Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı, Türkiye ile Mısır arasında son dönemde yeniden ivme kazanan ilişkilerin iki ülkenin milli menfaatleri açısından önemli olduğunu belirterek, askeri ve savunma sanayii alanlarında atılan adımların gelecekte daha kapsamlı iş birliklerinin temelini oluşturabileceğini söyledi. Yaycı, Türkiye ile Mısır'ın tarihsel bağlarının yalnızca diplomatik değil, aynı zamanda ortak geçmiş ve kültürel yakınlığa dayandığını vurguladı.
Türkiye ile Mısır arasında son dönemde yeniden gelişen ilişkileri GZT'de değerlendiren Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı, Mısır'ın Türkiye açısından kardeş bir ülke olduğunu belirterek, iki ülke arasındaki bağların yalnızca diplomatik değil, tarihî ve kültürel temellere dayandığını ifade etti.

Yaycı, 1517 yılında Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethetmesinden 1798'de Napolyon'un Mısır Seferi'ne kadar iki ülkenin aynı devlet çatısı altında yaşadığını belirtti. Yaycı, 1987 yılında Türkiye ile Mısır arasında askeri iş birliği anlaşmasının imzalandığını, Harp Akademileri arasında öğrenci değişim programlarının başlatıldığını ve kurmay subayların karşılıklı eğitim aldığını söyledi.
Siyasi ilişkilerin zaman zaman gerilmesine rağmen askeri eğitim alanındaki iş birliğinin tamamen kesilmediğine dikkati çeken Yaycı, Mısır'ın uzun yıllar boyunca Türkiye'ye subay göndermeyi sürdürdüğünü belirtti.
1988 yılında savunma sanayii iş birliği muhtırasının imzalandığını aktaran Yaycı, askeri eğitim ve savunma sanayii alanındaki iş birliklerinin devam ettiğini, 2009 yılında ise eğitim, teknik ve bilimsel iş birliği anlaşmasının hayata geçirildiğini söyledi.
İki ülkenin ayrıca "Dostluk Denizi" adı verilen ortak tatbikatları düzenlemeye başladığını ifade eden Yaycı, askeri ilişkilerin uzun yıllar kurumsal zeminde sürdürüldüğünü kaydetti.

Yaycı, 2013 yılında Muhammed Mursi'nin görevden uzaklaştırılması, ardından yaşanan darbe süreci, yargılanması ve mahkeme salonunda hayatını kaybetmesinin Türkiye ile Mısır ilişkilerinde ciddi bir kırılmaya yol açtığını söyledi.
Bu dönemde iki ülkenin karşılıklı olarak cepheleştiğini belirten Yaycı, o dönemde yaşananların önemli bir hata olduğunu düşündüğünü ifade ederek, yapılması gerekenin demokrasiye en kısa sürede dönülmesini istemek ve ilişkileri kopma noktasına getirmemek olduğunu dile getirdi.
Mısır'ın Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nun kurulmasına öncülük ettiğini ve Yunanistan ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin anlaşmalar imzaladığını hatırlatan Yaycı, daha önce de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile benzer bir anlaşmanın yapıldığını ifade etti.
Bugün bazı çevrelerin "İlişkiler bozulduysa neden şimdi düzeliyor?" sorusunu yönelttiğini belirten Yaycı, hatadan dönmenin ve değişen şartlara uygun hareket etmenin doğru olduğunu söyledi.
Yaycı, milli menfaat perspektifiyle baktığını ve Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkilerin geliştirilmesini doğru bulduğunu kaydetti.

