Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, katıldığı bir televizyon programında Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail, İran ve Amerika Birleşik Devletleri ekseninde yaşanan son jeopolitik gelişmelere ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Körfez’de yaşanan hareketliliğin “anlık değil, uzun süredir hazırlanan bir sürecin sonucu” olduğunu söyleyen Yaycı, sürecin temelinin 2020’de imzalanan İbrahim Anlaşmaları’na dayandığını ifade etti.
Yaycı, “Bugünlerin hazırlığı aslında 2020 ve öncesinden başlıyor. İbrahim Anlaşmaları’yla İsrail’e meşruiyet kazandırıldı. Körfez ülkeleriyle ekonomik, ticari, siyasi ve fiilen askeri bir iş birliği zemini oluşturuldu” dedi.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin bölgede giderek daha aktif bir rol üstlendiğini belirten Yaycı, “800 bin yerli nüfusu olan küçücük bir ülke nasıl oluyor da Yemen’den Sudan’a, Libya’dan Somali’ye kadar müdahil olabiliyor? Çünkü Birleşik Arap Emirlikleri dediğiniz yapı aslında İsrail’in Körfez’deki uzantısı gibi hareket ediyor” ifadelerini kullandı.
İran’ın son dönemde Körfez ülkelerini doğrudan hedef göstermeye başladığını belirten Yaycı, özellikle Suudi Arabistan, Bahreyn ve Kuveyt üzerinden oluşan yeni güvenlik denklemine dikkat çekti. Yaycı’ya göre İran, bu ülkeleri “İsrail ve ABD’nin bölgedeki temsilcileri” olarak görüyor.
ABD’nin bölgedeki askeri hamlelerini de değerlendiren Yaycı, Washington’un saldırıları durdurmasının temel nedeninin Amerikan iç hukuku olduğunu savundu. 1973 tarihli War Powers Act’e işaret eden Yaycı, “ABD Başkanı kongre onayı olmadan silahlı kuvvetleri 60 gün kullanabiliyor. Bu süre dolunca ya kongreden onay alması gerekiyor ya da operasyonları durdurması gerekiyor. Trump yönetimi de ‘düşmanlıklar sona erdi’ diyerek yeni bir 60 günlük sürenin zeminini hazırlıyor” dedi.

Yaycı, bu süreçte Birleşik Arap Emirlikleri’nin “vekil aktör” olarak devreye sokulduğunu ileri sürerek şunları söyledi: “Amerika doğrudan saldırmıyor ama Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden baskı sürüyor. İran’ın Emirlikler’e vereceği bir karşılık, ABD’nin yeniden müdahil olması için gerekçe oluşturabilir. Böylece yeni bir 60 günlük süreç başlatılabilir.”
Son dönemde İran’daki hedeflere yönelik saldırılarda Fransız yapımı Mirage 2000 savaş uçakları ile Çin üretimi Wing Loong SİHA’larının kullanıldığını söyleyen Yaycı, “İran, saldırıların arkasında Birleşik Arap Emirlikleri’nin olduğunu düşünüyor. Bu durum Körfez’deki çatışmanın artık daha açık hale geldiğini gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Benjamin Netanyahu’nun Birleşik Arap Emirlikleri ziyareti ve Demir Kubbe sistemiyle ilgili iddiaları da değerlendiren Yaycı, “Demir Kubbe zaten verilmiş durumda. Netanyahu’nun ziyareti de İsrail tarafından doğrulandı. Bu ziyaretin anlamı şu: ‘Birleşik Arap Emirlikleri’nin arkasında ben varım’ mesajı veriliyor” dedi.
Körfez’deki gerilimin uzun süreli bir jeopolitik çatışmaya dönüştüğünü savunan Yaycı, “Bu artık doğrudan bir savaş değil; uzun süre devam edecek kontrollü bir gerilim süreci” ifadelerini kullandı.
Yaycı, bölgesel gelişmelerin Türkiye açısından da önemli fırsatlar barındırdığını belirterek, enerji ve lojistik hatlarının yeniden şekillendiğini söyledi. Özellikle Zengezur Koridoru, Orta Koridor ve Kalkınma Yolu projelerinin önem kazandığını ifade eden Yaycı, “Türkiye güvenli bir lojistik merkez olarak öne çıkıyor. Hürmüz ve Babülmendep’te yaşanabilecek krizler Türkiye’nin stratejik değerini artıracaktır” dedi.
Açıklamalarının sonunda Türkiye’nin kriz dönemlerini ekonomik ve stratejik fırsata dönüştürme kapasitesine dikkat çeken Yaycı, “İstemeyiz hiçbir yerde savaş olsun ama tarih boyunca kriz dönemlerinde komşu ülkeler ekonomik olarak büyümüştür. Türkiye’nin de bu süreçte jeopolitik avantajlarını değerlendirmesi gerekir” diye konuştu.