Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Hürmüz Boğazı’nda 7 aydır yaşanan inişli çıkışlı gerilim, yalnızca bölgesel bir çatışma olmaktan çıkıp küresel enerji piyasalarının geleceğini doğrudan etkileyen bir krize dönüştü. Petrol fiyatları yükselirken, ABD’nin İran’a yönelik baskısının ekonomik ve jeopolitik sonuçları da tartışılmaya devam ediyor.
Peki Washington yönetimi Hürmüz’de neden böylesine büyük bir riski göze alıyor? ABD’nin İran’a yönelik hamlesinin arkasında yalnızca Tahran’ı ekonomik olarak sıkıştırmak mı var, yoksa daha büyük bir enerji ve ticaret planı mı devrede?
Ekonomist Necmettin Batırel, Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er’e yaptığı değerlendirmede, Hürmüz krizinin perde arkasındaki enerji hesaplarını mercek altına aldı.
Batırel’e göre ABD’nin hamlesi kısa, orta ve uzun vadede farklı hedeflere dayanıyor.

Necmettin Batırel, ABD’nin Hürmüz krizini göze almasının arkasında yalnızca askeri hedeflerin bulunmadığını, Washington’ın uzun vadeli enerji stratejisinin de belirleyici olduğunu söyledi.
Küresel petrol piyasasında yaşanan sert hareketliliğin, ABD’nin enerji politikaları açısından çok daha geniş sonuçlar doğurduğuna dikkat çekti:
''2026 yılının Şubat ayından bu yana süregelen Hürmüz Boğazı krizi ve ABD'nin uyguladığı askeri abluka, küresel çapta petrol fiyatlarının 100 dolar sınırını zorladığı yıkıcı bir enerji krizini tetikledi. Ancak resmin bütününe bakıldığında, Washington'ın bu krizi göze almasının arkasında yapısal enerji stratejilerine dayanan birden fazla derin sebep yatıyor.''

Hürmüz’deki gerilimin petrol piyasasında yarattığı baskıya dikkat çeken Batırel, krizin başladığı döneme kıyasla Brent petrolün geldiği seviyeye işaret etti.
Petrol fiyatlarındaki yükselişin küresel ekonomide yeni bir maliyet baskısı oluşturduğunu belirten Necmettin Batırel, şu ifadeleri kullandı:
''Krizin fitili, 28 Şubat 2026'da ABD ve İsrail'in İran'a yönelik hava saldırıları ve ardından İran'ın boğazı kapatma hamlesiyle ateşlenmişti. O tarihte 71 dolar olan brent petrol bugün 94 dolara çıkarak 7 ayda yüzde 32 yükselmiş durumda.''

Batırel’e göre Hürmüz’deki kriz, yalnızca petrol fiyatlarını yukarı çekmekle kalmıyor; aynı zamanda küresel enerji ticaretindeki dengeleri de değiştiriyor.
Özellikle petrol fiyatlarının yükselmesiyle ABD’nin enerji sektörünün elde ettiği avantajlara dikkat çeken Necmettin Batırel, krizin Washington açısından ekonomik boyutunun da bulunduğunu belirtti:
''Donald Trump yönetiminin İran limanlarına karşı başlattığı deniz ablukasının birincil askeri-siyasi hedefi, Tahran'ın can damarı olan petrol ihracatını sıfırlayarak ülkeyi ekonomik olarak felç etmekti. Kriz ilk bakışta tüm dünyayı sarsıyor gibi görünse de, fiziksel arbitraj mekanizması sayesinde Amerikan enerji şirketlerini dünyanın en büyük nakit makinesine dönüştürdü.''

Küresel petrol fiyatlarındaki yükselişin ABD enerji şirketlerine nasıl bir avantaj sağladığını anlatan Batırel, enerji ticaretindeki fiyat farklılıklarının Amerikan şirketlerinin kârlılığını artırdığını ifade etti.
Necmettin Batırel, ABD’nin kendi enerji kaynakları ile farklı bölgelerde kontrol ettiği petrolü küresel piyasalardaki gelişmelere göre değerlendirdiğini belirterek, bunun Avrupa ve Çin açısından ise farklı sonuçlar doğurduğuna dikkat çekti:
''Küresel petrol fiyatları fırladığında, ABD'nin kontrol altında tuttuğu ve ucuza ürettiği enerji kaynakları (kaya petrolü ve Venezuela gibi ülkelerdeki yatırımları) inanılmaz derecede kârlı hale geldi. ABD, kendi kaliteli ve hafif petrolünü yerel piyasası için saklarken; diğer bölgelerden ucuza kontrol ettiği petrolü işleyerek Avrupa'ya pahalı jet yakıtı ve türevleri olarak ihraç ediyor, bu sayede Amerikan enerji devleri milyarlarca dolarlık kazanca ulaşıyor. Hürmüz Boğazı'nın bypass edilerek kilitlenmesi, enerji ithalatına göbekten bağlı olan Çin ve Avrupa Birliği gibi küresel aktörleri doğrudan vuruyor. Çin'in en büyük petrol tedarikçilerinden biri olan İran'ın devre dışı kalması, Pekin'in üretim maliyetlerini artırmakta ve ekonomik büyümesini yavaşlatıyor. sanayisi yüksek enerji maliyetleri altında ezilen Avrupa, ABD'nin LNG (Sıvılaştırılmış Doğal Gaz) ve petrol ihracatına daha bağımlı hale geliyor. Bu durum ABD'ye küresel ticarette devasa bir asimetrik üstünlük sağlıyor.''

Batırel, Hürmüz krizinin yalnızca bugünkü petrol fiyatları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.
ABD’nin uzun vadede bölgedeki enerji akışını ve ticaret yollarını değiştirmeye yönelik daha kapsamlı bir strateji izlediğini savunan Batırel, Washington’ın hedeflerini üç aşamada değerlendirdi:
''ABD'nin Hürmüz'deki tırmanışı göze alarak küresel bir enerji krizine yol açmasının arkasındaki gerçek sebep; kısa vadede İran rejimini diz çökmeye zorlamak, orta vadede Amerikan enerji kartellerine tarihi kârlar sağlamak ve uzun vadede ise enerji rotalarını karaya kaydırarak Orta Doğu'daki jeopolitik haritayı ve küresel enerji mimarisini kendi lehine yeniden şekillendirmektir.''