Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul

Yükseköğretim Kurumları Sınavı (2026-YKS) tercih sürecinin başlamasına sayılı günler kala, üniversite adaylarının en önemli gündem maddelerinden biri geleceğin meslekleri oldu.
Dijital dönüşümün hız kazanmasıyla birlikte üniversite programları da değişirken, YÖK'ün son yıllarda yapay zekâ ve bilişim odaklı programları yaygınlaştırması dikkat çekti.
Bu kapsamda yapay zekâ programlarının sayısı 171 üniversitede 785'e ulaşırken, 2026 tercih kılavuzuna da yapay zekâdan finansal teknolojiye, biyoteknolojiden mobil güvenliğe uzanan 16 yeni lisans ve ön lisans programı ilk kez eklendi.
Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er'in sorularını cevaplayan Eğitmen ve Kariyer Danışmanı Tuncer Keleş, YKS tercih döneminde adayların en sık yaptığı hataları, geleceğin mesleklerini ve doğru tercih stratejilerini değerlendirirken öğrencilere kritik uyarılarda bulundu.

YÖK'ün yapay zekâ ve bilişim odaklı onlarca yeni programları ile tarih ve yapay zekâ, felsefe ve yapay zekâ, biyoteknoloji ve genetik, dijital oyun teknolojileri ile mobil güvenlik teknolojileri gibi 16 yeni bölümü tercih kılavuzuna eklemesinin üniversite tercih sürecine etkisi ne olacak? Adaylar tercih yaparken nelere dikkat etmeli? En sık yapılan hatalar neler?
Tuncer Keleş: ''Bu değişimi yalnızca yeni bölüm isimlerinin tercih kılavuzuna girmesinden ziyade asıl dönüm noktası, üniversite eğitiminin tek bir disipline kapanan yapıdan çıkıp teknolojiyle farklı alanları buluşturan bir modele geçmesidir. Tarih ve yapay zeka ya da felsefe ve yapay zeka gibi programlar bize şunu söylüyor: Gelecekte yalnızca teknolojiyi kullanan değil, onu kendi alanının bilgisiyle yorumlayan insanlara ihtiyaç duyulacak. Ancak burada çok önemli bir uyarım var. Yeni açılan her bölüm geleceği garanti etmez. Bölümün adında yapay zeka, dijital veya teknoloji geçmesi, o programın otomatik olarak güçlü olduğu anlamına gelmez. Aday; ders planına, akademik kadroya, laboratuvar ve proje altyapısına, eğitim diline, staj imkanlarına, sektör iş birliklerine ve mezun olduğunda hangi rollere yönelebileceğine mutlaka bakmalı. Bölüm adıyla değil, bölümün içeriğiyle tercih yapılmalı. En sık gördüğüm hata, Puanım buraya yetiyor diyerek hayatın yönünü puana bırakmak. İkinci hata, geçen yılın taban sıralamasını kesin sonuç gibi okumak. Üçüncüsü de kampüs, burs, ücret, hazırlık, özel koşullar ve şehir maliyeti gibi ayrıntıları sonradan fark etmek. Tercih listesi yalnızca bir sıralama listesi değildir; öğrencinin önündeki en az dört yılı ve sonrasındaki çalışma hayatını belirleyen bir yol haritasıdır. Bu nedenle aday önce kendisini, sonra programı, en son sıralamasını masaya koymalı.''

Yapay zekâ, dijitalleşme ve teknolojik dönüşümle birlikte ''geleceğin meslekleri'' kavramı üniversite tercihlerini de şekillendiriyor. Adaylar tercih yaparken popüler ve gelecekte öne çıkacağı öngörülen bölümleri mi, yoksa ilgi, yetenek ve kişisel hedeflerini mi ön planda tutmalı? Doğru tercih dengesi nasıl kurulmalı?
Tuncer Keleş: ''Öğrencinin önüne ya popüler bölümü seç ya da sevdiğin bölümü şeklinde iki seçenek koymak doğru değil. Sağlıklı tercih, üç alanın kesişiminde yapılır. Öğrencinin ilgi duyduğu alan, gerçekten geliştirebileceği yetenekleri ve iş dünyasının ihtiyaç duyduğu beceriler. Bu üçünden biri eksik kaldığında kararın uzun vadede taşıdığı risk artar. Sadece popüler olduğu için seçilen bölüm, öğrenciyi dört yıl sonra mutsuz ve vasat bir mezuna dönüştürebilir. Sadece seviliyor diye seçilen ama çalışma koşulları, gelir yapısı ve istihdam alanları hiç araştırılmayan bölüm de hayal kırıklığı yaratabilir. İlgi çok değerlidir; fakat ilginin emek vermeye, zorlandığında devam etmeye ve o alanda sürekli öğrenmeye dönüşmesi gerekir. Bir alanı uzaktan sevmekle, o alanın günlük işini yapmak aynı şey değildir. Ben adaylara bölüm seçmeden önce o mesleği yapan en az iki kişiyle konuşmalarını, ilgili bölümlerin ders planlarını karşılaştırmalarını ve kendilerine şu soruyu sormalarını öneriyorum. Bu alanın yalnızca sonucunu mu seviyorum, yoksa öğrenme sürecine de talip miyim? Geleceğin mesleği, herkesin koştuğu meslek değildir. Kişinin yeteneğini teknolojiyle birleştirip değer üretebildiği meslektir.''