Yaycı, 2024-2026 dönemini Türkiye ile Mısır ilişkileri açısından yeni bir başlangıç olarak değerlendirdi.
2024 yılından itibaren ilişkilerin yeniden düzelmeye başladığını belirten Yaycı, son dönemde iki ülke arasında askeri çerçeve anlaşmasının imzalandığını ve bu anlaşmanın bundan sonra yapılacak iş birlikleri için hukuki ve kurumsal bir zemin oluşturduğunu söyledi.
Bunun yanında savunma sanayii alanında bir niyet mektubu ile savunma iş birliğine yönelik ayrı bir niyet mektubunun da imzalandığını ifade eden Yaycı, bu belgelere gereğinden fazla anlam yüklenmemesi gerektiğini dile getirdi.
İmzalanan askeri çerçeve anlaşmasının bundan sonra savunma alanında yapılacak anlaşmalar için bir çerçeve oluşturduğunu ifade eden Yaycı, savunma sanayii iş birliğine ilişkin niyet mektubu ile savunma alanındaki iş birliğine yönelik ayrı niyet mektubunun iki ülkenin bu alanlarda ortak çalışma iradesini ortaya koyduğunu belirtti.
Sürecin başarılı şekilde ilerlemesi halinde Türkiye ile Mısır'ın Doğu Akdeniz'in kuzeyi ve güneyinde savunma alanında iş birliği yapmasının Akdeniz'e istikrar, güvenlik ve huzur getirebileceğini söyleyen Yaycı, savunma sanayii alanında ortak üretim gerçekleştirilebileceğini, bölgeye özel savunma ürünleri geliştirilebileceğini ve görev paylaşımıyla ortak projeler yürütülebileceğini ifade etti.

Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkilerin iyileşmesinin sonuçlarının şimdiden görülmeye başlandığını belirten Yaycı, bunun en somut örneklerinden birinin Libya olduğunu söyledi.
Refah Sınır Kapısı'nın Gazze'nin dış dünyaya açılan en önemli kapısı olduğunu ve Mısır'ın kontrolünde bulunduğunu kaydeden Yaycı, Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkiler geliştikçe Gazze'ye ulaştırılan insani yardımların kolaylaştığını, aynı zamanda İsrail'e karşı ortak bir duruş sergilenmesinin de mümkün hale geldiğini ifade etti.
Mısır'ın son dönemde İsrail'e karşı oldukça net bir tavır ortaya koyduğunu belirten Yaycı, Gazze'ye komşu olması nedeniyle ülkenin konumunun son derece kritik olduğunu söyledi.
Bununla birlikte Mısır'ın Amerika Birleşik Devletleri'nin en önemli bölgesel müttefiklerinden biri olduğuna dikkat çeken Yaycı, ülkenin İsrail'den sonra Ortadoğu'da en fazla Amerikan askeri yardımı alan devlet olduğunu ifade etti.
Zaman zaman farklı ülkeleri merkeze alan bakış açılarının ortaya çıktığını belirten Yaycı, esas alınması gereken yaklaşımın Türkiye merkezli olması gerektiğini ifade ederek, "Pergelin sabit ucu Ankara'da olmalı, bütün değerlendirmeler buradan yapılmalıdır." değerlendirmesinde bulundu.
Son dönemde Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır'ın aynı eksende yer almasının yeni bir bölgesel blok oluşturup oluşturmayacağının tartışıldığını belirten Yaycı, geçmişte Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Fas gibi ülkelerin İsrail ile yakın ilişkilere sahip olduğunu, bazı ülkelerin İbrahim Anlaşmaları'nı da imzaladığını hatırlattı.
Gazze, İran, Lübnan ve Suriye'de yaşanan gelişmelerin bölge ülkelerinde İsrail'in daha fazla güç kazanmasının kendi güvenlikleri açısından da risk oluşturabileceği yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdiğini söyleyen Yaycı, bu nedenle bölgede İsrail'i gerçekten seven bir devlet bulmanın zor olduğunu, ülkelerin daha çok İsrail'den çekindiğini ya da endişe duyduğunu ifade etti.
Bu çerçevede Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır ve Pakistan'ın yakınlaşmasının önemli bir duruş ortaya koyabileceğini belirten Yaycı, böyle bir iş birliğinin yalnızca İsrail tarafından değil, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından da dikkatle takip edileceğini söyledi.