıp kırmızı defteri ortadan kaybetmesi, onun bir intihar değil, tehlikeli sırlar bilen bir kadının acımasızca susturulması operasyonu olduğunu düşündürüyor.
Dövüş sanatları efsanesi ve sinema ikonu Bruce Lee, 20 Temmuz 1973'te Hong Kong'da henüz 32 yaşındayken aniden hayatını kaybetti. Vücudunda yüzde bir oranında bile yağ olmayan, inanılmaz bir diyet ve antrenman programı uygulayan dünyanın en fit insanının ölümü şok ediciydi.
Resmi rapora göre Lee, baş ağrısı için aldığı "Equagesic" adlı sıradan bir ağrı kesiciye karşı aşırı alerjik bir reaksiyon göstermiş ve beyninde oluşan ödem (şişme) sonucu ölmüştü. Ancak bu açıklama hayranlarını ve komplo teorisyenlerini asla tatmin etmedi. Lee'nin Çin dövüş sanatlarının sırlarını Hollywood'a (Batı'ya) taşıdığı için Çinli yeraltı örgütleri (Triadlar) tarafından zehirlendiği, ailesinin üzerinde eski bir "lanet" olduğu (ki oğlu Brandon Lee de yıllar sonra bir film setinde gizemli şekilde vurularak ölecekti) iddiaları yıllarca konuşuldu. O sıradan ağrı kesicinin nasıl olup da beynini saniyeler içinde o kadar şişirebildiği, tıbbi bir anormallik olarak sırrını korumaya devam ediyor.

Tarihin gördüğü en büyük dâhi, alternatif akımın yaratıcısı ve bugün kullandığımız kablosuz teknolojilerin fikir babası olan Nikola Tesla, 7 Ocak 1943'te New Yorker Oteli'nin 3327 numaralı odasında, beş parasız ve yapayalnız bir şekilde ölü bulundu.

Tesla'nın kalbi durarak "doğal nedenlerle" öldüğü açıklandı. Ancak asıl gizem ölümünden sonra başladı. Tesla, son yıllarında okyanus ötesindeki uçakları düşürebilecek güce sahip bir "Ölüm Işını" ve sınırsız, ücretsiz kablosuz enerji aktarımı üzerinde çalışıyordu. Ölümünün hemen ardından ABD hükümetinin Yabancı Mülkiyet Ofisi, FBI ajanlarıyla birlikte otel odasına baskın yaptı ve Tesla'nın tüm notlarına, taslaklarına ve devasa sandıklarına el koydu. Bu belgelerin çoğu "Ulusal Güvenlik" gerekçesiyle on yıllarca gizli tutuldu, bir kısmı ise sonsuza dek kayboldu. Tesla gerçekten eceliyle mi öldü, yoksa devrim yaratacak o tehlikeli notları için fişi mi çekildi? Enerji baronlarının ve devletlerin bu notlarla neler ürettiği hala büyük bir sırdır.