Yapay zekâ, siber güvenlik, büyük veri, bulut bilişim, dijital oyun teknolojileri ve biyoteknoloji gibi alanları tercih edecek öğrencilerin hangi becerilere sahip olması gerekiyor? Bu alanlarda başarılı olmanın olmazsa olmazları neler?
Tuncer Keleş: ''Bu alanların ortak bir beklentisi var. Merak, analitik düşünme ve sürekli öğrenme disiplini. Teknoloji bölümlerine yalnızca bilgisayar başında vakit geçirmeyi sevdiği için yönelmek yeterli değil. Öğrencinin problem çözmekten hoşlanması, deneme yanılmadan korkmaması, İngilizce kaynak takip edebilmesi ve öğrendiğini projeye dönüştürmesi gerekiyor. Yapay zeka ve büyük veri için matematik, istatistik, algoritma ve veri okuryazarlığı güçlü bir temel oluşturur. Siber güvenlik, mobil güvenlik ve bulut bilişimde sistem mantığı, ağ bilgisi, dikkat, etik sorumluluk ve disiplin öne çıkar. Dijital oyun teknolojilerinde kodlama kadar tasarım, hikaye anlatımı, kullanıcı deneyimi ve ekip çalışması önemlidir. Biyoteknoloji ve genetikte ise biyoloji ve kimya temeli, laboratuvar disiplini, sabır, araştırma kültürü ve veriyi yorumlama becerisi belirleyicidir. Bir diğer kritik konu iletişimdir. İş dünyası yalnızca teknik bilgisi yüksek kişiyi değil, problemi doğru anlayan, çözümünü anlatabilen ve farklı disiplinlerle çalışabilen kişiyi arıyor. Kod yazmak kadar doğru soruyu sormak; veri üretmek kadar o veriden anlam çıkarmak önemli. Öğrenci üniversite boyunca proje üretmeli, yarışmalara ve araştırma ekiplerine katılmalı, staj yapmalı ve ortaya koyduğu işi gösterebileceği bir portföy oluşturmalı. Diploma kapıyı çalabilir; kapıyı açtıran şey çoğu zaman somut üretimdir.''

Önümüzdeki 5-10 yılda hangi meslekler öne çıkacak, hangi mesleklerde istihdam riski artacak?
Tuncer Keleş: ''Önümüzdeki 5-10 yılda mesleklerden çok, mesleklerin içindeki görevler değişecek. Yapay zeka bir gecede bütün meslekleri ortadan kaldırmayacak; fakat aynı işi daha hızlı, daha doğru ve daha düşük maliyetle yapan kişiyi öne çıkaracak. Bu nedenle asıl risk, yapay zekânın kendisi değil, yaptığı işi yenilemeden aynı şekilde sürdürmeye çalışmaktır. Yapay zeka ve makine öğrenmesi uzmanları, veri mühendisleri ve analistleri, siber güvenlik uzmanları, bulut ve DevOps profesyonelleri, otomasyon ve robotik mühendisleri, dijital ürün ve kullanıcı deneyimi uzmanları öne çıkacak. Bunun yanında yenilenebilir enerji, batarya teknolojileri, elektrikli ve otonom araçlar, çevre mühendisliği, biyoinformatik, sağlık teknolojileri ve tedarik zinciri analitiği de güçlü büyüme alanları olacak. Yaşlanan nüfus nedeniyle sağlık, bakım, psikoloji, eğitim ve danışmanlık gibi insan temasının yüksek olduğu mesleklerin önemi de artacak. Riskin daha yüksek olduğu alanlar ise veri girişi, rutin raporlama, standart muhasebe kayıtları, basit sekreterya işleri, kasiyerlik ve biletleme, tekrarlayan çağrı merkezi süreçleri, şablon içerik üretimi ve yalnızca kurala dayalı temel analizlerdir. Bu meslekler tamamen bitecek demek doğru olmaz; bu işlerde çalışan sayısı ve işin yapılış biçimi değişecek. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2025 raporu, çalışanların mevcut becerilerinin ortalama yüzde 39’unun 2030’a kadar dönüşeceğini veya güncelliğini yitireceğini öngörüyor. Bu veri bize çok açık bir şey söylüyor: Gelecekte diplomasını değil, becerisini sürekli güncelleyen ayakta kalacak.''

