Kategoriler
UYGULAMALAR
İstanbul
Altın, geçmişte Körfez’de yaşanan hemen her savaş geriliminde hızla yükselirdi. Çünkü fiyatı hareket ettirenlerle altını uzun vadeli rezerv olarak elinde tutanlar büyük ölçüde aynı yönde pozisyon alıyordu.
2026’da ise tablo değişmiş durumda. Bir tarafta, dolar bağımlılığını azaltma hedefiyle yıllara yayılan bir strateji izleyen ve altın toplamaya devam eden merkez bankaları var. Diğer tarafta ise Fed’in faiz politikasını, doların seyrini ve tahvil getirilerini izleyerek çok daha kısa vadeli pozisyon alan Batılı yatırımcılar ve spekülatörler bulunuyor. İşte altın fiyatında bu hafta yaşanan hareketi belirleyen de ikinci grup oldu.

Altının ons fiyatı pazartesi günü yüzde 0,7 gerileyerek yaklaşık 4 bin 402 dolara indi. Üstelik düşüş, Hürmüz Boğazı’nda ABD ile İran arasında yaşanan ilk doğrudan deniz çatışmasının ardından Brent petrolün altı haftanın en yüksek seviyesine çıktığı bir dönemde gerçekleşti. Normal şartlarda jeopolitik riskin bu kadar belirgin arttığı bir ortamda altının da güçlü biçimde yükselmesi beklenebilirdi. Ama olmadı.
Piyasadaki ilk yorumlar, yatırımcıların savaşın daha geniş bir bölgeye yayılmayacağına ve gerilimin kontrol altında tutulabileceğine inandığı yönündeydi. Ancak CFTC verileri, fiyat hareketinin arkasında daha farklı ve biraz daha somut bir neden olduğunu gösteriyor.

Aynı hafta yayımlanan CFTC verilerine göre büyük spekülatörler, altındaki net uzun vadeli vadeli işlem pozisyonlarını yaklaşık 15 bin kontrat azalttı. Yani yatırımcıların bir bölümü, güçlenen dolar ve yükselen ABD Hazine tahvili getirileri karşısında altındaki pozisyonlarını kapatmaya başladı. Kısa vadede fiyat üzerinde baskı yaratan esas hareket de buradan geldi. Öte yandan altın piyasasının diğer büyük oyuncuları tam tersini yaptı.
Dünya Altın Konseyi'nin en güncel çeyreklik verileri, merkez bankalarının altın alımlarını bir yıldan uzun sürenin en yüksek hızına çıkardığını gösteriyor. Daha dikkat çekici olan ise bunun, altının 2013’ten bu yana en kötü çeyreklik fiyat performansını sergilediği dönemde gerçekleşmesi. Kısacası fiyat düşerken merkez bankaları geri çekilmedi. Tam tersine, alımlarını hızlandırdı.
Ortada aslında iki farklı yatırımcı profili var: Biri kısa vadeli faiz, dolar ve tahvil hareketlerine göre işlem yapıyor; diğeri ise altını çok daha uzun vadeli bir rezerv ve dolar dışı çeşitlendirme aracı olarak görüyor. Bu nedenle altının günlük fiyatı ile büyük merkez bankalarının uzun vadeli alım eğilimi artık aynı yönde hareket etmek zorunda değil.

Altın talebi kabaca dört ana gruba ayrılıyor: merkez bankalarının rezerv alımları, Asya’daki bireysel külçe ve sikke talebi, kurumsal tezgah üstü piyasadaki birikimler ile Batılı borsa yatırım fonları ve vadeli işlem yatırımcıları. Geçmişte korkunun arttığı dönemlerde bu grupların önemli bölümü aynı anda altına yöneliyordu.
2008 finansal krizi, 2020’de yaşanan küresel şok ve 2022’de Ukrayna savaşının ilk dönemleri bunun en belirgin örnekleri arasında yer aldı. Altının “korku göstergesi” olarak görülmesinin temelinde de bu davranış vardı. 2026’da ise bu ilişki ciddi biçimde bozuldu.
Altın yalnızca haziran ayında yüzde 11’den fazla düştü. Böylece değerli metal art arda dördüncü aylık kaybını yaşarken, 2013’ten bu yana en kötü çeyreklik performansını kaydetti. Düşüşte güçlenen dolar ile Fed’in faiz artırabileceğine yönelik beklentilerin yükselmesi belirleyici oldu. Üstelik tüm bunlar, ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın yedinci ayına girdiği ve çatışmaların giderek tırmandığı bir dönemde yaşandı.