Üniversite tercihinde bölüm mü, üniversite mi daha önemli? Güçlü bir üniversitede farklı bir bölüm okumak mı, yoksa istediği alanda daha az bilinen bir üniversiteyi tercih etmek mi uzun vadede daha avantajlı olur?
Tuncer Keleş: ''Bunun herkese uyan tek bir cevabı yok. Mesleğe doğrudan giriş sağlayan ve uzmanlığı net olan alanlarda bölüm önceliklidir. Tıp, hukuk, psikoloji, mimarlık ya da belirli mühendislik dallarında öğrenci istemediği bir bölümü yalnızca üniversitenin adı güçlü diye seçmemeli. Çünkü güçlü bir üniversitenin markası, yanlış bölümde geçirilen dört yılın yarattığı isteksizliği tek başına telafi edemez. Buna karşılık işletme, ekonomi, iletişim, sosyal bilimler ve bazı teknoloji alanlarında üniversitenin akademik çevresi, yabancı dil imkanı, değişim programları, mezun ağı, kulüpleri, staj bağlantıları ve işveren nezdindeki karşılığı ciddi fark yaratabilir. İstenen alana yakın bir bölüm, güçlü bir üniversitenin sunduğu ek imkânlarla desteklenebiliyorsa bu seçenek ayrıca değerlendirilebilir. Ancak nasıl olsa çift anadal yaparım düşüncesiyle hiç istenmeyen bir bölüme girilmemeli; çift anadalın kontenjanı, not ortalaması ve kabul şartları vardır. Ben tercih yaparken yedi başlığa bakılmasını öneriyorum: Ders içeriği, akademik kadro, uygulama altyapısı, eğitim dili, staj ve sektör bağlantıları, mezunların iş sonuçları, öğrencinin şehir ve yaşam koşullarına uyumu. Daha az bilinen bir üniversitede güçlü akademik kadro, gerçek proje, iyi staj ve üretim imkanı varsa öğrenci çok başarılı olabilir. Son karar, 'Hangi üniversitenin adı daha büyük?' sorusuyla değil, 'Bu program beni olmak istediğim profesyonele gerçekten hazırlıyor mu?' sorusuyla verilmelidir.''

Yapay zekâ destekli mesleklerin yükselişiyle birlikte çift anadal, yandal ve sertifika programlarının önemi arttı. Öğrenciler üniversite hayatlarını iş dünyasına hazırlamak için nasıl bir yol izlemeli?
Tuncer Keleş: ''Üniversite artık yalnızca derslere girip diploma alınan bir dönem olmamalı. Öğrenci dört yılı bilinçli bir gelişim planı gibi yönetmeli. Birinci yılda yabancı dilini, dijital okuryazarlığını ve temel derslerini güçlendirmeli. İkinci yılda kulüpler, sosyal sorumluluk çalışmaları, öğrenci projeleri ve yarışmalarla ekip içinde üretmeyi öğrenmeli. Üçüncü yılda nitelikli staj, mentorluk, sektör bağlantısı ve alanına uygun teknik eğitimlere ağırlık vermeli. Son sınıfta ise portföyünü, CV’sini, LinkedIn profilini, mülakat becerisini ve hedef şirket listesini hazır hale getirmeli. Çift anadal ve yandal, yalnızca diplomaya ikinci bir bölüm adı eklemek için yapılmamalı. Ana bölümün yanına anlamlı bir uzmanlık koyuyorsa değerlidir. Örneğin işletme ile veri analitiği, psikoloji ile insan-bilgisayar etkileşimi, biyoloji ile yazılım veya hukuk ile teknoloji politikaları birbirini besleyebilir. Sertifika konusunda da aynı ölçü geçerli: Çok sayıda belge değil, hedefe uygun ve uygulamayla desteklenen eğitim önemlidir. Sertifikayı projeye, staja veya somut çıktıya dönüştürmeyen öğrenci iş görüşmesinde fark oluşturmaz. Öğrencilerin en büyük hatalarından biri kariyer hazırlığını son sınıfa bırakmak. İş dünyası mezuniyet günü başlamıyor; üniversitenin ilk gününden itibaren birikiyor. Mezun olduğunda yalnızca diplomasını gösteren değil, hangi problemi çözdüğünü, ne ürettiğini, kimlerle çalıştığını ve hangi beceriyi geliştirdiğini anlatabilen genç öne çıkacak. Yapay zeka çağında en kıymetli profil; kendi alanını bilen, teknolojiyi doğru kullanan, insanla iletişim kurabilen ve öğrenmeyi bırakmayan profildir.''